"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Ashia - Bölüm 15: Neden?


Arsay Huthia

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 15. Şiay’ı

 

Marzaren yavaş adımlarla Arsay’ın etrafında bir tur döndü.

“Seni çok önemli bir konuda uyarmam gerek. Bu güç hayat gücünden inanılmaz bir miktarı harcamanı gerektiriyor. Bu gücü her önüne gelene karşı kullanmanı önermem, tabi erken ölmekte bir sakınca görmüyorsan.”

Arsay başını sallayıp Marzaren’in dediklerini anladığını onayladıktan sonra etraf yavaşça bulanıklaşmaya başladı. Birkaç kalp atışı sonra çayırlık alan bulanıklaşmaya ve hemen ardından kaybolmaya başladı. Tepedeki güneş yavaşça yok olduktan sonra Arsay kapalı olan gözlerini açtı. Kendisini karanlıkta, az önceki veya günler önceki Fiannir konseyinin yapıldığı sarayın çatısında buldu. Zaman algısı bozulmuştu, başı çatlamak üzereydi ve kusmamak için kendisini zor tutuyordu.

Marzaren elini karşısındaki Arsay’ın alnından çekti. Bunu yapmasıyla sendeleyip düşecek gibi oldu ama son anda dengesini koruyup ayakta kalabildi. Fianco telaşla arkasından koşup Marzaren’in kolunun altına girdi. Fianco’nun yardımıyla ikili yavaşça merdivenlerden inip gözden kayboldu.

Arsay giden ikilinin arkasından bakıp dalmış, yaşadıklarını düşünüyordu. Tüm bu gördükleri gerçek miydi yoksa bir rüyadan mı ibaretti? Omzuna biri elini koyunca irkildi. Arkasına baktığında bu kişinin Lafiz olduğunu gördü.  

“Gücünü senin için kullanması şaşırtıcı. Meraktan soruyorum, orada neler oldu?”

Arsay boş gözlerle yanındaki Lafiz’e baktı. Hiçbir şey demiyor, ilginç bir şekilde aklından hiçbir şey geçmiyordu. Gözleri yavaşça ve istemsizce yukarı doğru kaymaya başladı. Arsay’ın gözleri kararırken Lafiz bir şeyler söylüyor ve telaşlı bir şekilde bağırıyor gibi görünüyordu.

Ne kadar geçti bilinmez, gecenin ortasında Arsay gözlerini açtı. Kendisini saraydaki bir odanın yatağında buldu. Yine beyazlar içerisindeydi. Enerjisini toplamış, öncekinden çok daha iyi hissediyordu. Yakınlardan gelen kılıçların çarpışma sesini duydu. Merakla dışarıyı seyretmek için yatağından kalkıp cama doğru yaklaştı.

Dışarıda birkaç adam ile Fianco talim yapıyorlardı. Arsay kendisinden biraz daha büyük olan Fianco’nun çalışma azmine saygı duydu. Aşağıdaki fianları izlerken aklına Kral Marzaren geldi. Adam gücünü kullanıp kendisini çok yormuş olmalıydı. Acaba durumu iyi miydi? Arsay bunu sormak için Fianco’nun yanına inmeye karar verdi.

Genç prens yavaş adımlarla labirent gibi olan sarayın içerisinde bir süre dolandıktan sonra aşağıya inebilmenin yolunu buldu. Şehir meydanına geldiğinde muhafızların gitmiş olduğunu, Fianco’nun tek başına meydanda dikildiğini gördü. Arsay arkasından ona doğru sessizce yaklaşmaya başladı.

“Seni de mi uyku tutmadı?” dedi Fianco.

Arsay arkasından sessizce gelmesine rağmen Fianco’nun kendisini fark edebilmesine şaşırmıştı.

“Bu yaşananlardan sonra nasıl rahatça uyuyabilirim ki? Kartal Kral ne durumda?”

“Odasında istirahat ediyor. Onu uyarmama rağmen gücünü kullanmaya devam ediyor ve her seferinde daha kötü bir şekilde yataklara düşüyor. Bir gün gözlerini geri açamayacağından ve kalkamayacağından korkuyorum.”

Arsay bunları duymayı beklemiyordu. Kartal Kral gibi güçlü biri bile bu gücü kullandıktan sonra her seferinde yataklara düşüyordu. Genç prens ruhgezer gücünün bu kadar tehlikeli olabileceğini yeni idrak ediyordu. Baştan aşağı içi donmuş gibi ürperdi.

Fianco gökyüzüne bakarken kederli bir tonla “Ustam Wex için endişeleniyorum,” dedi. “Acaba şu anda ne yapıyor?”

Arsay yanındaki fianı teselli etmek istiyordu ancak ne söylemesi gerektiğini bilemiyordu.

Fianco yüzünü yanındaki Arsay’a döndü. “Sen de onun gibi özel güce sahipsin değil mi? Eğer gücünü kullanmayı öğrendiysen benim üzerimde deneyebilirsin.”

Arsay kendisini eğiten Marzaren’in kendisine en son söylediği şeyleri ve şu anki durumunu hatırladı. Bu gücü zorunda kalmadıkça kullanmamalıydı.

“Kartal Kral hayati bir mesele olmadıkça bu gücü kullanmamamım en doğrusu olacağını söyledi.”

Yüzü asılan Fianco zoraki bir gülmeyle “Olsun,” dedi. “O gücün yapabildiği akıl almaz şeyleri duymuştum. O dünyada hiçbir şeyin sınırı olmadığı ve bir tanrı olabildiğin doğru mu?

Arsay gücünü onun üzerinde kullanamazdı fakat Fianco’yla bu güçle ilgili deneyimlerini paylaşabilirdi. “Kartal Kral’ın yaptıklarını gördükten sonra bunun doğru olduğunu söyleyebilirim. O uçsuz bucaksız dünyada tıpkı bir tanrı gibiydi.”

Fianco duyduğu şeyden dolayı heyecanlanmıştı. Gülümseyerek “Belki ileride bu dünyayı bana da göstermek ister,” dedi. “Sonsuz bir dünya… Muhteşem olmalı…”

Arsay ve Fianco hava aydınlanana kadar şehirde gezip birbirlerine kültürleri ve hayatları hakkında çok şey anlattılar. Arsay sadece genel bilgiler vermekle kalmıyor, ülkesi ve ailesi hakkındaki önemli bilgileri bile paylaşıyordu. Bu yakınlık Fianco’yu yakın bir arkadaş olarak görmesinden mi yoksa Wex’in kaybından dolayı olan vicdan azabını azaltmak istemesinden miydi o bile bilemiyordu.

Fianco, genç prense adaya gönderilen muhafızlar geri döndükten sonra eve gitmesinde yardımcı olacağına dair söz vermişti. Arsay’ın eve dönmesine çok az kalmıştı. Bunu hissedebiliyordu. Ailesini düşündü. Kendisi ortadan kayboldu diye ortalık birbirine karışmış olmalıydı. Büyük ihtimalle kral kendisine çok kızacak ve onu uzun bir süre odasına kapatarak cezalandıracaktı. Ailesiyle karşılaştığı sürece bu tür cezaların hiçbir önemi yoktu ve bunlardan korkmuyordu. Kısa bir süre sonra muhafızlar geri dönecek ve eve doğru yola çıkacaklardı.

İkili gezmeye devam ederken Fianco kolundan tuttuğu genç prensi sarayın arka kısmına koşarak götürdü.

Her renkten çiçeğin ve farklı boyutlardaki taşların olduğu bir bahçeye geldiler. Arsay böyle muhteşem bir bahçenin sarayın ön kısmında olması gerektiğini düşündü. Burası tıpkı cennet gibiydi.

Fianco, “Burayı beğenmiş olmalısın,” dedi. “Aslında burası antik dönemlerden kalma bir mezarlık. İnancımız ve geleneklerimiz gereği buraya hiçbir şekilde silahla girilemez. O yüzden burada hiç nöbetçi bulunmaz.”

Fianco yerdeki bir mezar taşının üzerine konmuş uzun ve büyük olan mermerlerden birisini yavaşça yan tarafa ittirdi. Mermerin altına uzanıp oradan bir kılıç çıkardı. Arsay silahların yasak olduğu bu mezarlığın aslında silah saklamak için en uygun yer olduğunu düşündü. Kimsenin aklına buraya bakmak gelmezdi. Fianco elindeki uzun ince kılıcı karşısındaki Arsay’a uzattı. Genç prens tereddüt ederek eline aldığı ince kılıcın parlaklığı karşısında büyülenmişti. Sanki cennette, cennetin en özel ve parlak kılıcı ona sunulmuş gibi hissediyordu.

“İnsan!”  

Arsay aniden gelen sesin olduğu yöne baktı. Bu, sorgulama sırasında kendisini devamlı suçlayan gümüş saçlara sahip olan fian Lio’ydu. Burnundan soluyan Lio dişlerini sıkarak bahçeye doğru merdivenlerden seri adımlarla inmeye başladı.

Fianco hızlı adımlarla yaklaştığı Lio’nun önüne geçip onu durdurmaya çalıştı.

“Lio, burada ne arıyorsun?”

Lio karşısındaki fianın sorusuna cevap bile vermeden yanından geçip ilerlemeye devam etti. Fianco yanından öylece geçip giden Lio’nun sol kolundan tutup onu kendisine doğru çekti. Lio sağ yumruğunu sıkıp Fianco’nun çenesine sert bir yumruk geçirdi. Fianco darbenin etkisiyle yere yığıldı. Birdenbire gelişen olan bu olaylar sonucunda Arsay’ın içerisinde değişik hisler belirmeye başladı. İçlerinden en baskın olan his ise şüphesiz korkuydu. Lio elini kılıcının kınına atarken ayaklanan Fianco arkasından gelip onu iki kolunun altından birden sıkıca yakalayarak tuttu.

Fianco, “Kendine gel!” diye bağırdı. “Buraya silahla giremezsin, kes şunu!”

Lio vücudunu iki yöne sallayıp kendisini arkasından tutan Fianco’dan kurtarmaya çalıştı. Böyle ne kadar uğraşırsa uğraşsın ondan kurtulamıyordu. Lio en sonunda geriye doğru ters ve hızla adımlar atarak Fianco’nun arkadaki duvara çarpmasını sağladı. İleri geri gidip bunu birkaç defa daha tekrarladı. Fianco acıyla Lio’yu tutmayı bırakmak zorunda kaldı. Fianco dizlerinin üzerine çöktü. Elleriyle Lio’nun ayağından tutup onu durdurmaya çalıştı. Kendisine engel olmakta ısrarcı olan Fianco’dan sıkılmış gibi duran Lio onun karnına bir tekme geçirdi. Nefesi kesilen Fianco olduğu yerde yuvarlanırken Lio sert bakışlarıyla birlikte Arsay’a doğru yaklaştı. En sonunda kaçmayıp yerinde durmayı tercih eden genç prensi yakasından tutup kaldırdı.

“O lanet Yeldis denen yere adamlarımla gittim ve Wex’e dair hiçbir iz bulamadım. Orada senin insanların vardı. Silahlı insanların… Bize savaş ilan ettiklerini söyleyip saldırdılar. Eğer savaştaysak seni neden evine canlı gönderelim ki? Tüm yaptıklarının bedelini ödeyeceksin. Şimdi konuş, Wex nerede? Söylemezsen dilin kopar.”

Arsay konuşmaya çalışsa da Lio’nun boğazını sıkmasından dolayı bir şey diyemiyordu. Yüzünün kızarmaya başladığını hissetmişti. Boğazı düğümlenmiş gibi acıyordu. Ölmek istemiyordu.

“Konuşmamayı mı tercih ediyorsun? Peki, öyleyse adaleti sağlamak adına seni ölüme mahkûm ediyorum.”

Lio ince kılıcını kınından çıkardıktan Arsay’ın boğazına dayadı. Genç prensin ağlamaklı yüzünü görünce onun boğazını sıkmayı kesip gülümsedi. Kararından vazgeçmiş gibi kılıcını yere attı.

“Biliyor musun kılıcım siz insanların kanıyla kirlenmeyi hak etmiyor. Senin hakkından çıplak elle de gelirim, daha sonra sıra o sefil halkına gelecek.”

Gülümsemeye devam eden Lio’nun boşluğundan yararlanan Arsay eğilip onun elinden kurtuldu. Yerden Fianco’nun kendisine hediye ettiği ince kılıcı aldı. Kılıcı karşısındaki öfkeli fiana doğrulttu ancak Lio bir tekme savurup kılıcın onlarca metre öteye uçmasına sebep oldu.

Öfkeli fian tek eliyle yine Arsay’ı havaya kaldırdı. Konuşacakmış gibi ağzını açtı ancak konuşmak yerine genç prensin yüzünün ortasına, burnuna kelimelerle anlatılamayacak derecede sızlatacak bir sertlikte ani bir yumruk geçirdi. Gözleri kararan Arsay daha önce hiç böyle bir acı hissetmemişti. Alev gibi yandığını hissettiği burnu kanamaya ve sızlamaya başlamışken fiandan ikinci yumruk geldi. İlk yumruğun verdiği acıya kıyasla ikinci yumruk hiçbir şeydi. Üçüncü yumruk geldiğinde yüzü burnundan akan kanlarla kaplanmış olan genç prens bilincini kaybetmek üzereydi. Ölmek üzere olduğunu düşünen genç prensin ağzını Lio tek eliyle açmaya çalışıyordu.

“Dilini az önce tuttuğun şu parlak kılıçla kesmeme ne dersin? Kılıcın senin için bir anlamı olmalı. Ölmeden önce senin için kılıcın o anlamını ortadan kaldıracağım.”

Lio yerdeki kılıcı almaya gidince ağlayan Arsay kendisini yere bıraktı ve titreyen elleriyle sürünerek kaçmaya çalıştı. Lio yavaş adımlarla genç prensin önüne gelince tekrardan pis bir şekilde sırıttı.

“Biliyor musun can çekişmen ne kadar hoşuma gitse de şu anda dilini kesmek yerine kafanı kesmenin beni daha çok mutlu edeceğine karar verdim. Az önce dediğim şeyi yine tekrar edeyim; kardeşim Wex için adaleti sağlamak adına seni ölüme mahkûm ediyorum.”

Lio uzun ince kılıcını iki eliyle havaya kaldırdığı sırada Fianco arkasından büyük adımlar atarak koştu ve Lio’nun üzerine atladı. İkili yerde yuvarlanırken arkası ikiliye dönük olan Arsay hâlâ ters yönde sürüklenip kaçmaya çalışıyordu. Fianco ve Lio’nun boğuşmasında Fianco üstünlüğü almıştı. Genç fian, Lio’nun elini ısırınca uzun ince kılıç yere düştü. Fianco yerdeki kılıcı tekmeleyip Arsay’ın önüne attı.

Fianco tüm gücüyle “Arsay!” diye bağırdı. “Kılıcı alıp bana yardım et!”

Arsay hiçbir şeyi doğru dürüst duyamıyor ve göremiyordu. Bilincinin hâlâ açık olması bile bir mucizeydi. Tamamen hayatta kalma içgüdüleri sayesinde bilincini açık tutuyordu.

Bir süre daha yerde sürünüp ilerleyen Arsay kendisine gelmeye ve sağlıklı düşünmeye başlamıştı. Arkasından gelen boğuşma seslerini duyup yerinden kalkmaya çalıştı ancak bacaklarının bağları çözülmüştü. Kendisini ayağa kalkmaya zorlayınca bilincini kaybedecek gibi oldu. Burnundan çeşme gibi aralıksız akan kanlar yerde iz yaparak küçük bir birikinti oluşturmuşlardı. Başını kaldırdığında uzun ince kılıcın birkaç adım önünde uzandığını zar zor anlayabildi. Ondan destek alarak ayağa kalkabilirdi. İki adamın boğuşma sesleri ise tam arkasından gelmeye devam ediyordu.

Arkasından kopan gürültünün ardından ikilinin yere düştüğünü ve yerde boğuşmaya devam ettiğini anladı.

Arsay yerde sürüklenmeye devam edip uzun ince kılıcına ulaştı. Kılıcını yere sapladıktan sonra ona tutunup destek alarak zar zor ayağa kalkabilmeyi başardı. Başı dönecek gibi olurken arkasındaki boğuşma sesleri şiddetli bir tak sesinden sonra aniden kesildi. Sanki biri diğerinin kafatasını sert bir şeyle kırmış gibiydi.

Genç prens bilincini kazanmış ve ayağa kalkabilmiş olsa bile hâlâ yarı ölü gibiydi. Her tarafı titriyordu ve yüzü kanlar içerisindeydi. O sırada hiç beklemediği bir anda bir el Arsay’ın omzuna elini koydu.

Korkudan kalbinin durduğunu hisseden Arsay öleceğini düşünüp kendisini savunmak için olduğu yerde hızla dönerek tüm gücüye kılıcını arkasındaki adama doğru salladı. Kılıç, arkadaki adamın bedeninin üst kısmını hiç zorlanmadan ipeği kesermiş gibi delip geçti. Adam hiç direnç bile göstermeden kılıç tarafından deşilmişti.

Arsay’ın görüşü bulanıktı. Gözlerini tek eliyle sildikten sonra görüşü netleşmeye başladığında kılıcını kalbine soktuğu kişinin Lio değil, Fianco olduğunu fark etti. Lio biraz daha ileride, kafası mermer tarafından ezilmiş halde, kanlar içerisinde yatıyordu.

“Neden?” dedi Fianco yavaşça dizlerinin üzerine çökerken.

Çenesinden kanlar akan Arsay’ın dudakları titriyordu. Yüzünün korkudan bembeyaz olduğunu hissediyordu. Neden her şey böyle sonlanmıştı? Bunun bir kâbus olduğunu düşünüp uyanmak istedi ancak her şey ışık ve karanlık kadar gerçekti.

Fianco’nun yaşlı gözleri yavaşça kapandı ve genç fian yere yığıldı. Hem Lio hem de Fianco kanlar içerisinde hareketsizce yatıyorlardı.

Ne yapacağını bilemeyen Arsay delirmek üzereydi. Diğer fianlar kendisini bulduklarında onlara ne söyleyeceğini düşünüyordu. Bu yaşananlardan sonra onu canlı tutmalarının imkânı yoktu. Konseyin iki önemli üyesi ölmüştü ve ne söylerse söylesin affedilmeyecekti. Kral Marzaren’e zihninden bu olayları anı olarak gösterip suçsuzluğunu kanıtlayamazdı da çünkü Kral Marzaren yatakta baygın olarak yatıyordu ve belki de hiçbir zaman uyanamayacaktı.

Arsay bir çıkmazın içerisindeydi. Aklına kendisini savunabileceği mantıklı hiçbir açıklama gelmiyordu. Canını kurtarabilmesinin tek bir yolu var gibi gözüküyordu. Kaçmalıydı, ancak bildiği kadarı ile bu ada düz bir insanın kaçamayacağı kadar çok tepeye ve dağa sahipti.

Dev bir kartal yavaşça alçalarak Lio’nun başına geldi. Gagasıyla adamı birkaç kez yokladı. Lio’dan hiçbir tepki gelmeyince kartal tüm gücüyle kükrer gibi derinden gelen bir sesle bağırmaya başladı. Arsay bu sesin ülkenin her tarafında duyulduğundan emindi. Sesin şiddetinden dolayı neredeyse kulakları patlayacaktı.

Kartal, Lio’nun başında durup bağırırken Arsay’ın aklına bir fikir geldi. Bu adadan kaçabilmesi için tek çıkar yolun kartallar olduğunu biliyordu ve karşısında arkası dönük bir kartal duruyordu. Bu fırsattan yararlanmaktan başka çaresi yoktu.

Arsay yerdeki Fianco’nun kanlı bedeninin yanında duran kılıcını alıp kartalın üzerine doğru tüm gücüyle koşarak sakar bir şekilde atladı. Kılıcını kartalın boynuna dayayarak “Uç!” diye bağırdı. Kartal bu emre kulak asmayıp iki yöne doğru sallanmaya başladı. Genç prensi üzerinden atarak kurtulmaya çalışıyordu.

Arsay umutsuzca kartala tutunup düşmemeye çalışırken aklına sahip olduğu ruhgezer gücü geldi. Gücünü nasıl kullanacağını, hatta kullanmaktan öte birisinin zihnine nasıl gireceğini bile bilmiyordu ancak kurtulmak istiyorsa bunu bir an önce çözüp uygulamalıydı.

Genç prens bir eliyle kartalın tüylerini düşmemek için sıkıca tutuyor, diğer eliyle ise uzun ince kılıcını tutuyordu. Kılıcı kartala batırıp ona zarar veremezdi. Kartala bir şey olursa kaçma planları da suya düşerdi. Kartalın ruhuna girebilmek için bir eliyle kuşun başına dokunmasının işe yarayabileceğini düşündü ancak bunu onun tüylerini tuttuğu eliyle yapamazdı; daha denemeden yere düşerdi. Mecburen diğer eliyle tuttuğu uzun ince kılıcını bırakmak zorunda kaldı. Boştaki elini kartalın başına koyup gözlerini kapayarak onun sakinleştiğini hayal etmeye odaklandı.

Kendisini sallayan kartalın hareketleri yavaşlamaya başladı. Kısa bir süre sonra sakinleşen kartal etrafına sessizce ve masumca bakınmaya başladı. Arsay kartalın kulağına uçmasını fısıldadı.

Kartal itaatkâr bir şekilde kanatlarını iki yana açtıktan sonra hızla yerinden fırlayıp uçmaya başladı.

Az kalsın havalanan kartaldan kayıp düşecek olan Arsay iki eliyle birlikte kartala sıkıca sarılmıştı. İkili havalandıkça tam altlarındaki saray gittikçe küçülüyor, yavaş yavaş gözden kayboluyordu. Kartal iyice yükseldikten sonra adadan uzaklaşmaya başladılar. Arsay havada hızla ilerlerken rüzgârın vurmakta olduğu yüzünün yandığını ve şişmeye başladığını hissetti. Yediği yumruklardan dolayı kanlar içinde kalan yüzünün her yeri inanılmaz bir acıyla yanıp sızlıyordu. Burnu kanla tıkandığı için ağzından nefes alıp veriyordu.

Kartal bir süre daha aynı yükseklikte hızla uçmaya devam etti ama bir süre sonra yavaşlamaya ve alçalmaya başladı. Arsay neler olduğunu anlamaya çalışırken gözleri yavaşça kararmaya başladı. Gözleri kararırken en önemli şeyi unuttuğunu ve bu yüzden kartal ile birlikte öleceğini fark etti: Ruhgezer gücü kullanıldıktan sonra iki tarafta aşırı enerji kaybından dolayı yorgun düşer ve bilincini kaybederdi.

Denizi geçmişlerdi ve altlarında küçük bir ada parçası bulunuyordu ancak buranın neresi olduğunu düşünecek enerjisi dahi yoktu. Altlarında kara parçası olması iyi bir şey miydi? İkili hızla yere çakılıp parçalanacaktı. Her şey bitmişti.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17510 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36097 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr