“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Ashia - Bölüm 16: Ganf Adası


Arsay Huthia

 

Arsay her tarafı tutulmuş bir halde acıyla gözlerini açtı. Elleriyle yüzünü yokladı. Yüzü şişmiş ve yüzündeki kan kurumuştu. Başını eğdiğinde kendisini dev kartalın üzerinde, bir ağacın dallarına takılmış bir halde buldu. Etrafını kontrol etmek istedi ancak her tarafı kaplayan ağaç yapraklarından dolayı hiçbir şey göremiyordu. Kartalın boğazına keskin bir dal parçasının saplandığını ve onu öldürdüğünü fark etti.

Yüzü hâlâ dayanılmaz bir acıyla sızlıyordu. Yüzünün şiş olan yerine çok hafif bir şekilde parmak ucuyla dokunmasına rağmen duyduğu inanılmaz acıyla titredi. Titremenin etkisiyle üzerinde durdukları dal çatırdamaya başladı. Arsay yerden ne kadar yüksekte olduğunu bilmediği için hareket etmeyi, hatta nefes almayı bile kesti.

Daldan gelen çatırdama sesleri durmuştu. Rahatlayan Arsay derin bir iç çekti. Genç prens ne yapması gerektiğini düşünürken etraftaki ağaçların dalları sallanmaya başladı. Arsay ne olduğunu anlamaya çalışırken sesler gittikçe artıyor ve yakınlaşıyordu.

Dallarda koşuşturan maymuna benzeyen fakat onlardan daha ufak olan simsiyah ve kabarık tüylü yaratıklar ağacın her tarafını sardılar. Bu yaratıklardan belki de yüzlerce vardı. Hepsi korkutucu sesler çıkarıp Arsay’ın olduğu dalın üzerinde zıplıyorlardı. Bazıları Arsay’a parmağıyla dokunup dişlerini göstererek geri çekiliyordu. Genç prens elini sallayarak yaratıkları kendinden uzaklaştırmaya çalıştı.

Bu kadar ağırlık ve hareketliliğin üzerine dal büyük bir gürültüyle çatırdayıp kırılmaya başladı. Küçük yaratıklar bağırarak diğer dallara atlarlarken Arsay ve kartal kırılan dallarla birlikte aşağı düşüyorlardı.

Kartal ve kartalın üzerinde ona sıkıca tutunan Arsay yere o kadar sert düştüler ki yerdeki toz havalandıktan sonra her tarafa dağılıp bir toz bulutu oluşturdu. Düştüklerinde Arsay bir şeylerin kırıldığını duydu; büyük ihtimalle kartala saplanan dal parçası veya kartalın kemikleri kırılmıştı.

Arsay eliyle yerden destek alarak ayağa kalktı. Bir ormanın içerisinde olduğunu gördü. Ağaçlar o kadar sık ve büyüktü ki yukarıdan gelen güneş ışığını keserek ormanın içini sanki geceymiş gibi gölgede bırakıyorlardı.

Arsay eliyle üzerini yoklayıp yarası olup olmadığına baktı. O sırada etraftaki ağaçların ve bitkilerin arkalarından ayak sesleri geliyor, sesler gittikçe yaklaşıyordu. Arsay küçük yaratıkların hâlâ kendisini takip etmesine inanamayıp sinirden köpürdü. Onlar yüzünden ağaçtan düşmüştü ve bu yüzden az kalsın ölüyordu. Yerden ucu sivri bir dal parçasını alıp küçük yaratıklara saldırmak için beklemeye koyuldu.

Bir süre bekledikten sonra gelen olmayınca ve sesler kesilince rahatlayıp dalı kenara bıraktı. Dalı bırakmasıyla etraftaki büyük yapraklı ismini bilmediği bitkilerin arkalarından saçı sakalı birbirine karışmış bir grup adam ona doğru koşturmaya başladı. Arsay küçük yaratıkların geldiğini sanmıştı ama gelen iri adamları hiç beklemediğinden şaşkınlıkla donup kalmıştı.

Arsay arkasını dönüp kaçmak için hamle yaptı fakat adamlar Arsay’ın yanından ona dokunmadan hızla geçtiler. Hepsi ölü kartalın başına gelmiş, bir şeyler mırıldanıyordu. Adamlardan biri bıçağıyla kartalı kesmeye başladı. Diğerleri ona çıplak elleriyle ve tırnaklarıyla yardım etmeye çalışıyorlardı.

İnanılmaz bir gürültü ile kartalın tüylerini kopardıktan sonra iştahla etini yemeye başladılar. Üstü başı kirli olan adamlar birbirlerini itiyor, et için birbirlerini boğazlayacak gibi homurdanıyorlardı.

Arsay adamların yamyam olmaması için içinden bildiği tüm tanrılara yalvardı. Çünkü okuduğu tarih kitaplarında acıkan mağara adamlarının kendi kanından olanları bile yiyecek kadar gözünün dönebileceğini biliyordu.

Arsay adamları inceledi. Hepsinin üstü başı yırtık, yara bere içinde ve saçı sakalı birbirine karışmıştı. Tam olarak altı kişiydiler. Bıçaklı adam dışında silahı olan yoktu ama Arsay’ın da silahı yoktu. Gerçi silahı olsa bile ne değişirdi ki? Arsay eğitimini tamamen bilgiye yönelik almıştı, savaşmayı bilmezdi.

Arsay adamları arkalarından izlerken bıçaklı olan adam kafasını kaldırıp Arsay’ı fark etti. Etten bir parça kesip yavaş adımlarla yaklaştığı Arsay’a uzattı. Zaten kartalın gözü önünde parçalara ayırılıp yenilmesi yetmiyormuş gibi kendisine de onun çiğ eti uzatılınca Arsay dayanamayıp arkasını dönerek kustu.

Bıçaklı adam Arsay’ın dibine gelerek elinde tuttuğu çiğ eti ona tekrardan uzattı. Arsay adamın çamurlu ve kanlı elleriyle tırnaklarının kanlar içerisindeki çiğ et ile birbirine karıştığını görünce yine kusacak gibi oldu ama midesinde dışarı atabileceği bir şey kalmamıştı. Başını almak istemediğini belirtir gibi sağa sola salladı. Kendisine bakan adam bir kaşını yukarı kaldırarak “Dilin yok mu senin?” diye sordu.

Arsay karşısındaki adamın konuşabildiğini görünce şaşırmıştı. Mağara adamları homurdanmak ve bağrışmak dışında ses çıkarmayı ve konuşmayı bilmezlerdi.

“Siz mağara adamı değil misiniz?”

“Mağara adamı mı?” dedikten sonra adam etrafına düşünceli bir şekilde bakındı. “Daha önce hiç adı olan bir mağara adamı duydun mu? Bana Ved derler.” Adam ağzının suyu akarken elinde tuttuğu eti tekrardan uzattı. “Son kez soruyorum, alacak mısın? Ben burada seninle oyalanırken arkamdaki pislikler en iyi parçaları götürüyorlar.”

Yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştiren genç prens, “Almasam daha iyi olur,” dedi. “Bu ormandan nasıl çıkabilirim onu söylesen yeter.”

Adam etten bir ısırık aldı. Soruyu duymamış gibi eti büyük bir iştahla yemeye devam etti. Birkaç ısırık daha aldığı eti midesine indirdikten sonra Arsay’a bakarak “Ne demek istiyorsun?” diye ters bakışlarla sordu.

“Güneybatı taraflarındaki ülkeme, evime dönmem gerekiyor. Güneybatının ne tarafta kaldığını sormuştum.”

Adam sapsarı dişlerinin tamamını gösterecek kadar büyük bir şekilde ağzını açarak kahkaha atmaya başladı. “Hahaha! Anladım, burada benden bile uzun süredir yaşadığın için sen de diğerleri gibi kafayı yemişsin.”

Dişlerini sıkan Arsay tedirginliğini belli eder bir tonla “Nerede olduğumuzu söyleyecek misin artık?” diye sordu.

Adam bundan gurur duyarmış gibi “Burası Ganf Adası,” dedi. “Evini ve hayallerini unut.”

Arsay içerisinde bulunduğu toprak parçasının adını öğrenince dünyalar başına yıkıldı. Kalbini sanki alevli bir ok saplanmış gibi iki eliyle tuttu. Burası içerisinde bulunabileceği en kötü toprak parçasıydı. Fiannir’den bile kurtulabilirdi fakat buradan kurtulamazdı.

Adayı bu kadar kötü yapan şey ise bu adanın suçluları cezalandırmak için kullanılmasıydı. Her ay yakalanıp önüne seçenekler sunulan kötü şöhretliler idam edilmektense Ganf Adası’na götürülmeyi tercih ederler ve Ganf Adası’nda uzuv kaybetmeden sürgün hayatı sürerlerdi. Gemiyle götürülen suçlular gemiden atılırken yanlarına hiçbir şey verilmezdi. Suçlu, yanına aldığı umutsuzluğuyla birlikte adaya doğru yüzerdi. Adadan kaçabilmek imkansızdı. Adanın etrafında sürekli devriye gezen savaş gemileri bulunuyordu. Bir kişi bu adadan yüzerek veya basit bir tekneyle kaçmaya çalışırsa anında savaş gemileri tarafından fark edilir, yakalanır ve korkunç işkencelerin ardından idam edilirdi.

Yakalanıp idam edilenler şanslı olanlardı. Anlatılan efsanelere göre denizlerde yosunsakallar, devasa ahtapotlar ve deniz kızları vardı. Onların gerçek olup olmadıkları günümüzde bile bilinmiyordu. Gerçekseler bile onları gören gözler başkalarına anlatacak kadar açık kalmamışlardı. Bu yüzden adadan yüzerek veya suyun altından giderek de kaçmak imkânsızdı.

Genç prens az önce karşısındaki sakallı adamın kendisine söylediği şeye inanmak istemiyordu. Bu mümkün olamazdı, olmamalıydı.

“Şaka yapıyorsun değil mi?”

Adam eliyle Arsay’ı kovarmış gibi elinin tersiyle ittirdi. Daha sonra ölü kartala yanaşıp onu bıçağıyla kesmeye devam etti.

Arsay hâlâ aynı yerde duruyor ve kartalı yiyen adamlara bakıyordu. İzlendiğini bilen adam kalın sesiyle “Git başımdan velet,” dedi. “Bakışlarınla beni rahatsız ediyorsun.”

Arsay’ın canı çok sıkılmıştı. Adamın söylediklerinin yalan olmasını umuyordu ama sakallı adam niye durduk yere yalan söylesin ki?

Önce yaş gününden kaçıp Wex’in ve Quox’un ölmelerine sebep olmuş, daha sonra Lio ve Fianco’yu birbirine düşürerek ikilinin ölmesinde rol oynamıştı. Ayrıca ailesi adayı kontrol etmeye gelen fianlara saldırmıştı. Demek ki kendi ejderha görme merakından dolayı savaş başlamıştı veya başlamak üzereydi… Her şey genç prensin suçuydu.

Gözleri yaşaran Arsay bir süre daha kartalı kesip yiyen adamları izledikten sonra onlarla ortak bir şey yapamayacağını anlayarak ormanın içerisinde umutsuzca yola koyuldu.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18912 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr