"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Ashia - Bölüm 15: Neden?


Arsay Huthia

 

Marzaren yavaş adımlarla Arsay’ın etrafında bir tur döndü.

“Seni bir konuda uyarmam gerek. Bu güç hayat gücünden inanılmaz bir miktarı harcamanı gerektiriyor. Bu gücü her önüne gelene karşı kullanmanı önermem, tabii erken ölmekte bir sakınca görmüyorsan.”

Arsay başını sallayıp Marzaren’in dediklerini anladığını onayladıktan sonra etraf yavaşça bulanıklaşmaya başladı. Birkaç kalp atışı sonra çayırlık alan bulanıklaşmaya ve hemen ardından kaybolmaya başladı. Tepedeki güneş yavaşça yok olduktan sonra Arsay kapalı olan gözlerini açtı. Kendisini karanlıkta, az önceki veya günler önceki Fiannir konseyinin yapıldığı sarayın çatısında buldu. Zaman algısı bozulmuştu, başı çatlamak üzereydi ve kusmamak için kendisini zor tutuyordu.

Marzaren elini karşısındaki Arsay’ın alnından çekti. Bunu yapmasıyla sendeleyip düşecek gibi oldu ama son anda dengesini koruyup ayakta kalabildi. Fianco telaşla arkasından koşup Marzaren’in kolunun altına girdi. Fianco’nun yardımıyla ikili yavaşça merdivenlerden inip gözden kayboldu.

Arsay giden ikilinin arkasından bakıp dalmış, yaşadıklarını düşünüyordu. Tüm bu gördükleri gerçek miydi yoksa bir rüyadan mı ibaretti? Omzuna biri elini koyunca irkildi. Arkasına baktığında bu kişinin Lafiz olduğunu gördü.  

“Gücünü senin için kullanması şaşırtıcı. Meraktan soruyorum, orada neler oldu?”

Arsay boş gözlerle yanındaki Lafiz’e baktı. Hiçbir şey demiyor, ilginç bir şekilde aklından hiçbir şey geçmiyordu. Gözleri yavaşça ve istemsizce yukarı doğru kaymaya başladı. Arsay’ın gözleri kararırken Lafiz bir şeyler söylüyor ve bağırıyordu.

Ne kadar geçti bilinmez, gecenin ortasında Arsay gözlerini açtı. Kendisini saraydaki bir odanın yatağında buldu. Yine beyazlar içerisindeydi. Enerjisini toplamış, öncekinden çok daha iyi hissediyordu. Yakınlardan gelen kılıçların çarpışma sesini duydu. Merakla dışarıyı seyretmek için yatağından kalkıp cama doğru yaklaştı.

Dışarıda birkaç adam ile Fianco talim yapıyorlardı. Arsay kendisinden biraz daha büyük olan Fianco’nun çalışma azmine saygı duydu. Aşağıdaki fianları izlerken aklına Kral Marzaren geldi. Adam gücünü kullanıp kendisini çok yormuş olmalıydı. Acaba durumu iyi miydi? Arsay bunu sormak için Fianco’nun yanına inmeye karar verdi.

Genç prens yavaş adımlarla labirent gibi olan sarayın içerisinde bir süre dolandıktan sonra aşağıya inebilmenin yolunu buldu. Şehir meydanına geldiğinde muhafızların gitmiş olduğunu, Fianco’nun tek başına meydanda dikildiğini gördü. Arsay arkasından ona doğru sessizce yaklaşmaya başladı.

“Seni de mi uyku tutmadı?” dedi Fianco.

Arsay arkasından sessizce gelmesine rağmen Fianco’nun kendisini fark edebilmesine şaşırmıştı.

“Bu yaşananlardan sonra nasıl rahatça uyuyabilirim ki? Kartal Kral ne durumda?”

“Odasında istirahat ediyor. Onu uyarmama rağmen gücünü kullanmaya devam ediyor ve her seferinde daha kötü bir şekilde yataklara düşüyor. Bir gün geri kalkamayacağından korkuyorum.”

Arsay bunları duymayı beklemiyordu. Kartal Kral gibi güçlü biri bile bu gücü kullandıktan sonra her seferinde yataklara düşüyordu. Genç prens ruhgezer gücünün bu kadar tehlikeli olabileceğini ilk kez fark ediyordu. Baştan aşağı içi donmuş gibi ürperdi.

Fianco gökyüzüne bakarken kederli bir tonla “Ustam Wex için endişeleniyorum,” dedi. “Acaba şu anda ne yapıyor?”

Arsay yanındaki fianı teselli etmek istiyordu ancak ne söylemesi gerektiğini bilemiyordu.

Fianco yüzünü yanındaki Arsay’a döndü. “Sen de onun gibi ruhgezer gücüne sahipsin değil mi? Eğer gücünü kullanmayı öğrendiysen benim üzerimde deneyebilirsin.”

Arsay kendisini eğiten Marzaren’in kendisine en son söylediği şeyleri ve şu anki durumunu hatırladı. Bu gücü zorunda kalmadıkça kullanmamalıydı.

“Kartal Kral hayati bir mesele olmadıkça bu gücü kullanmamamım en doğrusu olacağını söyledi.”

Yüzü asılan Fianco zoraki bir gülmeyle “Olsun,” dedi. “O gücün yapabildiği akıl almaz şeyleri duymuştum. O dünyada hiçbir şeyin sınırı olmadığını ve bir tanrı olabildiğin doğru mu?

Arsay gücünü onun üzerinde kullanamazdı, fakat Fianco’yla bu güçle ilgili deneyimlerini paylaşabilirdi. “Kartal Kral’ın yaptıklarını gördükten sonra bunun doğru olduğunu söyleyebilirim. O uçsuz bucaksız dünyada, tıpkı bir tanrı gibiydi.”

Fianco duyduğu şeyden dolayı heyecanlanmıştı. Gülümseyerek “Belki ileride bu dünyayı bize de göstermek istersin,” dedi. “Sonsuz bir dünya… Muhteşem olmalı…”

Arsay ve Fianco hava aydınlanana kadar şehirde gezip birbirlerine kültürleri ve hayatları hakkında çok şey anlattılar. Arsay sadece genel bilgiler vermekle kalmıyor, ülkesi ve ailesi hakkındaki önemli bilgileri bile paylaşıyordu. Bu yakınlık Fianco’yu yakın bir arkadaş olarak görmesinden mi yoksa Wex’in kaybından dolayı olan vicdan azabını azaltmak istemesinden miydi o bile bilemiyordu.

Fianco, genç prense adaya gönderilen muhafızlar geri döndükten sonra eve gitmesinde yardımcı olacağına dair söz vermişti. Arsay’ın eve dönmesine çok az kalmıştı. Bunu hissedebiliyordu. Ailesini düşündü. Kendisi ortadan kayboldu diye ortalık birbirine karışmış olmalıydı. Büyük ihtimalle kral kendisine çok kızacak ve onu uzun bir süre odasına kapatarak cezalandıracaktı. Ailesiyle karşılaştığı sürece bu tür cezalardan korkmuyordu. Kısa bir süre sonra muhafızlar geri dönecek ve eve doğru yola çıkacaklardı.

İkili gezmeye devam ederken Fianco kolundan tuttuğu genç prensi sarayın arka kısmına koşarak götürdü.

Her renkten çiçeğin ve farklı boyutlardaki taşların olduğu bir bahçeye geldiler. Arsay böyle muhteşem bir bahçenin sarayın ön kısmında olması gerektiğini düşündü. Burası tıpkı cennet gibiydi.

Fianco, “Burayı beğenmiş olmalısın,” dedi. “Aslında burası antik dönemlerden kalma bir mezarlık. İnancımız ve geleneklerimiz gereği buraya hiçbir şekilde silahla girilemez. O yüzden burada hiç nöbetçi bulunmaz.”

Fianco yerdeki bir mezar taşının üzerine konmuş uzun ve büyük olan mermerlerden birisini yavaşça yan tarafa ittirdi. Mermerin altına uzanıp oradan bir kılıç çıkardı. Arsay silahların yasak olduğu bu mezarlığın aslında silah saklamak için en uygun yer olduğunu düşündü. Kimsenin aklına buraya bakmak gelmezdi. Fianco elindeki uzun ince kılıcı karşısındaki Arsay’a uzattı. Genç prens tereddüt ederek eline aldığı ince kılıcın parlaklığı karşısında büyülenmişti. Sanki cennette, cennetin en özel ve parlak kılıcı ona sunulmuş gibi hissediyordu.

“İnsan!”  

Arsay aniden gelen sesin olduğu yöne baktı. Bu, sorgulama sırasında kendisini devamlı suçlayan turuncu saçlara sahip olan fian Lio’ydu. Burnundan soluyan Lio dişlerini sıkarak bahçeye doğru merdivenlerden seri adımlarla inmeye başladı.

Fianco hızlı adımlarla yaklaştığı Lio’nun önüne geçip onu durdurmaya çalıştı.

“Lio, burada ne arıyorsun?”

