"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Ashia - Bölüm 9: Turnuva


Arsay Huthia

 

Üzerinde garip bir ağırlık ve hareketlilik hisseden Arsay acıyla gözlerini açtı. Tepesinde birisi onu yakasından tutmuş, durmaksızın sarsıyordu. Başında söylenip duran sesi tanımıştı, Mila’ydı.

“Kalk hadi, geç kalıyorsun!”

“Sen misin Mila?” Arsay yattığı yerde gözlerini ovalıyordu. “Güneş’ten bile önce uyanabilmene şaşıyorum, daha hava bile aydınlanmamış.” Arsay arkasını dönerek tekrar uyumak için gözlerini kapattı.

“Hava aydınlanalı çok oldu, hatta kararmaya bile başladı.”

Arsay bunu duyunca akşam olduğunu ve uyuyakaldığını fark edip telaşla Mila’yı üstünden iterek yataktan fırladı. Giyecek bir şeyler ararken Mila kikirdemeye başladı.

“Ha-ha! Zeki olduğun kadar safsın da.”

Arsay aslında havanın kararmadığını, daha yeni aydınlandığını ve oyuna getirildiğini fark edince yumuşak yastığını alıp Mila’ya vurmaya çalıştı. Hızlı davranan Mila eğilerek yastıktan sıyrıldı ve Arsay’ı ittirdi. Genç prens sırtüstü yatağa düşünce Mila odadan çıkmak için kapıya doğru hareketlendi. Kapıya gelince yüzünü içeriye doğru çevirip “Geç kalmayın prensim,” dedi.

Arsay, “Bekle!” diye genç kızın arkasından bağırdı. Söylemesi gereken önemli bir şey vardı. Koşarak odasının kapısını açınca koridorda ilerlemekte olan kıza “Doğum günün kutlu olsun Mila,” dedi.

“Sizin de prensim.” Mila merdivenlerden seker adımlar atarak hızlı uzaklaştı.

Odasına dönen Arsay hazırlanmaya başladı. Üzerine dolabından aldığı gösterişten uzak yeşil renkteki ipek cübbesini giydi. Cübbenin üzerinde hanesinin sembolü olan yeşil zemin üzerine üç kahverengi yumruk vardı. Cübbesinin üstüne hafif bir zırhta giymesi gerekiyordu ancak kral babası bunun gerekli olmadığını ona özellikle belirtmişti. Evlerindeyken başına ne gelebilirdi ki?

Genç prens bebekken kara korku denen hastalığa yakalanıp on yıl boyunca yataklara düşünce fiziksel gelişimi yaşıtlarından daha farklı olmuştu. Bedeni ne yazık ki iyi bir şekilde gelişememişti. Çoğu konuda bir kızdan bile daha güçsüz ve dayanıksızdı.

Güçsüz olduğu için hafif zırh giymiyordu. Hafif zırh gibi bir yük bile kısa sürede Arsay’ı yoruyor, nefes nefese kalmasına sebep oluyor ve her tarafını ağrıtıp sızlatıyordu.

Hafif zırh giymese bile bileklerine basit ve ince bir bileklikler geçirmişti. Babasının İyi giyinip gösteriş yapanlar halkın tepkisini çeker ve ömürleri daha kısa olur, deyişini hatırladı. Bu yüzden ailece gösterişten uzak, sade bir hayat sürüyorlardı.

Arsay aşağıya, taht odasına inince etrafına bakındı. Taht her zamanki yerinde, birkaç basamağın üzerinde soğuk ve görkemli bir şekilde duruyordu. Atalarının soğuk taştan heykelleri tahtın arkasına sırayla dizilmiş, ellerinde tuttukları kılıçlarıyla öfkeyle bakan korkunç bir ordu gibi duruyorlardı.

En önde, tahtın en yakınında bu haneyi binlerce yıl önce kuran Durgon Huthia’nın heykeli duruyordu. Uzun boylu, omuzları geniş adamın çenesine kadar uzanan kalın bıyıkları vardı. Adam, çatık kaşlarıyla kendisine bakan Arsay’a dikkatle bakıyor gibiydi. Genç prens karşısındaki şey bir heykel bile olsa o bakışlardan korkmuştu, her zamanki gibi.

Bakışlarını biraz daha arkalara götürünce Burgon Huthia’nın heykelini gördü. Hakkında en çok şey duyduğu atası oydu. Durgon Huthia gibi geniş omuzlu olan adamın uzun saçları, birbirine karışmış olan kısa bıyıkları ve sakalları vardı. Durgon Huthia’nın aksine Burgon Huthia çatık kaşlarla bakmıyordu. Elinde tuttuğu kılıcı ve kalkanıyla birlikte kederli duruyordu. Neredeyse üç asır önce bazılarının Fatih, bazılarının ise İstilacı dediği Eroan’ı teke tek dövüşte yenmiş ve yüzbinlerce insanın can verdiği bitmek bilmeyen bir savaşa son vermişti.

Genç prens hanesinin kahramanlarına bakmakla zaman kaybettiğini fark etti. Etrafına bakınınca babasını göremedi ve nöbetçilere sormaya karar verdi.

Arsay’ın yaklaştığını gören nöbetçiler duruşlarını düzeltip vücutlarını dikleştirdiler.

“Nöbetçi, babam nerede?”

“Kral hazırlıkları kontrol etmek için erkenden kalkıp dışarı çıktı prensim.”

Arsay babasının turnuva alanında olabileceğini düşünerek oraya gitmeye karar verdi.

Taht odasından ayrılıp ön kapılardan dışarı çıktı. Basamakları teker teker indikten sonra kalenin kendi yaşadıkları iç bahçesinin bulunduğu geniş kısmına geldi. Oradan da ilerleyip iç kaleden çıkınca halkın olduğu dış kale bölgesinde bir köşede misket oynayan iki çocuk gördü. Bunlar kendisinden altı yaş küçük olan Gim ve Art’tı. Çocuklar Arsay’ı görünce büyük bir sevinçle onun yanına koştular ve doğum gününü kutladılar.

Art, “Büyücüler herkesten daha güçlüdürler değil mi?” diye merakla sordu. “Gim’e bunu söyledim ve o buna gülüp benimle dalga geçti.”

Gim arkadaşını ittirip araya girdi. “Bence şövalyeler çok daha güçlüdür. Onlar kılıçlarıyla her şeyi kesebilirler.”

İki çocuk birbirini ittirip tartışırken Arsay araya girip ikiliyi ayırdı.

Genç prens, “Hangisi daha güçlüdür bunu bilemem,” dedi. “Bunu tartışıp birbirinizi kırmanıza hiç gerek yok. Ne kadar güçlü olursanız olun eğer yalnızsanız sonunuz Büyük Fatih Eroan gibi olur. Bu yüzden güçlü olmaktan çok, dost edinmeye bakmak daha önemlidir.”

Genç Arsay aynı babası gibi konuştuğunu hissetti. Ailenin ve dostluğun önemini, bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu.

Çocuklar genç prensi dinledikten sonra tekrardan yeni yaşını kutladılar. Üçlü el ele tutuşup beraber bir şarkı söyledikten sonra Arsay yanlarından ayrıldı. Şehrin büyük duvarlarının dışında kalan turnuva alanının yapılacağı açık, yeşillik alana geldi.

Babasını, Kral Aivor Huthia’yı adamlarının başında sağa sola emirler yağdırırken gördü. Zırhlı adamlar taşıdıkları uzun tahtaları dizip insanların oturacağı yerleri hazırlıyorlardı. Genç prens her şeyin harika olacağını düşünüyordu. Sabırsızlanmaya başlamıştı.

Yavaş yavaş insanlar turnuva alanına gelmeye başlamışlardı. Arsay etrafına bakınınca genç soylu kızların kendisine bakıp fısıldaştıklarını gördü. İstemsizce gözlerini başka yöne kaçırmak zorunda kaldı. O sırada omzuna bir el dokundu.

“Sonunda seni buldum, ailenin ışıldayan küçük demiri.”

Bu Arsay’ın babası Aivor Huthia’ydı. Kendisi Huthia Krallığı’nın kralıydı. Huthia hanesinin simgesi olan kahverengi gür saçlara, kalın bıyıklara, tıraşlı sakallara ve siyah gözlere sahip sert mizaçlı bir adamdı.

Aile içerisindeki bireyler birbirlerine demir derlerdi. Halk arasında demir kalpliler olarak bilinirlerdi. Huthia’lar diyar genelinde saygı duyulan ve korkulan köklü bir haneydiler.

Genç prens başını eğerek saygısını gösterdikten sonra babası etrafta koşuşturan adamları izlerken “Keşke annen de bugünleri görebilseydi,” dedi.

Adam bunu dedikten sonra bir sessizlik oluştu. Annesi genç prensi doğurduktan kısa bir süre sonra ölmüştü. Keşke beni doğurmayıp yaşasaydı, diye içinden geçirdi Arsay.

“Kutlamalar nasıl olacak?”

Kral, adamlarına el işaretleriyle emirler verdikten sonra oğluna dönerek “Önce okçuluk müsabakası yapılacak,” dedi. “Hemen ardından ise özel güçlerin kullanılmadığı küçük bir teke tek meydan muharebesi yapılacak ve onun ardından büyük ziyafete geçeceğiz.”

Kralın yanına gelen sağ kolu Ous kulağına yaklaşıp ona bir şeyler fısıldadı. Arsay adamı inceledi. Otuzlu yaşlarının başlarında olduğunu düşündüğü adamın aynı Huthia’larınki gibi uzun dalgalı saçları vardı. Siyah gözlere sahip oval yüzlü adamın kısa, kirli sakalları kızıl renkteki yanaklarının bir kısmını gizliyordu. Ous, konuşması bittikten sonra Arsay’a başıyla selam verip oradan hızla ayrıldı.

Arsay adamın krala ne söylediğini merak ederken kral başıyla genç prense arkasını işaret etti. Arsay işaret üzerine arkasına dönünce karşısında kendisiyle aynı boylarda ve yaşlarda duran bir çocuğun durduğunu gördü.

Kral, “Seni diyarın koruyucusu olan Di Jilus Hanesi’nden Konrad ile tanıştırayım,” dedi.

Arsay kendisine bakmakta olan çocuğu inceledi. Çocuğun oldukça uzun bir boynu vardı. Aslan yelesine benzeyen uzun ve dalgalı siyah saçlarının bazı telleri gümüşe çalıyordu. Gözleri de gümüş renkte olan gencin tipik bir Di Jilus görünümüne sahip olduğunu düşündü genç prens. Vücudunun tamamını kaplayan zırhı altın sarısı ile açık gümüşün birleşiminden oluşan bir renkteydi. Hafif zırhının üzerinde özenle işlendiği belli olan ilginç desenler vardı. Zırhın tam kalp hizasında bir taç simgesi vardı. Arsay bunun Di Jilus Hanesi’nin arması olduğunu ilk görüşte anladı. Çocuğun omuzlarından ayaklarına kadar uzanan bembeyaz bir pelerini ve kaliteli duran işlenmiş mor kadife eldivenleri vardı. Arsay çocuğun kendisine has bir karizması olduğunu düşünüp kendisini etkilenmekten alıkoyamadı.

Çocuk sağ elini kalbine doğru götürüp başını eğerek “Adınızı hep duyuyordum Prens Arsay,” dedi.  

Di Jilus asaletiyle sarılmış olan gence bakan Arsay “Ben de seni duymuştum Konrad,” dedi. “Turnuvalara katılacak mısın?”

Gözlerinde parıltı olan çocuk başı dik bir şekilde konuştu.

“Buraya erkenden gelip meydan dövüşü için ilk sırada kaydımı yaptırdım. Merak etmeyin, sizin adınıza bu turnuvayı kazanıp isminizi onurlandıracağım. Şimdi izninizle yerime geçiyorum.”

Kral başıyla gence izin verdi. “Gidebilirsin Konrad, çok kan dökmemeye dikkat et.”

Konrad gittikten sonra Arsay merakla babasına baktı. Neden tanışıklığı olmadığı böyle önemli biri bu kutlamaya gelmişti, neden turnuvalara katılıyordu ve neden beyaz pelerin giyiyordu? Genç prensin aklında çok fazla soru vardı. Kral, oğlunun meraklı bakışlarını gidermek için anlatmaya başladı.

“O çocuk tahmin ettiğin gibi Di Jilus Hanesi’nin ikinci varisiydi. Yaşı küçük gibi dursa da senden yalnızca on gün büyük. Neden o pelerini taktığını merak ediyorsun değil mi? On gün önce yetişkinliğe adımını attığı gibi bizzat Niziel Jaweik tarafından Ak Lonca’nın Ak Şövalye’si ilan edildi.”

Arsay duyduğu şeyle afallayıp birkaç adım geriledi.

“Yetişkin olmasıyla Ak Lonca’ya mı alındı? Ustamın yıllardır kehanetlerde bahsettiği ve aradığı seçilmiş kişi o olmalı!”

Kral bunları umursamazmış gibi kaldırdığı açık elini sağa sola sallayarak konuştu.

“Şimdi bunları düşünüp tartışmanın sırası değil. Bugün senin günün, hep birlikte gerçek bir demir olarak parlamanı kutlayacağız.”

Kral ve oğlu konuşurlarken arkadan gelen başka birisinin ayak sesleri duyuldu.

“Baba, her yerde seni arıyordum.”

Kral, “Sağ salim dönmüşsün Ailor,” dedi. “Ne haberler getirdin?”

Ağır zırh içindeki Ailor üç kardeşten en büyüğüydü. Yirmi beş yaşına gelmiş prensin kıvırcık uzun saçları ve ince bir bıyığı vardı. Yaşıtlarından biraz daha kilolu ve kalıplı olan prens kardeşlerini çok sevip onlara ailenin ve bütün olmanın önemini tıpkı babaları defalarca kez anlatmıştı. Ailor, küçük kardeşinin koca bir adam olmasından dolayı sevinçten havalara uçuyordu. Arsay bunu ilk görüşte adamın hareketlerinden kolaylıkla anlamıştı.

“Kahve Yolu yakınlarındaki bir haydut grubunu yakalayıp cezalandırdım. Oldukça yorucu bir geceydi ama kardeşim adına kazanacağım turnuvayı düşününce içimdeki yorgunluk bir anda kayboluyor.” Ailor karşısındaki kardeşinin saçlarını bir eliyle tutup hızlıca karıştırdı. “Küçük Demir, umarım hayatının geri kalanındaki her günün, bugünkü gibi güzel geçer.”

Arsay büyük kardeşine başıyla teşekkür ettikten sonra Kral Aivor’un kutlamaları başlatmak için yerine doğru birkaç adım ilerlediğini fark etti. Kral yerine geçmeden önce yumruğunu sıkarak çocuklarına baktı.

“Birlik güç getirir.”

Ailor ve Arsay yumruklarını sıkıp yanlarında duran krala ailelerinin ünlü sözüyle karşılık vererek saygılarını gösterdiler.

“Birlik güç getirir.”

Arsay yerinde durmaya devam ederken büyük bir şeyin gölgesinde kaldığını fark etti. Üzerinden geçen bulutlar yüzünden bunun olabileceğini düşünüp başını yukarı kaldırdı. Oluşan bu büyük gölgenin bir buluttan değil de dev bir kuştan dolayı olduğunu fark edince gözlerinin büyüdüğünü hissetti.

Devasa boyutlardaki kuşun kendisine doğru alçaldığını gördü. Bir anlık içgüdüyle kaçmak isteyip geriye doğru adımlar atmaya başladı fakat ayağı bir tahta parçasına takılınca yere yavaşça, sırtüstü düştü. Prens Ailor gülerek başına geldiği kardeşini elinden tutarak kaldırdı.

Ailor, “Bu pek sık görebileceğin bir şey değil,” dedi. “İyi izle, kartalıyla beraber bir fian geliyor.”

“Fian mı?” Ailor’a ağzı açık bakan Arsay başını büyük heyecanla tekrardan yukarıya çevirdi.

Yavaşça alçalıp karaya ayak basan dev kartalın üzerinde başı dik bir savaşçı duruyordu. Savaşçı iki kılıcını birden çekip herkesin kaçıştığı turnuva alanının ortasına atladı. Kılıçlarını açık bir makas şekli alacak şekilde çapraz tutup havaya kaldırdıktan sonra başını eğerek kralı selamladı.

Kral izleyicilerin arasındaki en yüksek yere geçip oturmuşken bu adamı görünce tekrardan ayağa kalktı. Adam gülümseyerek “Wex, sen misin?” diye sordu.

Wex ince bedene sahip güçlü gözüken bir savaşçıydı. Siyah saçlarının ön kısımları dökülmeye başlamış olan adamın üzerinde birbirinden farklı süslü desenlerle dolu kahverengi ve yeşil karışımı renklere sahip hafif bir zırhı vardı.

“Kral Aivor, sizi her gördüğümde daha da gençleşmiş oluyorsunuz. Bir gün bunun sırrını bana da öğretmeniz en büyük hayalimdir.”

Kral yüksek sesle güldükten sonra “Yolculuğun nasıl geçti?” diye sordu. “Kartal Kral nasıl?”

Wex, “Kartalım Quox sayesinde havanın da güzel olmasının katkılarıyla buraya kısa sürede rahatça gelebildim,” dedi. Adamın yüzü asılmıştı. “Kartal Kral ise kısa bir süre önce yataklara düşmüştü ve kendisini yeni toparlamaya başladı. Kendisi buraya gelebilmeyi çok istiyordu ama sağlığı elvermeyince onu temsil etmem için beni gönderdi.”

Kralın da yüzü asılmıştı. Arsay, babası ile Kartal Kral unvanına sahip fian kralının çok iyi arkadaş olduklarını ve bundan yıllar önce omuz omuza savaştıklarını babasından onlarca kez işitmişti.

“Bunu duyduğuma üzüldüm. Bir gün diyarın en iyi büyücülerini ve şifacılarını toplayıp eski dostumu ziyarete gitmeliyim.”

Wex eğilip selamını verdikten sonra turnuvaya ismini yazdırmak için gitti. Adamın turnuva alanının ortasında bekleyen kahverengi ve beyaz renklerdeki kartalı da boş bir köşeye geçti.

Hep masallarda duyduğu fianlardan ve kartallarından birisini görebildiği için oldukça şaşıran ve bir o kadar da sevinen Arsay babasının soluna oturup hemen ona sorular sormaya başladı.

“Bu adamla da omuz omuza savaştın mı baba? O da mı Kartal Kral gibi yenilmez bir savaşçı?”

Kral hafifçe gülümsedi.

“Kendisi Kartal Kral’ın sağ kolu olan Wex ile dostluğum çok eskilere dayanıyor. Onunla ilk tanıştığımda daha önce bir ejderhaya karşı savaşıp savaşmadığını sormuştum. Bana ejderhaların soyunun asırlar önce tükendiğini söylemişti.”

Arsay babasının söylediklerinden sonra fianlar hakkındaki bildiklerini düşündü. Fianların görünüşte insanlardan fiziksel olarak hiçbir farkları yoktu. Fianları diğer ırklara karşı ayırt etmeyi yarayan tek bir şey vardı; o da gözleriydi. Işık Çağı’nın bile öncesinde var olup doğuda yaşayan fianlar birtakım olaylar sonucunda On Işık gibi parlayan gözlere sahip olmuşlardı. Binlerce yıldır devasa kartallara binip kullanan fianlar onlarla konuşabilme yeteneğine de sahiptiler.

Bir nöbetçi tarafından izleyicilerin arasına kolundan tutulan Krinor getirildi. Arsay ustasını görünce sevinip ona el sallamak istedi ancak boşluğuna gelen bu düşüncenin ne kadar saçma olduğunu sonradan fark etti. Genç prens, kör olan ustasının asla bu dünyanın ışıklarını göremeyeceğini düşünüp onun için üzülürken turnuva organizatörü ilk önce okçular arasında bir turnuva olacağını ve bunun şimdi başlayacağını bağırarak duyurdu.

Kısa süren turnuvayı 150 metre uzaklıktaki hedeflerini tam ortasından dört kez vuran Taos Huthia çok zorlanmadan kazandı.

Taos turnuvayı kazandıktan sonra kral ile genç prensin önüne gelerek eğildi ve saygısını gösterdikten sonra tek kelime etmeden hızlıca gitti.

Taos üç kardeşten ortanca olanıydı. Genç adam Arsay’a karşı kendince nedenlerden dolayı hep soğuk davranmıştı. Arsay, Taos’un ziyafete katılıp katılmayacağını merak ediyordu.

Sırada savaşçıların turnuvası vardı. Ortadaki çimlik alana beyaz bir taşla küçük bir çember çizildi. Ardından iki nöbetçi büyük bir çuvalda getirdikleri kumları bu çembere dökerek yaydılar. Tüm dövüşler teke tek olacak ve alanın dışına çıkan veya pes eden kaybedecekti. Dövüşlerde özel güçleri kullanmak katiyen yasaktı. Savaşçılar saf kılıç yeteneklerini ve fiziksel güçlerini konuşturmak zorundaydılar.

Otuz iki ismin katıldığı turnuvanın ilk maçına Lima isimli birisi çıktı. Ufak tefek olan bu savaşçı kılıcını rastgele sallıyor ve rakibi olan Wex’e bir şey yapamıyordu. Wex en sonunda iki kılıcını da yerdeki kuma saplayıp kendisine saldıran ufaklığı kucaklayarak alanın dışına attı. Turu Wex’in geçtiği söylenince Wex gidip alanın dışına attığı, yerdeki minik savaşçının miğferini çıkardı. Miğferin içerisinden uzun saçlara sahip bir kız, Mila çıkmıştı.  

Arsay miğferin içerisinden çıkan yüzü görünce gözleri fal taşı gibi açıldı. Gözleri yaşaran Mila koşarak oradan uzaklaşırken Arsay onun haline üzülüp yanına gitmek istedi. Kardeşlerden en büyüğü olan Ailor onu kolundan tuttu. Karşıda oturan Krinor görememesine rağmen kalkıp kızın peşinden gitti. Arsay kör bir adamın her şeyden nasıl haberi olabileceğini anlamıyordu ancak Mila’ya bakacak birisi olduğu için sevinmişti.

Zaman geçtikçe turlar devam edip durdu. Güneş batmaya başlamışken geriye üç katılımcı kalmıştı. Bunlar turnuvanın finaline kalan Wex ve yarı finalde karşılaşacak olan Ailor Huthia ile Konrad Di Jilus’tu.

Ailor ile Konrad çembere girdiklerinde Ailor hiç beklemeden elindeki büyük kılıçla saldırılar yapmaya başladı. Konrad hepsini tek eliyle tuttuğu ufak kılıcıyla karşılıyor, hatta arada karşı atak yapıyordu. Ailor saldırdıkça rakibinin geri adımlar atıp çemberden çıkmasını umuyor gibi görünüyordu ancak Konrad geri adım atmak yerine sağa veya sola adım atıyordu. Ailor uzun uğraşları sonucu nefes nefese kalmış bir haldeyken kılıç sallayıp Konrad’ı yenemeyeceğini anlamış olacak ki beklenmeyen bir anda genç rakibine çelme taktı. Aniden yere düşüp nefesi kesilen Konrad öksürürken Ailor onun yerdeki kılıcına tekme attı. Kılıç çemberin dışına uçmuştu.

Zafer kesin gibi duruyordu. Bundan emin olan Ailor bir avcı gibi kısık gözlerle yerdeki Konrad’a bakıyordu. Konrad hareket etmeyip yerde yatmaya devam etti. Ailor bağırarak Konrad’ın üzerine doğru koşup tekmesini sallamaya çalıştı fakat Konrad ters takla ile aniden yerinden fırlayınca Ailor tekmesini boşa salladı ve az kalsın dengesini kaybederek çemberin dışına uçuyordu.

Konrad önündeki sendeleyen rakibine arkadan sert bir tekme geçirdi ve Ailor kendisini alanın dışında devrilmiş bir halde. Kansız biten bu dövüşü çemberin içinde kalan Konrad kazanmıştı.

Zorlu mücadeleden sonra ağır zırhının içerisindeki Ailor adamlarından yardım alarak doğruldu ve Konrad’ın elini sıkıp onu tebrik etti. Organizatör Konrad’a dinlenmek isteyip istemediğini sorunca Konrad yorulmadığını işaret ederek final için hazır olduğunu belirtti.

Wex alana girip iki kılıcını birden eline aldı. Konrad tek el kılıcıyla karşısında gardını almış bir halde keskin bakışlarla bekliyordu.

Wex yere tükürdükten sonra “İyi olan kazansın,” dedi.

Kendinden emin duran Konrad, “Daha önce bir fian ile karşılaşmamıştım,” dedi. “İlginç bir deneyim olacak.”

Wex gülümseyip “Dikkat et de son deneyimin olmasın,” diye karşılık verdi.

Turnuva organizatörün dövüşü başlatmasıyla birlikte ikili birbirinin etrafında daireler çizmeye başladı. En sonunda Wex iki kılıcını birden kaldırarak saldırıya geçti. Konrad birbiri ardına gelen kılıç darbelerine son anda karşılık verip geri çekilmeye zorlanıyordu. Wex beklenmedik bir anda Konrad’a tekme attı. Darbenin etkisiyle gerileyen genç adam ayağının taşa takılmasından dolayı yere düştü.

Wex geri çekilip yerdeki Konrad’ın kalkması için ona zaman tanıdı ancak Konrad yerde yatmaya devam etti. Wex başını iki yana sallarken “Pes etmiyorsun değil mi?” dedi. “Ah şu günümüz gençleri, kan kaybetmeden olayın ciddiyetini kavrayamıyorlar.”

Wex yavaş adımlarla Konrad’a doğru yaklaşıp eğildi. Kılıcını tam ona saplamak için kaldırmışken Konrad yerden aldığı kumu Wex’in yüzüne attı. Wex’in gözleri kum içerisinde kalıp kapanınca fian bağırıp kılıçlarından birini yere attı. Adam tek eliyle gözlerini ovalarken yerden kalkan Konrad karşı saldırıya geçti.

Wex tam olarak gözlerini açamazken tek elindeki kılıcıyla zar zor karşılık veriyor, geri çekilmeye zorlanıyordu. İkilinin kılıçları her çarpıştığında ortaya çıkan metalin sesi sanki bir şarkının notaları gibiydi.

Herkes heyecanla çarpışmayı izlerken uzaklardan gelen bir atlı şehir muhafızlarının arasından son hızla geçerek turnuva alanına yaklaştı. Atın ön tarafında paçavralar içerisinde rengi solmuş yaşlı bir adam ve arkasında atı süren genç bir muhafız bulunuyordu. Atın üzerindeki muhafız diğer mızraklı muhafızlar tarafından etrafı sarılarak durduruldu.

Atın üzerindeki muhafız, “Geçmeme izin verin, bu adamın kralımız ile acilen görüşmesi gerek!” dedi.

Sesleri duyan Wex ve Konrad dövüşmeyi kesip gelen adamlara baktılar.

Atın ön tarafındaki bitkin düşmüş yaşlı adam tam attan düşecekken arkasındaki muhafız tarafından kolundan tutulup düşmekten kurtarıldı. Kral bir eliyle muhafızlarına adamın yanına gelmesinde sorun olmadığını işaret etti.

Yaşlı adam muhafızlardan destek alarak kralın önüne getirildi. Muhafızların adamı bırakmasıyla yaşlı adam bacakları tutmuyormuş gibi yere düştü ve yerdeyken titrer halde “Adada yaşayan herkesi…” dedi. “Kadın erkek demeden herkesi öldürdü. O bir iblisti!”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18912 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr