"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Angoria - Angoria Bölüm 159: Xian Yun'un Kibri


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigollum

Günler birbirini kovaladı, ardından da haftaları kendisine bağladı. Kung Lao’nun ismi bilinmeyen mezara doğru ilerleyişi devam ediyordu. Gündüzleri yola koyulan ekip geceleri kamp yapıyor dinleniyordu.

“Üç haftadır ilerliyoruz. Bu mezar nerede?”

Kung Lao’nun sorusu üzerine insanlar gözlerini Heng Peng’e doğru döndürdü. Diğer ikili çok uzun zamandır Heng Peng’i takip ediyordu ve onlarda son derece sıkılmıştı. Heng Peng çenesini kaşıdı, suratında yeni yeni çıkmaya başlamış olan sakallarından nefret ediyordu.

Bir Kung Lao’ya birde yanındaki arkadaşlarına baktı, en sonunda bıkkın bir surat ifadesine sahip olarak “Önümüzde bulunan dağı görüyorsunuz değil mi? Yerliler bu dağa “Yaşam Gücü Dağı” diyor. Hedefimiz o dağı geçtikten sonra çok kısalacak! Onun ardından geçmemiz gereken bir çöl bulunuyor ve hemen sonrasında ise…”

Bu konu üstüne arkadaşları biraz daha bilgili oldukları için kafasını sallamakla yetindi. Heng Peng son derece düşünceli birisiydi. Planlarını yaparken en ufak bir kusuru dahi düşünmeden etmezdi.

“Evet sonrasında?” Kung Lao daha fazla devam etmediğini gördüğünde sormak istedi. Bu sırada elinde bulunan bir dal parçasını da sönmeye başlamış olan ateşe atıyordu.

“Sonrasında insanların ona “Bulut Hanım Bataklığı” adını verdikleri bir bataklıktan geçeceğiz. Bu bataklığın içinde ölen insan sayısı bir hayli fazla, insanlar o bölgeye işi düşen kimse umutsuz vaka olacağını söylüyor. İçinde dolaşan sis o kadar güçlü ki insanın üçüncü adımını görmesi neredeyse imkansız!”

Kung Lao sadece kafasını sallayabildi. Böylesine bir yere kurulan mezar mı? Bu sadece çılgınlıktan başka bir şey değildi! Gecenin ilerleyen saatinde Kung Lao müsaade isteyerek kendi eğitimine odaklandı. Üç haftadır mola verdikleri her fırsatta çalışmasını sürdürüyordu. Bedeninin daha iyi hale geldiğini düşünüyordu.

“Şimdi sadece iki tur ve üç savuruş yapabiliyorum. Bedenimin güç odaklı ilerleyişi son derece iyi bir duruma geldi, merak ediyorum da toplam gücüm ne kadardır benim?”

Kung Lao’nun merakı kendisinde daha fazla çalışma azmi oluşturdu. Meditasyondan kalkan Kung Lao Döneyan’ı en ağır haline getirdi ve bununla birlikte [Su Damlası] tekniğine çalışmalarını sürdürdü.

Her savuruşu bittiğinde kılıcın ağırlığı ile birlikte Kung Lao’nun kasları titriyordu. Bedeninde biriken ter dışarıya fırlıyor ve onun daha da sağlıklı olmasını sağlıyordu.

Xian Yun kendisini gizlediğine emin olduktan sonra Kung Lao’yu gizlice izlemeye başladı. Çocuğun her kılıcı savuruşunda ortaya çıkan mutlak güç ile birlikte daha da gözleri parıldadı, kimi yerlerde ister istemez nefesini bile tutmuştu.

Xian Yun’un göğsünün şiddetle çarpmasına neden olan şey Kung Lao’nun her savuruşu ile dans etmesinin yanında kılıcındaki formu her bitirdiğinde hemen önünde oluşan bir başka hayvanın figürü idi.

Bu onun gözlerinde adeta ilahi bir dansı simgeliyordu.

Kung Lao kafasını çevirdiği anda gözlerini bir noktaya dikti. “Xian Yun çık dışarı, daha fazla saklanman gereksiz.”

Bu sözler üzerine kısa bir sessizlik oldu. Xian Yun ne yapacağını bilemediği için susmakla yetinmişti. Bu Kung Lao’nun daha da sinirlenmesine yol açtı ve bir anda ayağa kalktı, ardından ise gözden kayboldu. Onun bulunduğu yerde minik bir sis perdesi kalmıştı.

“Size daha fazla saklanmanızın gereksiz olduğunu söylemiştim değil mi?” Bu sözler Kung Lao ayağa kalktığından sadece yirmi nefes sonrasında duyuldu. Xian Yun hemen arkasından gelen bu sözler ile birlikte sırtındaki soğuk terin daha da belirgin bir şekilde aktığını hissetti. Arkasında bulunan çocuktan kaçma şansı hiç yoktu.

“Ah Lao kardeş! Sen burada mıydın? Şansa bak ki bende buralarda dolanıyordum, belki lazım olur diye şifalı bitki arıyordum. Ama burada… pek şifalı bitki de yok yahu!”

Kung Lao bir anda kıvırmaya başlayan Xian Yun’a doğru baktı, gözlerinde delici bir bakış izi vardı. Dudakları hafifçe bir gülümseme ile aydınlandı, ancak aynı şey gözleri için geçerli değildi.

“Yun Kardeş, sana seslendiğimde neden beni duymamazlıktan geldin? Açıkçası burada beni bir yemek süresince gözetlediğini çok iyi biliyorum.”

“Ben… Ben…”

Xian Yun bir anda yanakları alev almış gibi hissetti, geldiği andan beridir fark edilmiş olması onun için büyük bir ayıp olmuştu. Kafasını yere doğru indiren Xian Yun’un kulakları dahi alev almaya başlamıştı.

“Başlangıçta senin ne yaptığını merak ettiğim için önemsememiştim ancak, sonlara doğru hiç hareket dahi etmediğini fark ettim. Beni neden gözetlediğini sorabilir miyim sana?”

“Ben… Ben… Sadece…” Xian Yun’un kekelemesi o kadar şiddetlenmişti ki, Kung Lao istediklerini elde edemediği için bir anda durdu. “Çok fazla yüklendim, ondan ötürü oldu bunlar. Sakinleşmesini beklemem gerekli.” diye düşündü.

“Pekala öncelikle sakinleşmeye çalış, sana kötü bir şey yapmayacağıma söz veriyorum. Sadece bu konu üstünde merak ediyorum, neden beni izliyordun bilmek istiyorum.”

Bu sakin durumu önündeki kızın üstünde olumlu bir etki bıraksa da bu etki toprağa düşen bir damla suyla benzer bir durumdaydı. Etkiliydi, ancak devasa bir okyanusu oluşturmada etkisizdi, toprağı yumuşatırdı evet ancak, kısacık sürede ortadan kaybolurdu.

“Pekala otur lütfen, meditasyon yapmaya çalış kendini rahatlat, emin ol sana hiçbir şey yapmayacağım.” Meditasyonun en iyi rahatlama tekniği olduğunu çok iyi bilen Kung Lao Xian Yun’unda bunu yapmasını istemişti. Sadece kafasını sallamakla yetinen Xian Yun bacaklarını çapraz bağladı ve gözlerini kapattı. Elinde bulunan devasa yaprak parçasından koparıp ağzına attı ve ardından da onu emerek gücünü arttırmaya koyuldu.

“Temel kaynak aleminin 5. düzeyinde…” diye mırıldanan Kung Lao ardından sakinleşmesini beklemeye koyuldu. Bu sırada kendisi de meditasyon yapmaya başlamıştı. İkilinin zihni son derece boştu, yan yana meditasyon yaptıkları halde el mühürlerinden kaynaklı olarak bambaşka iki teknik uyguluyorlardı. Kung Lao hiçbir zaman dışarıdan kaynak almamıştı ve bundan ötürü de son derece yavaş geliştiğini çok iyi biliyordu.

“Önümde bulunan darboğazı yıkmak için ne kadar süreye ihtiyacım var? Yada yıkmak için ne yapmam gerekli?” diye düşündü Kung Lao.

“Önümde bulunan darboğaz daha önceki darboğazlarımın karşısında dağ gibi duruyor. En ufak ilerleme yok, Qi bedenime giriyor ancak damarlarımı güçlendirmesi için sürekli olarak döndüremiyorum!”

“Kök kaynak alemine olan yarım adımım en kısa sürede tam adıma dönüşür umarım!”

Gözlerini açan Kung Lao karşsında bulunan Xian Yun’un hala daha meditasyon yaptığını fark etti. Gözlerinde bulunan bir ışık ile birlikte Kung Lao ne yapmak istediğini anında anlamıştı.

“Altıncı düzeye doğru hazırlık yapıyor. Eğer altıncı düzey olursa benim söylediğim güçten daha güçlü olma ihtimali yüksek.”

Meditasyon iki yemek süresi daha ilerledi, bu süreç içerisinde Kung Lao bir kez bile hareket etmemişti, günün doğumu ile birlikte Xian Yun’un etrafında sarımsı bir sis tabakası oluşmaya başladı. Kung Lao bununla birlikte Xian Yun’un altıncı düzeye girdiğini çok iyi biliyordu.

Gözlerini açan Xian Yun’un gözlerinde kendinden emin bir tavır vardı, dudakları hafifçe kıvrılmıştı. Kendinden emin havası çoktan Kung Lao tarafından hissedilmişti.

“Şimdi daha iyisin değil mi?”

Xian Yun cevap vermekle ilgilenmedi, doğrudan Kung Lao’ya bakıyordu. Yüzündeki gülümseme hiç aralık vermeden devam ediyordu, “Sonunda bu darboğazı kırdım…” diye mırıldandı Xian Yun.

Kung Lao çenesini kaşıyordu, Xian Yun’un kendinden emin bedeniyle birlikte kendisini hiç takmadığını fark etmişti ve bu durumun neyden kaynaklı olacağını düşünüyordu. “Sakinleşmişsin o halde sormama izin ver, neden beni izliyordun?”

Bu sözler Xian Yun’a ulaştığında hiç önemsemedi. Kaşlarını hafifçe kaldıran Xian Yun, Kung Lao’ya doğru baktı ve “Seni neden ilgilendirir ki? Dolaşıyordum ve baktım.” dedi.

Kung Lao sadece birkaç yemek süresi öncesinde korkudan titreyen kızın bir anda bu kadar kibirli hale gelmesini anlamıştı. Açıkçası kendisinden daha güçlü olduğunu düşünüyordu.

Kafasını sallayan Kung Lao “Elbette ki, ancak eğitimini yapan bir kişiyi rahatsız etmek sözlü kurallara göre son derece büyük bir ayıptır. Buna dayanarak sana sormam son derece normal.”

“Eh işte sana şuan cevabını verdim değil mi? Dolaşıyordum ve seni buldum ve izledim. Ne olmuş ki izlediysem, üstelik şuan bana ne yapabilirsin ki? Çoktan Temel Kaynak Aleminin darboğazını aştım gücüm neredeyse iki kat arttı!”

“Hala bana net bir cevap vermiş durumda değilsin, neden beni izliyordun?”

Kung Lao şuan ki ruh halini hiç bozmadı ve doğrudan Xian Yun’a bakmaya koyuldu. Sanki Kung Lao onu rahatsız ediyormuş da, bundan bir an önce kurtulması gerekiyormuş gibi davranıyordu.

Kung Lao hiç hareket etmedi ancak en sonunda kendisine doğru gelen bir elin olduğunu da fark etmemiş değildi. El doğrudan göğsüne doğru ilerliyordu ve Kung Lao bunun bir teknik olduğunu çok iyi biliyordu.

Avuç içi göğsüne gelmeden evvel ele doğru bir tokat atan Kung Lao, gözlerinde oluşan sinirle birlikte doğrudan Xian Yun’a doğru baktı. Gözlerinden çıkan alevler, Xian Yun’un korkmasına neden olmuştu.

“Sadece bir düzey atladın diye sana beni yenebileceğini inandıran şey nedir? Üstelik sana iyi niyetle yaklaşan kişiye bu şekilde davranmak… Çok adisin.”

Kung Lao’nun dudaklarından dökülen her söz ile birlikte Xian Yun kulakları ağır bir taşla eziliyor gibi hissetmişti. Suratında inanamadığına dair bir ifade vardı ve hemen ardından bu ifade pişmanlığa doğru ilerlemişti.

“Kardeş Lao ben…”

Kung Lao hiç konuşmadı, bakmaya devam etti. En sonunda bu kızla birlikte vakit geçirmenin canını sıktığını fark etti ve hiç vakit kaybetmeden yerinden kalktı ve hızla kamp alanına doğru ilerledi.

Arkasında kalan Xian Yun ise neden bu kadar kibirli olduğunu anlayamadı. Karşısında bulunan kişi zaten kendi gelişim seviyesini görecek kadar güçlü birisiydi. Suratında daha derin bir pişmanlık izi oluşmuştu. Tek temennisi Kung Lao’nun ekibini terk etmemesiydi, onun bu özelliği sayesinde Heng Peng’in söylediğine göre çoğu zaman ölümden kurtulabileceklerdi.

Kung Lao kampa ulaştığında suratı son derece sakindi, hiç vakit kaybetmeden eşyalarını toplamaya koyuldu. Bunu gören Heng Peng ve Wang Shuling yanına doğru ilerledi.

“Kardeş Lao neden eşyalarını topluyorsun? Daha iki gün boyunca burada kamp yapacağız biliyorsun.”

Kung Lao sadece kafa sallamakla yetindi ve ardından da eşyalarını toplamaya devam etti. Bir yandan da dudaklarını oynatmaya koyuldu, “Gelişimi için uğraşan bir insanın izlenmesi ne kadar da kaba. Bununla birlikte neden izlediğini söylemeyip ardından saldırmak daha da kaba… Üzgünüm sizinle kalmak istemiyorum artık.”

Bu sözleri duyan ikili ne olduğunu anlamamış bir şekilde Kung Lao’ya doğru baktı. Dün gece neler olduğuna dair ikisinin de en ufak bir haberi yoktu. En sonunda Heng Peng dayanamadı ve “Kardeş Lao ne olduğunu bize söyleme imkanın var mı?”

Kung Lao sessiz kaldı ve kalan son eşyalarını da topladıktan sonra hiç vakit kaybetmeden arkasını döndü. “Birazdan gelecek kişi size anlatacaktır.” dedikten sonra hızla gözden kayboldu.

Heng Peng, bu sözleri duyduğu anda aklına tek bir isim düşmüştü. Bu isim açıkçası Xian Yun’dan başkası değildi. Gözleri kan toplamıştı ve elleri şiddetle titriyordu, “O geri zekalı!” diye bağırdı.

Kung Lao ayrıldığının ikinci gününde bambaşka bir alanda kendine ait bir kamp kurmuş ve gelişimini arttırma çalışmasına girmişti. Elbette ki, bu durum gölün içine düşen tek damlalık sudan başka birşey değildi. Dar boğaza girdiğinden beridir Kung Lao’nun gelişimi son derece yavaşlamıştı.

Kung Lao buna çok sıkılsa da yapacak bir şeyi yoktu, ne kadar zorladığına bakılmaksızın gelişme kaydedemeyeceğini çok iyi biliyordu. Bundan ötürü iç çekti ve kendisini ustasının kitaplarını okumaya verdi.

Kung Lao ustasının kitaplarının sadece bir kısmını okuyabilmişti. Kitaplar ne kadar okunduysa o kadar çoğalıyor gibiydi ve bu Kung Lao’nun ustasının ne kadar bilge bir adam olduğunu anlamasına yardımcı oluyordu.

Bir anda kafasını çeviren Kung Lao birisinin geldiğini fark etti. [Cennet Koklayan Burun] sayesinde gelenin tanıdık bir kokuya sahip olmadığını çok iyi biliyordu. Kendisini hazırlayan Kung Lao bu gelen kişinin nasıl birisi olduğunu merak eder haldeydi.

“Tuzaklar kurmam lazım…” diye düşünen Kung Lao bunu ileride yapmak için zihnine not aldı. 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1338

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1132

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 707

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 577

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 464

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17755 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 24021 Bölüm Sayısı


creator
manga tr