Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Angoria - Angoria Bölüm 160: Tan'ın Askerleri Geliyor!


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigollum


Kung Lao kendisine doğru gelen kişinin kim olduğuna dair kokuyu kokladıkça fikir sahibi olmuştu. Havaya yayılan terli menekşe kokusu bir kadın olduğunu simgeliyordu, bu kokuyu da koku kütüphanesine kaydeden Kung Lao, kendisini hazırladı ve eline Döneyan’ı alıp beklemeye koyuldu.

“Gungu, gelen bir misafirimiz var. Düşman veyahut dost olduğunu bilmiyoruz tek bildiğim şey en geç bir yemek süresi sonrasında burada olacağı. Eğer bize saldırırsa tetikte ol, senin savunman benimkinden kat ve kat üstün beni korumayı unutma.”

Gungu hemen kafasını sallamıştı. Bu tür konularda son derece ciddiydi, ciddi olmazsa öleceği de kesindi. Kung Lao ölürse kendisi de ölecekti, bunu çok yakın bir zamanda birinci elden tecrübe etmişti. “Merak etme abi, o iş bende!”

“Hadi göreyim seni!” Kung Lao derin bir gülümseme ile Gungu’nun kafasını okşamaya başladı. Yumuşak kürkü Kung Lao’nun sakinleşmesine çok büyük bir katkı sağlıyordu, bekleyişlerinde Kung Lao canı sıkılmış ve ustasının kitaplarından birisini okumaya koyulmuştu.

Bir tütsü süresi boyunca okuduktan sonra Kung Lao’nun görmüş olduğu bir yazıyla birlikte gözleri dönmüştü.

“İnsan bedeninde Phialamdan bedene doğru yayılmasını sağlayan dokuz ana damar bulunur. Bu dokuz damar sayısız ince damara dönüşerek bedeni besler, ancak bu damarlar asla mükemmel değildir. Beden ne kadar kaynak gücüyle beslenirse beslensin vücudun bazı bölgelerinde bulunan eksikliklerden ötürü boşa doğru kaçar.”

“Peki ya dokuzdan fazla kaynak damarı olsaydı?”

Kung Lao bu yazıyı gördüğü anda gözleri parıldadı! Bu resmen kendisine yazılmış gibi duran bir yazıydı.

“Dokuzdan fazla damara sahip olan birisi için ilerlemesi neredeyse imkansızdır! Mükemmel bir vücuda sahip olmaya adım atmasına karşın gelişimi o kadar yavaş olacaktır ki. Belki de bilge kaynak alemine varamadan geliştirici ölecektir.”

“Dokuzdan fazla kaynak damarına sahip insanların kök kaynak aleminde dokuzdan fazla çiçeğe sahip olması anlamına gelir ki, bu bedene binen ekstra yük olarak da adlandırılabilir. Eğer geliştirici tesadüf eseri bilge kaynak alemine girmiş ve bedeninde bulunan bilgelik meyvelerini tüketmeye başlayabildiyse de ölmesi garantidir. Elbette ki, tarihte bunu dahi başarmış insanlar mevcut! Buna en yakın örnek binlerce döngü öncesinde yaşamış olan Xi Wangmu’dan başkası değildir. Kendisinde bulunan on dört kaynak damarı ile neredeyse tanrılığa başkaldırı da bulunmuştur.”

“Nitekim o bile daha öncesinde elde etmiş olduğu kaynak damarlarının aziz gücüne karşı meydan okuyamamıştır…”

Kung Lao bunları okurken kafasında bir ton soru ortaya çıktı. “Çiçeklerin açılması mı? Bilgelik meyvelerini tüketmek mi? Bunlar nasıl şeyler! Xi Wangmu’nun on dört tane kaynak damarına sahip olması…”

Kung Lao şimdiden on tane kaynak damarına sahipti. Eğer doğru anladıysa kök kaynak alemine geçtiğinde kendisinde fazladan bir tane daha çiçek açılacaktı. Hala daha nasıl çiçek açılacağını anlamamış olsa da Kung Lao bunun gerçek olduğunu biliyordu. Ustası kendisini kandırmak için neden yalan söylesin ki?

Okumaya devam eden Kung Lao altta ufak bir not görmüştü. “Tamamen pratikte işe yaradığını düşündüğüm bir ilaç elbette ki mevcut. Ancak bunu deneyebilmek için dokuzdan fazla kaynak damarına sahip bir insan üstünde deneme yapmam gerekiyor ve çevremde bu şekilde bir insan yok!” diye bir not düşmüştü.

Kung Lao hemen sayfayı çevirdi ve pratikte işe yarayacağına garanti eden ilacın formülüne baktı. Gözleri yepyeni bir hedefle canlılık kazanmıştı. “Ölmeyeceğim! Xi Wangmu’nun benden daha şanssız olduğunu düşünmeden edemiyorum. Tanrılığa kadar gidip ardından da ölmek…” Kung Lao kafasında bir hesap yaptı hemen ardından da “Eğer tüm Angoria’yı ordularla fethetmek istersem muhtemelen ömrüm buna dayanmayacak! Peki ya tanrı olursam! O zaman fetih yapmadan tüm Angoria’nın sahibi olmaz mıydım?”

Ölüm korkusu Kung Lao’nun daha da ileriye gitmesine olanak tanımıştı. Ayrıca bambaşka bir amaç elde edinmişti. “Mükemmel gelişimi elde edeceğim!”

Tam bu sırada Kung Lao hayallere dalmışken bir çığlık havaya yükseldi. “YARDIM EDİN!!”

Kung Lao elindeki kitabı doğrudan yüzüğüne geri koydu ve elinde Döneyan’la birlikte ağır adımlarla ilerledi. Pek değil sadece altmış nefes sonrasında önünde bulunan kadının karşısına çıkmıştı. Kung Lao kadını gördüğünde istemeden de olsa acıdı, üstünde sadece bir paçavra vardı ve her yanı yaralarla doluydu. Bedeninin bir kısmında yanık izleri görünüyordu. Suratına dokunulmamıştı ancak kirden keçeye dönmüş saçları, son derece kötü bir zaman geçirdiğini belli ediyordu. Kung Lao istemeden de olsa merak etti, “Bu kadar kötü görünmesine rağmen nasıl oluyor da bedenindeki menekşe kokusu hala daha belirgin bir şekilde kokuyor?” düşüncesini elbette ki yansıtmadı. Kadının kendisini görmesine izin verdi.

Kadın Kung Lao’yu gördüğü anda gözlerinde bir umut parıltısı yandı. “Lütfen… Genç efendi lütfen beni kurtar! Yalvarırım beni bu adamın elinden kurtar, sana ne istersen veririm. Yeter ki kurtar beni!”

Kung Lao bu yalvarmaya karşı en ufak bir yönelme duygusu hissetmedi. Kızın gelişim seviyesine baktığında çoktan temel kaynak alemine ulaştığını fark etti ve bu onda büyük bir şaşkınlık yarattı.

“Bir kölenin, temel kaynak alemine ulaşması demek. Ya çok iyi bakıldığına işaret ya da kızın yeteneğinin çok büyük olduğu anlamına gelmez mi? İlk seçeneğin kendi kendini yok ettiğini düşünürsek. Bu durumda son derece yetenekli…”

Kung Lao’nun gözüne çarpan bir başka şeyse yara izine benzeyen bir semboldü. Kung Lao bunun doğrudan kızgın demirle yapıldığını tahmin etti. İzin şekli ‘’ T ‘’ harfine benziyordu.

“Neden sana yardım etmemi bu kadar istiyorsun ki? Sahibin biraz seni dövdü diye mi bu kadar korktun… Köle olana kadar berbat bir hayat yaşadığın için kendini suçlamalısın. Hadi efendine git benimle daha fazla muhatap olma. Bir başkasının kölesine yardımcı olursam, efendisinin onuru iki paralık olur.”

Kız bu kelimeleri duyduğu anda gözlerinde yaşlar birikmişti. Kesiklerinde ki kanama yavaş yavaş paçavra elbisesinde gün yüzüne çıkmıştı ve göz yaşları da elbisesine doğru düşüyordu.

“Yalvarırım yardım edin! O bir insan değil, o bir canavar! Beni öncesinde kadını olarak almak için geldi, köyümde aileme ve bana çok iyi davranmıştı. Aileme göstermiş olduğu ilgi ve maddi durumunun iyi olmasından ötürü ailem bunun iyi bir evlilik olduğunu düşündü ve yaşadığı malikaneye gelin olarak gitmemi sağladı…”

“Ünlü bir kişiydi de, İlkel halktan bir çok insanı tanıyordu ve onlar bu adama çok çok iyi davranıyordu. Hatta bir kısmı ona saygıyla eğiliyordu, bu kadar güçlü birisine gelin gittiğim için hem ben hem de ailem çok seviniyorduk. Bana isminin çok gizli olması gerektiğini ve ona sadece “Tan” dememi söylemişti.”

“A-ama o aşağılık! Benim ailem ayrıldığı anda adamlarına beni yakalamasını ve zincirlere vurmasını emretti! Bana tecavüz etti! Ardından da askerlerinin tecavüz etmesine izin verdi! Bedenime kendisine ait bir sembol kazıdı ve hemen ardından da hücreye kapattı! Benim gibi kaç kadının olduğunu sayamadım bile!”

“Canavar ona hizmet etmemizi ve “Efendim” dememizi istemişti! Ona saygısızlık yaptığımızı düşünürse çok sinirlenirdi ve bizleri cezalandırırdı! Hatta çoğu zaman köleleri öldürürdü!”

Kung Lao bu sözleri duyduğunda nedense aklına Duan Morphia’yı geldi. Kendisini kölesi yaptığından beridir normalden çok çok daha iyi bir şekilde yaşamıştı. Kendisinin kölesi olduğu için mutlu bile olması gerekliydi…

Önündeki kıza bakan Kung Lao yine de acıma duygusundan yoksundu. “Daha demin bilmediğin birisine sadece gösterişinden ötürü gelin olduğunu söylemedin mi? Nereden biliyorsun benim de böyle birisi olmadığımı? Ayrıca seni kurtardım diyelim, bana ne verebileceksin? Değerli olan neyin var?”

Kız bunları duyduğu anda ne diyeceğini bilemedi. Kafasını aşağıya indirdi dudakları titriyordu, bu sözler onda büyük bir etki yaratmıştı, yerde saldığı ayaklarını destekledi ve ayağa doğru kalktı. Gözlerinde büyük bir korku olsa da hareketlerinin emin olduğunu hissetti. “ O canavar kadar sahte değilsiniz en azından. Belki de ondan daha acımasızsınız, ancak şuan bile bana yalan söyleme gereksinimi duymadınız. Önünüzde neredeyse yarı çıplak bir kız olmasına rağmen, bana tatlı sözler söylemediniz ve bu sizin iyi bir insan olduğunuzu söylemek için yeterli.”

“Belki de size göre değerli hiçbir şeyim yok, gerçi size verebileceğim tek şey bedenim. Ona hizmet etmektense size hizmet etmek çok daha iyi olacaktır.”

Kung Lao kızın gözündeki kararlılığı gördüğü anda son derece etkilendi. Köle olarak hizmet etmeyi isteyen ve bunda bu kadar kararlı olan bir insanı kim görse etkilenmezdi ki?

Kung Lao buna cevap vermedi ve arkasını döndü, bunu kendisine seçim hakkı vererek halletmesi gerektiğini düşünmüştü. Geldiği yere doğru ilerleyen Kung Lao arkasını döndü “Ayağa kalkabildiğine göre harekete de geçebilirsin o halde neyi bekliyorsun?” dedi.

Hemen ardından da bir daha arkasını dönmeden ilerlemeye devam etti.

Kız ne yapacağını bilemedi, bir arkasına ve bir de önüne baktı. Hemen ardından da tanımadığı genç efendinin peşinden ilerlemeyi seçmişti. Dışarıda tek başına dolaşmaktan daha güvenli olacağını hissediyordu.

Kung Lao tekrar geldiği yöne döndü ve oturduğu yere tekrar oturdu. Eline hiçlikten bir kitap düşmüştü ve sayfalarını Kung Lao yavaş yavaş çevirmeye koyulmuştu. Okuduğu kitabın içindeki içeriğin son derece zengin olması Kung Lao için mükemmel bir şeydi. Okumaya daldığından itibaren bulunduğu bölgeye gelmiş olan kızı çoktan unutmuştu, her okuduğunda kalbi daha da hızlı çarpıyordu.

“Teoriye göre Zümrüdü Anka Kuşunun kalbini, Gezgin Kaplumbağanın ayaklarını, Beyaz Mavi Kaplanın dişlerini, Mavi Ejderhanın pullarını ve Bilgelik Ağacının kökünü bir kazan içinde harmanlayıp, ardından da bunları hap haline getirmek bu sorunu çözecek…”

“Bunların hepsi efsane değil mi lan!”

Kung Lao’nun çocuk masallarında anlatılan hikayelerde bu dört ilahi hayvanın bir zamanlar yaşadığı söyleniyordu. Ancak bir anda bu dört ilahi hayvan ortadan kaybolmuştu! Ustasının söylemiş olduğu bir diğer parça ise Bilgelik Ağacının köküydü, Kung Lao bunu daha öncesinde çocuk masallarında dahi duymamıştı!

“Bilgelik Ağacının kökü… Bu nasıl bir şey! Daha önce ne duydum nede bunu söyleyen birisini gördüm! Masal kitaplarında bile ismi geçmiyordu!”

Ustasının bir kez daha deli olduğunu doğrulayan Kung Lao sadece kafasını sallamakla yetindi. “Bunu şimdilik unutmam en iyisi… İleride ustama sorabilirsem sormayı kesinlikle unutmayacağım…”

Kitabı bir anda ortadan kaybeden Kung Lao çoktan kızın geldiğini fark etti. Hala daha dikiliyordu ve gözleri doğrudan Kung Lao’ya bakıyordu.

“Ah… Geldin demek…”

Kung Lao pek fazla önemsemedi ve hemen ardından da yüzüğünden malzemeleri çıkarmaya koyuldu. Her malzemeyi çıkardıktan sonra da birkaç tencere çıkardı ve taze malzemeleri bir bıçakla doğramaya koyuldu.

“B-ben yaparım! Siz rahatsız olmayın!”

Kızın bu sözleriyle birlikte Kung Lao ona doğru baktı ve işine geldiği için durdu. Bıçağı ona doğru uzattı ve cebinden çıkan Gungu’nun kafasını okşamaya koyuldu. Kung Lao’nun hala daha onu kölesi olarak düşündüğü yoktu ancak kız ben yaparım dediği için yemek yapmaya devam edecek de değildi.

“Yemek piştiğinde güzel bir ziyafet çekelim Gungu!”

“Yeyyy!”

Gungu için yemek demek çoğu meseleden daha önemliydi. Bu yüzden bu sözleri duyduğunda en çok sevinen şüphesiz kendisiydi.

Yemek çoktan pişmeye bırakıldığında Kung Lao kılıç alıştırmasına devam etti. Su damlasını en üst seviyede çalışıyordu. “Acemi seviyesine getirdiğimde bu teknikle birlikte gelen özellik savunmama da çok büyük bir etki sağlayacak!”

İki tur kılıcını salladığında Kung Lao neredeyse geberecek gibi hissetti. Kaslarını da geliştirmek için Döneyan’ı en ağır haline getirmişti. Bedeninin titremesinden ötürü dinlenmeyi uygun gördü.

“Genç efendi yemek hazır!”

Kızın bu sözleri ile birlikte Gungu çoktan Kung Lao’nun cebinden fırlamış ve yemeğin olduğu yere doğru ilerlemişti. Kung Lao’da Gungu’yu takip etmişti.

Yemekleri son derece güzel ve lezzetliydi, Kung Lao itiraf etmek zorunda kalmıştı; Kız kendisinden kat ve kat daha güzel yemek yapıyordu.

Yemeklerinin bitiminde Kung Lao tam meditasyonuna oturuyordu ki, bir anda kendisine doğru gelen bir başka yabancı kokuyu aldı. Tam olarak üç kişinin varlığını algılayan Kung Lao bu konunun gerçekten de bir miktar ciddi olduğunu fark etmişti.

Kung Lao bakışlarını kıza doğru çevirdi ve “Büyük ihtimalle senin Tan’ın adamları buraya doğru geliyor…” dedi. Suratında aptalca bir gülümseme vardı.


 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1258

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 376

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20943 Bölüm Sayısı


creator
manga tr