Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Angoria - Angoria Bölüm 164: Yeni İşaret


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigollum


“Lider Shenguan Shin geri döndü efendim!”

Tan elinde tutmuş olduğu şarap ile birlikte yan tarafında bulunan boynundan tasmalanmış köleyi bir çöp gibi fırlattı. Ailelerinden alırken kullanmış olduğu tatlı dilliliğin zorluğunu bildiği için şimdi bunları cezalandırması daha da zevkli hale geliyordu.

Kölenin çoktan bir gözü kapanma seviyesinde şişmişti. Dudaklarında bulunan yırtıklar ve bedeninde bulunan kesik izleriyle uzun zamandır burada olduğu kesindi, suratına iliştirilmiş yalandan gülüş her hareketi ile birlikte titriyordu. Bir an önce buradan ayrılmak istiyordu ki, kendisine bu şans Lider Shenguan Shin tarafından verilmişti.

Apar topar çıkan kölenin ardından Lider Shenguan Shin Tan’ın salonuna girmiş ve saygıda bulunmuştu. Her ne kadar yaşlı olsa da hala daha işlevi son derece yüksekti ve bundan ötürü de Tan tarafından sevilen bir asker olarak kullanılıyordu. Çok uzun zaman önce dar boğaz içine girmiş ve bir daha da çıkma şansı olmamıştı.

“Efendi Tan bana bahsedilen yere gittim ve köleyi gördüm.”

Tan gördüğünü söylediğinde dudaklarını kıvırdı. “Gördüğünü söylüyorsun ancak getirdiğini söylemiyorsun. Neler oldu anlat hepsini teker teker.”

Shenguan Shin dudaklarını yaladı ve ardından da konuşmaya başladı, kafasını sürekli olarak yerde tutuyordu. “Koruluğa vardığımda çoktan bizim adamlarımızın üçü de ölmüştü. Üstelik hepsinin bedeni de bir buz bloğuna benziyordu. Adeta hepsi derin donuk mağarasına girip çıkmış gibiydi. Hemen ardından bu olayı çıkartan kişiyle karşılaştım, kölenize göz koymuş olan bu kişinin bir çocuktan ibaret olduğunu fark ettim…”

“Bu çocuk çok farklı bir çocuktu. Çocuğa saldırmayı denediğimde önüme bir demir kuyruk sincabı çıkageldi. Tek elimin olmamasının sebebi olan bu sincap iki minik diş darbesiyle birlikte elimi bedenimden ayırdı. Sonradan fark ettiğim üzere bu sincap çocuğun kan sözleşmesiyle elde etmiş olduğu hayvanıymış.”

Bunları duyan Tan kafasını sallamakla yetindi. Kafasındaki düşüncelerin bir kısmı suratına yansımıştı. Meraklı bir ifade ile Shenguan Shin’e bakmayı sürdüren Tan merakla “Devam et.” dedi.

“Efendi Tan, bu çocuğa ulaşamadım, zaten kendisi de benimle fazla ilgilenmedi. Sanki onun gözünde bir çöp parçasından ibaretmişim gibi hissettirdi. Uzun zaman boyunca sincap ile karşılaştım, ona bir parça hasar verdiğimi düşünüyorum ancak kendi aldığım hasar karşısında neredeyse hiçbir şey bu.”

“Daha sonrasında bu çocuk bir anda havalandı. Başlangıçta basit bir havalanmaydı ancak hemen ardından kullanmış olduğu bir el tekniği sayesinde muazzam ölçüde havalandı.”

“Bir saniye havalandığını mı söyledin! Bir çocuk nasıl olur da havalanabilir!”

“Bende onu demek istiyorum Efendi Tan, küçük bir çocuk sanki önemsizcesine havalandı ve ardından da gökyüzünde süzülmeye başladı. Bunu her zaman yapıyormuşçasına bir ifadesi vardı. Sanki onun için çok önemsiz bir olaymış gibi görünüyordu. Omzuna almış olduğu köle bile önemsiz gibiydi onun havalanması için.”

Kafasında söylenenleri hazmetmeye çalışan Tan çenesini kaşıyordu merakla Shenguan Shin’e bakmayı sürdürdü. “Peki ya o sincap? Onu getirdin mi?”

Shenguan Shin sadece kafasını sallamakla yetindi, “Hayır efendim o an ki şaşkınlıkla birlikte sincap gözümden kaçtı ve doğrudan çocuğun yanına geri döndü. Süzülmelerini sadece izleyebildim, en sonunda gözden kaybolduklarında da doğrudan sizin yanınıza dönmek istedim.”

“Ancak anlamadığım bir şey var Efendi Tan, bu çocuğa baktığımda en fazla temel kaynak aleminin zirvesinde görünüyordu. Ancak bir anda uçunca bunun çok daha farklı bir durum olduğunu ve Gökyüzü Kaynak Alemi olduğunu düşünmeme yol açtı.”

Tan bunu bir iki dakika boyunca düşündü, “Bana temel kaynak aleminin sonlarında olduğunu söylüyorsun. Çok iyi biliyoruz ki bir gökyüzü kaynak alemindeki uzmanın kendisini düşürebileceği en uçuk nokta kök kaynak aleminin başı olabilir.”

“O zaman…”

“Evet Shenguan Shin, o an ki heyecanla sadece muazzam bir şansla uçma tekniği elde etmiş olan bir çocuğu kaçırdın!” Son sözlerini söylerken tüm salon titremeye başlamıştı. Shenguan Shin ne yapacağını şaşırdı ancak bu son derece kısa sürmüştü. Alnında biriken teri silmeye dahi bir cesareti yoktu.

“Bu kadar yaşamış birisi olarak ister istemez yaşlılık emarelerini göstermen çok normal… Derhal o çocuğu yakalamak için kuvvetleri hazırla! Yakalayan kişiye ödül vereceğimi söyle onlara, dilerlerse altın dilerlerse kölelerimden birisini alabileceklerini dahi söyle! O çocuğu ve onun elinde bulunan kölemi, sincabı ve tekniğini almak her şeyden önemli!”

Shenguan Shin derin bir nefes aldı, kendisine bir ceza gelmeyeceğini fark ettiği için içi rahatlamıştı. “Emredersiniz!” diyerek geri geri salondan ayrılmaya koyuldu.

Elindeki şarabından bir yudum alan Tan’ın gözleri parlıyordu, yepyeni bir hedefi vardı ve onu alabilmek için yapmayacağı şey yoktu!

“KIYAAAAAHHH!”

“İndir, lütfen indir beni!”

Kung Lao bu çığlıklar ile birlikte kızdan bir miktar nefret dahi etmişti. Hatta bir an kızı doğrudan aşağıya bırakma düşüncesi bile gelmişti. Sadece bir miktar omzundan sıyırdı ve hemen ardından yükselen bir başka çığlık ile birlikte daha fazla dayanamadı.

“Bana bak köle! Bir daha çığlık atarsan eğer kim olduğun ve yeteneğinin en ufak bir değeri olmadan seni aşağıya atarım!”

Bu sözlerden sonra kız bu sesi tanıdı ve nedense bu çocuğun söylediklerinde son derece ciddi olduğunu düşünerek tek kelime dahi etmeme kararı aldı. O üç askerin arasından kendisini kaçıracak kadar iyiyse mutlaka son derece güçlü olmalıydı.

Bu olaydan sonra Kung Lao bir miktar daha havada süzüldü, kendisine en sonunda sisli ve bir nehri bulunan ormanlık bir alan bulan Kung Lao daha fazla süzülmesinin imkansız olduğunu da hesaba katarak buraya inmek için hazırlıklarını yapmaya başladı.

Tekniğin tam tersini uygulamaya sokan Kung Lao ağırlığını yavaş yavaş yükseltmeye başladı. Bedenine gelen bir rahatlama duygusuyla dolmaya başlayan Kung Lao her ağırlık artışıyla birlikte yorulduğunun da farkına vardı. Göğsünde bulunan yaranın sancısı da her ağırlık ile birlikte artıyordu.

En sonunda yere ayak basabilen Kung Lao kızı doğrudan yere fırlattı ve daha fazla dayanamayarak sırt üstü yere düştü. Bedeninden tüm enerjisinin çekildiğini hisseden Kung Lao ciğerlerini oynatmanın bile neredeyse ölümcül bir enerji ihtiyacı hissettirdiğine inanıyordu.

“Efendi!” diye bağıran köle hemen kendisini toparladı ve Kung Lao’nun yanına doğru yöneldi. Kung Lao’nun mermer kadar beyaz olan suratının ve kırmızı dudaklarının bir miktar daha solgun olduğunu fark eden köle kız bir şeylerin iyi gitmediğini düşünüyordu.

“Bir şey mi oldu? Efendi lütfen cevap verin ne yapabilirim?

Kung Lao duymuş olduğu sese bir miktar baktı ve kızın burnunda bulunan kumaşlardan ötürü çıkan boğuk sesini dinledi, olan gücüyle yüzüğünü okşadı ve içinden çıkarmış olduğu iğne iplik ve bilumum yemek malzemesi ile kıza doğru baktı.

“Göğsümdeki yarayı elbise diker gibi dikmeni istiyorum. Dikişlerin sıkı olmasını unutma, ayrıca bu yemek malzemeleri ile de bir güveç ortaya çıkarmanı istiyorum. Eğer lazım olacak bir şey varsa Gungu’ya söylemen yeterli sana getirecektir…”

Kung Lao bu sözlerinden sonra daha fazla kendisini yormasının anlamsız olduğunu düşündü ve gözlerini kapattı, ne bayılmış ne de uyumuştu ancak gözlerini kapatmak zihnine son derece rahatlatıcı gelmişti. Kuşların yeni gelen misafirlerine karşı ötüşü bile son derece eğlenceliydi. Kung Lao beyninin rahatlamasıyla birlikte adeta teknik kullanmadan uçuyor gibi bile hissetmişti.

Beynine birden bir şişmek çarpmış ancak geldiği gibi de ortadan kaybolmuştu. Bu iğnenin girdiğini anlamasını sağlamış ancak ses dahi çıkaracak gücü elinde bulamamıştı.

Kız daha önce hiç böylesi bir deneyimde bulunmamıştı. Bedenindeki kesiklerde bile bunları yapmamıştı. İlk kez bir insan etini dikiyordu ve o kadar gergindi ki, ellerinin titremesi yüzünden oluşan kaymaları kontrol edemiyordu.

Kung Lao’nun sesini çıkarmamasından ötürü bir nebze rahat da olsa bunu ne kadar daha sürdürebileceğini bilemiyor ve bir an önce bitmesi için dua etmekten başka bir çaresi kalmıyordu.

Bir yemek süresinin sonunda titreye titreye dikişi tamamlayan kız, en sonunda derin bir nefes aldı ve bedeninden büyük bir yükün kalktığını fark etti. Hemen yanında bulunan malzemelere bakan kız her çeşit malzemenin bulunduğunu ve hepsinin de en iyi kalitede olduğunu fark ederek iç geçirdi.

“Son derece zengin olmalı… Şu güveç kazanının en azından on beyaz kaynak altını olduğunu biliyorum…”

Her elinde tuttuğu malzemeye hayranlıkla bakan kız en sonunda sebzeleri doğrayarak yemek yapımına başladı. Ormanlık alanın içine doğru akın eden güzel kokuyla birlikte yırtıcı hayvanlar da bu bölgeye doğru hızla ilerlemeye başlamışlardı.

Bu sırada Gungu çoktan tetikte olduğu için gelen canavarların hiçbiri daha yemeğe veyahut kıza ulaşamadan ölüyordu. Her ne kadar yaralı olsa da hala daha son derece ölümcüldü, minik bedeni kanla ıslandığından her zaman ki halinden daha korkutucu görünüyordu.

Köle kızın gözleri bir saniyeden fazla Gungu’ya bakarsa istemeden de olsa titriyordu. “Kim bir sincabın bu kadar ölümcül olacağını tahmin edebilirdi ki!” diye istemeden de olsa düşündü. Ona göre bu sincap çoktan bir savaş tanrısına benzeyecek bir görüntü sunuyordu.

Yemek piştiği sırada Kung Lao çoktan gözlerini açmıştı ve bedeninin daha iyi olduğunu hissettiğinden ayağa kalkarak hareket etti.

“Göğsümün ağrısı dışında pek bir sıkıntım yok. Meditasyon ile kaynak gücümü tekrar kazanabilirim ve bu da o kadar sıkıntı değil. Ancak bu yaranın en azından üç dört gün daha iyileşmeden duracağına eminim. O yüzden dikkatli olmalıyım!”

Yemeğini yiyen Kung Lao kıza doğru baktı ve “Adın ne?” diye basit bir soru yöneltti.

“Efendim adım Ming Galeo, bana istediğiniz gibi seslenebilirsiniz.”

Kung Lao kafasını salladı, ona göre ismi pek önemli değildi ancak her seferinde isimsiz seslenmek de ileride sıkıntı çıkartabilirdi. “Bundan sonra Ming diyeceğim sana, benim adım da Kung Lao.”

Ming sadece kafasını sallamakla yetindi, zihninde sürekli olarak bu çocuğun ismini sayıklıyordu. Önemli bir şey olarak görüyordu, Tan’ın elinden alıp kendi himayesine alması kendisi için hayatını kurtarmasına eşdeğerdi. Bu ismi unutmamak için elinden geleni yapacaktı.

“Buraya gel.”

Kung Lao’nun isteği son derece basitti ve bundan ötürü de basit bir cümle kullanmıştı. Ming kendisine gelip ardından da Kung Lao’nun yanına doğru ilerledi.

Kung Lao’nun elinde hiçlikten bir anda beliren bir bıçak çıktı ve bunu Ming’e doğru uzattı. “Anlaşmamızda benim kölem olmak için yapmayacağın şey yoktu değil mi? O halde şuan bedenine kazınmış olan işareti yok edip göğsüne benim işaretimi kazı.” Dedi.

Kız başlangıçta ne dediğini tam idrak edememişti, “S-sizin işaretiniz?” diyerek şapşal bir ifade ile Kung Lao’ya baktı.

Kung Lao bir şeyi unuttuğunu fark ederek, kafa salladı ve ardından da yerden almış olduğu bir dal parçasıyla havaya kendi işaretini çizmeye başladı. Bu işaret Bahçe içindeyken Duan Morphia’ya çizmiş olduğu işaretin aynısıydı. Bir anda aklına gelmiş ve bu işaretten son derece memnun olmuştu. Bu işaret iç içe geçmiş dört kareden başka bir şey değildi.

İşaretini çizmeyi bitirdiğinde kız sadece kafa sallamak la yetindi. Eski işareti anladığına göre deriyi kazıyarak ancak çıkarabilecekti ve sonrasında ise yeni işaretini kendisinin kazıması gerekecekti. Bunun dayanılmaz bir acısı olacaktı, gözleri acıması için Kung Lao’ya doğru dönmüştü ancak Kung Lao umursamaz bir tavırla çoktan meditasyona oturmuştu. Kung Lao’nun ayaklarının dibinde ise üç parça hap bulunuyordu.

Ming derin bir nefes aldı, bu hapların ne olduğunu çok iyi biliyordu. Yeni efendisinin son derece merhametli olduğunu düşündü. Kararını vermişti bunu yapacaktı, üstünde bulunan tek parça kıyafeti çıkardı ve hemen ardından bedeninde bulunan Tan’ın işaretine doğru bıçağı doğrulttu. Bu onun için dayanılmaz bir deneyim olacaktı…


 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1258

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 376

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20943 Bölüm Sayısı


creator
manga tr