Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Angoria - Angoria Bölüm 165: Damganın Değişimi


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen:  Ichigollum


“Efendim, bu haplar… Ne için?”

Kung Lao gelen soru üstüne derin bir nefes aldı, gözlerini açma gereksinimi duymadan ağzını oynatmakla yetinmişti. “Sağda gördüğün hap bedeninin iki yemek süresince hissizleşmesini sağlayacak, ortada bulunan hap kanının akmasını engelleyecek ve solda bulunan hap ise yaralarının daha hızlı iyileşmesine olanak tanıyacak.”

Sözleri son derece kısa ve netti, bunun hemen ardından Kung Lao bir kez daha konuşma gereksinimi duymadı ve Ming’in ne yapacağı konusuyla ilgilenmeyi bıraktı. Zihnini berrak tutarak meditasyonunu gerçekleştirmeye koyuldu, tüm bedenindeki kaynak gücünü yenileyip mümkün olan en kısa zamanda buradan ayrılmak istiyordu.

Ming kafasını bir süre kaşıdı hemen ardından da sağ tarafında bulunan turkuaz hapı ağzına attı, elinde bulunan bıçakla işlemlere koyuldu. Tan’a ait olan işaretin derisinden kazınması gerektiğini çok iyi biliyordu ve bundan ötürü de bıçağını derince derisine batırıp daha sonrasında tıpkı hayvan kürkünü ayırırcasına derisini yüzmesi gerekiyordu.

Dişlerini birbirine sabitleyen Ming en sonunda kafasını salladı ve elindeki bıçağı derisine bastırdı. Deriyi ağır ve dikkatli bir şekilde yüzmeye koyuldu.

Bedeninden dışarıya doğru kan hızla çıkmaya başlamıştı, dudakları kan görmeye başladığında titredi, kafasını sallayarak bunu önemsemedi ve bıçağını kullanmaya devam etti. Her kesik ile birlikte daha fazla kan dışarıya doğru çıkıyordu ve Ming’in bıçağı tutması daha zor oluyordu. Her kesik darbesinde en azından otuz nefes zaman harcaması gerekiyordu.

Kung Lao Ming’in yapmış olduğu bu işlemi görmüş ve en sonunda dayanamayarak dudaklarını aralamıştı. “Ortadaki hapı kullanmamaya yemin ettin sanırım…” konuşması rüzgar ile bir bütünmüşçesine çıkmış ve Ming’in hem rahatlamasına hem de tedirgin olmasına neden olmuştu.

Söylenen sözlerden sonra kafasını sallamakla yetinen Ming hemen ortada bulunan hapı da ağzına doğru götürmüş ve ağzında erimesini izlemişti. Ardından da tekrardan işlemine dönmüştü.

Derisinin yarısını yüzmüştü ki, en sonunda hap etkisini göstermeye başlamış ve bedeninden kan akmamaya başlamıştı. Bunun sayesinde daha rahat hareket edebilen Ming geri kalan kısmı daha hızlı yüzmüş ve Tan’a ait olan işareti bedeninden kolaylıkla söküp atmıştı.

Yere fırlatmış olduğu kanlı deriye bakan Ming midesinin bulandığını hissetti ancak hemen bunu önledi, elinde bulunan bıçağı doğrudan göğsüne doğru götüren Ming, Kung Lao’nun söylemiş olduğu bölgeye işaretini yerleştirmeye koyuldu.

Bu durum elbette ki çok zordu.

Bunun en temel sebebi ise bıçağı doğru kullanamazsa bıçağının doğrudan kalbine kadar saplanacak olmasıydı. Daha önceki yüzme işleminde bir kolunu kaybetme şansı vardı ancak bu doğrudan ölüm ile nasıl kıyaslanabilirdi ki?

“Bunu yapabilirsin!” diye kendisine cesaret veren Ming ilk bıçak darbesini göğsüne attı. Geniş bir çizik ile birlikte iç içe geçmiş olan dört karenin ilk hamlesi yapılmıştı.

Çığlık atmamak için kendisini zorlayan Ming tüm işini bitirdiğinde en sonunda sol tarafta olan en son hapı da ağzına götürdü. İyileşmesini hızlandıracak olan bu hap işaretin kabarmasına ve bedeninde oluşmasına olanak tanıyacaktı.

Kung Lao tüm bu süreç boyunca meditasyonda kaldı, hem Gungu’ya hem de Ming’e dikkat kesilen Kung Lao ikisinin de iyi olduğunu fark ettiği için mutluydu.

Gungu’da meditasyon yapıyordu, onun meditasyonu Kung Lao’nun meditasyonundan biraz farklı olsa da temel olarak aynı görevi görüyordu. Vücudunun iyileşme hızını arttırıyordu, şimdiden tek dişinin yanında minik bir diş bile görünür olmuştu.

Onca kesik işleminden sonra Ming ölecek gibi hissetmiş ve tek parça kıyafetini bile giymeden doğrudan yere uzanmıştı, derin nefesler alarak kendisini rahatlatmaya çalışıyordu. Bu Tan’dan görmüş olduğu işkenceler haricinde yaşamış olduğu en acı verici deneyimdi, bunu kolay kolay sindiremezdi.

Ming’in kendisine gelmesi yaklaşık olarak altı yemek süresi kadar sürmüştü, kendisine geldiğinde hala daha çıplak olduğunu fark etti ve istemeden de olsa utandı. Hemen karşısında bulunan Kung Lao hala daha meditasyon yapıyordu ancak bu onun çıplak olarak Ming’i görmediği anlamına da gelmiyordu.

Yerden tek parça kıyafetini alan Ming hemen giydi, ardından da efendisinin meditasyonunu bitirmesini beklemeye koyuldu…

Kung Lao’nun meditasyonu bittiğinde çoktan akşam olmuştu. Ming her ne kadar aç da olsa efendisini beklemeyi sürdürdü ve boğazına en ufak bir su taneciğinin bile düşmesine izin vermedi. Kendisini bu konuda iyi eğittiğini düşünüyordu.

Kung Lao, uyandığı gibi kafasında Gungu’nun sesini duymuştu. “Abiii!! Sonunda!”

İncecik çığlığı Kung Lao için adeta neşe patlaması gibiydi suratında oluşan gülümseme istemeden kendisini gösterdi ve ışıl ışıl parıldayan inci gibi dişleri ile kırmızı dudakları doğrudan Ming’in gözlerinin önüne serildi.

Ming bu gülümsemeden sonra nedenini bilmediği bir şekilde kıskanmıştı.

Kucağına doğru hızla zıplayan Gungu kafasını Kung Lao’ya doğru kaldırmış ve meraklı bir şekilde bakmıştı. Bu sırada kuyruğunu sallayarak minik bir rüzgar dalgası oluşturuyor ve yerde bulunan çalıların havalanmasına neden oluyordu.

“Abi gücünün biraz daha yükseldiğini hissediyorum.”

Bu soru üstüne Kung Lao şaşırdı hemen ardından da Gungu’nun kafasını okşamaya başladı. “Bundan nasıl emin olabiliyorsun bakalım.”

“Bedeninden çıkan aura artık daha koyu da ondan!” hemen ardından gelen Gungu’nun kıkırtısı öyle parlaktı ki, Kung Lao tekrardan gülmeden edemedi.

[Cennet Koklayan Burun] tekniği ile Gungu’yu inceleyen Kung Lao da bir anda şaşkınlık içerisine girmişti, Gungu şimdiden kök kaynak aleminin sınırlarına ulaşmıştı. “Bu haksızlık lan!” diye Gungu’ya bağırmadan da edemedi.

“Ne haksızlık abi?”

Kung Lao bu soru üstüne ne diyeceğini bilemediği için sadece kafasını sallamıştı. Ona göre bu soruya nasıl cevap verirse versin başına bir iş alacaktı.

“Bakalım Su Damlası ne kadar gelişti.”

Kollarını iyice esneten Kung Lao ardından eline almış olduğu Döneyan’ı en uygun savurma pozisyonuna sokmuş ve hemen ardından da ilk savurma tekniğini yapmıştı. Havada basit bir kaplan köpek balığı silueti oluşmuş ve göründüğü gibi de kaybolmuştu. Bu büyüleyici imgesel efekt Ming’in o kadar hoşuna gitmişti ki, ağzından çıkan minik salya parçasını fark edememişti bile.

Her savuruş ile birlikte bambaşka bir hayvan figürü ortaya çıkıyor çıktığı gibide ortadan kayboluyordu. O kadar ihtişamlı görünüyordu ki, gecenin ışıkları adeta bu teknik için ölüyormuşçasına daha da güçlü parıldıyordu.

Bir turu bitiren Kung Lao bedeninde neredeyse görünmeyen bir yorgunluk olduğunu fark ettiği için devam etti. Tüm savurma teknikleri ardı arkası kesilmeden tekrardan ortaya çıkmıştı. Bu büyüleyici şölen ile birlikte Ming tekrar büyülenmiş ve Kung Lao’nun bu eşsiz tekniklerinden ötürü son derece güçlü birisi olduğunu anlamıştı. Bu onun için hem iyi hem de kötüydü, ancak bunu kafasına takması için şimdilik bir neden bulamıyordu.

Kung Lao devamlı olarak kendisini izleyen Ming’i fark ettiğinde bir anda kaşları iki dağ birbirine çarpıyormuş gibi çattı, kendisini izleyen insanlardan nefret ediyordu ve bu Ming denen kız daha şimdiden bunu yapıyordu.

Elini kendisini gelmesi için işaret eden Kung Lao hemen ardından derin bir nefes bıraktı. İçinde biriken kirli havanın dışarıya çıkmasına izin vermişti.

Ming kendisine işaret edildiği anca içinde derin bir korku oluştu, ancak bunu mümkün mertebe saklayarak hızlı adımlarla ilerleyişini sürdürdü. Yanına yaklaştığında bacaklarının titremesini durduracak gücü dahi kalmamıştı.

Kung Lao, kızın bu durumunu gördüğünde derin bir nefes aldı ve gözleri ile kızı süzdü. “Madem beni izliyorsun, yapacak başka bir işin olmadığını düşünüyorum. Temel kaynak aleminde olmana rağmen o askerler geldiğinde en ufak bir saldırıda bulunmadın neden?”

Kafasını aşağıya indiren Ming “Gelişimimi ailem ve Tan sayesinde yaptım ancak… Onun dışında daha önce kimseye saldırmadım.”

Kung Lao kafa sallamakla yetindi, “O halde bana elinde olan her şeyinle saldırmanı istiyorum.”

Bu sözler üzerine Ming hemen kafasını salladı “Hayır! Efendi Lao ben… Ben size nasıl saldırabilirim ki?! Lütfen affedin! Bir daha sizi izlemeyi düşünmüyorum lütfen affedin efendim!”

Anında hatasının farkına varan Ming’in yapmış olduğu bu davranışlar Kung Lao’nun hoşuna gitmişti. Ancak bu tutumu kendisine saldırmasına engel olmayacak sözlerdi.

Duan Morphia’da olduğu gibi Ming’de de işe yarayıp yaramayacağını merak eden Kung Lao bir anda gülümsedi.

“Sana bana bildiğin tüm hareketlerle saldırmanı emrediyorum.”

Dudaklardan çıkan emir cümlesiyle birlikte Ming’in bedeni bir anda titremeye başladı. Şimşek çakmış gibi hisseden Ming’in bedeni kendi kendine hareket etmeye başladı. Her adımla birlikte Kung Lao’ya doğru ilerledi ve hemen ardından da ilk saldırısını yaptı.

Basit bir yumruk saldırısıydı, Kung Lao için bu saldırı son derece önemsizdi. Gelişi güzel bir şekilde yumruğu savuşturan Kung Lao ardından da Ming’e doğru bir atılım yaptı ve göğsüne bir saldırı gerçekleştirirmiş gibi yapıp ardından da yumruğunu durdurdu.

“Bu saldırıyla birlikte, ölümün kaçınılmaz olurdu.”

Tekrar saldırmaya başlayan Ming her seferinde engellendi ve ardından da Kung Lao’nun bir başka saldırısıyla birlikte durduruldu.

“Bu saldırıyla da ölümün kaçınılmaz.”

Tüm bu saldırılar bir yemek süresi kadar sürmüştü, en sonunda Ming o kadar yorulmuştu ki, nefes nefese kalmış ve bacakları titrer vaziyete gelmişti.

“Tamam durabilirsin.”

Kung Lao’nun söylemiş olduğu kelimeler ile birlikte bedeni bir çuval edasıyla yere düştü, kaslarının öldüğünü hissediyordu.

Kafasını onaylar gibi sallayan Kung Lao, “Hiçbir tekniği öğrenmeden Temel kaynak alemine girmen şaşırtıcı doğrusu… Pekala beni iyi izle bu tekniği öğrenmen gerekecek ve sana sadece bir kez göstereceğim.”

Ming bir anda bu şekilde sonuçlanan olaylardan ötürü şaşkındı. Efendisinin kölesine bir teknik öğrettiğini daha önce ne duymuş ne de yaşamıştı. Bu onda öyle bir şaşkınlık yaşatmıştı ki, önce olduğu yerde kalmasına sebebiyet vermiş ardından da nasıl şükredeceğine şaşırarak dosdoğru secde etmişti.

“Efendi Lao bana bir şeyler öğreteceğiniz için size minnettarım!”

Kung Lao bu sözleri kulak arkası edip öğreteceği tekniğe odaklanmıştı. Ustası kendisine göstermeden kendi kendine kopyalamış olduğu [Sismik Adımlar] tekniğini Ming’e göstermeye niyetliydi.

“Bu tekniğin adı [Sismik Adımlar] her adım hareketinin önemli olduğu bu teknikte adımların mükemmel olursa kısa süreli ortadan kaybolmalar gösterebilirsin. Ne kadar güçlü olursan hızın o kadar artar.”

Ming duymuş olduğu kelimelerden sonra o kadar şaşırmıştı ve mutlu olmuştu ki, gözlerinden yaşlar süzüldü. İlgiyle Kung Lao’nun dediği tüm kelimeleri kafasına kazımaya koyuldu.

“İlk adım bu şekilde atılır.”

“İkinci adım da bu şekilde atılır.”

Adımları tek tek gösteren Kung Lao ardından da gücünü kısıtlayarak bu adımların hızlıca atılımını gösterdi ve ardından da kendi gücüyle bir kez daha gösterdi.

“…” Ming’den gelen tek ses salyasını ağzına doğru geri çekmekte olduğu sesti. O kadar ilgisini çekmişti ki, ağzını kapatmaktan bile aciz duruma gelmişti.

Kung Lao bir kez gösterdikten sonra durdu ve “Aklına iyice kazısan iyi edersin, sana bir defa daha göstermeyi düşünmüyorum. Bundan sonraki tekniğin adı ise [Meteor Yumruğu]!”

“Son derece basit olan bu teknikte yapman gereken tek şey yumruğunun üstüne kaynak gücünü orantısız bir şekilde eklemek. Kaynak gücü zaten yumruğunda oluştuğunda bu şekilde bir görüntü ortaya çıkacak. “

Yumruğuna kaynak gücünün küçük bir miktarını ekleyen Kung Lao ortaya çıkan sarımsı kırmızımsı renkler ile birlikte Ming’e baktı.

“Aklında tuttuğuna eminsin değil mi?”

Ming doğrudan kafasını salladı. Hala daha ağzı açıktı ve ne yapacağını bilemez haldeydi, efendisi ona teknik öğretiyordu. Bu aynı zaman da onu ustası da yapmıyor muydu?

Kendisini toparlayan Ming hemen ayağa kalkıp selam verdi. “Efendi Lao hepsini aklıma kazıdım. Unutmamak için boş bulduğum her zaman bunları çalışacağım!”

Kung Lao kafasını onaylar bir şekilde salladı. “Bu teknikleri bir hafta içinde öğrenmeye bak.” dedi ve ardından da ellerini arkasına bağlayarak bir taşa doğru ilerledi. Meditasyon zamanı çoktan gelmişti.


Son günlerde bölüm gelmemesinin başlıca nedeni kurguyu tekrar gözden geçirmemdi. Bu bölüm defalarca kez farklı şekillerde yazıldı ve silindi. En sonunda da buna uygun buldum. Bölümü bekleyen arkadaşlara teşekkürlerimi sunmak isterim iyi ki varsınız!


 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1264

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 891

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 663

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 603

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 553

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15606 Üye Sayısı
  • 512 Seri Sayısı
  • 21063 Bölüm Sayısı


creator
manga tr