Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Ashia - Bölüm 17: Ganf Adası (2)


Arsay Huthia

 

Uzun süredir ormanın içerisinde ilerleyen Arsay havanın iyice kararmaya başladığını fark etti. Geceyi suçlularla dolu olan bu tekinsiz ormanda geçirmek istemiyordu. Yorulmaya ve acıkmaya başlamıştı. Ailesini düşündü. Oysaki onların yanında ne kadar güvende ve mutluydu. Ejderha görmek istiyordun, al sana ejderha!

Ormanın içerisindeki patikada uzun süre ilerledikten sonra patikanın sonunun daha geniş bir yola bağlandığını gördü. Bu yol sayesinde ormandan bir çıkış bulabileceğini düşünüp kalan tüm gücüyle koşmaya başladı. Belki de kumsala çıkıp savaş gemilerine işaret ederek kendisini gemiye aldırabilirdi. Sonuçta onun burada bir yeri yoktu. O bir suçlu değildi ve her şeyi anlatırsa buradan güvenle kurtarılıp evine götürülebilirdi.

Güneşin kızıllaşan ışığı geniş toprak yola ağaçların yapraklarının arasından vuruyordu. Arsay koşmaya devam ederken etrafı inceledi. Önündeki geniş yol boyunca ağaçlar az önceki kadar sık ve yüksek değillerdi. Yerlerde ağaçlardan düşmüş kurumuş yapraklar doluydu.

Arsay yaprakların ezilmemiş ve etrafa saçılmamış olduğunu görünce bu yoldan uzun zamandır kimsenin geçmemiş olduğunu düşündü. Bunun iyi mi kötü mü olduğunu bilemiyordu. Yine de ilerlemeye devam etmek dışında bir seçeneği yoktu.

Koşmayı bırakıp yürüyerek geniş yolda ilerlemeye başladıktan kısa bir süre sonra kendisinden küçük olduğunu düşündüğü bir çocukla denk geldi. Gözleri büyüyen çocuk onu görünce tüm gücüyle ters yönde koşmaya başladı.

“Bekle!” dedikten sonra Arsay kendisinden kaçmakta olan çocuğun peşinden tüm gücüyle koşmaya başladı.

İkili kısa bir süre koştuktan sonra çocuk yoldan çıkıp çalıların arasına dalarak gözden kayboldu.

Arsay çalıların yanına gelip çalıların arasından o yöne baktığında oraların çok karanlık olduğunu ve oraya gitmenin kendisini büyük bir tehlikeye sokacağını düşündü. Çocuğun neden kendisinden kaçtığını anlayamamıştı. Çocuğu takip etmekten vazgeçti. Genç prensin amacı ormandan çıkmaktı, daha derinine inmek değil.

Genç prens geniş yolda ilerlemeye devam etti. Etraftan çıt bile çıkmazken aniden çalıların arasından koşarak çıkan bir kadın Arsay’a çarptı ve ikili birlikte yere kapaklandı. Genç prens ve genç kadın yerde birbirine yapışmışken Arsay ağrıyan sırtından dolayı sızlanıyordu. Solmaya başlayan bordo elbisesinin içerisindeki kadın sıcacık bedeniyle Arsay’a yapışmış, soluklanırken “Kurtar beni!” diye bağırdı.

Arsay bir anda üzerinde biten bu kadından dolayı şaşırmışken kekeleyerek “Neler oluyor?” diye sordu.

Hâlâ genç prensin üstünde duran kadın endişeli bakışlarıyla çalılara doğru baktı. Bir elini ağzına götürüp tırnaklarını yerken “Peşimdeler,” dedi. “Şuradan gelecekler. Çabuk, onları durdur.” Kadın eliyle ormanın karanlık yerini işaret etmeye devam ediyordu.

Kadın üzerinden kalktıktan sonra Arsay da ayaklandı. Genç prens yerden aldığı bir dal parçası ile çalıların olduğu yere yavaş adımlarla sessizce yaklaştı. Arkasındaki korkup titreyen kadının sesi kesilmişti. Kalp atışları hızlanan Arsay çalılara odaklanmışken arkasındaki kadın kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle hareket ederek önündeki genç prense arkadan sarıldı ve elindeki hançeri Arsay’ın boğazına dayadı.

