"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Ashia - Bölüm 11: Fiannir Konseyi


Arsay Huthia

 

Sesler kesilmişti. Arsay gözlerini yavaşça aralamaya başladı. Gözlerini açtığında kendisini güzel çiçek kokularının birbirine karışmış olduğu bir odada, geniş ve kuş tüyünden rahat bir yatakta buldu. Üstünde beyaz ve temiz ince ipekten bir giysi vardı. Geniş odanın ortasındaki yeşil örtülü masada birbirinden farklı şekillerde meyveler bir sepete konmuştu. Karşısındaki pencereler odaya güneş girmemesi için şık ve koyu olan kırmızı perdelerle kapatılmıştı.

Odaya yavaş adımlarla aynı Arsay gibi beyazlara bürünmüş iki uzun boylu adam girdi. Arsay adamları gördükten sonra en son yaşadığı olayları hatırlayıp yutkundu. Bir ejderha ağzını açmış, kartal Quox ile kendisinin üzerine doğru son hızda geliyordu. Sonrasında neler olmuştu? Hiçbir şey hatırlamıyordu.

Genç prens üstünü başını yoklarken adamlara telaşla “Siz kimsiniz?” diye sordu. “Yoksa ben öldüm mü?”

Böyle bir tepki beklemedikleri her hallerinden belli olan adamlar birbirlerine baktıktan sonra gülüştüler. Uzun sarı saçlara ve parlak yeşil gözlere sahip olan adam Arsay’a bir adım yaklaştı.

Adam, “Benim adım Lafiz,” dedi. “Kara korkuya yakalandığından dolayı günlerdir uyuyordun. Sana dair ümidi kesmiştik fakat birkaç gün önce kendiliğinden duman atmayı kestin. Bu korkunç hastalığı yenen birisini bir daha görebileceğimi düşünmezdim.”

Arsay adamın bahsettiği kara korkunun ne olduğunu çok iyi biliyordu çünkü neredeyse on yılını kara korku yüzünden uyuyarak geçirmişti. Bunları düşününce vücudu karıncalandı ve tüyleri diken diken oldu. Krinor’un ona kara korku hakkında söylediklerini düşündü.

Kara korkuya yakalananlar bitmeyen ve sonsuzluğa kadar giden kâbuslar görür, asla uyanmazlardı. Hastalığa yakalanan kişi kabuslar görmeye devam ederken ağzından kara dumanlar çıkardı. Kişi, bu duman ile hayat enerjisini dışarı salmaya başlar ve bir süre sonra güçsüz düşerek ölürdü. Bu hastalık kimde, neden oluşur ve nasıl tedavi edilir hiç kimse tam olarak bilmiyordu.

Güneyden geldiğini söyleyen Krinor onu yıllarca hayatta tutmuş ve en sonunda kimseye söylemediği bir sır ile uyandırabilmeyi başarmıştı.

Lafiz’in arkasında duran uzun mor saçlara ve parlak mor gözlere sahip adam öksürmeye başladı. Öksürmesi kesildikten sonra “Benim adım Sianus,” dedi. “Bu hastalığı yenebilmenden dolayı seni tebrik ediyorum. Sana olan hayranlığımı gizleyemem, imkansızı başardın. Şimdi nasıl hissediyorsun?”

Arsay, “Ben çok iyiyim ve yardımlarınız için çok minnettarım.” dedikten sonra kendisine bakan parlak gözlü adamları inceledi. “Sizler fiansınız değil mi? Neredeyim ben?”

Lafiz masada duran sepeti inceledikten sonra açık mavi renkteki yuvarlak meyveye bıçağını sapladı. Sonra bıçağa saplı meyveden bir ısırık aldı. Meyvenin çok tatlı olduğunu belli edermiş gibi başını salladıktan sonra Arsay’a dönerek “Şu anda başkentimiz Fiannir’desin,” dedi. “Ben, Kartal Kral adına bu ülkeyi Vali olarak yönetiyorum. Sianus ise günlerce başında durup seni kurtarmaya çalışan saray büyücümüzdür.”

Arsay fian ülkesi Fiannir’de olduğunu duyunca kulaklarına inanamadı ve bunun bir rüya olduğunu düşündü. Kuzeydoğudaki bu küçük ada parçası, evinden haftalarca, hatta aylarca uzaklıktaydı ve bildiği kadarıyla bu adaya fianlar dışında kimse girip çıkamazdı. Adanın her tarafı yüksek dağlarla çevrelenmiş ve tırmanmayı imkânsız kılan tuzaklarla donatılmıştı. Bu ülkeye yalnızca uçarak, yani kartallarla girilebiliyordu.

Adam bıçağındaki meyveden bir ısırık daha alıp uzun uzun çiğnedikten sonra konuşmasına devam etti. “Buraya geldiğinde kendinde olmadığından dolayı sormaya fırsat bulamadık fakat sen kimsin?”

Arsay kendisini tanıtmadığını yeni fark etmişti. Bu adamlara kendisini tanıtıp Wex ile başlarına gelenleri söylemenin doğru olup olmayacağını düşündü. Adamlar kendisini deli veya yalancı sanarak hücreye atabilirlerdi. Fianlar sadece parlak gözleri ve kartallarıyla bilinmezlerdi. Diğer ırklara karşı olan acımasızlıkları ve işkenceleriyle de epey ünlülerdi.

Arsay yutkunduktan sonra “Ben Huthia Krallığı’ndan üçüncü oğul, Prens Arsay Huthia’yım,” dedi. “Kral Aivor’un oğluyum.”

Adamlar bunu duyduklarında tekrardan birbirlerine baktılar. Sianus bunu tahmin ettiğini belli edermiş gibi yumruğunu sıkıp avucuna vurdu. Lafiz’e dönüp başını bir şeyleri onaylar gibi salladı.  

Sianus, “Böyle olacağını biliyordum,” dedi.

Sianus tekrardan Arsay’a döndü. Sert bir tonla “İnsan prens,” dedi. “Wex’e ne yaptınız? O hâlâ yaşıyor mu?”

Arsay şüpheli bakışlar altında suçlu gibi göründüğünü ve gizlice sorguya çekildiğini fark etmişti.

Genç prens yumuşak bir tonla “Siz neden bahsediyorsunuz?” diye sordu. “Kimse kimseye bir şey yapmadı.”

Lafiz perdeleri çekip camı açtı. Camın açılmasıyla dışarıdan kartalların bağırışları ve fianların kulağa ninni gibi gelen ezgileri duyuldu. Arsay eliyle yataktan destek alıp yerinden kalkmaya çalışırken merakla “Dışarıda bir kutlama mı var?” diye merakla sordu. “Ben de bakabilir miyim?”

Dışarıya sessizce ve hüzünle bakan Lafiz derin bir iç çektikten sonra Arsay’a dönüp eliyle gelebileceğini işaret etti. Arsay yavaş adımlarla cam kenarındaki Lafiz’in yanına geldi. Lafiz birkaç kelime antik fian lisanında mırıldandıktan sonra Arsay’a döndü.

Lafiz, “Acı bir kaybımız var,” dedi. “Halkımız ve kartallar bu acıyı hep birlikte paylaşıp kaybettiğimiz kişiyi saygıyla son macerasına uğurluyorlar.”

Arsay camın önünden kafasını dışarı çıkardı ve dışarıyı inceledi. Sonu olmayan bir yola sahip olan şehrin açık alandaki meydanında bir yuvarlak oluşturulmuş, beyazlar içerisindeki yüzlerce, hatta binlerce fian ellerinde mum tutarlarken dönenip kendi dillerinde ağıt yakıyorlardı. Meydanın etrafında birbirinden farklı savaşçı ve kartal heykelleri vardı. Küçük kartallar bu heykellerin tepelerine konmuş, oralardan ağıt yakanlara eşlik ediyorlardı. Büyük kartallar ise havada süzülerek meydanın etrafında dönüp duruyorlardı. Kimin için bu kadar ağıt yakıldığını anlayamayan Arsay dayanamayıp “Yoksa Kartal Kral mı?” diye sordu.

Lafiz kısık gözleriyle dışarı bakmaya devam ediyordu.

“Hayır, en büyük kartallarımızdan birisini, Quox’u kaybettik. Ölümcül yara almış olmasına rağmen seni buraya kadar getirebildi. Seni buraya getirdiğinde her tarafı yanmıştı. Daha fazla dayanamadı ve bu sabah onu kaybettik.”

Arsay hayatını kurtaran bu cesur kartalın öldüğünü duyunca içi cız etti ve kendisini boşlukta gibi hissetti. Kendi inadından ve ejderha görme merakından dolayı kartal Quox ölmüştü. Sadece Quox değil, belki Wex’te ölmüştü. Eğer onlara zorla katılmasaydı belki ikili kaçabilirdi. Arsay yaşananlardan dolayı kötü hissederken Lafiz’in elini omzunda hissetti.

Lafiz yumuşak bir tonla, “Merak etme,” dedi. “Senden özel bir güç sezmiyorum. Quox’a bunu yapanın sen olamayacağı çok açık.”

Arsay karşısındaki fianı duymuyordu. Baş ağrısıyla ve pişmanlığıyla birlikte hayallere dalmıştı. Kendi kendisine sesli bir şekilde konuşmaya başladı.

“Kartal Quox öldü, acaba Wex yaşıyor mu? Yaşıyorsa nerede?”

Hemen araya giren Sianus, “Biz de sana bunu soracaktık,” dedi. “Seni kurtarmak için bu kadar uğraşmamızın sebebi bu soruların cevaplarını almaktı.”

Arsay konuşmayıp içerisindeki acıyla birlikte dışarıyı izlemeye devam etti. Omzundan sıkan bir el hissedince başını çevirdi. Lafiz gülümseyip Arsay’ın omzunu tutuyordu.

Lafiz sevgi dolu bir tonla “Yatıp dinlenmen senin için en iyisi olur,” dedi. “Akşama konseye çağırılacaksın. Oradayken bize neler yaşandığını anlatacaksın ve o sırada yorgunluktan bayılman hiç hoş olmaz.”

Arsay yorgun olmadığı için bu öneriyi beğenmedi, hatta konseye çıkarılıp sorgulanacağını duyunca uykusu huzursuzluktan dolayı iyice açıldı ve canı sıkıldı. Omzunu tutmayı bırakıp gitmek üzere olan Lafiz’e ciddi bir tonla “Aşağıya inip hayatımı kurtaran kartala, Quox’a son kez saygımı sunmak istiyorum,” dedi. “Bunu yapmama müsaade var mı?”

Lafiz başını iki yöne salladı.

“Halk şu anda çok hassas bir ruh halinde. Onlar böyle karışık duygulara sahipken senin gibi bir yabancıyı aralarında görmemeleri herkes için daha iyi olur.”

Lafiz kapıda kendisini bekleyen Sianus’un yanına ilerledi ve ikili odadan fısıldaşarak çıktı.

Arsay bir süre daha dışarıyı izledikten sonra esnedi. Yavaş adımlarla yaklaştığı yatağına uzandıktan sonra dışarıdan gelen ezgilerin eşliğinde uykuya daldı.

Kapı birkaç kez tıkladı.

Kapının sesine uyanan Arsay kafasını kaldırınca açık kapıda bekleyen birisini gördü. Kapıda duran genç adam saatler önce gelen iki adam kadar uzun boylu olmasa da kendisinden uzundu. Adamın sarı, yeşil ve kahverengi renklerle karışmış parlak uzun saçları ve kedi gözleri gibi keskin, parlak turuncu gözleri vardı. O da yastaki fian halkı gibi beyazlar içerisindeydi.

Adam Arsay’ın uyanmış olduğunu görünce hafif bir gülümsemeyle “Girebilir miyim?” diye sordu.

Arsay ürkek bir tonla “Elbette,” dedi.

Adam elinde parlayan beyaz bir çiçek getirmişti. Bunu yavaşça Arsay’a uzattı. Arsay hayatı boyunca bir erkekten çiçek alabileceğini düşünmemişti. Kendisine uzatılan çiçeği eline aldıktan sonra şaşkınca etrafına bakındı.

Genç prens, “Bunu koyabileceğim bir yer var mı?” diye sordu.

Kaldırdığı kaşıyla şaşkınlığını belli eden genç fian başını kaşırken konuştu.

“Ah? Siz insanlar çiçekleri bir yerlerde saklarsınız değil mi? Bu sizin süs olarak ortaya koyduğunuz veya odayı güzel kokutsun diye sakladığınız çiçeklerden değil. Bu beyaz çiçek ağacından çıkan bir beyaz çiçek, tadına bak, çok seveceksin. Ayrıca beyaz çiçek üzerindeki yorgunluğu alıp seni uzun bir süre dinç tutar.”

Arsay başta karşısındaki genç fianın şaka yaptığını düşünüp tereddüt etse de papatyaya benzeyen bembeyaz çiçekten bir ısırık aldı. Biraz çiğnedikten sonra ağzında tuttuğu beyaz çiçeği yuttu. Beyaz çiçek, Arsay’ın boğazını gözlerini yaşartacak kadar çok yaktı.

Arsay yerinden fırlayıp masadaki bardaktan aldığı suyu lıkır lıkır içti.

Genç prens yaşaran gözlerini sildikten sonra “Hem acı hem de lezzetli,” dedi. Karıncalanan elini yumruk yapıp sıkarken “Şimdiden içimde bir enerji patlaması yaşandığını hissedebiliyorum.” diye ekledi.

Genç fian bunu duyunca gülümseyip “Beğenmene sevindim,” dedi. “Bu arada benim adım Fianco, kendimi daha önce tanıtamadığım ve daha önce ziyaretine gelemediğim için üzgünüm. Halkın arasında Quox’u son yolculuğuna uğurluyordum.”

“Gerçekten sorun değil, benim adım Arsay. Yolum Huthia Krallığı’ndan buraya düştü.”

“Yani güneydensin. Wex her zaman bana güneyi ve oralarda yaşadığı maceraları anlatırdı.”

Arsay, Wex’in adını duyunca bir durgunluk oldu.

Genç prens üzüntüsünü belli eden bir ses tonuyla “Onunla yakın mıydın?” diye sordu.

Yüzü asık olan genç fian “Kelimelerle tarif edemem,” dedi.

Fianco sözünü bitirir bitirmez kapıya birisi tıklattı. Fianco üstünü başını kontrol ettikten sonra kapıya doğru yöneldi. Elini uzattığı kapıyı açmadan önce başını Arsay’a çevirip “Artık gitsem iyi olur,” dedi.

Fianco karşısındaki Arsay’ın gözlerinin içine bakıp gülümsedi. Kapıyı açtığında karşısında saray büyücüsü Sianus’u gördü. Sianus kapıdan Arsay’a başıyla selam verdikten sonra Fianco ile birlikte gözden kayboldu.

Kısa bir süre sonra kapıya Lafiz geldi. Lafiz, üzerindeki beyaz yas kıyafetlerini bırakmış, daha resmi olan önü düğmelerle kapatılmış siyah bir deriyi giymişti.

Lafiz hafif bir ses tonuyla “Vakit geldi,” dedi. “Konsey ile yüzleşmek için hazır mısın?”

Arsay üzerindeki beyaz gecelik gibi olan giysilerini göstererek “Konseydekilerin karşısına bu halde çıkmam saygısızlık olmaz mı?” diye sordu.

Lafiz bir eliyle çenesini tutarken “Olmaz,” diyip gülümsedi. “Aksine senin de Quox’a saygını gösterdiğini görünce bundan memnun olacaklardır.”

Heyecandan ve korkudan içi titreyen Arsay, “O zaman gidebiliriz,” dedi.

Lafiz önde, Arsay arkada odadan çıktılar. Neler olacağını bilmeyen ve terlemeye başlayan genç prens, Umarım buradan sağ salim kurtulmanın bir yolunu bulabilirim, diye düşündü.

Koridorun başına geldiklerinde Arsay başını iki yana çevirip etrafına bakındı. Koridorun iki tarafında da sonu gözükmeyen uzun koridorlar ve sayamayacağı kadar çok oda vardı. Burası sanki tüm canlıları içine alabilecek büyüklükteki bir sığınaktı.

Arsay, “Biz neredeyiz böyle?” diye sordu.

Başını çeviren Lafiz, “Anlamadım?” diye karşılık verdi.

Genç prens, “Saraydayız değil mi?” diye sordu. Ellerini iki yana açıp “Büyüklüğü hayallerimin bile ötesinde çıktı,” diye ekledi.

Lafiz başını sallayarak genç prensi onaylarken “Doğru tahmin ettin,” dedi. “Sarayımız antik dönemlerden, Karanlık Çağ’dan kalma eşsiz bir yapıdır. Çok az kişinin bildiği sarayın destansı yapılış hikayesini sana başka bir zaman anlatırım.