Lio karşısındaki fianın sorusuna cevap bile vermeden yanından geçip ilerlemeye devam etti. Fianco yanından öylece geçip giden Lio’nun sol kolundan tutup onu kendisine doğru çekti. Lio sağ yumruğunu sıkıp Fianco’nun çenesine sert bir yumruk geçirdi. Fianco darbenin etkisiyle yere yığıldı. Birdenbire gelişmekte olan bu olaylar sonucunda Arsay’ın içerisinde değişik hisler belirmeye başladı. İçlerinden en baskın olan his ise şüphesiz korkuydu. Lio elini kılıcının kınına atarken ayaklanan Fianco arkasından gelip onu iki kolunun altından birden sıkıca tuttu.

Fianco, “Kendine gel!” diye bağırdı. “Buraya silahla giremezsin, kes şunu!”

Lio vücudunu iki yöne sallayıp kendisini arkasından tutan Fianco’dan kurtarmaya çalıştı. Böyle ne kadar uğraşırsa uğraşsın ondan kurtulamıyordu. Lio en sonunda geriye doğru ters ve hızla adımlar atarak Fianco’nun arkadaki duvara çarpmasını sağladı. İleri geri gidip bunu birkaç defa daha tekrarladı. Fianco acıyla Lio’yu tutmayı bırakmak zorunda kaldı. Fianco dizlerinin üzerine çöktü. Elleriyle Lio’nun ayağından tutup onu durdurmaya çalıştı. Kendisine engel olmakta ısrarcı olan Fianco’dan sıkılmış gibi duran Lio onun karnına bir tekme geçirdi. Nefesi kesilen Fianco olduğu yerde yuvarlanırken Lio sert bakışlarıyla birlikte Arsay’a doğru yaklaştı. En sonunda kaçmayıp yerinde durmayı tercih eden genç prensi yakasından tutup kaldırdı.

“O lanet Yeldis denen yere adamlarımla gittim ve Wex’e dair hiçbir iz bulamadım. Orada senin insanların vardı. Silahlı insanların… Bize savaş ilan ettiklerini söyleyip saldırdılar. Eğer savaştaysak seni neden evine canlı gönderelim ki? Tüm yaptıklarının bedelini ödeyeceksin. Şimdi konuş, Wex nerede? Söylemezsen dilin kopar.”

Arsay konuşmaya çalışsa da Lio’nun boğazını sıkmasından dolayı bir şey diyemiyordu. Yüzünün kızarmaya başladığını hissetmişti. Böyle ölmek istemiyordu.

“Konuşmamayı mı tercih ediyorsun? Peki, öyleyse seni için adaleti sağlamak adına ölüme mahkûm ediyorum.”

Lio ince kılıcını kınından çıkardıktan Arsay’ın boğazına dayadı. Genç prensin ağlamaklı yüzünü görünce onun boğazını sıkmayı kesip gülümsedi. Kararından vazgeçmiş gibi kılıcını yere attı.

“Biliyor musun kılıcım siz insanların kanıyla kirlenmeyi hak etmiyor. Senin hakkından çıplak elle de gelirim, daha sonra sıra halkına gelecek.”

Gülümsemeye devam eden Lio’nun boşluğundan yararlanan Arsay eğilip onun elinden kurtuldu. Yerden Fianco’nun kendisine hediye ettiği ince kılıcı aldı. Kılıcı karşısındaki öfkeli fiana doğrulttu ancak Lio bir tekme savurup kılıcın onlarca metre öteye uçmasına sebep oldu.

Öfkeli fian tek eliyle yine Arsay’ı havaya kaldırdı. Konuşacakmış gibi ağzını açtı ancak konuşmak yerine genç prensin yüzünün ortasına, burnunu kelimelerle anlatılamayacak derecede sızlatacak bir sertlikte ani bir yumruk geçirdi. Gözleri kararan Arsay daha önce böyle bir acı hissetmemişti. Alev gibi yandığını hissettiği burnu kanamaya ve sızlamaya başlamışken fiandan ikinci yumruk geldi. İlk yumruğun verdiği acıya kıyasla ikinci yumruk hiçbir şeydi. Üçüncü yumruk geldiğinde yüzü kanlar içerisinde kalan genç prens bilincini kaybetmek üzereydi. Ölmek üzere olduğunu düşünen genç prensin ağzını Lio tek eliyle açmaya çalışıyordu.

“Dilini az önce tuttuğun şu parlak kılıçla kesmeme ne dersin? Kılıcın senin için bir anlamı olmalı. Senin için kılıcın o anlamını ortadan kaldıracağım.”

Lio yerdeki kılıcı almaya gidince ağlayan Arsay kendisini yere bıraktı ve titreyen elleriyle sürünerek kaçmaya çalıştı. Lio yavaş adımlarla genç prensin önüne gelince tekrardan pis bir şekilde sırıttı.