“Ölmek istemiyorsan kıpırdama aptal çocuk.” Kadın çalılara doğru büyük bir zafer kazanmış gibi sevinçle bağırdı: “Çıkabilirsiniz beyler, bir günümüzü daha kurtardık!”

Etraftaki çalılardan birkaç kalıplı adam ve az önce Arsay’ı görüp ondan kaçan küçük çocuk çıkmıştı. Arsay konuşmak istese de adamlar ona izin vermeyip anında ağzını ve ellerini kalın bir iple bağladılar.

Grup çok uzun süre ormanın derinliklerinde yürüdü. Arsay’ın ellerinin bağlı olduğu ipler oldukça uzundu ve iplerin ucu önünde yürüyen kadının elindeydi. Kadın sanki köpeğini tasmasından tutmuş ve bahçesinde yürüyüşe çıkarmış gibiydi.

Grup bir süre daha yürümeye devam etti. Arsay aç ve susuz bir şekilde ilerlemeye devam etti ancak yorgunluktan adım atacak hali kalmamıştı. Genç prens yürürken uyuklayacak gibi olup yavaşlayınca kadın tuttuğu ipi hızla çekti. Bilekleri acıyla kızaran genç prens kendisine gelip gruba ayak uydurmaya çalışarak yürümeye devam etti.

Arsay’ın gözleri yaşarmıştı. Berbat bir haldeydi ve nereye götürüldüğünü bilmiyordu. Bir ejderha görebilme umuduyla çıktığı yolculuğunda belki de birazdan öldürülecekti. Ruhgezer gücü yerine zamanı kontrol edebilme gücüne sahip olabilmeyi ve böylece her şeyi geri alabilmeyi isterdi.

Grup en sonunda kamp alanına varmıştı. Adanın her tarafından görülebilecek büyüklükte bir kamp ateşi yakılmıştı. Grupta Arsay’ı kandırıp esir alan kadın dışında tam olarak otuz adam vardı. Saçı sakalı birbirine karışmış adamlar tuttukları genç prensi büyük bir ağaca bağladılar.

Arsay ağaca bağlandıktan kısa bir süre sonra dayanamayıp uyuyakaldı.

Gecenin ortasında yüzünü yakan bir acı ile gözlerini açtı. Karşısında kendisini kandırıp esir alan kadın ona bağırıyor ve uyanması için tokatlar atıyordu. Uyku sersemi olan Arsay nerede olduğunu ve bu insanların kimler olduklarını unutmuştu. İleriye doğru bir adım atmak ve etrafı gezmek istedi ama vücudu bir şeyle sımsıkı tutuluyordu. Hareket edemeyince iplerle bir ağaca bağlanmış olduğunu hatırladı. İçerisinde bulunduğu durumu daha iyi idrak edince dehşete düştü.

“Uykunu mu böldük prenses?” dedi kadın sert bakışlarıyla genç prensi süzerken.

Arsay’ın ormanda gördüğü küçük çocuk kendisine yaklaştı ve iplerini çözdü. Genç prens iplerden kurtulunca gerilip rahatlamaya çalıştı. İpler yüzünden tutulmuş kollarını açıp sağa sola oynattı. Karşısındaki küçük çocuk büyük ihtimalle kendisinden sadece birkaç yaş küçüktü. Ağzından tek bir kelime bile çıkmayan küçük çocuk bir ağaca kendisinden beklenmeyecek bir şekilde ustaca tırmandı. Aşağı doğru eskimiş kıymıklarla dolu kabaca işlenmiş bir merdiven uzattı. Aşağıda bekleyen yaklaşık otuz adam sırayla bu merdivenden yukarı çıkmaya başladı.

Geriye sadece Arsay ve onu esir alan kadın kaldı. Kadın etrafı süzdükten sonra Arsay’ın yanağına bir öpücük kondurup gülümsedi. Yine etrafını süzdükten sonra Arsay’ın kulağına yaklaşıp fısıldayarak “Gözlerini kapat ve boğazından ısırması için dua et,” dedi. “En acısız ölümün o olduğunu söylerler.” Kadın bunu dedikten sonra gülümseyerek merdivenden yukarıya hızla tırmandı. Kadının arkasından gelmek isteyen Arsay’da merdivene tutunmaya çalışınca iri adamlar buna izin vermeyip küfürler ederek merdiveni hızlıca yukarıya çektiler.

Arsay aşağıda, yanan kamp ateşinin yanında tek başına kalmıştı. Adamlardan biri ona tepeden kısa bir kılıç ile eskimiş yuvarlak bir kalkan atmıştı. Genç prens onların neden yukarıya çıktıklarını anlamamıştı. Şaşkınca etrafına bakınmaya devam ederken kadın bağırarak “Onları al ve zayroslara karşı savaş!” diye bağırdı.

Arsay daha önce okuduğu kitapların hiçbirinde zayros diye bir şey duymamıştı. Bunun buradaki suçlulara ait bir topluluk ismi olabileceğini düşündü fakat genç prens savaşmayı bilmezdi ki. Her tarafı tutulmuş bir haldeydi ve rahat hareket edemiyordu. Kaçmayı düşündü fakat bu karanlıkta korkunç seslerin yankılandığı ormanda bir kör gibi koşturma fikri hiç hoşuna gitmemişti.

Rüzgârın kulak tırmalayan uğultularıyla birlikte etraftaki çalılar sallanmaya başladı. Arsay hızlıca yerden aldığı kılıç ve kalkanı elleri titrer halde tutmaya başladı. Belki hava aydınlanana kadar bir ağacın dibine yatıp kimseye görünmeden dayanabilirdi ve hemen ardından denize doğru koşturabilirdi.

Çalıların sallanması gittikçe arttı. Genç prens yutkundu. En sonunda çalıların içerisinden yavaş adımlar atan saçı sakalı birbirine karışmış bir adam çıktı. Bu adam Arsay’ın sabahın erken saatlerinde görüp mağara adamı sandığı Ved’ti. Hıçkıran adam ayakta duramıyor, olduğu yerde yalpalıyordu. Üzerinde herhangi bir silahı, zırhı veya yarası yoktu. Keyfi yerinde gibi gözüken adam sarhoşlamış bir halde kendi kendine konuşup şarkı söylüyor, rüzgârla adeta dans ediyordu.

Korkusu azalan Arsay ağaçtaki kadına küçümseyici bir bakış atarak “Zayros dediğiniz şey bu adam mıydı?” diye sordu.

Kadın kaşlarını çatıp yanındaki adamlara eliyle Ved’i gösterdikten sonra Arsay’a döndü.

“Ölmeden önce sana zayrosları anlatayım. Onlar ayı boyutundaki şeytanın ırzına geçtiği korkunç kurtlardır. Her gece buraya gelip ona sunduklarımızı yerler ve bizi rahatsız etmeden giderler. Bugünün kurbanı da sensin aptal çocuk.”

Arsay bir karıncayı bile incitemezken şeytani kurtlarla mı savaşacaktı? Bu onun gibi birisi için imkansızın bile ötesindeydi. Nasıl kurtulabileceğini düşünürken dikkati kendi kendine dans eden Ved’e kaydı. Kılıcını ve kalkanını ona vermeyi düşündü ancak genç prens bunları düşünürken Ved yere yığıldı. Arsay’ın her tarafı tedirginlikten sırılsıklam olmuşken belki de bir ağacın arkasına saklanarak bu durumdan kurtulabileceğini, zayrosların Ved’i yiyip gidebileceğini düşündü. Genç prens bunları düşünürken kurt ulumasından daha korkunç, derinden gelen uzun bir uluma duydu ve tüyleri diken diken oldu.

Arsay yanına aldığı kılıcı ve kalkanıyla birlikte en yakın ağacın arkasına saklanıp dua etmeye başladı. Birkaç derin nefes alıp vermeden sonra ağacın arkasındaki Arsay’ın karşısına sessizce bir zayros geldi. Canavar aynı ağacın tepesindeki kadının anlattığı gibiydi; kırmızı parlayan gözleriyle ve sivri dişlerinin aralarından akan iğrenç kokulu salyalarıyla bu kocaman bir ayı boyutundaki şeytani bir kurttu.

Büyük bir burnu ve dik kulakları vardı. Tüyleri bir kurda veya ayıya göre çok daha kalın ve uzundu, hatta neredeyse kirpi dikeni gibiydiler. Bu canavar hırlayarak yavaş adımlarla Arsay’a doğru yaklaşmaya başladı. Arsay böyle bir şeye karşı hiç şansının olmadığını bildiğinden korkuyla geriye doğru seri adımlar atmaya başladı. Bir ağacın arkasına geçip canavar onu görmezken aniden hayatı pahasına koşmayı planlıyordu.

Ateşin yanından geçen genç prens geri adımlar atmaya devam ederken sert bir şeye takılıp kendisini yerde buldu. Önce büyük bir kütüğe takıldığını sandı fakat aslında takıldığı şeyin yerde yatan Ved olduğunu fark etti. Ved küfürler edip homurdanarak başını kaldırdı ve boş gözlerle Arsay’a bakarak “Anne sen miydin?” dedi.

Gözleri büyümüş Arsay’ın ise nutku tutulmuştu. Titreyen sağ elini zar zor havaya kaldırdıktan sonra yutkunarak önündeki Ved’e arkasına bakmasını işaret etti. Kendisinde olmayan adam başını arkasına doğru çevirdikten sonra dibinde hırlayan korkunç zayrosu gördü. Gözbebekleri büyüyen adam tepki bile veremeden zayrosun altında kaldı.

Ağzından salyalar akan canavar adamın kafasını ısırmaya ve parçalamaya çalışıyor, adam titreyen iki eliyle canavarın ağzının iki tarafını da zar zor tutuyordu. Arsay, yerdeki ölmek üzere olan adamın korkup bağırmak yerine gülümsemesine şaşırmıştı.

Canavarla boğuşan adama yardım etmeye karar veren genç prens kılıcını arkasından yaklaştığı zayrosa saplamaya çalıştı fakat canavarın yumuşak gibi görünen derisi bir kaya kadar sertti. Arsay kılıcını batıramadığı yaratığa şaşkınlıkla bakarken zayros kuyruğunu bir kamçı gibi kullandı ve genç prensi acı içerisinde yere düşürdü.

Yerde yatıp canavarın ağzını tutmakta olan adam derin bir nefes aldıktan sonra ağzında biriktirdiği havayı canavara doğru tükürdü. Adamın ağzından çıkan hava bir oktan bile hızlı bir şekilde sessizce gitti ve canavarın sol gözünü delip geçti.

Arsay adamın içerisindeki Aly’i kullanarak Lis gücünü kullandığını fark etti. Yukarıdan olanları izleyen iri adamlar, küçük çocuk ve kırmızılı kadın tezahürat yapıp bağrışıyorlardı.

Canavar acıyla kükrerken adam canavarın suratına tekme atıp onu birkaç metre püskürttü. O sırada yerden eliyle destek alıp ayağa kalkan Ved, yerde yatan genç prense baktı.

“Sen iyi misin çocuk?”

Arsay adamın cesareti ve soğukkanlılığı karşısında etkilenmişti.

“E-evet.”

Gülümseyen adam gözlerini zayrosa dikmişken “Güzel,” dedi. “Şu itin işini bitirelim.”

Arsay adama yaklaşıp kılıcını uzattı fakat adam kılıcı almaya bile yeltenmedi. Adam ellerini çıtlatarak “Fikrimden vazgeçtim,” dedi. “Arkada dur ve Minjir adına savaşacak olan bu şamanın yapacağı kan şölenini izle.”

Uluyan canavar koşarak adamın üstüne atlamaya çalıştı ama adam yan tarafa zıplayıp canavarın keskin dişlerinden sıyrıldı. Canavar bu defa daha da gözü dönmüşçesine adama doğru koştu. Canavar, adamın zıplayarak sıyrılamayacağını düşünerek zıpladı fakat adam aniden yere yatınca canavar adamın arkasındaki kamp ateşinin tam ortasına düştü.

Zayros ateşe düştüğü gibi can havliyle yerinden zıplayıp ateşin içerisinden çıktı. Zayrosun vücudu değil, sadece uzun kuyruğunun ucu yanıyordu.

Arsay bu canavarın zayıf noktasının uzun ve ince kuyruğu olduğunu anlamıştı. Adamın bunu nereden bildiğini merak etti. Belki de uzun süredir burada kalan adam için zayroslarla kavga etmek onun için sıradan bir aktiviteydi.

Bir gözü delinmiş olan canavar yanan kuyruğundaki ateş sönmeyince alevler içerisindeki kuyruğunu ısırarak kopardı. Her taraf kan olmuştu ve canavar acıyla uluyordu. Ağacın tepesinden izleyen grubun tezahürat sesleri belki de tüm adada yankılanıyordu.

O sırada ağacın tepesindeki iki adam tartışmaya başladı.

“Dostum bu adam için bir günlük öğünümü ortaya koyuyorum. Uzun zamandır bir zayrosun kanadığını görmemiştim.”

“Peh, zayrosu birazcık gıdıkladı diye şu sefil adamı yüceltmen saçmalık. Bu gece zayrosun şu ikiliyi afiyetle yiyeceğine iki günlük öğünümü ortaya koyuyorum.”

“Dostum sen deli misin? Bu adamın Lis gücü var ve hava elementini kullanabiliyor. Biliyorsun Lis yetenekleri çok nadirdirler.  Bu gece onun kaybetmesine oynadığın için önümüzdeki günlerde çok aç kalacak ve pişman olacaksın.”

“Bunda ne var? Lis gücü var ve hava elementini kullanabiliyor diye o adamı gözünde fazla büyütüyorsun. Eğer beni kızdırmaya devam edersen ağaçtan inip o adamı zayrostan önce öldürürüm.”

Aşağıdaki Ved ağaçta yapılan bu konuşmaları ve tartışmaları duymuş olacak ki başını yukarı kaldırıp “Arkamdan laf atan hanginizse,” dedi. “Zayrosun işini bitirdikten sonra sıra ona da gelecek.”

Ağacın tepesindeki bağrışan herkes bunu duyduktan sonra sustu. Arsay yukarı bakmakta olan Ved’e bağırdı.

“Dikkat et!”

Adam arkasını dönmeye fırsat bile bulamamışken zayros adamın koluna dişlerini geçirdi.

Zayrosla birlikte hızla yere devrilen adam derin bir nefes alıp yine ağzında biriktirdiği havayı az önceki gibi tükürmeye çalıştı ancak bu defa zayros adamın kolunu ısırmayı bırakıp havaya zıpladı ve bu saldırıdan sıyrılmasını bildi.

Dizleri titreyen adam ayağa kalkmaya çalışırken canavar hızla yanına geldi ve adama arkasını dönerek bir at gibi çifte attı. Adam darbenin etkisiyle uçup bir ağaca çarparak hareketsizce yerde kaldı.

Adam baygınken Arsay her şeyin kendisine kaldığının farkındaydı. Bu bir oyun değil, bir ölüm kalım savaşıydı. Derin bir nefes alıp cesaretini topladıktan sonra kılıcını canavara doğrulttu.

Gözü dönmüş olan canavar Arsay ile uğraşmayıp baygın olan adama yaklaştı. Genç prens bunun iyi bir fırsat olduğunu düşünüp canavarın üzerine doğru koşup atlamaya çalıştı.

Canavar kükreyip üstündeki genç prensi yere atmaya çalışırken Arsay bir eliyle canavarın kafasına dokunarak odaklandı. Canavarın sakinleşmesini hayal ediyordu. Ruhgezer gücü işe yaramazsa öleceğinin farkındaydı.

Bir süre önce fian kartalını sakinleştiren ruhgezer gücü bu canavarın üzerinde işe yaramamıştı. Canavar tekrardan kendisini iki yöne sallayıp üzerindeki genç prensten kurtulmaya çalıştı. Elleri kaymaya başlayan genç prens en sonunda canavarın üzerinden düşüp yan tarafa doğru yuvarlandı.

Salyaları akan ve kanlar içerisinde kalmış olan canavar yerde yatan genç prense yaklaştı. Tam ağzını açtığı sırada tökezler gibi oldu. Canavarın gözleri yavaşça kapanıyordu. Yerde yatan Arsay gücünün geç de olsa işe yaradığını fark edince sevindi fakat kendisinin de gözleri kararmaya başlıyordu. Her saniye gücü gittikçe azalan Arsay kılıcını canavarın ağzından içeriye doğru zayıf bir güçle sapladı. Gözleri tekrardan açılan canavar acıyla bağırarak ağzında saplı kalan kılıçla birlikte oradan koşarak uzaklaştı.

Yukarıdan bu savaşı izleyenlerin bağrışları, alkışları ve çığlıkları birbirine karışmıştı. Arsay gözleri kapanmadan önce kılıcını tuttuğu sağ eline baktı. Bugüne kadar kılıcını iki canlıya saplamıştı. İlk önce Fianco’ya şimdi ise bir zayrosa. Can almak… diye düşündü. Oldukça garip bir his…




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18912 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr