Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Ashia - Bölüm 16: Ganf Adası


Arsay Huthia

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 21. Şiay’ı

 

Arsay her tarafı tutulmuş bir halde acıyla gözlerini açtı. Elleriyle yüzünü yokladı. Yüzü şişmiş ve yüzündeki kan kurumuştu. Başını eğdiğinde kendisini dev kartalın üzerinde, bir ağacın sivri dallarına takılmış bir vaziyette buldu. Etrafını kontrol etmek istedi ancak her tarafı kaplayan kocaman ağaç yapraklarından dolayı hiçbir şey göremiyordu. Kartalın boğazına keskin bir dal parçasının saplandığını ve bu dalın onu çoktan öldürmüş olduğunu fark etti.

Yüzü hâlâ dayanılmaz bir acıyla sızlıyordu. Yüzünün şiş olan yerine çok hafif bir şekilde parmak ucuyla dokunmasına rağmen duyduğu inanılmaz acıyla titredi. Titremenin etkisiyle üzerinde durdukları dal çatırdamaya başladı. Arsay yerden ne kadar yüksekte olduğunu bilmediği için hareket etmeyi, hatta nefes almayı bile kesti.

Daldan gelen çatırdama sesleri durmuştu. Rahatlayan Arsay derin bir iç çekti. Genç prens ne yapması gerektiğini düşünürken etraftaki ağaçların dalları sallanmaya başladı. Arsay ne olduğunu anlamaya çalışırken sesler gittikçe artıyor ve aynı zamanda yakınlaşıyordu.

Dallarda koşuşturan maymuna benzeyen fakat onlardan daha ufak olan simsiyah ve kabarık tüylü yaratıklar ağacın her tarafını sardılar. Bu yaratıklardan belki de yüzlerce vardı. Hepsi korkutucu sesler çıkarıp Arsay’ın olduğu dalın üzerinde zıplıyorlardı. Bazıları Arsay’a parmağıyla dokunup dişlerini göstererek geri çekiliyordu. Genç prens elini sallayarak yaratıkları kendinden uzaklaştırmaya çalıştı.

Bu kadar ağırlık ve hareketliliğin üzerine dal büyük bir gürültüyle çatırdayıp kırılmaya başladı. Küçük yaratıklar bağırarak diğer dallara atlarlarken Arsay ve kartal kırılan dallarla birlikte aşağı düşüyorlardı.

Kartal ve kartalın üzerinde ona sıkıca tutunan Arsay yere o kadar sert düştüler ki yerdeki toz havalandıktan sonra her tarafa dağılıp bir toz bulutu oluşturdu. Düştüklerinde Arsay bir şeylerin kırıldığını duydu. Büyük ihtimalle kartala saplanan dal parçası veya kartalın kemikleri kırılmıştı.

Arsay eliyle yerden destek alarak ayağa kalktı. Bir ormanın içerisinde olduğunu gördü. Ağaçlar o kadar sık ve büyüktü ki yukarıdan gelen güneş ışığını keserek ormanın içini sanki geceymiş gibi gölgede bırakıyorlardı.

Arsay eliyle üzerini yoklayıp yarası olup olmadığına baktı. O sırada etraftaki ağaçların ve bitkilerin arkalarından ayak sesleri geliyor, sesler gittikçe yaklaşıyordu. Arsay küçük yaratıkların hâlâ kendisini takip etmesine inanamayıp olduğu yerde sinirden köpürdü. Onlar yüzünden ağaçtan düşmüştü ve bu yüzden az kalsın canından oluyordu. Yerden ucu sivri bir dal parçasını alıp küçük yaratıklara saldırmak için beklemeye koyuldu.

Bir süre bekledikten sonra gelen olmayınca ve sesler kesilince rahatlayıp dalı kenara bıraktı. Dalı bırakmasıyla etraftaki büyük yapraklı ismini bilmediği bitkilerin arkalarından saçı sakalı birbirine karışmış bir grup adam ona doğru koşturmaya başladı. Arsay küçük yaratıkların geldiğini sanmıştı ama gelen iri adamları hiç beklemediğinden şaşkınlıkla donup kalmıştı.

Arsay arkasını dönüp kaçmak için hamle yaptı fakat adamlar Arsay’ın yanından ona dokunmadan hızla geçtiler. Hepsi ölü kartalın başına gelmiş, bir şeyler mırıldanıyordu. Adamlardan biri bıçağıyla kartalı kesmeye başladı. Diğerleri ona çıplak elleriyle ve tırnaklarıyla yardım etmeye çalışıyordu.

İnanılmaz bir gürültü ile kartalın tüylerini kopardıktan sonra iştahla etini yemeye başladılar. Üstü başı kirli olan adamlar birbirlerini itiyor, et için birbirlerini boğazlayacak gibi homurdanıyorlardı.

Arsay adamların yamyam olmaması için içinden bildiği tüm tanrılara yalvardı. Çünkü okuduğu tarih kitaplarında acıkan mağara adamlarının kendi kanından olanları bile yiyecek kadar gözünün dönebileceğini biliyordu.

Arsay adamları inceledi. Hepsinin üstü başı yırtık, yara bere içinde ve saçı sakalı birbirine karışmıştı. Tam olarak altı kişiydiler. Bıçaklı adam dışında silahı olan yoktu ama Arsay’ın da silahı yoktu. Gerçi silahı olsa bile ne değişirdi ki? Arsay eğitimini tamamen bilgiye yönelik almıştı, savaşmayı bilmezdi.

Arsay adamları arkalarından izlerken bıçaklı olan adam başını kaldırıp Arsay’ı fark etti. Etten bir parça kesip yavaş adımlarla yaklaştığı Arsay’a uzattı. Zaten kartalın gözü önünde parçalara ayırılıp yenilmesi yetmiyormuş gibi kendisine de onun çiğ eti uzatılınca Arsay dayanamayıp arkasını dönerek kustu.

Bıçaklı adam Arsay’ın dibine gelerek elinde tuttuğu çiğ eti ona tekrardan uzattı. Arsay adamın çamurlu ve kanlı elleriyle tırnaklarının kanlar içerisindeki çiğ et ile birbirine karıştığını görünce yine kusacak gibi oldu ama midesinde dışarı atabileceği bir şey kalmamıştı. Başını almak istemediğini belirtir gibi sağa sola salladı. Kendisine bakan adam bir kaşını yukarı kaldırarak “Dilin yok mu senin?” diye sordu.

Arsay karşısındaki adamın konuşabildiğini görünce şaşırmıştı. Bildiği kadarıyla mağara adamları homurdanmak ve bağrışmak dışında ses çıkarmayı ve konuşmayı bilmezlerdi.

“Siz mağara adamı değil misiniz?”

“Mağara adamı mı?” dedikten sonra adam etrafına düşünceli bir şekilde bakındı. “Daha önce hiç adı olan bir mağara adamı duydun mu? Bana Ved derler.” Adam ağzının suyu akarken elinde tuttuğu eti tekrardan uzattı. “Son kez soruyorum, alacak mısın? Ben burada seninle oyalanırken arkamdaki pislikler en iyi parçaları götürüyorlar.”

Yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştiren genç prens, “Almasam daha iyi olur,” dedi. “Bu ormandan nasıl çıkabilirim onu söylesen yeter.”

Adam etten bir ısırık aldı. Soruyu duymamış gibi eti büyük bir iştahla yemeye devam etti. Birkaç ısırık daha aldığı eti midesine indirdikten sonra Arsay’a bakarak “Ne demek istiyorsun?” diye ters bakışlarla sordu.

“Güneybatı taraflarındaki ülkeme, evime dönmem gerekiyor. Güneybatının ne tarafta kaldığını sormuştum.”

Adam sapsarı dişlerinin tamamını gösterecek kadar büyük bir şekilde ağzını açarak kahkaha atmaya başladı. “Hahaha! Anladım, burada benden bile uzun süredir yaşadığın için sen de diğerleri gibi kafayı yemişsin.”

Dişlerini sıkan Arsay tedirginliğini belli eder bir tonla “Nerede olduğumuzu söyleyecek misin artık?” diye sordu.

Adam bundan gurur duyarmış gibi “Burası Ganf Adası,” dedi. “Evini ve hayallerini unut.”

Arsay içerisinde bulunduğu toprak parçasının adını öğrenince dünyalar başına yıkıldı. Kalbini sanki alevli bir ok saplanmış gibi iki eliyle tutmaya çalıştı. Burası içerisinde bulunabileceği en kötü toprak parçasıydı. Fiannir’den bile kurtulabilirdi fakat buradan kurtulamazdı.

Adayı bu kadar kötü yapan şey ise bu adanın suçluları cezalandırmak için kullanılmasıydı. Her ay yakalanıp önüne seçenekler sunulan kötü şöhretliler idam edilmektense Ganf Adası’na götürülmeyi tercih ederler ve Ganf Adası’nda uzuv kaybetmeden sürgün hayatı sürerlerdi. Gemiyle götürülen suçlular gemiden atılırken yanlarına hiçbir şey verilmezdi. Suçlu, yanına aldığı umutsuzluğuyla birlikte adaya doğru yüzerdi. Adadan kaçabilmek imkansızdı. Adanın etrafında sürekli devriye gezen savaş gemileri bulunuyordu. Bir kişi bu adadan yüzerek veya basit bir tekneyle kaçmaya çalışırsa anında savaş gemileri tarafından fark edilir, yakalanır ve korkunç işkencelerin ardından idam edilirdi.

Yakalanıp idam edilenler şanslı olanlardı. Anlatılan efsanelere göre denizlerde yosunsakallar, devasa ahtapotlar ve deniz kızları vardı. Onların gerçek olup olmadıkları günümüzde bile bilinmiyordu. Gerçekseler bile onları gören gözler başkalarına anlatacak kadar açık kalmamışlardı. Bu yüzden adadan yüzerek veya suyun altından giderek de kaçmak imkânsızdı.

Genç prens az önce karşısındaki sakallı adamın kendisine söylediği şeye inanmak istemiyordu. Bu mümkün olamazdı, olmamalıydı.

“Şaka yapıyorsun değil mi?”

Adam eliyle Arsay’ı kovarmış gibi elinin tersiyle ittirdi. Daha sonra ölü kartala yanaşıp onu bıçağıyla kesmeye devam etti.

Arsay hâlâ aynı yerde duruyor ve kartalı yiyen adamlara bakıyordu. İzlendiğini bilen adam kalın sesiyle “Git başımdan velet,” dedi. “Bakışlarınla beni rahatsız ediyorsun.”

Arsay’ın canı çok sıkılmıştı. Adamın söylediklerinin yalan olmasını umuyordu ama sakallı adam niye durduk yere yalan söylesin ki?

Önce yaş gününden kaçıp Wex’in ve Quox’un ölmelerine sebep olmuş, daha sonra Lio ve Fianco’yu birbirine düşürerek ikilinin ölmesinde rol oynamıştı. Ayrıca ailesi adayı kontrol etmeye gelen fianlara saldırmıştı. Demek ki kendi ejderha görme merakından dolayı savaş başlamıştı veya başlamak üzereydi… Her şey genç prensin suçuydu. Ben bir aptalım, aptal!

Gözleri yaşaran Arsay bir süre daha kartalı kesip yiyen adamları izledikten sonra onlarla ortak bir şey yapamayacağını anlayarak ormanın içerisinde umutsuzca yola koyuldu.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17495 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36094 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr