Angoria - Bölüm 166: Birisi Geliyor


Bir haftanın sonunda Kung Lao elinde bulunan bir kitabı daha bitirmiş ve kitabın özetinin kafasında kalmasından ötürü memnun bir ifadeyle kafasını sallamıştı. Hemen önünde eğitim yapmakta olan Ming’in de son derece keyfi yerindeydi.

Hemen her zaman olmasa da ustasının isteklerinin bitmesinden sonra kendisini bu tekniklere adıyordu. Yapmış olduğu her hatayla birlikte teknikleri daha iyi anlıyor ve daha da iyileşiyordu.

“Sismik Adımlarda ne kadar ilerleme kaydettin?”

Kung Lao’nun bu sorusu üzerine Ming biraz utanmış olacak ki kafasını aşağıya indirmişti. Suratında bir mahcubiyet vardı. “Efendi Lao, göstermiş olduğunuz tekniğin sadece ilk dört adımını tam anlamıyla anlayabildim. Onun dışında… Hala daha anlamakta güçlük çekiyorum.”

Kung Lao bu durumun bu kadar yavaş ilerleyeceğini hiç düşünmemişti. Kafasını sallamakla yetindi ve ardından da “Peki ya Meteor Yumruğu? Onda ne durumdasın?”

“Meteor Yumruğunu anladım ancak şuan için yapımında biraz zorlanıyorum. Her on denememden sadece dördünde başarılı olabiliyorum.”

Kung Lao tekrardan kafasını salladı, platin rengindeki saçları kafasını sallarken savrulmuş ve gözünün önüne gelmişti.

Bir haftalık dinlenme süresi içerisinde Kung Lao’nun tüm yaraları iyileşmişti. Aynı şekilde Ming’in de tüm yaraları iyileşmiş ve yeni köle damgası son derece gösterişli bir şekilde ortaya çıkmıştı. En azından Kung Lao böyle düşünüyordu, işaret onun için nedenini bilmediği bir şekilde çok özeldi.

“Hazırlıklarını tamamla, en geç yarına buradan ayrılıyoruz. Hedefimizde öncelikle Yaşam Gücü Dağı var. Oradan da bir çöle doğru ilerleyeceğiz.”

Ming Yaşam Gücü Dağını duyduğu anda ağzını kapattı. Yaşam Gücü Dağının kötü şöhretini çok iyi biliyordu. “Efendi Lao Yaşam Gücü Dağına gitmemiz gerektiğinden emin misiniz? Orasının son derece tehlikeli bir yer olduğunu duymuştum, oraya giren birçok kişi geri dönemedi bile!”

Kung Lao bu soru üzerine merak etmiş ve suratında da bu ifadeyi sergilemişti. “Neden böyle söylüyorsun? Dağın sanki bir özelliği var da bundan ötürü kimse dönemiyor gibi geliyor bana.”

Ming kafasını salladı, “Efendi Lao doğru tahmin ediyor. Söylenenlere göre bu dağın içinde bir lanet bulunuyormuş. Lanet dağın topraklarına adım atar atmaz etkiliymiş ve kişinin yaşam gücünü sürekli olarak emiyormuş. Yine bir söylentiye göre içerisinde bulunan muazzam bir canavar bu sayede hayatta kalabiliyormuş.”

Bunu duyduktan sonra Kung Lao’yu bir gülme isteği kaplamıştı. Bu kadar efsanevi bir dağ olmasını beklemiyordu “Bak sen şu dağın işine…” diye mırıldandıktan sonra daha fazla dayanamadı ve güldü.

İkilinin bu konuşmadan sonra yarın sabaha kadar başka bir konuşması olmamıştı. Hepsi kendi işleriyle uğraştı, Kung Lao’nun bazen Gungu’yla uğraşması gerekse de bunu kendisi için eğlence zamanı olarak düşündü ve daha sevinçli bir şekilde Gungu’yla ilgilendi.

İlkel Yurtun üstüne düşen ilk güneş ışıklarıyla birlikte Kung Lao’nun gözlerini açması bir olmuştu. Uzun zamandır meditasyonla günü değerlendirip, enerjisini yenileyen Kung Lao için bu uyku son derece tatlı gelmişti.

Kendi hazırlıklarını bitiren Kung Lao daha sonrasında eğitime odaklandı. Su Damlası tekniğinin her savurma hareketini defalarca yaptı. Bir haftadır aralıksız olarak zaten yapan Kung Lao en sonunda dört defa tam savuruş yapabildiğini fark etmiş ve bundan son derece hoşnut olmuştu.

“Dört tam savuruş ile savaş gücüm çok daha fazla arttı. Ayrıca her tam savuruş ile birlikte kılıçtan akan soğukluğun daha da arttığını hissediyorum, yakında düşmanlarım tek bir savuruşumla tamamen donabilecek!”

Bunun dışında Kung Lao [Cennet Koklayan Burun] üstünde de çalışmıştı, içine gelen minik bir ilham kıvılcımı ile birlikte burnunun koku alma hassasiyetinin daha da geliştiğini fark etmişti. Bu sayede de güç değerlendirmesi daha da uzun bir menzile sahip olmuştu.

Kung Lao için bu son derece sevindirici bir haberdi.

Yapılan hazırlıklar tamamen bittiğinde Kung Lao derin bir nefes aldı, tüm hepsini yüzüğüne depolayan Kung Lao ardından da ilk ilerleyişine başladı. Geriye baktığında burasının son derece güzel bir yer olduğunu hatırlayacağını fark etti.

Üçlü göl bölgesinden çıktıklarında ormanlık alanın içerisinde seyahatlarına devam ettiler. Yaklaşık üç gün boyunca dinlenerek ilerlemeye devam eden üçlü en sonunda ormanı geçtiklerine karşılarına çıkan yemyeşil alan ile birlikte büyülenmeden de edemediler. Hemen önlerine uzanan devasa dağ ile birlikte Kung Lao biraz da olsa rahatladı. Yolculuklarının bu denli rahat geçmesi onun içinde iyi bir şeydi.

“Burada biraz dinlenelim.”

Kung Lao’nun bu sözleri ile birlikte kamp hazırlıkları başlamış oldu. Yüzüğünden çıkarmış olduğu çadırı Ming’in kurmasına izin veren Kung Lao daha sonrasında tekrardan çıkarmış olduğu bir meditasyon minderinin üstüne oturdu ve meditasyon yapmaya koyuldu. Bu esna da kendisini geliştirebileceği başka ne var bunları düşünüyordu.

“Saldırılarımın hepsi bana göre son derece güçlü, ancak tek sorun var ki kendi savunmam son derece az. Bunun ötesine nasıl geçeceğimi hiç bilmiyorum… Sismik adımların hızı seviyemdeki insanlara göre son derece güçlü, aynı zamanda bulutların üstünde ve cennet koklayan burun da son derece etkili teknikler…”

Kung Lao bir şeye daha ihtiyacı olduğunu biliyordu ancak bunun ne olduğuna daha karar verememişti. Aklında dolanan bir solucanın tam fikre doğru ilerlerken yoldan sapması gibi bir durumun içindeydi, yakın zamanda aklına gelmesini ümit etmekten başka yapabileceği hiçbir şey yoktu.

Ming’in çantasında bulunan fincan takımları ile birlikte bir çaydanlık sayesinde Ming çay yapmış ve daha sonrasında bunu Kung Lao’ya ikram etmişti. Kung Lao elinde çayı ile hala daha neyin eksik olduğunu düşünüyordu.

“Abi!”

Gungu’nun seslenmesiyle birlikte kendisine gelen Kung Lao merakla Gungu’ya baktı. “Efendim?”

“Abi, şurada parıldayan bir şey var bakalım, bakalım!”

Gungu’nun bu çocuksu bağırışı ve aynı şekilde çekiştirmeye çalışmasıyla Kung Lao daha fazla dayanamadı ve onu yönlendirmesine izin verdi. “Ne var Gungu? Ben burada bir şey göremiyorum.”

Elmas gibi parıldayan iki devasa göz hızla toprağı karıştırıyordu. “Hayır abi gördüm burada bir şey var… Tam da buradaydı, çok güzel bir şey olsa gerek ki parıldıyordu.”

“Güneşin bir yansıması olsa gerek. Haydi bırak aramayı da geri dönelim, karnın acıkmadı mı? Benim çok acıktı!”

İkili geri dönüş yolunda kendilerince uydurmuş oldukları bir yarıştan ötürü koşarak gelmişlerdi. Yemeğe ikili öyle aç bir şekilde oturmuştu ki, tek bir öğünde yenilen üç lamayı başka birisi görmüş olsa boşa harcanmış gibi düşünür ve kan ağlardı.

Neredeyse Ming’de kan ağlayacaktı, efendisi ve onun hayvanının muazzam iştahından ötürü ne diyeceğini veyahut ne yapacağını bilemez haldeydi. Onlar sürekli olarak yemek yiyor kendisi de sürekli olarak pişiriyordu.

Yeni bir gün başladığında üçlü tekrar harekete geçmiş ve doğruca Yaşam Gücü Dağına doğru ilerlemeye başlamışlardı. Yolculukları esnasında Kung Lao, Ming’in bir çok kez [Sismik Adımlar] tekniğini denemesini izledi. Kendisi için son derece kolay gelmiş olan bu teknik neden Ming için bu kadar zorlu geçiyordu hiç bilmiyordu.

Kısacık bir anlığına hızlanan Ming bir anda Kung Lao’nun önünde belirmişti. Ming’in suratında bulunan heyecan ifadesi o kadar güçlüydü ki Kung Lao bile başarısından etkilenmişti.

“Tebrikler! Beşinci adımı da öğrendin.”

Kung Lao’dan gelen bu tebrik sözleri ile birlikte Ming’de son derece mutlu olmuştu. Suratına iliştirilen sırıtışla birlikte hemen Kung Lao’nun arkasına doğru geri döndü. Yerini bir anlığına unutsa da hala daha neresi olduğunu çok iyi biliyordu.

“Teşekkür ederim efendim.”

Bu sözleri söylemişti ancak sesi kısık çıkmış olacak ki Kung Lao en ufak bir tepki dahi vermemişti. Ya da Ming böyle zannediyordu, Kung Lao’nun kulakları çok net duymuştu ancak cevap vermeye karşı çok tembeldi.

Devasa dağın topraklarına iki gün sonrasında ulaşan Kung Lao’nun suratında geniş bir gülümseme vardı. “Gideceğimiz yerin ilk hedefini tamamlamış olduk!” diye bağırdı.

Yaşam Gücü Dağı tam ortasından ikiye bölünmüştü bir yönden Nekid Dağlarına benzeyen bu durum Kung Lao’nun eski anılarını hatırlamasına yol açtı ve bundan ötürü ustasına altmış nefes süresi boyunca ustasına aklına gelen tüm küfürlerle birlikte etmediği laf kalmamıştı. Başına açmış olduğu derdin büyüklüğü Kung Lao’nun daha önce yaşadığı hiçbir şeye benzememişti.

En sonunda sövmesini bitiren Kung Lao derin bir nefes aldı ve “Daha fazla beklememize gerek yok içeriye girelim biraz dinlendikten sonrasında da hiç vakit kaybetmeden buradan ayrılalım.” Dedi.

Üçlü vakit kaybetmeden içeriye doğru ilerledi. Kung Lao kendisinden son derece emin görüntüsünü bir tütsü süresi boyunca sürdürmüştü ki, bedeninde bulunan canlılığın azalmaya başlamasıyla birlikte neden bu dağa Yaşam Gücü Dağı denildiğini anlamıştı.

“Demek sözde lanet gerçekten de doğruymuş…”

Mırıltıları eşliğinde ilerlemeye devam ettiler. Bu sırada Kung Lao arkasını döndü ve Ming’e bakarak “Mümkün olan en kısa sürede buradan çıkmamız gerekli, mola vereceğimiz zamanında yolda geçmesi en iyi şey olacak. Bu yüzden gücünü koruman gerekli, eğer korumazsan… Şey senin için vermiş olduğum uğraşların hepsinin boşa çıkacağı anlamına gelir.”

Bu sözler ile birlikte Ming, Kung Lao’nun ne demek istediğini anında anlamıştı. Ne kadar ona teknikler öğretiyor olsa da hala daha o bir köleydi ve ölümcül bir olay karşısında onu koruma gibi bir yükümlülüğü bulunmuyordu efendisinin. Hatta kimi efendilerin köleleri yem olarak kullandığı bile bir gerçekti.

Kung Lao derin bir nefesi ciğerlerine çektikten sonra verdi suratı bir anda buruşmuş ve kasvetli bir hal almıştı, gören insanların bir çeşit maymuna benzetmesi bile muhtemeldi. “Dışkı ile karışmış bir çürüme kokusu çok hakim burada…” diye mırıldanan Kung Lao yere eğilerek almış olduğu bir avuçluk toprağa baktı.

Kung Lao’nun bakmış olduğu toprağın içinden çıkan minicik bir kemik parçasıyla birlikte Kung Lao’nun söylemiş olduğu sözlerin doğruluğu çoktan ortaya çıkmıştı. Ayrıyeten hemen önünde bulunan bir pençenin de burada son derece çetin bir savaşın olduğunu doğrular nitelikteydi.

“Kemiğin üstünde hala daha çürümüş et parçaları bulunuyor. Bu da yakın zamanda burada bir savaşın olduğuna dair izleri ortaya koyuyor.”

Daha fazla beklemesinin sadece vakit kaybı olacağını düşünen Kung Lao, Yaşam Gücü Dağından en yüksek hızla geçmeyi hedeflediği için ilerlemeye devam etti. Sismik Adımlarını sadece beş adım tekniğine göre ayarlayan Kung Lao Ming’in de yetişebilmesini sağlamıştı.

Elbette ki bu durum tekniğin son derece yavaş olmasını sağlıyordu. Tekniğin en büyük hız sağlayan sekizinci adım tekniği olmadan Kung Lao son derece yavaş olmasına şaşırmıştı. Daha öncesinde hiç böyle bir şey düşünmeyen Kung Lao için bile bu ilkti.

Yaşam Gücü Dağında geçirmiş oldukları ilk gün boyunca sürekli olarak hareket içerisinde olan grup artık daha fazla dayanamaz hale gelmiş ve en sonunda mola vermişlerdi. Kung Lao elinde bulunan bir fincan çayı yudumlarken bir yandan da bütün gün boyunca koştukları halde ancak buraya gelmelerini düşünmeden edemiyordu.

“Tüm gün boyunca koştuk ancak geldiğimiz yer sanki daha girişi gibi hissettiriyor. Bu kadar geniş ve uzun bir dağ olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi.”

Yemeklerini de yiyen üçlü ardından uyumak için vaziyetlerini aldılar. Kung Lao’nun meditasyonu sayesinde diğer ikili rahat bir şekilde uyuyabiliyordu.

Bir anda kafasını sağa doğru çeviren Kung Lao, yoğun bir ter kokusu hissetti. Her saniye daha da güçlenen ter kokusuyla birlikte Kung Lao’nun merakı da arttı. En sonunda menziline giren yoğun ter kokusunun sahibinin bir insan olduğunu anlayan Kung Lao gelen kişinin son derece hızlı olduğunu fark etti ve hemen ayağa kalktı.

“Hazırlanın birisi geliyor!”

Yanındaki ikiliye söylediği sözler ile birlikte uyandıran Kung Lao, meraklı surat ifadesiyle birlikte gelen kişiyi karşılamaya koyuldu. 


EVVET! Epik Novel'in sitesinde yayınlamış olduğum ilk bölüm bu! Şimdi bunu kutlayabiliriz bence, ya da kutlamasak da olur...

Sizlere kısaca yayın programından söz etmek istersem bunun... İki günde bir olacağını söyleyebilirim. Ancak bu Ayde'nin üstüne yıkılan işlerden ötürü bazen uzayabilir! 

Neyse size okuduğunuz için teşekkür etmiyorum! İyi okumalar.




Yorumlar


Giriş Yap

Premium Seriler

Against The God
Battle Through the Heavens
Coiling Dragon
Heavenly Jewel Change
I Shall Seal The Heavens
Mavi Elma
Swallowed Star
The Dark King
True Martial World

Sosyal

Duyurular


Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 598

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 547

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 466

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 448

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 359

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 324

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 307

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 277

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 253

Chaotic Sword God
Chaotic Sword God
Beğeni Sayısı: 247

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 89

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 79

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 57

İmparator: Kara Elf (İKE)
İmparator: Kara Elf (İKE)
Beğeni Sayısı: 52

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 47

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 37

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 30

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 28

Unkown Realm: Discovery
Unkown Realm: Discovery
Beğeni Sayısı: 25

Epik Orkun'un Yükselişi
Epik Orkun'un Yükselişi
Beğeni Sayısı: 24

Site İstatistikleri

  • 4248 Üye Sayısı
  • 148 Seri Sayısı
  • 7736 Bölüm Sayısı


creator
manga tr