"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Angoria - Angoria Bölüm 147: Yüzen Lah ve Macın


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: İchigollum


Komutan bu sesi duyduğu anda arkasını döndü ve sesin sahibine baktı. Suratında iki farklı ifade ortaya çıktı ancak bunlar geldiği gibi hızlıca kayboldu.

“Demek bütün bu tartışmanın sahibi Kung Klanının genç efendisinden başkası değil…”  

Kung Lao kendisini tanıyan subayı gördüğünde istemeden de olsa gülümsedi. Gururlu bir ifade suratına yansımıştı.

“Ne sandın!”

Ancak adam sanki bu cevabı bekliyormuşcasına “Yakalayın bu piçi! Kim oluyor da burada tatsızlık çıkartabiliyor! Yakaladıktan sonra kendisinden devlet askerlerine zarar verdiği için on sarı kaynak altını para alın!”

Kung Lao son sözleri duyduğu anda beynine doğru göksel şimşeğin indiğini hissetti. On sarı kaynak altını lafının duyulması ile Kung Lao için tüm dağlar ve denizler neredeyse toz olmuştu, hatta bu o kadar kötü bir şeydi ki Kung Lao’nun kalbi bir anda sıkışmış ve nefes alamamasına bile yol açmıştı.

Dudaklarından kan sızan Kung Lao kibirli bir ifade ortaya koydu. “Kim bana dokunmaya cüret ederse öleceğinden emin olsun!”

Bu sözler elbette ki önlerinde bulunan ve daha öncesinde tek bir tokatla fırlatılmış askerlerde büyük bir korku yaratmıştı. Sırf bu yüzden harekete geçme konusunda emin olamamışlar ve öylece dikilmişlerdi.

Komutan bunu fark ettiğinde göğsü tıpkı bir goril gibi şişti. “Sizi işe yaramaz saman balyaları! Bu gün ben Feilan bu dövüşün nasıl olacağını göstereceğim! Genç bok bu gün on sarı kaynak altını ödemeye hazır ol! “

Kung Lao kibirli bir görünümle gülümsedi, “On sarı kaynak altını isteyecek kadar kibirli ancak bir nefes dahi dövüşmemiş bir adam karşımda durmuş ahkam kesiyor… Sözlerin karşılığında sana şunu söyleyebilirim. O on sarı kaynak altınını bana kendi ellerinde uzatacaksın, ardından da beni ve arkadaşlarımı buradan geçireceksin.”

“Kibirliliğin cennetleri aşıyor seni bok parçası! Şimdi öl ve gelecekte Ganj Nehrinde bulunan yatağımı ısıtmaya başla!”(adam gay çıktı)

Komutan Feilan bir anda bedenindeki kasları şişirdi, eline gelen iki kısa kılıç ile birlikte hızla ileriye atıldı.Saldırısının son derece hızlı olduğunu düşünüyordu ancak bu hız Kung Lao için hiç bir şeydi.

Kung Lao bunun için silah çıkarmaya tenezzül bile etmedi. Sadece gülümsedi ve eline doğru göndermiş olduğu kaynak enerjisi ile birlikte rakibinin suratına doğru sağlam bir yumruk attı.

Tek bir yumruk ile birlikte Komutan Feilanın çenesinden iki diş parçası hızla dışarıya doğru fırladı. Dudaklarından iki ince kan akıyordu, kıç üstü düştüğü yerden hızla kalktı ve “Şanslısın çocuk! İlk darbeyi vurmana özellikle izin verdim, ancak şansın bu kadar, önce seni öldüreceğim ardından da senin yüzüğüne el koyarak tüm parana ev sahipliği yapacağım!”

Kung Lao bunun üstüne konuşmadı ifadesi buz gibiydi. Adam hızla ayağa kalktı ve ardından da kılıçlarını tıpkı bir dans eden bir çift dansçı gibi salladı. Bu sallayışlarının ardından kılıçları bir anda alev almaya başladı.

Bunu gören Kung Lao hemen gözlerini irileştirdi. Bu eşsiz bir hareket gibi görünüyordu. “Şimdi benim için geber!”

Kung Lao bu alevli kılıçları hızla atlattı, ikisi de kıl payı da olsa yanından geçmişti. Sadece sıyırmasına karşın Kung Lao suratının hafifçe yandığını hissetti.

“Bu korkunç bir kılıç sanatı!” diye düşünmeden edemedi.  

Bu esnada kendisine Komutan Feilan tarafından gönderilen devasa bir ateş yolu yerden ilerlemekteydi.

Kung Lao bu saldırıyı elbette fark edemediği için hızla saldırı kendisine isabet etmiş ve tüm bedeninde büyük bir alevin var olmasını sağlamıştı.

Kung Lao bunu nasıl yaptığını anlayamıyordu, adamın eşsiz ateşi tarafından vurulduktan sonra hızla kabanını çıkarmış olan Kung Lao hafif terli ve aynı zamanda buhar çıkartan kaftanı ile kalmış ve bu insanları neredeyse büyülemeye yetmişti.

“Bu kadar kibirlenmesi çok kötü… Önü son derece açık ancak bu gün burada ölmesi…”

“Çok acıklı, ancak bu kadar kibirli olduğundan çok normal ölmek onun kaderinde yazılı. Karşısına çıkan Feilan çok güçlü!”

İnsanlar bu esnada sürekli olarak konuşmaya devam etti. Onlara göre Kung Lao çoktan helvası pişirilecek bir delikanlıdan başkası değildi.

“Ateşlerin gerçekten de senin kadar sert gerçekten çok derinden etkilendim.”

Kung Lao bunları söylüyordu çünkü, Aziz Yordan’ın taş bitkisi onun tüm bedenini koruyacak kadar güçlüydü, üstelik üstünde bulunan kıyafetlerde son derece kaliteliydi.

“Bu sadece başlangıç! Kaynak damarlarımda dolanan bu ilahi ateş seni yok edecek!”

Bunu söyledikten sonra komutan Feilan hızla tekrar ileriye atıldı. Elindeki kılıçlar hızla şekil değiştirdi. “Cennetin Nazik Alevi” diye mırıldandı, ardından da ufak bir savuruşu ile birlikte ortaya çıkan bir kaplanın Kung Lao’ya doğru ilerlemesine izin verdi.

Kung Lao önündeki adamın söylediklerini düşündü. Bu esnada saldırıyı da hızla atlattı. Zihninde bir anda şimşek çaktı. “Phialamı ateşi kontrol edebilmesini sağlıyor....” bu sırada hemen kendisine ustası tarafından verilen silahı çıkardı.

Ağır kılıç bir anda Kung Lao’nun elinde belirdi, ucu taş zemine değiyordu.

Bir anda Kung Lao bedeninde bulunan o mavi bağımsız ana kaynak damarını anladı. Bu  onun Xi Wangmu’nun tapınağından almış olduğu kanın etkisiyle oluşan kaynak damarıydı.

“Orada buz ile mücadele ettim ve bedenim o kandan bir damla içtiğinde buz gibi soğuk hissetmiştim. Bu o zaman buz özelliğidir!”

Bir başka saldırıyı daha engelleyen Kung Lao suratında oluşan bir gülümsemeyle birlikte “Sıra bende…” diye mırıldandı.

Hemen ardından da bedeninde bulunan phialamı çalkaladı, mavi ana kaynak damarına hızlıca kaynak gücünü gönderdi. Kaynak gücü mavi kaynak damarına doğru ilerlediğinde Kung Lao bedeninin bir anda o delici soğuk ile tekrar harmanlandığını hissetti.

Hemen ardından da kılıcının üstünde hafif bir soğukluk ortaya çıktı. Kılıcı tıpkı eski bir buz dağı gibi donuyordu. Ardından gelen savurma ise buzun hızla Komutan Feilan’a doğru çarpmasına neden oldu.

“Rumble!”

Yerden hızlıca sürüklenen buz kütlesi sanki bir canlıymışcasına Komutan Feilan’ın üstüne çullandı.

Buzun bu anlık değmesi ile birlikte buz tıpkı aç bir köpek balığı edasıyla Komutan Feilan’ın tüm bedenine saldırdı. Kısacık sürede çoktan kollarına kadar donmuştu, kılıçlarından yayılan ateş de buna daha fazla dayanamadı. Hızla söndü ve buzda bunun üstüne tüm bedenini hızlıca kapladı.

Bunu gören insanların hepsinin ağzı açık kalmıştı. Hatta bir kaçının ağızlarına sinek bile girmişti.

Buz Kung Lao’nun kontrolünden çıktığı anda doğrudan parçalanmaya başlamış, içinde bulunan Komutan Feilan’ında parçalanmasını sağlamıştı.

Kırmızı buz parçaları her tarafa dağıldı…

Bu esnada Kung Lao’da neredeyse ölü gibiydi, ayakta duracak gücü dahi yoktu. “Bu kaynak damarının kontrolünün bu kadar zor olduğunu düşünmezdim bile” diye düşündü.

“Gelecekte kesinlikle buna çalışmalıyım.” diyerek kendisini de bu konuda tembihledi. Bu esnada kalabalıkta, ölen komutana bakıyordu.

Kung Lao her ne kadar aşırı yorgun olsa da hemen kendisini zorladı ve parçalara ayrılmış olan komutanın elinde bulunan yüzüğe doğru ilerledi. Hareketleri dövüşürken olduğundan daha da hızlıydı. Yüzüğü kendisine bağladığını kimse fark etmemişti bile.

Sadece 3 nefeste tüm her şeyi almış ve sonrasında da Zeng Log ve Shi Lan’a el işareti yaparak gelmelerini işaret etmişti. “Hadi! Gidiyoruz!” demeyi de ihmal etmemişti.

İkili halen daha yapılan dövüş karşısında şaşkındı, ancak Kung Lao’nun kendilerini çağırmasıyla birlikte bunu unutmaya çalışarak ilerlemeye devam ettiler.

Üçlü hızlıca kapıdan geçti, bu esnada da halk onların koşarak girdiğini fark etmiş ve kendileri de hızla içeriye doğru akın etmişti.

Kung Lao derin bir nefes alarak kendisini en yakında ki hana doğru atmış ve hancıdan istediği üç odanın parasını ödemişti. Ödemiş olduğu otuz beyaz kaynak altını da ciğerlerinin solmasına neden olmuştu.

Hemen lotus duruşuna girmiş ve kendisini iyileştirebilmek için olanca gücüyle kaynak gücünü damarlarında döndürmüştü. Yanında bulundurduğu şifalı haplar sayesinde de kendisini hızla iyileştirmeyi de ihmal etmemişti.

İki yemek süresinin sonunda Kung Lao kapıdan içeriye girmeden önceki haline dönmüş, ardından da hızla dışarıya çıkarak satmak istediği mallar için bir müzayede evi aramaya koyulmuştu.

Ağzı kapalı bir kıyafetle kendisini gizleyen Kung Lao’nun sokakta ki turları son derece hızlı ilerliyordu. Bu esnada gözüne takılan bir kişiyi fark etti ve kendisini hemen onun yanına doğru ilerletti. Bu görmüş olduğu kişi de Hua Tung’dan başkası elbette ki değildi.

“Saygıyla selamlıyorum sizi ağabey!”

“Ah bu benim küçük Tung’um değil mi? Gel gel yanıma otur. Şehrin keyfini çıkar.”

“Çok teşekkür ederim ağabey!”

Bu esnada kendisini süzmekte olan ağabey hızla “Senin kıyafetlerine ne oldu? Kim sana sataştı?!” diye soru sordu.

Gerçekten de halen daha kıyafetleri Kung Lao’nun vermiş olduğu kıyafetlerden başkası değildi. Üstünde ki amansız yırtıklar da son derece çulsuz bir izlenim ortaya koyuyordu. Hua Tung son derece sefil bir sesle burnunu çekti ve gözlerinden akan yaşları sildi.

Ağzı titreme içerisindeyken “A-ağabey! Kervanda arkadaşlarımla birlikte uslu ve mutlu bir şekilde Üç Dalga Şehrine gelirken, kervanımız mola verdi, bu esnada bende ortalığı izlemek için arkadaşlarımla birlikte yola koyuldum. Kamptan sadece 300 adım uzaklaşmıştık ki bir anda bir çocuk önümüzü kesti.”

Bu esnada Hua Tung daha fazla dayanamadı ve gözlerini kaçırarak ağlamaya başladı.

"Bu kadar çok ağlama küçük kardeş, lütfen devamını da getir sonrasında ne oldu?”

Hua Tung  dudakları büzülmüş bir şekilde karşısında ki ağabeyine baktı. “Sonrasına ağabey Mao Yan, benim ve arkadaşlarımın karşısına beyaz derili hilkat garibesi gibi bir çocuk çıktı. Son derece fakirdi, ona acıdım! Ona acıdım ve yanımda bulunan yemeği paylaşmaya çalıştım! Ancak o! Bütün malıma göz dikti!”

Mao Yan bunları duyduğunda ağzı istemeden de olsa kıvrıldı, dudaklarında hafif bir titreme ile birlikte kaşı tıpkı bir nabız gibi atıyordu.

“Ağabey Mao Yan, bu küçük kardeşin o çocuğu çok uyardı ancak bir türlü beni dinlemedi. O çok güçlüydü ve biz hiç bir şey yapamaz haldeydik… Tüm malımı çaldı ağabey tüm malımı!”

“Kimdi bunu yapan?!”

Hua Tung içinden sırıtıyor dışarıdan ise ağlamaya devam ediyordu. Ağlamasına derinlik katmak için hıçkırıklarını kontrolsüzce arttırdı.

***

Kung Lao duyacaklarını duyduğu gibi o bölgeden uzaklaşmıştı. Aklına gelen problemi çözmek için hemen yanından geçen bir insanı döndürdü. “Burada en yakında hangi müzayede evi var?”

Adam bir anda ürktüğü için sadece titreyen parmağıyla karşısını işaret edebildi. Devasa şehirde göstermiş olduğu alana bakan Kung Lao ufacık bir tabelada “Yüzen Lah ve Macın” yazdığını fark etti. Sonunda istediği yere ulaşabilmişti.

---

Geç geldi bölüm ama artık sayılı bölüm kaldı! Tüm kitabın olayı bundan sonra turnuva olacak!

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 465

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17770 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 24173 Bölüm Sayısı


creator
manga tr