Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Angoria - Angoria Bölüm 138: Gitmen İçin İzin Vermedim


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigollum


O bölgede bulunan tüm insanlar birbirine bakıyordu, hepsi bunun tamamen bir yalan olduğunu çok iyi biliyordu ancak bunu söylemeye de cesaretleri yoktu.

Ortamın ve durumun sıkışıklığı o kadar derindi ki bir köpeğin kabız olması bile bundan daha akışkan sayılabilirdi, neredeyse yirmi nefes süresi boyunca kimse bir kelime etmemişti. Kung Lao’da bundan her haliyle faydalanıyordu, her saniye daha da kendisine gelen Kung Lao için sayılı dakikalar sonra ayaklanmak çok ama çok mümkündü.

“Bu piç benim malımı çalmaya çalışıyor ha? Sen kim olduğunu sanıyorsun bok parçası!”

Kung Lao’nun bu düşündükleri elbette ki içinde saklıydı kafasında planı çoktan yapmıştı, şimdi sadece zamana bırakması gerekmekteydi.

İnsanların son derece sessiz ve hareketsiz olduğunu fark eden Hua Tung bir anda sinirlenmeye başlamıştı, ancak böylesi bir durumda da yanındaki elemanlarına bağıramazdı. Bunu çok iyi biliyordu, yoksa yanındaki elemanları ona karşı bile olabilirdi.

“Arkadaşlar ne duruyorsunuz? Hadi bana yardımcı olun ve benim olan yüzüğümü bu pis köylünün parmağından almama yardım edin! Daha sonrasında şehre vardığımızda hepinize en iyi kızlar ile görüşme imkanı sağlayacağımdan emin olabilirsiniz!”

Elindeki kozu oynamış olan Hua Tung bu yüzüğü sattıktan sonra elde edeceği para ile kiralayacağı geyşaların çokta fazla para tutmayacağını çok iyi biliyordu. Böylesi bir yüzüğü ilk kez görmüş olsa dahi son derece kaliteli bir yüzük olduğu çok ama çok açıktı.

Kung Lao sadece gülümsedi, şuan için yapabileceği bir şey yoktu zaten.

Kızların lafını duyan bir grup genç hemen alevlendi, sonuçta hepsi yeni yeni kendisini ve karşı cinsi tanımaya başlamıştı. Kimi zaman en önemli açlıkları bile olabilecek durumdaydılar, bu açlığın giderilmesini nasıl olurda istemezlerdi ki?

“Hadi gelin şu piçi öldürelim ve daha sonra Hua Tung’un bize ayarlayacağı kızların keyfini çıkartalım. Hatta birkaç tanıdığım sayesinde şehrin en iyi kızlarının nerede olduğunu bile biliyorum!”

“Hadi yapalım!”

“Zaten sadece tek kişi ne yapabilir ki? Baksanıza nasıl da korkmuş daha ayağa bile kalkamıyor!”

Kung Lao bu sözlerden sonra bir anda cebelleşti, şuan ne kadar güçlü olursa olsun kendisini savunamayacak durumdaydı ve buna hemen bir çözüm bulmak zorundaydı. Birden aklına bir çözüm yolu geldi.

“Oh demek senin adın Hua Tung… Pekala Tung söyle bana madem bu yüzük senin, bu yüzüğün son derece kaliteli bir yüzük olduğunu biliyorsundur. Peki ya özellikleri? Unutma ki her kaliteli yapımın büyük ve eşsiz bir özelliği olur değil mi?”

Kısacık sürede hareketlenen insanlar bir anda durdular, gerçekten de ne kadar kaliteliyse bir eşyanın özelliği o kadar eşsiz olurdu. Örneğin; sıradan siyah bir mekânsal yüzüğün değeri ancak 70 yeşil kaynak gümüşü kadardı ve üzerinde bulunan taş ise sıradan bir taştan bir üst kademede olan işlenmiş kof kömüründen yapılırdı. Ancak kırmızı renkli mekânsal bir yüzüğün değeri ise daha fazlaydı ve bu yüzüğün yapımı için bir yanardağın kalbine inerek içinden yakut çıkarmanız gerekirdi.

Hua Tung bu anlık olarak gelen soru karşısında afallamadan edemedi, şimdi ne demesi gerekliydi. Kendisini sadece iki nefeslik sürede toparlayan Hua Tung boğazını temizledi ve “Kişiye sınırız bir mekansal boşluk tahsis ediyor başka ne yapacaktı ki!” diye kendinden emin bir tavırla konuştu.

Kung Lao sadece sallayarak doğru özelliği tutturmuş olduğuna inanamıyordu, ancak bu inanmamazlığı suratına yansıtmadı, her zaman olduğu gibiydi suratı. Kafasını salladı ve “Bilemedin…” diye mırıldandı.

Bununla birlikte insanlar biraz daha afalladı, önlerindeki köylü çocuk kendilerine daha iyi bildiğini söylüyordu ve Hua Tung’da bunun aksini söylemiyordu. Hepsi bir miktar işkillenmişti bu olay karşısında.

Bu olay karşısında Hua Tung bir miktar suskun kaldı, Kung Lao hemen bu durumu kullanması gerektiğini çok iyi biliyordu. “Ayrıca madem senden çaldım, söylesene neden parmaklarında hiç darbe izi yok?  Yoksa yüzük asıl efendisini fark ettiği için parmağından kendi isteğiyle mi ayrıldı?” Bu son kelimelerden sonra insanların gözü de istemsiz olarak Hua Tung’un ellerine doğru kaymıştı. Böylesi bir durumu nasıl düşünemediğiyle ilgili kendisine çoktan küfür etmeye başlamıştı.

“Sen! Ağzını hemen kapatacaksın pis köylü! Burada senden çaldığım bir eşya için değil benden çaldığın eşya için toplandık, bizim eğlencemizi mahvettin ve bunun sonrasında da benden yüzüğü çaldın! Şimdi hareket dahi edemez durumdasın, ya bana o yüzüğü verirsin yada seni burada öldürürüz!”

“Ayrıca arkadaşlarım, bir tanecik yol dostlarım. Sizlere ben ne zaman yalan söyledim? Benim olan bir şeyi çalan bu köylünün laflarına kendinizi kaptırmayınız. Söz veriyorum ki şehre vardığımızda size olan borcumu iki misliyle ödeyeceğim, şimdi lütfen bana yardımcı olun…”

Suratındaki inandırıcı ifadeyle birlikte hafiften Kung Lao’ya inanmaya başlayan insanlar dahi inanmaktan vazgeçtiler ve hepsi bir adım ileriye atarak kendilerini hazırladı. Kung Lao bu durumu gördüğünde derince bir tükürüğü yutkundu, şimdi ne yapacaktı? Böylesi bir durumdan kaçınmasının bir yolu dahi yoktu.

“Keşke şuan Gungu yanımda olsa…” diye mırıldandı Kung Lao

İnsanlar daha fazla dayanamadı ve bunun sonucunda hepsi Kung Lao’nun üstüne çullandı. Kung Lao yapabileceği tek şeyi yaparak yumruğunu sıktı ve yüzüğün emniyette kalmasına olanak sağladı. İnsanların kimisi tekmeliyordu ve kimisi de parmağını açmaya çalışıyordu. Böylesi bir linç girişiminden nasıl kurtulacağını bilemeyen Kung Lao ise sadece hareketsiz yatıyor ve gelen darbelerin acısını hissedebiliyordu.

“Sadece birkaç dakika daha…” diye mırıldanırken bir yandan da acıdan ötürü suratını buruşturdu. Onca kişi arasından acı ile suratını buruşturan tek kişi daha fazla dayanamadı ve yüzüğünden çıkarmış olduğu silahı ile birlikte hızla yanındakilere saldırıya geçti.

İnsanlar kendilerine gelen saldırıyı gördükleri anda kimin yaptığını bulabilmek için kafalarını çevirdi, bu sırada saldırıyı yapan kişinin de kim olduğu ortaya çıkmış oldu.

“Yetti artık sizin bu insanları çaldı diyerek soymanız! Nerede sizin soylu onurunuz?! Sizler ailelerinizden bunu mu öğreniyorsunuz!”

Elinde bulunan yayı kılıç gibi savuran Zeng Lok suratındaki sinirle birlikte yırtıcı bir aslan gibi görünüyordu. Kung Lao’yu tekmelemeyi bırakan birkaç insan dikkatlerini Zeng Hok’a doğru çevirdi, “Sen kim oluyor da karışabiliyorsun lan! Ayrıca senden mi öğreneceğiz soylu onurunu? Önce şu haini halledin! Her kemiğini kıralım!”

