Korku dağları bekler. #Atasözü

Ashia - Bölüm 10: Ejderha


Arsay Huthia

 

Adam oturduğu yerde titrerken Ailor hızla yanına gitti. Yaşlı adama matarasını uzatıp su içmesini sağladı. Ardından yaşlı adamı getirmiş olan atlı muhafızı ensesinden tutarak kralın önüne getirdi. Kral, karşısındaki muhafıza kaşlarını çatmış bir şekilde bakıyordu.

Bu da ne demek oluyor muhafız? Çabuk açıkla!”

Miğferini çıkardıktan sonra kolunun altına alan muhafız bir dizinin üzerine çöküp “Majesteleri, adım Manum,” dedi. “Düssgör muhafızlarındanım.”

Kral iyice sinirlenmiş gibi duruyordu. Arsay bunu görebiliyordu ve korkmaya başlamıştı çünkü kral ciddileşmeye başlayınca tam bir canavar oluyordu.

Kral, “Senin kim olduğunu sormadım!” diye kükredi. “Ne amaçla böyle önemli bir günde gelip oğlumun kutlamalarını bölersin?”

Manum hatasını fark edince ağzını hızla açıp kapadı.

“Majesteleri, bir gece önce Düssgör’ün limanında nöbet tutarken çok uzaklardan limana sandalıyla yaklaşmaya çalışan bu yaşlı adamı gördüm. Adamın sandalı sert dalgalar tarafından parçalanınca denize düştü ve ben orda olmayıp onu kurtarmasam boğulacaktı.”

Sabırsızca dinleyen kral kalın parmaklarıyla kendi dizkapağına hızlıca vuruyordu.

Yani?”

“Majesteleri, Barr isimli bu yaşlı adamdan duyduklarımı sizin de duymanız gerektiğini düşündüm.”

Kral yerde oturan ve titreyen yaşlı adama baktı.

“Konuş.”

Yaşlı adamın elleri ve ayakları titrerken konuşmaya çalıştı.

“B-ben Yeldis’teki ö-önemsiz balıkçılardan birisiydim. E-en son balık tutmak için denize a-açıldığımda rüzgârın beni ittirmesiyle a-adadan oldukça u-uzaklaştım. Ne kadar geri dönmeye ç-çalışsam da rüzgâr beni a-adadan oldukça uzaklaştırarak hayatımı kurtardı. Sonra ise onu g-gördüm.”

Yaşlı adam elleriyle yüzünü kapayıp bir çocuk gibi ağlamaya başladı.

Prens Ailor yerdeki adamı omuzlarından tutup sarstı.

“Kimi gördün? Neyi gördün? Konuşsana!”

Kral yerinden kalkıp yaşlı adamı getirmiş olan muhafıza baktı. Yumruğunu sıkarken “Düssgör’lü olmanın hakkını veriyorsun,” dedi. “Hayaller gören bir deliyle birlikte deli olarak böyle önemli bir günde değerli vaktimizi çaldın.”

Dudakları titreyen genç muhafız tam konuşacakken yaşlı adam konuşmasına devam etti.

“O-onu gördüm… B-bir ejderhaydı… Ü-üzerinde ise ondan daha korkunç b-bir iblis v-vardı!”

Yaşlı adam aniden ayağa kalkıp gökyüzüne bakmaya başladı. Sanki az önceki korkan yaşlı adam gitmiş, yerine daha farklı ruhsuz birisi gelmişti. Yaşlı adam bu şekilde duygularından arındırılmış bir şekilde hayalete benzer gibi anlatmaya devam etti.

“Nereden geldiğini bilmediğim, gölgesiyle tüm adayı karanlıklara gömen dev bir ejderha belirdi. Bir üfleyişiyle koca şehri alevler içerisinde bıraktı. Ateşle bütünleşmiş yanan insanların ağlayışları ve çığlıkları hâlâ kulağımda.” Yaşlı adam kendisine gelip yine titremeye başladı. Gözyaşları akarken “B-ben ailemi korumak yerine kaçtım, lütfen, affedin beni!” diye çığlık atarak bağırdı.

Ailor yaşlı adamı yine omuzlarından tutup silkti.

“Ağlamayı kes ve az erkek ol! Yalan söylüyorsan bunun bedelini neyle ödeyeceğini biliyorsun değil mi?”

Yaşlı adam titrerken başını sallayarak prensi onayladı. Ardından sanki yanan insanların bağırışları hâlâ kafasının içerisinde yankılanıyormuş gibi iki eliyle kulaklarını kapatıp yere kapaklandı.

Arsay tekrardan ağlamaya başlayan yaşlı adama tiksintiyle baktı. Saçları ağarmış kısa bıyıklı yaşlı adamın ailesini, arkadaşlarını ve onurunu korkusundan dolayı tereddüt etmeden terk etmesine sinirlenmişti. Arsay yaşlı adamın yerinde olsaydı ailesine sırtını dönmezdi. Her zaman aile olmanın ve bu bütünü korumanın önemi üzerine öğütler alıyordu.

Arsay babasının ne yapacağını merak edip ona baktı.

Kral Aivor’ın başındaki danışmanları Rang, Sör Saegor, Rafel ve Ous kendi aralarında tartışıyorlardı. Sör Saegor büyük kılıcını çekti.

“Majesteleri izin verin Yeldis’i kontrol etmeye gideyim. Eğer yalan söylüyorlarsa ikisinin de kellesini sizin için memnuniyetle alırım.”

Kutlamalar için gelen misafirler kendi aralarında tartışıp fikirlerini yüksek sesle söylemeye başladılar. Ortalık bir anda gürültüyle iyice karışmıştı.

Oturduğu yerden alnına sol eliyle hızlıca masaj yapan Kral Aivor dayanamayıp yerinden fırladı.

“Sessizlik!”

Herkes birdenbire sustu.

“Her kafadan çıkan düşünceyi benim düşünmediğimi mi sanıyorsunuz? Susun da kralınız bir karar versin.”

Herkes birbiriyle fısıldaşıp konuşurken turnuva alanının çemberinden çıkan Wex yavaş adımlarla krala iyice yaklaşıp önünde eğildi.

Wex kısık bir sesle “Kral Aivor,” dedi. “Ejderhaların yaşadığına inanmıyorum ancak şu yaşlı adamın ruh halini gördükten sonra içimde korkunç bir his oluştu. Yaşlı adamın söylediği şey doğruysa büyük bir savaş geliyor demektir. Kartalım Quox ile sizin en hızlı atlınızdan bile daha hızlı bir şekilde gidip adayı kontrol edebilirim.”

Gözleri parlayan kral sanki sıkıntılarından kurtulmuş gibi karşısındaki fiana minnet dolu bir bakış attı.

“Yardımın çok işimize yarar.”

“O halde, izninizle gidiyorum.”

Wex başını eğerek selamını verdikten sonra kartalı Quox’un yanına gitti. O sırada turnuva organizatörü bağırıyordu.

“Bu turnuvayı kazanan ve Prens Arsay Huthia’nın adını onurlandıran kişi Konrad Di Jilus oluyor!”

Arsay, yanındaki babası ve adamlarının tartışmasından dolayı baş ağrısıyla yerinden kalktı. Ejderhalar gerçek olabilir mi? diye merakla düşündü. Yaşayan bir ejderhanın hayali bile kalp atışlarını hızlandırmaya yetmişti. O ejderhayı bir yolunu bulup uzaktan kısa süreliğine bile olsa görmeliydi. Bu, kendisi için elde edilebilecek en eşsiz hazinelerden birisiydi. Aklına bir fikir geldi. Koşarak ıssız bir köşedeki Wex ile Quox’un yanına geldi.

Wex eldivenini düzeltirken “Ne istemiştin genç prens?” diye sordu.

Genç prens büyük bir heyecanla “Ben de seninle gelmeyi ve o ejderhayı görmek istiyorum,” dedi.

Şaşırdığı her halinden belli olan Wex, “Aklını mı kaçırdın sen çocuk?” diye Arsay’a çıkıştı. “Burada oyun oynamıyoruz. Her şey ışık ve gölge kadar gerçek. Koca bir adayı yakıp geçmiş bir ejderhanın en ufak bir hatada ikimizi birden öldürebileceğini göremiyor musun?”

Arsay reddedildiği için canı sıkılmıştı. Efsanelerin en ünlü parçalarından biri olan o ejderhalardan birisini ne pahasına olursa olsun görmek istiyordu. “Ölmekten korkmuyorum.”

Wex, “Ölümden çok daha kötü şeyler vardır çocuk,” dedi. “Eğer orada yaralanır ve sakat kalırsan ömür boyu pişman bir şekilde yaşarsın.”

Arsay büyük kartalın karşısında dururken Wex’e bakarak “Asıl asırlardır bu kıtada görünmeyen ejderhalardan birisini görme şansını kaçırırsam hayatım boyunca pişman bir şekilde yaşarım,” dedi. “Ayrıca buraya yetişkin bir erkek olduğumu kutlama amacıyla toplandık, bana çocuk muamelesi yapmayı kes.”

Wex ayağıyla kartalına vurup havalanmasını işaret etti. Kartal Quox tam havalanacakken Arsay kendisinden beklenmeyen bir çeviklikle kartalın boynuna dolandı.

Kartal havalanamayıp ses çıkarmaya başladı. Dişlerini sıkan Wex, Arsay’ın yüzüne ani bir tekme attı. Darbenin etkisiyle yanağı acıyla yanan ve sızlamaya başlayan Arsay’ın dev kartalı bırakmaya niyeti yoktu. Sıkıca kartala tutunuyordu. Wex etrafına bakındıktan sonra ikinci tekmesini atmak için ayağını kaldırdı. Tam tekmesini atarken fianın havadaki ayağını araya giren Konrad durdurdu.

Konrad tek eliyle Wex’in ayağını tutarken gözlerini kısmış, ona bir yılan gibi keskin bakışlarıyla bakıyordu.

Konrad, “Bence ikiniz birlikte gitseniz daha iyi olur,” dedi. “Doğum günündeki bir kişinin isteklerini reddetmek benim için kabul edilemez bir saygısızlıktır. Eğer bu önerimi kabul etmezsen neler olacağını biliyorsun değil mi fian?”

Arsay araya giren Konrad’ın kendisini kurtarmasından ve kendisine yardım etmesinden dolayı çok şaşırmıştı. Biraz düşününce her şeyi kolaylıkla çözmüştü; Konrad karşısındaki fianı alttan alta tehdit ediyordu. O bir dâhiydi!

Eğer Wex, Arsay’ı yanına almazsa Konrad az önce Wex’in Arsay’a saldırdığını ve tekme attığını krala söyleyecekti. Sinirliyken ne yapacağı kestirilemeyen kral bunu duyunca dostluklarını unutup fianlara savaş bile ilan edebilirdi. 

Bunun yanı sıra Wex, Arsay’ı yanında götürüp sağ bir şekilde geri getiremezse, Konrad, Arsay’ın Wex ile birlikte gittiğini ve onun tarafından öldürüldüğünü söyleyecekti.

İki durumda da savaş kaçınılmazdı. Wex’in genç prensi yanına alıp sağ bir şekilde geri getirmesi gerekiyordu. Bu olaylar karşısında Konrad’ın endişe etmesini gerektiren bir sorun yoktu çünkü Ak Lonca’nın Ak Şövalye’leri dokunulmazdılar. Kral Aivor Huthia bile bir Ak Şövalye’yi öldürmeye kalkışmadan önce bir süre düşünmeye ihtiyaç duyardı.

Arsay her şeyi kafasında çözdüğü için kendisiyle gurur duydu. Konrad’ın da her şeyi böyle düşünüp planladığından emindi.

Durumdan hiç hoşnut olmadığı belli olan Wex derin bir nefes aldıktan sonra eliyle arkasını işaret etti.

“Öyle olsun, arkama geç genç prens. Sıkı tutunmanı öneririm. Eğer düşer de bir tarafını kırarsan sakın ağlayıp sızlanma.”

Wex tekrardan Konrad’a ters bir şekilde baktı. İkisinin birbirini sevmediğini ruhsuz canlılar bile anlayabilirlerdi.

Arsay eğilmiş olan kartala tırmanıp Wex’e arkadan sarıldıktan sonra kartal kanatlarını açarak havalanmaya başladı. Her kalp atışında aşağıdaki insanlar daha da küçülüyordu. Bir ara atının üzerindeki Ailor Huthia başını kartala bakmak için kaldırdı ancak atının üzerindeki Konrad yanına gelip onun dikkatini dağıtarak Arsay’ı görmesini engelledi.

Kısa bir süre sonra yerdeki insanlar karıncalar gibi gözükmeye başlamışlardı. Bir süre sonra yükselip neredeyse bulutların hizasına geldiler. Kartal hızla uçuyor, rüzgâr Arsay’ın yüzüne şiddetle vuruyordu. Yine de genç prens bu hisse, özgürce uçabilmenin ve göklere hâkim olmanın oluşturduğu duyguya bayılmıştı.

Wex kartalına fian lisanında bir şeyler söyledikten sonra Arsay’a “Kim bir Ak Şövalye’nin lonca dışından arkadaş edinebileceğini düşünürdü ki?” dedi. “Hayat garipliklerle dolu.”

Arsay önündeki fianın ne demek istediğini anlamamıştı.

“Onunla arkadaş değiliz fakat arkadaşlıktaki garip olan şey de nedir?”

Wex gülmeye başlayıp “Zeki bir çocuğa benziyorsun,” dedi. “Aldığın eğitimlerle Ak Lonca ve onun boş kurallarını öğrenmişsindir. Yine de Ak Lonca’dakilerin aile ve arkadaşlık gibi kavramları unutmaya yemin ettiğini daha önce duymamış gibi gözüküyorsun.”

Arsay üstlerinden geçtikleri ufacık şehirlere bakarken konuştu.

“Böyle bir şeyi daha önce hiç duymamıştım.”

“Bu çok doğal çünkü bu bilgi hiçbir kitapta yazmaz. Bunu sadece Ak Lonca’ya davet edilirsen duyabilirsin.”

Arsay bunu duyunca o kadar şaşırdı ki dengesini kaybedip kartalın üzerinden düşecek gibi oldu.

Yani, sen?”

Wex, “Evet,” dedi. “Yıllar önce davet edilmiştim ancak ailesiz ve arkadaşsız bir şekilde sadece canavar avlayıp şöhret kazandığın bir hayat bana göre değil. Benim yerim Kartal Kral’ın yanıdır.”

Bir süre sessizlik oldu. Havada uzun süre ilerlediler ve yavaş yavaş deniz görünmeye başladı.

Wex gülerek “Sana bir kez daha tekme atsaydım beni öldürmeye çalışacaktı,” dedi.

Arsay duyduğu şeye inanamayarak “Neden?” diye sordu. “Onunla arkadaş bile değilim ki.”

Wex, “O daha farklı düşünüyor,” dedi.

Arsay merakla “Peki yapabilir miydi?” diye sordu.

Başını arkaya doğru çeviren Wex bir kaşını havaya kaldırmışken “Neyi?” diye sordu.

“Seni öldürebilir miydi?”

Tekrardan önüne dönen Wex alaycı bir tonlamayla güldü.

“Kendisi ne kadar güçlü olursa olsun Ak Lonca’ya yeni girmiş deneyimsiz bir çocuk. Yine de onun kolay lokma olmadığını söyleyebilirim.”

Wex sağ tarafına eğilip aşağıya bakarken “Sonunda geldik,” dedi. Eliyle içerisinden kara dumanların yükseldiği adayı gösterdi. “İşte orası, Yeldis.” Biraz daha yaklaştıklarında adanın içerisindeki büyük ormanının yanmakta olduğunu gördüler.

Wex, “Sanırım yaşlı adam söylediklerinde haklıymış,” dedi.

Arsay kara dumanları gördükten sonra ejderhanın varlığından emin olmuştu ve heyecandan kalbi patlayacak gibi hızla atmaya başlamıştı.

Alçalmaya devam ettiler. Arsay’ın burnuna iğrenç bir yanık kokusu geldiğinde Wex başını sallayıp gülümsedi.

Wex, “Bu senin halkının kokusu,” dedi. “Bu yenilginin kokusu.”

Arsay bunu duyunca kendisini tutamayıp yan tarafa eğildi ve tepesindeki kartaldan aşağı kustu. Kendi halkı yanıp kül olmuştu ve halkının iğrenç yanık kokusu adanın her tarafına yayılmıştı.

En sonunda aşağıya, karaya sağ salim ulaştılar. Wex matarasını Arsay’a uzatırken “Kartalımın yanında bekle,” dedi. “Eğer bir şeyler yanlış giderse hemen kartalım ile buradan uzaklaş.”

Arsay ile kartal Quox sahile yakın açık bir alanda beklerlerken Wex yavaş adımlarla yaklaştığı cesetleri inceledi.

“Bu yanıklar ve küller kesinlikle biz faniler tarafından yapılmamış.” Wex başını kaldırıp etrafına bakındı. “Acaba şu minik ejderhamız nerede saklanıyor?”

Arsay gördüğü cesetlerden ve küllerinden etkilenmiş ve içi kötü olmuştu. Buraya sadece bir ejderha görmek için masum bir sebeple gelmişti, halkının katledilmiş insanlarını görmek için değil. Wex yaşayan birisi olup olmadığını öğrenmek için etrafa yardımın geldiğini bağırıyordu.

Wex bağırmaya devam ederken birdenbire, göz açıp kapayıncaya kadar adanın her tarafını bir sis bulutu kapladı. Genç prens şaşkınlıkla etrafına bakınıyordu. Göz gözü görmezken sislerin içerisinden simsiyah renkteki ağır bir zırh içerisinde iri bir silüet çıktı. Uzaktaki Wex yavaş adımlarla ona doğru yaklaştı. Arsay gözlerini kısıp onları sisin içerisinde zar zor seçebiliyordu. Yutkundu. Tek bir şeyden emindi; sisin içerisindeki silüetin alev gibi parlayan kırmızı gözleri vardı ve bu gözler dehşet vericiydi.

Sis yoğunlaşmaya devam ederken Wex ile silüetin hareketlerine bakılırsa ikili karşılıklı bir şekilde bir şeyler hakkında konuşuyorlardı. Arsay merakla ikilinin el hareketlerinden ne konuştuklarını tahmin etmeye çalışıyordu. Wex adamla konuşmasına devam ederken bir şeyler yanlış gitmiş olacak ki iki kılıcını birden çekti ve Arsay’a doğru bakarak “Çabuk uzaklaşın buradan!” diye bağırdı.

Wex kılıçlarını kaldırıp adama doğru savurmak istedi ancak silüet sadece havaya yumruk atıp çıkan enerjiyle Wex’i metrelerce öteye fırlattı. Arsay korkuyla bir adımını geri atınca sisin içerisindeki adam başını o yöne çevirdi. İkili göz göze geldiğinde Arsay’ın kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Sisin içerisindeki silüet hızlı adımlarla Arsay’ın olduğu yöne yaklaşmaya başladı.

Arsay, eli ayağı birbirine dolaşırken sağ elini kılıcına atmak istedi ancak doğum günü olan kişinin üzerinde silah taşımasının geleneklerine göre yasak olduğunu unutmuştu. Kılıcının yanında olmadığını hatırlayınca korkudan gözleri yaşardı. Eve dönmek istiyordu. Geri adımlar atmaya devam ederken boynundan tutan bir güç ile havalanmaya başladığını hissetti. Ne olduğunu anlamayıp çırpınmaya başladı fakat daha sonra kendisinin kurtulduğunu ve onu kurtaranın kartal Quox olduğunu fark etti. Derin bir nefes alıp verdikten sonra daha önce eşi benzeri olmayan bir rahatlama yaşadı fakat kalbi patlayacak gibi hızla atmaya devam ediyordu.

Kartal Quox hızla geldikleri yere doğru geri uçmaya başladı. Arsay’ın gözlerinin önüne az önceki kırmızı gözlü silüet gelince tüyleri tekrardan diken diken oldu. Genç prens geride bıraktıkları Wex’i hatırladı. Geri döndüğünde ailesine ne diyecekti? Bunları düşünürken her tarafın durduk yere kararmaya başladığını gördü.

Neler olduğunu anlamaya çalışıp başını yukarı kaldırdığında gözlerine inanamadı; yaşlı adamın bahsettiği ejderha tam üstlerindeydi. Ejderha yaşlı adamın bahsettiğinden ve Arsay’ın hayal ettiğinden bile daha büyüktü. Simsiyah olan ejderhanın pullu derisi en sağlam kalelerin duvarlarından bile daha dayanıklı gibi görünüyordu. Ejderha o kadar büyüktü ki kanatlarını salladığında fırtınalar oluşması işten bile değildi.

Yeşil gözlere sahip ejderha altındaki uçan kartala bakarak ağzını açtı. Kızıllaşmaya başlayan boğazından ateş püskürdüğü anda kartal Quox alçalıp sıyrılmasını bildi. Ejderha yine ateş püskürdü ve kartal Quox yine son anda sıyrıldı ancak bu defa ateş çok yakınlarından geçmişti ve Arsay havadaki sıcaklık değişimini iliklerine kadar hissetmişti. Denize düzen alevler suya karışınca patlamalar oluşuyor, denizden çıkan buharlar her tarafa yayılıyordu.

Ejderha bir kez daha ateş püskürdü ve Quox yine alevlerden zar zor da olsa sıyrılmasını bildi ancak bu defa ejderhanın tuzağına düşmüştü; ejderha ateşten sıyrılan kartalın önüne geçmiş ve keskin dişleri olan kocaman ağzını açmıştı. Son hızda ejderhanın ağzına doğru ilerleyen kartalın yön değiştirmesi veya durabilmesi imkansızdı.

Sonunun geldiğini düşünen Arsay dişlerini sıkıp korkuyla gözlerini kapadı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18915 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26499 Bölüm Sayısı


creator
manga tr