Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Angoria - Angoria Bölüm 163: Gökyüzü Kaynak Alemi!


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigollum


“Efendim! Efendim!”

Bir koşuyla ilerleyen hizmetli doğrudan odanın kapısını geçti ve doğrudan secde etti. Dudaklarında, söylediği kelimelerden sonra alacağı tepkinin ne olacağını düşünmekten ötürü bir titreme hakimdi, nefesi düzenli değildi ve ne yapacağını kestiremiyordu.

“Efendi Tan! Sonunda bizden kaçan köleyi bulduk!”

Tan elinde bulunan şarap bardağını dudaklarına götürdü ve küçük bir yudum aldı, hemen ardından dudaklarında bir gülümseme belirdi. “Ne zaman geliyor peki?”

Adam bu kelimelerden sonra ne diyeceğini bilemedi, ne söylerse söylesin böylesi bir durum karşısındaki kişinin sinirleneceğinden emindi. Eğer Efendi Tan sinirlenirse, ona karşı gelme şansının dahi olmayacağını çok iyi biliyordu. Tek bir darbesinde kendisini bir tofu gibi ezip geçeceğinden emindi.

Boğazı düğümlenen adam büyük bir yutkunmadan sonra en sonunda nefesini bıraktı ve derin bir başka nefes aldı. “Efendim, güvercin takımı buldu onları ancak başlarına bir bela aldılar, birisi… Birisi, sizin kölenize göz koymuş…”

Bu sözleri duyan Tan’ın gözleri neredeyse alev alacaktı. Adam Tan’a bakmamış olsa bile eriyeceğini hissediyordu, bu güç o kadar büyüktü ki, bacaklarının titremesine hakim olması imkansızdı.

“Hangi densiz benim köleme göz koyabilir! Kimdir bu? Ne bekliyorsunuz öldürün gitsin o böceği!”

Bu sözlerden sonra elinde bulunan şarap bardağı daha fazla dayanamadı ve bir anda patladı. Camın parçaları tüm bölgeye şarapla birlikte dağılmıştı. Tan’ın kanı da çok az akmış ancak anında durmuştu.

“Şuan Güvercin Takımına destek olarak yardımcı olmak için Lider Shenguan Shin harekete geçti. Çok yakında o pisliği öldürmüş olur ve sonrasında da köleyi sizin önünüze geri getirir.”

Tan elinde kalan şarap artığını temizlemek için bir bezden yardım alıyordu. Hemen yanında bulunan kölelerinden birisi ise çoktan Tan’ın kıyafetlerini çıkarmaya ve vücuduna yapışan şarabı yalayarak temizlemeye başlamıştı bile.

“En yakın zamanda o salağın kafasıyla birlikte gelmesini söyle!”

“Emredersiniz Efendi Tan!”

……..

“Ne kadar yazık yumrukla dövüşen birisine karşı silah kullanmak zorundayım.”

Kung Lao gelen bu sözleri pek umursamadı, cebinden bir kez bile çıkmamış olan Gungu’nun tüm dövüş boyunca kendisini takip ettiğini çok iyi biliyordu ve yeneceğini bildiği için pek de önemsemiyordu. Bu onun güvenini arttırmakta birebir önemliydi, kaynak canavarlarının iç güdüsünden daha büyük bir tahmin yöntemi yoktu ve Kung Lao için bu kadarı yeterliydi.

“Buradan kurtulduğumuzda sana güzel bir güveç hazırlatacağım Gungu, doyasıya yeriz he?”

“Yeriz abi! Yehhu Güveç!”

Bir anda aşırı mutluluk ile kıpırdanan Gungu, karşısı anlamamış olsa bile kısacık süre kafasını göstermiş ve ardından tekrar gizlemişti. Minicik kafasının o uzaklıktan görünmesinin imkanı yoktu.

“Ne duruyorsun ki? Hadi saldır bana…”

Sıkılmış bir ifadeyle bunları söyleyen Kung Lao tırnağında bulunan pislikleri çıkarmaya çalışıyor ve parmaklarına üflüyordu.

“Bunu sen istedin! ÖL!”

Mızrak efendisine hizmet etmek için son hızla ileriye atılmış ve göz alıcı bir parıltıyla Kung Lao’ya doğru ilerlemişti. Bir takla atan adam mızrağını saplamaya yönelik kullanmanın en uygunu olduğunu düşünmüştü.

Tam Kung Lao’ya doğru mızrak değecekken bir anda gözden kaybolan Kung Lao son anda saldırıdan kurtulmuş ve mızrak zemine çarpmıştı.

Bu kaçınma [Sismik Adımlar] olmadan yapılacak bir hareket değildi, neredeyse gözden kaybolan Kung Lao bir anda rakibinin arkasında belirmişti.

“Çok yazık…” diye mırıldanan Kung Lao’nun yumruğu doğrudan rakibinin böbreğine doğru inmişti.

BOMM!

Yumruk daha bedene değer değmez yumuşak deriyi parçalamış ve hemen ardından da iç organlara doğru ilerlemişti. Yumruğun şiddeti o kadar patlayıcı özelliğe sahipti ki, Kung Lao bile bir tane darbe almış olsa tüm bedeni parçalanabilirdi. Üstelik kaynak gücünün sadece çeyreğini bu yumruğun içine koymuştu, bunu biraz daha arttırmış olsa kesinlikle rakibinin ön yüzüne yumruğunun geçmesini sağlayabilirdi.

“AHHH!”

Adamın çığlığı tüm meydan da duyulmuştu. Dudaklarının titreyişi ve bir anda boşalırcasına akan kan ile birlikte daha fazla ayakta duramadı ve bedeni geriye doğru düştü. Çığlıkları hala daha devam ediyordu ve ağzından gelen kan boynunu ıslatıyordu. Elleri böbreğinin bulunduğu yere doğru giden adam orasının bir boşluktan ibaret olduğunu fark ettiğinde ise gözleri geniş bir şekilde açıldı.

Bedenin üstünde tıpkı bir krater gibi bir delik açan bu yumruğun şiddeti o kadar büyüktü ki, kimse bunun önemsiz bir teknik olduğunu söyleyemezdi.

Bir yumruk ile bedeni sakat bırakmak!

Bu birçok uzmanın hayaliydi!

Kung Lao sanki hiçbir şey olmamış gibi sallanan sol kolunu düzgün tutarak arkasını dönmüş ve ilerlemişti. Rakibinin çok yakında öleceğini çok iyi biliyordu, böylesine bir saldırıdan sonra iyileşecek birisi ikinci hayatını yaşadığını bile düşünebilirdi.

“Şimdi şu kölenin yaralarına bakalım, umarım yürüyecek durumdadır. Birde onu taşımakla uğraşamam…”

Kızın yanına yaklaşan Kung Lao bir anda karşısında kemerli bir burun ile birlikte hiç durmayacak gibi görünen bir kan havuzuyla karşılaşmıştı. Kızın yüzü neredeyse Kung Lao’nun suratı kadar beyazlamıştı.

Derin bir iç geçiren Kung Lao yüzüğünden çıkarmış olduğu kan donduran hapın birisini kızın ağzına zorla soktu ve ardından da yutmasına yardımcı oldu. Kafasında neler yapabileceğini düşünen Kung Lao bir anda Bai Hui akupunktur noktasını hatırladı. Ustasının kitaplarında bolca sözünü ettiği bu muhteşem akupunktur noktası zihnin yatışmasına izin veriyordu ve doğru kullanımda hastanın acı hissetmesine bile engel olabiliyordu.

Bunu hatırlayan Kung Lao iğneleri olmadığı için üzüldü ancak yapabileceği şeyi yapmaya devam etmesi için engel olmadığını fark etti. Dudaklarını düzleyen Kung Lao hemen ardından kafasının biraz gerisinde bulunan bu akupunktur noktasına parmaklarıyla baskı uygulamaya başladı.

“Bu noktaya olan baskı ustamın dediğine göre ne sert olmalı ne de yumuşak doğru uygulandığında hastanın gözlerindeki titremelerin geçeceğini ve sadece basit bir hastalıkmışçasına hissedeceğini söylemişti. O halde böyle yaparsam?”

Vermiş olduğu baskıyı biraz daha arttıran Kung Lao akupunktur noktasında parmağını sürekli oynatmaya koyuldu. Bir fincan çay içiminin yarısı kadar süre sonunda kızın gözlerinin daha yumuşak baktığını fark ettiğinde Kung Lao bir sonraki hareketine geçmeye koyuldu.

Derin bir nefes alan Kung Lao yüzüğünden çıkarmış olduğu iki parça kumaşı yanı başına koydu ve ardından da kızın burnuyla ilgilenmeye başladı.

Daha öncesinde hiç kemikleri yerine oturtmaya çalışmamış olan Kung Lao için bu ilkti ve ne kadar nazik olması gerektiğine dair en ufak bir fikri dahi yoktu. Tek koluyla da neler yapabileceğini hiç bilmiyordu.

Göğsündeki kanaması için kendi de hap yutmuş ve bunun tek kolla uygun olmayacağını düşünerek kırık kolunu iyileştirmeye karar vermişti. Aziz Yordan’ın Taş Bitkisinin mucizevi gücü o kadar üstündü ki, yiyen kişinin kırık kemiğini dahi kendi kendine yerine oturtur ve mükemmellik seviyesinde kaynamasına izin verirdi. Üstelik Kung Lao birden fazla yediği için bundan daha da güçlüydü ve kırık kemikleri bir tütsü süresinin yarısı kadar sürede çoktan iyileşirdi.

Kolunun iyileştiğinden emin olan Kung Lao bu sefer kızın kırık burnunu düzeltmeye başladı.

Burun kemiğinin son derece küçük olması ve son derece detaylı olmasından ötürü Kung Lao ne kadar denerse denesin en zor iyileştirme etmeni olarak görmüştü. Çoktan bir tütsü süresi kadar süre uçup gitmiş ancak burnun kemiklerinin ancak yarısı yerine oturabilmişti.

Bir yemek süresi sonunda Kung Lao kemikleri yerine oturtabilmiş ve şimdide sabit kalmasını sağlaması kalmıştı. Daha önceden çıkarmış olduğu bezlerden iki parça kesip bunları da top haline getirmiş ve kızın burnuna doğru sokmuştu.

“Bunlarla birlikte burnunu kullanması biraz engellenmiş olacak. Şimdi sırada suratını sarmak kaldı. Bununla birlikte günde beş kez içmesi gereken yeşil çay kalacak, bunları uyguladığında bir uygulayıcı olarak en fazla bir hafta içinde eski haline geri dönecektir.”

Kung Lao kızın suratını da sardıktan sonra, daha fazla yapması gereken bir şey olmadığını düşünerek yola hazırlandı. Burada daha fazla kalması için bir neden kalmamıştı ve köleyi de kurtardığına göre yola koyulması onun için en iyisi olacaktı. Kızı kucağına alan Kung Lao tam adımını atmıştı ki, bir anda hemen yanından geçen bir okla donakaldı.

“O köleyi derhal yere indir evlat, bu sana ilk ve son uyarım. Aksi takdirde…”

“Dur tahmin edeyim olacaklardan sorumlu değilsin.”

“Aynen dediğin gibi…”

Gelen ses son derece yorgun birisinden çıkıyor gibiydi. Sanki yüzlerce döngüden sonra artık hayattan bıkmışçasına çıkıyordu. Kung Lao böyle birisinin neden kendisine bulaştığına anlam veremedi, sesin bıkkınlığı aynı zamanda bir çeşit bilgeden çıkıyor gibiydi, derin ve düşünceliydi.

Kung Lao arkasını döndüğünde görmüş olduğu kişinin gerçekten de yaşlı birisi olduğunu fark etmişti. “Bu kişi daha demin meteor yumruğuyla öldürdüğüm mızraklı adamın çağırdığı Lider Shenguan Shin olmalı.” Bir anda kafasına dank eden Kung Lao karşısındaki ihtiyara düşman gözüyle bakmaya başlamıştı.

“Adınız Shenguan Shin olmalı.”

Adam istifini bozmadan elindeki yayı ortadan kaldırdı ve kollarını arkasında bağladı, kafasını minik bir hareketle onaylarcasına salladı. “Doğru, benim adım Shenguan Shin… Efendi Tan’ın hizmetinde çalışan on liderden birisiyim, peki söyle bakalım bana küçüğüm sen kimsin? Neden bu köleyi efendimden ayırmak için ölüm ipinde yürüyüşe çıktın?”

Kung Lao söylenen son sözlerden sonra istemeden de olsa titredi. Karşısındakinin yaymış olduğu keskin aura ile bile onun son derece güçlü olduğunu bilebilirdi. Üstelik burnuyla almış olduğu koku sayesinde çoktan rakibinin Kök Kaynak aleminin ortalarında birisi olduğunu anlamıştı.

“Bu kişi öyle basit birisi değil, her ne kadar daha öncesinde kök kaynak alemindeki birisini rahatlıkla öldürmüş olsam da bunun tek açıklaması bedenimde biriken fazlalık saf kaynak gücünden başka bir şey değildi, yaymış olduğu auranın her zerresi beni iki hamlede öldürebileceğini söyler gibi. Sanırım bu kişiden şimdilik kaçmam gerekecek, bunu fazla uzatmamalıyım.”

“Adım Kung Lao, çok yakın zaman önce Angoria’dan buraya geldim. Köleyi sahibinden ayırmanın sahibi için ne kadar onur kırıcı bir hareket olduğunun farkında olsam da bu kölenin son derece kaliteli olduğunu söylemeden edemeyeceğim… Efendin Tan onu heba edeceğine benim kullanıp altın gibi parıldamasını sağlamam daha iyi değil midir?”

Lider Shenguan Shin kaşlarından birisini havaya kaldırdı. “Angoria’dan buraya gelebilmek için kim bilir nasıl bir suç işledin çocuk… Kesinlikle seni hafife almamam gerektiğini bana hatırlattığın için teşekkür ederim.”

“Ha bu arada çocuk kölenin bir bok parçası mı, yoksa bir altın mı olduğuna sen değil Efendi Tan karar verir. Bu senin haddine değil, sana üç nefes süresince zaman tanıyacağım bu zaman içerisinde köleyi yere bırakmazsan… Üzgünüm, bu genç yaşındaki hayatın benim uzun ve eski parmaklarım arasında kaybolup gidecek…”

Kung Lao bu kelimelerden sonra derhal [Bulutların Üstünde] Tekniğini harekete geçirmeye başladı.

“Gungu ne düşünüyorsun bu adama karşı beni savunabilir misin?”

Gungu’nun suratı kısacık bir süre ekşidi suratının ekşimesiyle birlikte tüm tatlılığının gittiğini herkes görebilirdi. “Elimden geldiğince koruyacağımı biliyorsun ama… Bu adamın yaymış olduğu hava çok farklı, sanki bir şey saklıyor gibi… Ne olduğunu bilemiyorum abi.”

Kung Lao onaylayan bir kafa sallamasında bulunarak “Korumaya çalış, şuandan itibaren benim gücümün hepsi ağırlığımı hafifletmeye gidecek…”

“Üç nefeslik süren doldu… Üstüne birde Efendi Tan’dan bir mesaj aldım… Üzgünüm küçüğüm ancak senin kafanı da kızla birlikte götürmem gerekecek… Çok yazık çok…”

Bu sözlerden sonra bir anda ortadan kaybolan Shenguan Shin bir anda Kung Lao’nun üç adım ilerisinde tekrar ortaya çıktı, Kung Lao’ya doğru uzanan parmakları görünüşte bir demir kadar sertti.

Bu sırada Gungu’da Kung Lao’nun cebinden dışarıya çıkıp doğrudan Shenguan Shin’in üstüne doğru atladı, jilet kadar keskin dişleri Shenguan Shin’in şaşkınlığından istifade ederek doğrudan uzatmış olduğu ele doğru kaymış ve iki ısırıkla birlikte elini temiz bir şekilde vücudundan ayırmıştı.

Shenguan Shin dört adım geriye gitti, yaşamış olduğu şok daha önce gördüklerinin yanında bunun hiçbir şey olduğunu kanıtlıyordu. “Bu… Kan Sözleşmesi! Bu nasıl mümkün olabilir!”

Gungu’nun yere inmesiyle birlikte tekrar ortadan kaybolması bir olmuştu. Bir sonraki ortaya çıkışında Gungu doğrudan Shenguan Shin’in yüzüne doğru atlamıştı.

Shenguan Shin şaşkınlığını bir kenara bırakarak kendisine doğru gelen Demir Kuyruk Sincabını yumruklamayı seçmiş ve bedenini bir kaya gibi yerine sabitleyerek tek ve son derece kurallı bir yumruk atmıştı. Şuan ki duruşuyla tıpkı heykellere benziyordu.

Yumruk o kadar güçlüydü ki, Gungu gibi savunması neredeyse delinmez olan bir canavarın bile ağzından kan tükürmesine yol açmıştı. Kuyruğu sayesinde dengesini tekrar sağlayan Gungu hemen bir kez daha saldırmış ve bu sefer dişleri yerine kuyruğunu kullanmasının daha iyi olacağını düşünmüştü.

“BHOOAAH!”

İki sert saldırı çarpıştığında etrafa minik bir şok dalgası gönderdiler, bu sırada Kung Lao’nun da hala daha ağırlığını azaltma işi devam ediyordu.

“Nerdeyse yarısı bitti Gungu, az kaldı! Biraz daha dayan ardından da kendi oluşturduğum rüzgârın şiddetiyle birlikte havalanacağız.”

Gungu kafasını sallamakla yetinirken Kung Lao’da ağırlığını düşürmeye devam etti, hala daha omzunda bulunan kızın ağırlığının da buna eklenmesiyle birlikte daha da zorlu olsa da Kung Lao’nun buradan kaçmak için kararı kesindi, biliyordu ki bu yaşlı adam Gungu ile kafa kafaya kalabiliyorsa kendisini çiğ çiğ yerdi.

Gungu ile Shenguan Shin üç kez daha çarpıştı. Bunun sonucunda her ikisi de iki farklı yerlerinde minik yaralanmalar yaşamıştı. Shenguan Shin’in biraz daha büyük bir yara farkı vardı, buda Gungu’nun ilk başta koparmış olduğu elinden kaynaklanıyordu.

On beş defa karşılaştıklarında Shenguan Shin’in üç kaburgası ve bir bacağının kemikleri kırılmıştı. Gungu’nun ise dişlerinden birisi ve parmaklarından birisi çoktan kırılmıştı. Her ikisi de nefes nefeseydi. Tam da bu sırada Kung Lao Gungu’ya seslendi.

“Hazırım çabuk gel!”

Kung Lao bunu dedikten sonra kendisini uçurmak için en hızlı yönteminin zıplamak ve ardından da [Kaplan Pençesi] tekniğinin yardımı ile kendisini ileriye götürmek olduğunu biliyordu. Yukarıdaki havanın kesinlikle rüzgarı kuvvetliydi ve bu onun çok ileriye gitmesine yardımcı olacak yegane şeydi.

Düşündüğü gibi yapan Kung Lao havaya yükseldiği anda düşüş gerçekleşmedi, Shenguan Shin bunu gördüğü anda gözlerinin ve ağzının bağımsız bir şekilde açılmasına yardımcı olamadı. Dudakları istemeden de olsa titriyordu, görmüş olduğu şeyi anlaması çok hızlı olmuştu.

“Gö… Gökyüzü Kaynak Alemi! O çocuk bir Gökyüzü Kaynak Alemi!”

Hemen ardından gelen bir kaplan pençesi ile birlikte Kung Lao’nun yüksekliği daha da artmıştı. Tam da bu sırada Gungu, Kung Lao’nun paçasına tutunmuş ve üçü birlikte havada süzülmeye başlamıştı.


Fiuu bölüm 2k sürdü ve kimi yerlerinde çok zorladı, örneğin kızın tedavisini yaparken ne yazacağımı bilemeyip 3 kez tekrardan yazmam gerekti. Bir sonraki bölüme görüşmek üzere! Yorum yapmayı ve kalbe tıklamayı unutmayın! Bu sayede kimlerin beğendiğini iyice anlayabiliyorum ^^


 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1258

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 376

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20943 Bölüm Sayısı


creator
manga tr