"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Angoria - Angoria Bölüm 136: Üç Dalga Şehrine Yolculuk


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen:Ichigo 


Odadan çıkar çıkmaz Kung Lao’nun suratında nedensiz bir gülümseme oluşmuştu. Nedenini az çok kestirmiş olsa da Kung Lao’nun buna halen daha anlam vermesi çok zordu, “Öz babamla bu kadar vakit geçirmemiştim sanırım…” diye kendisini düşünmeden edemiyordu bile. Bu kendisi için son derece önemliydi, annesini küçükken kaybetmişti ve bu hayatta da annesi, ilginçti ki, yoktu. Sırf bu yüzden Kung Lao kendisine itiraf edemese de bir ailenin sıcaklığına çok ama çok açtı.

Babasının vermiş olduğu göreve odaklanan Kung Lao hemen kölesini aramak için yola koyuldu. Genelde Duan Morphia sessiz olur ve tek başına dururdu. Bu onda son zamanlarda çok ama çok alışkanlık yapmıştı.

Kung Lao gözlemleri doğrultusunda onu nerede bulacağını çok ama çok iyi bilir hale gelmişti. Buda bahçenin ücra köşesinde bir şelalenin hemen yanından başkası değildi. Kung Lao adımlarını hızlandırdı ve kendisini hızla şelaleye doğru ilerletti.

Çok değil sadece bir tütsü süresinin yarısı kadar sürede Kung Lao şelalenin yanına gelmişti bile, güneş üstlerinde son derece soğuk bir ışıkla ortamı aydınlatıyordu. Kış çoktan gelmişti ve kendisini gösteriyordu.

“O kadar soğuk olmasa da nedense kemik dondurucu…’’ diye düşündü Kung Lao. Bu süreçte de etrafına bakınmayı ihmal etmedi. Taa ki Duan Morphia’yı görene kadar.

Duan Morphia kendi halindeydi, sessizce oturmuş ve bacaklarını bağdaş konumuna getirmişti. Gözleri kapalıydı ve yumrukları birbirine yapışıktı. Kung Lao bunları gözleyerek kölesinin gelişim yaptığını çoktan fark etmişti.

“Bir süre rahatsız etmesem de olur sanırım.’’

Kung Lao’nun bu düşüncesi ile birlikte konuşma yetisi de yavaş yavaş kaybolmuştu. Kendisi de aynı şekilde gözlerini kapattı ve bacaklarını bağdaştırdı. Zihnini temizledi ve meditasyon yapmaya koyuldu. Bu esnada da Gungu’da yanına gelmişti Kung Lao’nun, kendisi ile neredeyse hiç görüşemiyorlardı. Ustasının Gungu ile dolaşmasını yasaklaması üzerine sadece yemek zamanlarında bir araya gelebiliyorlardı ve bu ikisi içinde çok az bir vakitti.

Kung Lao’nun gözleri hemen açıldı, kollarını açarak “Gungu!” diye bağırdı.

“Squick!”

Gungu açılan kollara doğru hemen atladı. Kung Lao’nun kolları Gungu'nun atlamasıyla birlikte hemen kapanmıştı, minik sincap bundan ötürü çok mutluydu. En sevdiği kişinin kollarında olması ona büyük bir rahatlık vermişti.

Kung Lao minik Gungu’nun kafasını parmağıyla ovaladı, ‘’Nasıl gitti bensiz bakalım? Eğlenebildin mi?’’

Kung Lao’nun bu sorusu üstüne Gungu sevilmenin keyfini yarıda keserek Kung Lao’ya baktı. ‘’Hem de nasıl! Tüm gün yemek ye ve uyu… Şuna bak nasıl da büyüdüm! Ancak bu miniğin hareket etmesi de lazım değil mi?! Ondan ötürü de özledim seni! Hadi hemen yola çıkalım!’’

Kung Lao, Gungu’nun bu hevesli görüntüsüne karşı istemeden de olsa kıkırdadı. Bu kıkırdaması da Gungu’nun daha çok sevilmesine neden oldu. İkili bu durumdan son derece memnundu…

‘’Söyle bakalım ne kadar yemek yedin benimle son görüştüğünden bu yana? Kesinlikle ormanın ortasına incir ağacını dikmişsindir.’’

Gungu bu sözlerden sonra istememden de olsa kendisini geriye çekti. ‘’Şeyy… Çok fazla değil aslında, sadece birkaç yüz kilo olabilir ama sanmam yani o kadar çok olmamıştır.’’

Kung Lao bu sözleri duyduğunda zaten gözlerinin yuvalarında döndüğünü, kafasının kızardığını ve kalbinin beş kez yerinden oynadığını hissetmişti. Gözleri şimdiden kan çanağına dönmüştü ve bunun düşüncesi bile Kung Lao’nun defalarca aynı şeyi yaşamasına yetmişti.

‘’Söylediklerimi hatırlıyorsun değil mi? Erkek adam ne zaman karnının tok olduğunu bilmeli yoksa… Korkarım ki o kemeri kemirip sonrasında da ölüme mahkum olacağız…’’

Gungu bu sözleri duyduğunda yine korkmuş bir surat ifadesi vermişti. ‘’Ama… abi sen demedin mi bana istediğini yiyebilirsin diye… Bende yedim…’’

‘’Sana istediğini yiyebilirsin demiş olmam ormanı katletmen anlamına mı geliyor? Şuna bak bir kumaştan yapılan ayak topuna dönmüşsün! Böylesi bir durumda hem seni nasıl cebimde taşıyabilirim ki? Yakın bir zamanda sanırım sen beni taşıyacaksın…’’

Gungu’nun hayal gücü bunlar söylendiği anda çalışmıştı. Kendisine eğer takıldığını hayal eden Gungu bir anda ürktü. ‘’Tamam fazla yemek yemeyeceğim… Ama peki ya taş?’’

Kung Lao bir süre düşündü. Son zamanlarda Gungu’nun bu kadar taş yemesine akıl sır erdiremiyordu. Bunu aklının bir köşesine not eden Kung Lao ustasına sorması gerektiğini hissetti. Ancak bu sırada da Gungu’ya bir şey olmadığını gözlemlediği için kafasını sallamayı da ihmal etmemişti. ‘’Pekala taş yiyebilirsin…’’

‘’Taşın ne kadar değeri olabilir ki? Her yerde bulunuyor birde üstelik bedava olması harika!’’ Suratına yerleştirmiş olduğu masum gülümsemesiyle Kung Lao çoktan bu düşüncesini gizlemişti. Bu sırada Kung Lao bir ses duymuş ve hemen kafasını o tarafa doğru döndürmüştü. Gözlerini döndürdüğü yerde Duan Morphia doğrudan ona bakmaktaydı. Kung Lao, Duan Morphia’yı gördüğünde gülümsedi. “Sonunda meditasyonun bitti!”

Duan Morphia soru sorar bir ifadeyle Kung Lao’ya doğru baktı ve “Bir isteğiniz mi vardı?” diye sormadan edemedi.

Kung Lao dudaklarını biraz yukarıya doğru büzdü bunu yaptığında kendisini bir maymun gibi hissetmeden edememişti. “Benim mi yok, ancak babamın senden istediği bir şey var.” Yüzüğünü hızlıca tokatlayan Kung Lao babasının kendisine vermiş olduğu iki mektuptan birisini çıkardı ve ‘’Al bakalım, bunu babam sana vermemi istedi. Sende bu mektubu başkasına verecekmişsin, verdikten hemen sonra geri dönmeyi unutma, belki benim turnuvada ki rakiplerimi ezişim seni mutlu eder.’’

Duan Morphia, Kung Lao’nun son söylediği sözleri önemsemedi ve sadece kafa sallamakla yetindi. Aklında neden kendisinden bir mektup iletilmesini istedikleriyle ilgili sorular dönüyordu. Elbette ki Kung Lao bunları söyledikten sonra birkaç kelime daha etti ve daha sonrasında Duan Morphia’yı tekrar yalnız bıraktı. Kendisine ayrılan görev burada sona ermişti ve Kung Lao’nun turnuvanın yapılacağı yere yani başkente bir an önce ilerlemesi gerekliydi.

“Üç Dalga Şehrine bir an önce gitmem gerekli yoksa geç kalacağım!” diyerek kendi kendine düşünmeye devam etti. Turnuvanın başlamasına sadece sayılı günler kalmıştı.

Nitekim dediği gibi olmadı, bütün gün boyunca babası ve ustası tarafından türlü eziyetlerden geçti ve günün sonunda da ayrılmak istemediğinden sabahına yola çıkmanın en iyisi olacağını düşündü.

Sabah gün doğumunda hemen kalktı ve gerekli hazırlıkların hepsini tamamladı. Artık ayrılık vakti çoktan gelmişti. Kung Lao her ne kadar gitmek istemese de bu hayata ilk geldiği anda bir yemin etmiş ve kendisine zulüm eden insana karşı intikam alacağına söz vermişti.

Babası, ustası ve hemen arkalarında ise kölesine minik vedalarda bulunan Kung Lao daha sonrasında ise [Sismik Adımlar] tekniğini kullanarak hızla ortadan kaybolmuştu.

Hedefinde ilk etapta bir at arabası bulmak vardı, ancak daha sonrasında bu fikrinden vazgeçmişti. At arabası son derece pahalıydı ve Kung Lao’nun para harcamaya gönlü el vermemişti. “Her yere fazlasıyla para harcarsam nasıl zamanı geldiğinde para bulabilirim ki?” diye düşündü. ