"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Ashia - Bölüm 18: Ganf Adası (3)


Arsay Huthia

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 22. Şiay’ı

 

Gözlerini açan genç prens kendisine yaklaşan Ved’i gördü.

Ved, “Sonunda uyanabildin,” dedi. “Ne yaptın bilmiyorum ama sana hayatımı borçluyum evlat. Dile benden ne dilersen.”

Gülümseyen adamın yüz şekli genç prens ile göz göze gelince değişti. Yüzünü genç prensin yüzüne yaklaştırdıktan sonra düşünceli bir şekilde çenesini kaşıdı. “Sen şu dün sabah gördüğüm deli velet değil misin?”

“Yeni mi fark ediyorsun?”

Ved kahkaha atmaya başladı. O sırada en başından beri yukarıdan her şeyi izlemiş olan buna rağmen yardım etmeyen iri adamlar gürültü yapmaya başladılar. Adamlar yanlarında tuttukları merdiveni aşağıya uzatıp ağaca dayamaya çalışıyorlardı.

Ved, gözleriyle genç prense ağaçtan inmeye çalışanları işaret ederek “Onlarla birlikte misin?” diye sordu.

Arsay yukarıdakilere tiksintiyle baktıktan sonra Hayır,” diye tısladı. “Beni zayrosa diri diri yem etmeye çalıştılar.”

Genç prens, Ved’in ağaçtakileri göz ucuyla izlediğini fark etti. Adamlar uzun uğraşları sonucu merdiveni altlarındaki ağaca dayadılar. Adamlar merdivenden inmek için sıraya girerlerken yerinden kalkıp koşan Ved ağaca dayalı merdivene sert bir tekme attı ve merdiven yana doğru devrilerek büyük bir gürültü çıkardı.

Ağacın tepesinde mahsur kalan adamlar Ved’in yapmaya çalıştığı şeyi anlayıp ona küfürler etmeye ve lanetler okumaya başladılar. Başlarındaki kırmızılı kadın bile ağzını bozarak Ved’e söyleniyordu.

Bu kadar gürültünün ardından etraftaki yüksek ağaçlardan sesler gelmeye başladı. Göz açıp kapayıncaya kadar her taraftan Arsay’ın önceki sabah görmüş olduğu maymuna benzeyen küçük, kıllı yaratıklar çıktı. Korkunç sesler çıkaran bu küçük yaratıklar ağacın üzerinde kalan iri adamlara korkusuzca saldırdılar. İri adamlar karşılık vermeye çalışsalar bile bu yaratıkların sonu gelmiyordu, sayıları belki de binleri buluyordu.

Adamlar ve küçük yaratıklar ağacın tepesinde savaşırlarken adamlardan biri onlarca metrelik ağaçtan yere düşüp anında öldü. Ved ölmüş olan adamın başına gidip üstünü karıştırdı. Ölü adamın cebinden eskimiş küçük bir içki şişesi çıktı.

Ved içkiden birkaç yudum aldıktan sonra keyfi yerine gelmiş gibi gülümsedi. Derin bir nefes aldıktan sonra şarkı söyleyerek ilerlemeye başladı. Birkaç adım attıktan sonra arkasına dönüp Arsay’a bakarak “Gelmiyor musun?” diye sordu.

Genç prens bu teklif karşısında ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Yine de duygularını saklamayı tercih ederek kendini beğenmiş bir şekilde “Sanki başka bir seçeneğim var,” dedi. “Hadi gidelim.”

Arsay gitmeden önce arkasına dönüp ağacın tepesinde tuzağa düşmüş olan adamlara baktı. Onlara acıdı. Sonra adamların onu ölüme terk ettiğini hatırlayınca yumruğunu sıktı. Kötüye acımayacaksın.

Önceki gün yolda karşılaştığında kendisinden kaçıp onu tuzağa çeken çocuğu ağacın en yüksek noktasından kaşlarını çatmış bir halde kendisine bakarken gördü. Genç prens bunu gördükten sonra içi ürperdi. Hızlıca buradan gitmeye karar verdi ve Ved’e yetişmek için koştu.

Genç prens ile sarhoş adam ikilisi uzun bir süre ormanın içlerinde ilerlediler. Genç prens, Lio’nun günler önceki yumrukları yüzünden şişmiş ve kurumuş kan lekeleriyle dolmuş bir yüzle geziyordu. Bir su birikintisinin kenarına gelince eğilip yüzünü temizledi. Ardından ikili ilerlemeye yollarına devam ettiler.

Yol boyunca Ved, kendi inancından ve Minjir’den onun ismini söylemeden dolaylı yollarla garip bir şekilde bahsetti. Genellikle fare başı olan bir insan olarak tasvir edilen Minjir son derece güvenilir ve derinden hayranlık duyulan bir tanrıymış. Minjir’e gönülden verilen hediyelerle ve onun için yapılan görevlerle ibadet edilirmiş. Minjir çok fazla sevgiliye sahipmiş ama içlerinden en sevdiği sevgilisi Hyzen’mış.

Bu bilgiler Arsay’ın ilgisini çekmeyen önemsiz bilgilerdi. Tanrılar var olsalar bile onların insanların arasına karışmayacaklarını düşündü. Hangi ulu varlık fanilerin arasında kalmaktan zevk alabilirdi ki? Burada ilgi çekici bir şey göremiyordu. Ved büyük bir zevkle inancına dair detayları anlatmaya devam ederken Arsay ailesinin ne durumda olduğunu ve evine nasıl dönebileceğini düşünüyordu.

“Beni dinliyor musun sen?”

İrkilen Arsay, “Ailemi düşünüyordum,” dedi.

Ved başını iki yana sallayarak “Onları unutsan iyi edersin,” dedi. “Buradan kurtulmanın imkânsız olduğunu sana daha kaç kere söylemem gerek?”

Arsay yanındaki Ved’in ona bir çıkış yolu sunmak yerine inancını anlatmasından sıkılmış ve sinirlenmişti.

Sarhoş adamın inancını küçümser bir tonla “Belki Minjir’e seslenirsen gelip bizi kurtarır,” dedi.

Gözleri büyüyen Ved eliyle Arsay’ın ağzını sıkıca kapattı.

“Şşt! Onun ağzını adına almaya layık değilsin.”

Arsay nedense enerjisinin arttığını ve daha iyi hissetmeye başladığını fark etti.

“Nedenmiş o? Minjir bir tanrı diye onun adını ağzıma alamaz mıyım?”

Ved eliyle daha sert bir şekilde Arsay’ın ağzını tutarak dudaklarını iyice sıktı.

“Hayır, ondan değil. Eğer inançlı veya özel birisiysen onun adını bir günde üç kere andığında kâbustan bile beter birtakım olaylar gerçekleşebilir.”

Ved hâlâ eliyle Arsay’ın ağzını tutuyordu. “Elimi çekeceğim ama o ismi bir daha söylemeyeceğine dair bana söz vermelisin. Anlaştık mı?” Arsay karşısındaki adamın ciddiyeti ve endişesi hakkında şaşırmıştı. Başını sallayarak adamı onaylayarak söz verdi.

Ved elini genç prensin ağzından çektikten sonra derin bir iç çekti. “Çok yakındı.”

İkili bir süre daha ormanda ilerledikten sonra ormanın daha ıssız bir köşesine geldiler. Ormanın diğer kısımlarına oranla buraya daha az ışık vuruyordu. O yüzden burada, gölgelerin arasında daha güvendeydiler.

Ved rahat bir tavırla boş bir köşeye kıvrılıp yattı. Arsay ise bir ağaca sırtını dayayarak uzandı.

Kısa bir süre sonra canı sıkılan Arsay olduğu yerden kalkıp Ved’e yaklaştı. İlginç bir şekilde hiç uykusu yoktu. Yapacak bir şey bulamayıp parmağıyla Ved’in kulağını dürterek uyuyan adamı uyandırdı.

Ved, “Ne var?” diye sordu.

Arsay öğüt verir gibi ciddi bir tonla “İkimiz de o kelimeyi bugün iki kez söyledik,” dedi. “O yüzden sen de ağzını kapalı tut ve kendine dikkat et.”

Ved sinirle harfleri yutarak “Beni bunun için mi uyandırdın velet?” diye çıkıştı. “Sen beni değil, kendini düşün ve o koca çeneni sıkı tut.”

Arsay yerine geri dönerek uzandı. Bir süre dönenip durdu ama içi enerjiyle dolup taşıyordu ve bu halde uyumasının mümkün olmadığını fark etti. Yine yerinden kalkarak Ved’in yanına gitti. Uyuyan adamın kulağına üflemeye başladı. Ved kaşları çatık bir şekilde yattığı yerden arkasına döndü.

“Yine ne var lan?”

“Seni ilk görüşümde yanında bir grup adamın vardı. Onlar neredeler?”

Dişlerini sıkan Ved, “Başlarım adamlarına!” diye haykırdı. “Bir daha ölecek olsan bile beni uyandırma.”

Arsay sorusuna cevap alamadan yerine geri dönmek zorunda kaldı. Sakallı adamın uykuya âşık olduğunu düşündü. Genç prens adamı bir daha rahatsız etmemesi gerektiğine karar verip yere kıvrıldı ve arkasını döndü.

Aradan geçen kısa bir süreden sonra Arsay yerinden kalktı. Kısa bir süreliğine de olsa yüreği geçmişti. Neden hemen uyandığını merak etti. İyi bir uyku çekip dinlenmiş miydi? Öyle hissetmiyordu. Üzerinde bir ağırlık var gibiydi, sanki yarım gün daha uyuyabilirdi. Sırtını dayamış olduğu ağaç sallanmaya başladı. Genç prens olduğu yerden fırlayıp ağaçtan uzaklaştı. Ağaçtan bir düzine bacağıyla hızla inen köpek boyutunda kara bir örümcek çıkmıştı. Arsay koşarak bir ağacın arkasına saklandı. Örümceğin kendisini görmemesi için Ved’e fısıldayarak “Uyan!” dedi. Ved onu duymuyor, gülümsemiş bir halde mışıl mışıl uyuyordu.

Kara örümcek başına geldiği Ved’in kulağına bir ayağıyla dokundu. Kaşlarını çatan Ved söylenerek yavaşça gözlerini açtı. “Lanet olsun san- “

Ved kulağına dokunanın Arsay değil de büyük bir örümcek olduğunu görünce “Minjir aşkına bu da ne?” diye çığlık attı.

Arsay yerde yatan adamın o kelimeyi söylemesinden dolayı en az onun kadar şaşkındı. Adam iki eliyle ağzını kapamıştı fakat her şey için çok geçti; o kelimeyi bugün üçüncü kez söylemişti. Arsay neler olacağını merak etti.

Her tarafı hızla sisler kaplamaya başladı. Bunu deprem oluyormuş gibi yerlerin titremesi takip etti. En sonunda herkesin gözünü alacak bir ışık patlaması oldu ve Ved’in karşısında fare kafalı insan bedenine sahip iri yarı birisi belirdi. Dev örümcek bu varlıktan yayılan şeytani enerjiyi hissetmiş olacak ki ormanın derinliklerine doğru can havliyle kaçmaya başladı.

Arsay bir ağaca dayanmıştı. Ved ve fare kafalı adamdan oldukça uzaktaydı fakat neler olduğunu anlamıştı. Yüzü buz tutmuş bir halde kendisinin bile duyamayacağı bir ses tonuyla fısıldadı. Bu Minjir! Bir Tanrı!

Minjir kimsenin duyamayacağı bu sesi bile duymuş olacak ki başını hemen Arsay’a çevirdi. Arsay kendisine bakan gözler karşısında daha önce duymadığı tüm korkuların ötesinde bir hisle kaskatı kesilmişti. Ardından Minjir başını önündeki Ved’e doğru çevirdi.

Ved yattığı yerden hızlıca Minjir’e döndü ve kafasını toprağa sokacak kadar çok, büyük bir abartıyla eğdi. Gördüklerine inanmakta zorlanmasına rağmen karşısındakinin gerçekten de bir tanrı olduğunu idrak edebilmeye başlayan Arsay hızlıca Ved’in hareketlerini taklit ederek olduğu yerde yere eğildi.

“Sefil ölümlüler, sonunuz gelmeden önce neden beni anmaya cüret ettiğinizi açıklayın.”

Ved kafasını yere dayamışken “Muhteşem olan!” dedi. “Aslında… Aslında ben- “

“Aslında sizden bizi bu adadan kurtarmanızı ve uzaklara göndermenizi istiyoruz.” diye araya girdi Arsay.

Kollarını birbirine sıkıca bağlamış olan Minjir başını yan taraftaki Arsay’a doğru çevirdi.

Vücudu sırılsıklam olan Arsay kendisinin deli olduğunu düşünüyordu. Karşısında hayal bile edemeyeceği bir varlık, bir tanrı vardı ve ondan neresinden geldiğini bilmediği bir deli cesaretiyle küstahça bir istekte bulunmuştu.

Genç prens yutkunduktan sonra başını kaldırıp Minjir’in yüzüne bakmaya çalıştı. Her şeyin farkında olan Minjir yalnızca işaret parmağını kaldırdı. Arsay yerden gelen müthiş bir kuvvetle havalanmaya başladı. Havalanan genç prens adeta kuşlar gibi havada asılı kalmıştı.

Minjir yavaş adımlarla Arsay’ın başına gelip vücudunu incelerken “Bu güçsüz şey benden bir istekte mi bulunuyor?” diye dalga geçer gibi sordu. “Kuhaha!”

Arsay kendisini havaya kaldıran bu güçten dolayı inanılmaz bir acı çekiyordu. Konuşmaya çalışıyordu ancak sanki boğazını görünmeyen bir el tüm gücüyle sıkıp boğuyordu.

Ved tekrardan “Muhteşem olan!” dedi. “Sizi çağıran zavallı kulunuz bendim. Vereceğiniz görev için tüm inancımla ve kalbimle hazırım.”

Minjir havada olan parmağını indirdi.

Parmağın inmesiyle havada asılı olan Arsay yere düştü. Minjir, Arsay’ı yerden sadece birkaç metre yüksekliğe kaldırdığı için genç prensin yere düştüğünde çok canı yanmamıştı ancak nefesi kesildiği için boğazını tutuyor ve öksürüyordu.

Minjir kendisini çağırmış olan adamı, Ved’i süzdü.

“Bana iki gece sonra, dolunay tam bu ormanın zirvesine geldiğinde, kurban edilecek yüz insan getirmiş olun.”

Minjir bunu dedikten sonra parmağını şaklattı. Önce Ved’in, sonra Arsay’ın boyunlarına büyük bir acıyla birlikte simsiyah bir dövme işlendi.

Ağzı açık kalan Ved, “Muhteşem olan!” dedi. “Adınızı anarak size ibadet etmeye çalışan zavallı kulunuz bendim, o çocuk değildi.”

Minjir diliyle dudaklarını ıslattıktan sonra “İki gününüz var,” dedi. “Görevi başaramazsanız ikinizin ruhunu birden alırım.”

Bir ışık patlaması oldu. Boğazını tutan Arsay gözlerini açtığında Minjir çoktan gitmişti.

Ved yavaş adımlarla Arsay’ın yanına gelip gülümserken kalkmasına yardım etti.

“İlk kez bir tanrı görmene rağmen korkmamandan etkilendim.”

Buz kesmiş olan Arsay yüzüne zar zor bir gülümseme yerleştirdi. “Korkmamak mı? Korkudan altıma kaçırıyordum.”




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17486 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36094 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr