"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Angoria - Angoria Bölüm 137: Şu Köylü!


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


Üç dalga şehrine uzun bir yolculuğu bulunan kervan en sonunda dinlenmek ve gerekli ikmallerini yapmak için durmak zorunda kalmıştı. Kervanın lideri arkadaki tüm kervan üyelerine döndü ‘’Bu gece burada kalıyoruz!’’ diyerek bağırdı.

Bir grup genç de sırf bunu fırsata çevirmek adına gülümsediler ve hemen ayaklarını toprağa bastılar. Bu uzun yolculukta ayakları en azından yirmi dört yemek süresi boyunca toprağa değmemişti ve şimdi ayaklarının toprağa değmesi onlarda büyük bir rahatlama hissiyatı oluşturmuştu.

Elbette ki gençlerin bu rahatlama hissiyatı ne kadar güçlenirse aynı şekilde içlerindeki haylazlık duygusunun da güçleneceği kesindi. Nitekim sadece bir yemek süresi sonrasında da ilk olaylarını ortaya koymuşlardı. Grubun hemen karşısında duran bir kız kendisini saldırı pozisyonuna sokmuştu. Şakaklarından, yanaklarına oradan da boynuna doğru büyük bir ter damlası iniyordu. Dudakları büzüşmüştü ve gözlerine sinirli bir bakış hakimdi. Pusuya düşmüş ancak her an saldırmaya hazır bir kurt gibi bakıyordu.

İçlerinden lider gibi görünen bir çocuk ileriye doğru bir adım öne çıktı. Dudaklarında haylaz bir gülümseme mevcuttu, bir elini arzu eder gibi öne doğru uzatmıştı. “Bana ait olanı vermeni istiyorum senden.” diyerek gülümsemesine devam etti.

“Ha? Sana ait olan neyi vermemi istiyorsun asalak?”

Karşısındaki kızın sözleri son derece içten çıkmıştı. Hatta kullanmış olduğu aksan o kadar iyiydi ki, çocuğun arkasındaki diğer çocuklar bile tebessüm etmeden edememişti.

Çocuk buna sinirlense de suratında pek belirgin bir görüntü oluşturmadı. “Dün geceden beridir elinde tuttuğun dikenimi arıyorum ve birde bakıyorum ki sende, acaba sorarım sana; çalarken hiç mi utanmadın?”

Kız bu sözlerden sonra son derece sinirlenmişti. “Çalmak? Kendimi bildiğim bileli benimle olan bu dikeni nasıl olurda kendimden çalabilirim ki?!”

Çocuk sadece gözlerini devirdi, “Elinde tuttuğun diken sende sadece bir gün kaldı ve kendini ne tesadüf ki bir gündür tanıyorsun? Söylesene kafanın içindeki et parçası çalışmaya başlayalı ne kadar oluyor?”

Çocuk daha sonrasında elini tekrardan istekli bir şekilde uzattı. “Şimdi o elinde tutmuş olduğun dikenimi bana geri ver ve önümde diz çök, bende senin bu köylü davranışlarını affedebileyim. Sana on nefeslik bir süre veriyorum daha sonrasında…”

“Daha sonrasında? Ne yaparsın? Öldürmeye mi çalışırsın? Kolaysa gelde dene bakalım sülük!”

Çocuk bir anda haylaz gülümsemesini bırakıp bunun yerine sahte bir içtenlikle gülümsedi. “Hayır yanlış anladın, neden seni öldürüp de kendimize katil damgası vuralım ki? Üstelik benim olan malı geri almaya çalışırken değil mi çocuklar? Sizlerde şahitsiniz dün benim elimde değil miydi bu diken?”

Çocuklar bir anda neye uğradıklarını şaşırsalar da bunu sadece kısacık bir süre belli ettiler, içlerinden bir tanesi bir adım öne çıktı ve liderin yanına doğru geldi. “O doğruyu söylüyor, dün geceye kadar onunlaydım ve sürekli olarak kılıcıyla talim yapardı, hatta o kadar iyiydi ki birkaç kez yenildim bile.”

Hemen ardından bir başka çocuk öne doğru ilerledi, “Hua Tung bu konuda gerçekten başarılıdır. Ne zaman onunla antrenman dövüşü yapsam sürekli yenilirim, hem şuna bak görmüyor musun? Bu yara izi ondan bana kalan bir yadigardır.” diyerek kolunda bulunan minik bir kesiği kıza doğru gösterdi.

Bunun ardından da insanlar teker teker öne çıktı ve şahit olduklarını ilan etmeye başladılar. Yalancı şahitlik dahi olsa birden fazla insanın sözleri her şeyi değiştirmeye yeterdi. İçlerinden bir tanesi sürekli olarak ikilemde kalmıştı, ne yapacağını bilemez haldeydi. “Bu doğru değil!” diyerek zihninde bunu sürekli yankılatıyordu. Gerçekten de bu doğru değildi ve vücudu bunu yapmamak için adeta çırpınıyordu.

Elbette ki Hua Tung bunu çoktan fark etmişti, hemen gözlerini çocuğa doğru çevirdi ve   “Hey Zeng Lok sende bu kılıcı görmüştün elimde değil mi? Seninle de bir antrenman dövüşü yaptığımızı hatırlar gibiyim.” söyledi.

Zeng Lok bunu duyduğunda sadece sustu, antrenman dövüşü yapmışlardı evet ancak bu kılıç elinde hiçbir zaman bulunmamıştı. Hua Tung’un elinde her zaman bir yay bulunurdu ve okçulukta kendisini geliştirmişti. Önündeki çocukta okun kendisini sıyırmasından ötürü yara almıştı aslında dikenin hiçbir etkisi yoktu.

Zeng Lok sadece gülümsedi ve “Emin olamıyorum, sanki o değil gibi ancak bilirsin ben kolay unuturum.” diyerek kendisini kurtarmayı seçmişti. Bunun karşılığında ise Hua Tung sadece gülümsedi ve “Her zaman kuşlardan sonra gelen bir insan olmuştur. Neyse bunu boş verelim şimdi bana o dikenimi vereceksin sonrasında ise diz çöküp af dileyeceksin ve beni lordum diye çağıracaksın pis köylü.” dedi.

Zeng Lok daha sonrasında yaşanan eziyeti görmek istemediği için kafasını çevirdi, bu ona çok fazla gelirdi.

Akşamın ilerleyen vakitlerinde kervandan daha da uzaklaşan grup yeni silahlarına ilgiyle bakıyordu. Kendilerine bir dinlenme alanı bulmuşlar ve öldürmüş oldukları birkaç minik sincap ve kuşun ateşte pişmesini izlemeye koyulmuşlardı.

“Aptal kız! Nasılda direnmeye çalıştı ama? Onun elinden alamayacağımı düşündü! Ancak yanıldı ve bu harika silah şuan elimde.”

“Hahaha gerçekten de çok aptal.”

“Hey o anda yapmış olduğun hareketi bir daha yapsana ne harika bir teknikti bu! Senin bu kadar iyi bir yakın dövüş tekniği bildiğini bilmezdim.”

“Ha? Tekrar mı yapayım? Pekala, bana elindeki tüm şarabı verirsen bir kez daha yapacağıma söz veriyorum.”

“Ne? Tüm şarabım mı… Tamam anlaştık. Tüm şarabım senindir.”

“Hehehe izle ve tekniğimin büyüleyiciliğine tanık ol.”

Kendilerini bu şekilde eğlendirmekten bir saniye geri kalmayan grup en sonunda eğlencelerinin sonuna gelmişlerdi, çoğu çoktan sarhoş olmuştu. Hepsinin büyük bir işeme partisi düzenlemesi bile gerekmişti.

Hua Tung’un da işemesi gerekiyordu ve bunu yaparken mümkün mertebe diğerlerinden en uzak noktaya gitmeyi hedeflemişti. Yerde kuruyan dallar vardı ve Hua Tung’un o an bunları düşünecek vakti yoktu direkt olarak üstünden geçti ve daha sonrasında ise işemeye başladı.

İşerken bir yandan da etrafına bakınıyordu, bu gün elde etmiş olduğu hazinenin onun için ne kadar da güzel bir şey olduğunu düşünüyordu. “Bundan sonra rakiplerim yakınıma geldiğinde bıçak tutmak zorunda değilim. Elimde bu diken olduğu sürece kalplerine daha kolay saldırabilirim. Bu silah bana turnuvada birinciliği getirecek!” diye düşünüyordu.

Bu sırada gözlerine takılan bir kare oldu, yerde yatan birisi vardı ve kıpırdamıyordu bile. Hua Tung başta yerde yatan kişinin öldüğünü düşündü ve bu kendisinde bir merak duygusu oluşturdu. İşini bitiren Hua Tung hemen yerde yatan kişinin yanına doğru ilerledi, yakınlaştıkça bunun bir çocuk olduğunu fark etti, kendisinden de biraz küçük gibiydi. Bu çocuğun özellikle çarpıcı beyaz bir teni vardı ve gece ay ışığında az da olsa parıldıyordu. Yırtık elbiselerine ve hafif kirli suratına bakınca bunun bir köylüden başkası olmadığını düşündü.

O sırada gözüne takılan bir şey olmuştu. Bu şey elbette ki yüzükten başkası değildi, simsiyah olan taşlı yüzük gecenin karanlığında dahi fark edilir bir karanlık sağlıyordu. Hua Tung’un içinde biriken sahip olma düşüncesiyle birlikte ellerini yüzüğe doğru uzattı.

Kung Lao birisinin kendisine dokunduğunu hissettiği anda gözlerini araladı. Hızla elini yanındakine doğru uzattı.

Kafasını ona doğru döndürdüğünde kendisinden biraz büyük bir çocukla karşılaştı. “Ne yapıyorsun?!” diye soru sordu.

Karşısında ki çocuk ise hiç sesini çıkarmadı, sanki adeta donmuştu. Elleri yavaş yavaş hareket ediyordu ve her hareketinde Kung Lao’nun yüzüğüne bir miktar daha yaklaşıyordu. Kung Lao bunu fark ettiği anda kendisini toparlamış ve elini yumruk haline getirmişti.

“Ne yaptığını sanıyorsun pis köylü! Benim yüzüğümün sende ne işi var? Çabuk onu çıkar elinden!”

Bu çığlık dudaklarından dökülür dökülmez kendisini yere attı ve Kung Lao’nun anlamasına fırsat vermeden kendisine bir yumruk yapıştırdı.

Kung Lao ne yaptığını anladığında ise çok geçti…

Kung Lao’nun etrafını bir düzine kadar insan sarmıştı ve hepsi merakla bir kendisine bir de yerde yatan çocuğa bakıyordu. İçlerinden hemen birisi ilerledi ve çocuğa doğru koştu ona el attı ve ayağa kaldırdı.

“Neler oldu burada?”

Hua Tung hemen nefesini toparladı ve “Bu adi! Ben işerken bana saldırdı, üstüne üstlük yüzüğümü çaldı. Dikkat edin son derece güçlü baksanıza benim harika yüzüme neler yaptı?”

Bunu gören herkes bir anda gözlerini Kung Lao’ya doğru dikti, Kung Lao olanları hemen anladı ve birazdan kendisini suçlayacaklarına adı gibi emin oldu. Kendisini toparlamaya çalışarak kollarından güç aldı ve yarı oturur bir vaziyete geçti, yapmış olduğu antrenmanından sonra bedeninde neredeyse güç kalmamıştı ve kasları halen daha titriyordu.

“Elindeki yüzüğü görüyorsunuz değil mi? Bu benim yüzüğüm değil mi? Her gün görüyordunuz! Onu benden çaldı!”

Orada bulunan insanların çoğu sarhoştu ve ne dediğini yarısı anlamamıştı. İçlerinden anlamayan birisi çıkmıştı ve “Sahi senin bir ara yüzüğünü görememiştim…” diye bir şeyler mırıldandı.

“Bakın gördüğünü söyleyen var, bu köylü hırsız benim son derece asil olduğumu fark etti ve benim elimde bulunan yüzüğü zorla aldı. Şimdi de bana geri vermemekte, dostlar yardım edin bana ne olur.”

Kung Lao karşısındaki oyuncunun ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Çoktan onun ile ilgili bir plan hazırlamıştı ancak hareket dahi edemiyordu. Bir miktar daha zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyordu.


 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1258

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 376

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20943 Bölüm Sayısı


creator
manga tr