Lafiz ve Arsay uzun bir süre bitmeyen koridorlarda ilerledikten sonra dönen merdivenlerden sarayın çatısına çıktılar. Sarayın uzun ve geniş çatısı dümdüzdü. Alt katlardaki onlarca mermer kolon tarafından desteklenen üstü açık çatının üzerinde uzanan gökyüzünü kapayan devasa boyutta bir kartal heykeli bulunuyordu. Bu kartal neredeyse genç prensin gördüğü ejderha kadar büyüktü. Hava kararmaya başlamış, rüzgâr tüm gücüyle eserek genç prensi titretmişti.

İki fian muhafızı ellerinde meşaleler ile ikiliyi karşılayıp onları konseyin yapılacağı yerin önüne getirdiler. Fianların taht odası tasarımı bile insanlarınkinden daha farklıydı; boş ve sade olan çatının ortasında, yüksekte kalan tahtın tam karşısında ve alçağında bir çember vardı ve üzerinde fian harfleriyle yazılmış bir yazı bulunuyordu. Yazının etrafında ise farklı desenler ve semboller vardı. Kral ve yardımcılarının oturacakları taht benzeri yapılar dışında koca sarayın uçsuz bucaksız çatısı bomboştu.

Lafiz etrafına bakındıktan sonra Arsay’a dönerek “Anlaşılan erkenciyiz,” dedi.

“Hiç de bile,” diye araya girdi arkadan yavaşça yaklaşan siyah uzun paltosunun ve kapüşonunun içerisinde saklanan büyücü Sianus.

Arsay gökyüzüne bakıyordu. Doğum gününden birkaç gün önce gece gökyüzünde dolunay olduğunu hatırladı. Kara korkuya yakalandığı için çok uzun bir süre uyumuştu. Acaba kutlamaların üzerinden ne kadar zaman geçmişti ve bu gece yine gökyüzünde dolunay olacak mıydı?

Aşağıdan merdivenleri çıkan ayak sesleri gelmeye başladı. Ayak sesleri her geçen adımda iyice yaklaşıp yankılanıyordu. Arsay sorgu sırasında neler olacağını kestiremiyor, korkuyla olduğu yerde titriyordu.

Kısa sürede yankılanan sesler kesildi ve üç kişi merdivenlerden çıkıp sarayın çatısına ulaştı. İçlerinden en öndeki adamın keskin ve parlak turuncu gözleri vardı. Kısa saçlarının bazı telleri siyah olsa da çoğunluğu gümüştü. Üst dudağından çenesine kadar çok ince bir çizik vardı. Lafiz ve Sianus adamı görünce eğilip selamladılar. Beyaz bir saten giyen adamın üzerinde kaliteli bir kürk vardı. Adam, Arsay’ın yüzüne bile bakmadan yanından geçerek en yüksekteki yere geçip tahta oturdu. Bu adam, babam dahil herkesin durmadan övgüyle bahsettiği Kartal Kral olmalı!

Kral ile birlikte merdivenlerden çıkmış olan diğer iki kişi Arsay’ın arkasında bekliyorlardı. Arsay arkasını dönmesiyle ağzı açık kaldı; karşısında daha az önce tanıştığı Fianco vardı. Fianco başıyla genç prense selam verdikten sonra tek kelime etmeden Kartal Kral’ın biraz daha alçağındaki ve sağındaki yere geçti.

Aynı hizada ve kralın solunda bulunan yere ise Lafiz oturdu. Lafiz’in soluna ise büyücü Sianus oturdu. Fianco’nun sağında kalan son boş yere ise Arsay’ın arkasındaki turuncu kısa saçlara ve sakallara sahip parlak turuncu gözlü hafif zırh giymiş adam oturdu.

Kral kaşlarını çatmış bir şekilde ayağa kalkıp Arsay’ın gözlerinin içine bakarak sert bir tonda konuştu.

“Ben, Kartal Kral Marzaren, sadece doğruların konuşulup ödüllendirileceği ve yalancıların dizlerinin bağlarının kopacağı Fiannir Konseyi’ni başlatıyorum.”

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1369

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1143

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 952

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 777

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 728

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 588

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 507

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 104

Site İstatistikleri

  • 19101 Üye Sayısı
  • 552 Seri Sayısı
  • 26796 Bölüm Sayısı


creator
manga tr