“Evet!”

“Geber seni hain!”

Yaklaşık olarak on kişi bir anda dikkatlerini Zeng Hok’a çevirmişti ve hepsi eline silahlarını almıştı, Zeng Hok’un bunların hepsini karşılamaya yetecek kadar gücü elbette ki yoktu ancak bu adaletsizlik yüzünden de duramazdı ya!

“Gelin! Devam edin hadi, kendini bile savunamayan birisiyle dövüşeceğinize en azından benimle dövüşün ki onurunuz iki paralık olmasın!”

“Geber!”

Birisi hızlıca Zeng Lok’a doğru mızrağını savurdu ve Zeng Lok hemen kenara kaydı, bunu yapmamış olsaydı mızrak çoktan karnına girmiş olacaktı ve o anda ölümü garantilenecekti, ancak bunu yapmış olsa bile on kişiye karşı dövüştüğünü kısacık bir sürede unutmuştu. Hemen kendisine gelen bir başka hançerin darbesini fark etmiş ve bir adım geriye çekilmişti. Bir yandan gelen bir başka kılıcı savuşturmuş ve en sonunda da boşluğu yakalayıp yayına oku gerip bırakmıştı.

Hepsi son derece çevikti, buna yardımcı olacak olan neredeyse temel kaynak alemine yarım adımları kalmış olan Phialamlarının etkisi elbette ki muazzamdı. Tıpkı Zeng Lok gibi onlarda aynı hızlara yakın kişilerdi.

Birisi Zeng Lok’a doğru sağ kolunu kaldırdı “O öyle yapılmaz böyle yapılır aslanım!” diye bağırarak elinde bulunan minik baltayı Zeng Lok’a doğru fırlattı.

Zeng Lok baltayı görür görmez kaçmaya çalıştı ancak bunu yapması neredeyse imkansızdı. Kendisini bir bölgeye doğru savururken bir miktar geç kalmıştı ve bunun sonucunda balta şansında etkisiyle kolunu sıyırarak geçmişti.

Bu darbe o kadar şiddetli olmuştu ki, daha sadece sıyırmış olmasına rağmen bir anda kemiğe kadar eti ayrılmıştı. Darbeyi doğrudan karşılasaydı, kolunu tamamen kopartırdı.

“Bir ayağı çukura düştü şimdi gebertin şu piçi!”

Zeng Lok’un böyle bir durumda olduğunu gören insanların şevki daha da fazla artmıştı. Bu sefer hepsi bir vücutmuşçasına ilerlediler, hedeflerinde bulunan insanı öldürmek için yapmayacakları bir şey kalmamıştı.

Bu esnada Kung Lao’da kendisine hafiften gelmişti, almış olduğu darbeler kendisine daha az etki ediyor gibiydi, kasları daha güçlüydü ve içlerine hızla taze kan pompalanıyordu. Hafifçe bacaklarını dahi kıpırdatmaya başlamıştı.

“Parmağını kesin onun! Önemli olan yüzük parmağı kesin yeter!”

Hua Tung’un bu önerisiyle birlikte Kung Lao’nun parmağında bulunan yüzüğe doğru gözlerini dikti, hepsinde aç bir ifade vardı. Kimisinin suratı gülümsemeye başlamıştı bile.

Kung Lao kendisi için verilen bu öneri karşısında daha da sinirlendi, parmağını kaybedeceğinden değil, parmağı koparsa elinden çıkacak olan yüzükten ötürü endişelenmişti. İçinde bulunan parası tıbbi eşyası ve aynı zamanda para edecek malzemelerini bir yabancının eline teslim edecek olması o anda kanının alev almasını sağlamıştı.

O kadar sinirlendi ki, bacak kaslarının ağrıması falan umurunda değildi, elini kaldırdığı anda tutmuş olduğu ilk boğazı sımsıkı sıktı. Hatta normalden daha fazla sıktığı için çaresiz çocuk bir anda boyun kemiklerinin kırılmasıyla karşılaştı ve daha çığlık dahi atamadan oracıkta ölüverdi.

Her şey bir anda olduğu için bunu anlatması bir miktar zor ancak insanlar bir anda neye uğradığını şaşırmıştı. Kimisi şaşkınlık içindeydi kimisi ise bunu gördüğü anda neredeyse donakalmıştı. İfadeleri farklı olsa da kafalarındaki soru aynıydı; “Kimdi bu çocuk ve ne kadar güçlüydü?”

Kung Lao’nun bir sonraki hareketi ise birisinin yakasına yapışmak ve ondan almış olduğu güçle kendisini doğrultmak olmuştu. Kendisini doğrulttuğunda ise hemen şakaklarına doğru bir yumruk vurmuş ve kafatasında derin bir çatlağın oluşmasına neden olmuştu.

İki defa saldırmış ve ikisinde de öldürmüştü, ne bir acıma vardı nede bir duygu. İnsanlar bunu gördüğünde istemeden de olsa bir adım geriye çekilmiş ve Kung Lao’nun rahat bir alana sahip olmasını sağlamıştı.

Bir yandan kendisine küfür ediyor bir yandan da karşısındakilere karşı nefretle bakıyordu. Bakışları bir anda Hua Tung’u buldu. Gözlerinden neredeyse yanardağlar fışkırıyordu, burnu kabarmış ve göğsü sık aralıklarla inip kalkmıştı. “Sen!” diye bağırdı Kung Lao, “Sen kimsin ki de benim parmağımı, benim paramı ve benim eşyamı çalabilirsin!”

Hua Tung daha demin yaşanmış olanları gördü ve bir anda bacakları titremeye başladı, ne yapacağını bilemedi aklına gelen ilk şeyi yapma kararı aldı ve hemen yanındakilere seslenerek “Bırakın o hainle dövüşmeyi işimiz bittiğinde onu zaten öldürürüz asıl hedefimize odaklanın!” diye bağırdı.

Zeng Lok’un hali perişandı perişan olmasına ama olan gücüyle savaşıyordu, insanların Hua Tung’un sözünü dinlemesi üstüne bir anda önü boş kalmış ve derin bir nefes almıştı.

Kung Lao’nun etrafını saran 18 kişi ellerinde silahlarla hazır bir şekilde bekliyordu, Kung Lao silahlara baktığında hepsinin son derece iyi silahlar olduğunu fark etti ve gözleri ışıldadı, yüreğinde yatan para sevdası o kadar kabardı ki, silahlarına bir zarar gelsin istemedi bile.

Bir anda atağa geçti, kılıcını kullanmasına gerek yoktu, boş zamanlarında okumuş olduğu şifacılık ile ilgili kitaplar sayesinde insan vücudunu çok ama çok iyi öğrenmişti, elbette bazen karıştırıyordu ancak bunun dışında en kolay mühürleme tekniklerini dahi kavramıştı. Pratikte hepsi Kung Lao için çocuk oyuncağıydı.

Kung Lao’nun her adımı ile birlikte rakiplerinin yanına gelmesi bir oluyordu. Hatta o kadar hızlıydı ki, kimi zaman bir adımıyla iki kişi çoktan yere düşüyordu. Daha insanlar kaçma fırsatı dahi bulamamışken çoktan hepsi yere düşmüş ve bayılmıştı.

Kung Lao’nun gözleri ise daha derin bakıyordu, gözüne kestirmiş olduğu Hua Tung’un yanına doğru ağır adımlarla yürüdü. Hua Tung’un hareket edecek dermanı bile yoktu, o kadar korkmuştu ki, mesanesi dolmuş ve kendisini salıvermişti.

Bir adım geriye doğru zar zor atabildi, hemen sonrasında ise bir elini havaya kaldırdı ve “Bekle, tamam mı özür dilerim! Sana ait olan yüzüğü benimkiyle karıştırdım gerçekten özür dilerim!”

“Daha demin parmağımı kesmek ile ilgili konuşan kişinin şimdi özür dilemesi… Ne kadar da inandırıcı!”

“Doğru inanmaya bilirsin ancak gerçekten özür dilerim, izninle şimdi gidiyorum. Bir daha seni asla rahatsız etmeyeceğimden emin olabilirsin!”

Hua Tung tam arkasına doğru dönüp koşmaya başlıyordu ki, Kung Lao gülümsedi ve [Sismik Adımlar] sayesinde bir anda Hua Tung’un önünde belirdi.

“Sana gitmen için izin verdiğimi hatırlamıyorum.” diyerek gülümsemeyi ihmal etmedi.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 465

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17770 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 24173 Bölüm Sayısı


creator
manga tr