“Biliyor musun can çekişmen ne kadar hoşuma gitse de şu anda dilini kesmek yerine kafanı kesmenin beni daha çok mutlu edeceğine karar verdim. Az önce dediğim şeyi yine tekrar edeyim; kardeşim Wex için adaleti sağlamak için seni ölüme mahkûm ediyorum.”

Lio uzun ince kılıcını iki eliyle havaya kaldırdığı sırada Fianco arkasından büyük adımlar atarak koştu ve Lio’nun üzerine atladı. İkili yerde yuvarlanırken arkası ikiliye dönük olan Arsay hâlâ ters yönde sürüklenip kaçmaya çalışıyordu. Fianco ve Lio’nun boğuşmasında Fianco üstünlüğü almıştı. Genç fian, Lio’nun elini ısırınca uzun ince kılıç yere düştü. Fianco yerdeki kılıcı tekmeleyip Arsay’ın önüne attı.

Fianco tüm gücüyle “Arsay!” diye bağırdı. “Kılıcı alıp bana yardım et!”

Arsay hiçbir şeyi doğru dürüst duymuyor ve görmüyordu. Bilincinin hâlâ açık olması bile bir mucizeydi. Tamamen hayatta kalma içgüdüleri sayesinde bilincini açık tutuyordu.

Bir süre daha yerde sürünüp ilerleyen Arsay kendisine gelmeye ve sağlıklı düşünmeye başlamıştı. Arkasından gelen boğuşma seslerini duyup yerinden kalkmaya çalıştı ancak bacaklarının bağları çözülmüştü. Kendisini ayağa kalkmaya zorlayınca bilincini kaybedecek gibi oldu. Burnundan aralıksız akan kanlar yerde küçük bir birikinti oluşturmuşlardı. Başını kaldırdığında uzun ince kılıcın birkaç adım önünde uzandığını gördü. Ondan destek alarak ayağa kalkabilirdi. İki adamın boğuşma sesleri ise tam arkasından gelmeye devam ediyordu.

Arkasından kopan gürültünün ardından ikilinin yere düştüğünü ve yerde boğuşmaya devam ettiğini anladı.

Arsay yerde sürüklenmeye devam edip uzun ince kılıcına ulaştı. Kılıcını yere sapladıktan sonra ona tutunup destek alarak zar zor ayağa kalkabilmeyi başardı. Başı dönecek gibi olurken arkasındaki boğuşma sesleri şiddetli bir tak sesinden sonra aniden kesildi. Sanki biri diğerini sert bir şeyle ezmiş gibiydi.

Genç prens bilincini kazanmış ve ayağa kalkabilmiş olsa bile hâlâ yarı ölü gibiydi. Her tarafı titriyordu ve yüzü kanlar içerisindeydi. O sırada hiç beklemediği bir anda bir el Arsay’ın omzuna elini koydu.

Korkudan kalbinin durduğunu hisseden Arsay öleceğini düşünüp kendisini savunmak için hızla dönüp tüm gücüye kılıcını arkasındaki adama doğru salladı. Kılıç, arkadaki adamın bedeninin üst kısmını hiç zorlanmadan ipeği delermiş gibi delip geçti. Adam hiç direnç bile göstermeden kılıç tarafından deşilmişti.

Arsay’ın görüşü bulanıktı. Birkaç kalp atışı kadar süre geçtikten sonra görüşü netleşmeye başladığında kılıcını kalbine soktuğu kişinin Lio değil, Fianco olduğunu fark etti. Lio biraz daha ileride, kafası mermer tarafından ezilmiş halde, kanlar içerisinde yatıyordu.

“Neden?” dedi Fianco yavaşça dizlerinin üzerine çökerken.

Çenesinden kanlar akan Arsay’ın dudakları titriyordu. Neden her şey böyle sonlanmıştı? Bunun bir kâbus olduğunu düşünüp uyanmak istedi ancak her şey ışık ve karanlık kadar gerçekti.

Fianco’nun yaşlı gözleri yavaşça kapandı ve genç fian yere yığıldı. Hem Lio hem de Fianco kanlar içerisinde hareketsizce yatıyorlardı.

Ne yapacağını bilemeyen Arsay delirmek üzereydi. Diğer fianlar kendisini bulduklarında onlara ne söyleyeceğini düşünüyordu. Bu yaşananlardan sonra onu canlı tutmalarının imkânı yoktu. Konseyin iki önemli üyesi ölmüştü ve ne söylerse söylesin affedilmeyecekti. Kral Marzaren’e zihninden bu olayları anı olarak gösterip suçsuzluğunu kanıtlayamazdı da çünkü Kral Marzaren yatakta baygın olarak yatıyordu ve belki de hiçbir zaman uyanamayacaktı.

Arsay bir çıkmazın içerisindeydi. Aklına kendisini savunabileceği mantıklı hiçbir açıklama gelmiyordu. Canını kurtarabilmesinin tek bir yolu var gibi gözüküyordu. Kaçmalıydı, ancak bildiği kadarı ile bu ada düz bir insanın kaçamayacağı kadar çok tepeye ve dağa sahipti.

Dev bir kartal yavaşça alçalarak Lio’nun başına geldi. Gagasıyla adamı birkaç kez yokladı. Lio’dan hiçbir tepki gelmeyince kartal tüm gücüyle kükrer gibi bağırmaya başladı. Arsay bu sesin ülkenin her tarafında duyulduğundan emindi. Sesin şiddetinden dolayı neredeyse kulakları patlayacaktı.

Kartal, Lio’nun başında durup bağırırken Arsay’ın aklına bir fikir geldi. Bu adadan kaçabilmesi için tek çıkar yolun kartallar olduğunu biliyordu ve karşısında arkası dönük bir kartal duruyordu. Bu fırsattan yararlanmalıydı.

Arsay yerdeki Fianco’nun kanlı bedeninin yanında duran kılıcını alıp kartalın üzerine doğru tüm gücüyle koşarak atladı. Kılıcını kartalın kafasına dayayarak “Uç!” diye bağırdı. Kartal bu emre kulak asmayıp iki yöne doğru sallanmaya başladı. Genç prensi üzerinden atarak kurtulmaya çalışıyordu.

Arsay umutsuzca kartala tutunup düşmemeye çalışırken aklına sahip olduğu ruhgezer gücü geldi. Gücünü nasıl kullanacağını, hatta kullanmaktan öte birisinin zihnine nasıl gireceğini bile bilmiyordu ancak kurtulmak istiyorsa bunu bir an önce çözüp öğrenmeliydi.

Genç prens bir eliyle kartalın tüylerini düşmemek için sıkıca tutuyor, diğer eliyle ise uzun ince kılıcını tutuyordu. Kılıcı kartala batırıp ona zarar veremezdi. Kartala bir şey olursa kaçma planları da suya düşerdi. Kartalın ruhuna girebilmek için bir eliyle kuşun başına dokunmasının işe yarayabileceğini düşündü ancak bunu onun tüylerini tuttuğu eliyle yapamazdı, daha denemeden yere düşerdi. Mecburen diğer eliyle tuttuğu uzun ince kılıcını yere atmak zorunda kaldı. Boştaki elini kartalın başına koyup gözlerini kapayarak onun sakinleştiğini hayal ederek odaklandı.

Kendisini sallayan kartalın hareketleri yavaşlamaya başladı. Kısa bir süre sonra sakinleşen kartal etrafına sessizce ve masumca bakınmaya başladı. Arsay kartalın kulağına uçmasını fısıldadı.

Kartal kanatlarını iki yana açtıktan sonra hızla yerinden fırlayıp uçmaya başladı.

Az kalsın havalanan kartaldan kayıp düşecek olan Arsay iki eliyle birlikte kartala sıkıca sarılmıştı. İkili havalandıkça tam altlarındaki saray gittikçe küçülüyor, yavaş yavaş gözden kayboluyordu. Kartal iyice yükseldikten sonra adadan uzaklaşmaya başladılar. Arsay hızla ilerlerken rüzgârın vurmakta olduğu yüzünün yandığını ve şişmeye başladığını hissetti. Yediği yumruklardan dolayı kanlar içinde kalan yüzünün her yeri inanılmaz bir acıyla sızlıyordu.

Kartal bir süre daha aynı yükseklikte hızla uçmaya devam etti ama bir süre sonra yavaşlamaya ve alçalmaya başladı. Arsay neler olduğunu anlamaya çalışırken gözleri kararmaya başladı. Gözleri kararırken en önemli şeyi unuttuğunu ve bu yüzden kartal ile birlikte öleceğini fark etti: Ruhgezer gücü kullanıldıktan sonra iki tarafta aşırı enerji kaybından dolayı yorgun düşer ve bilincini kaybederdi.

Denizi geçmişlerdi ve bir ada parçası bulunuyordu ancak buranın neresi olduğunu düşünecek enerjisi dahi yoktu. Altlarında kara parçası olması iyi bir şey miydi? İkili hızla yere çakılıp parçalanacaktı. Her şey bitmişti.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18913 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr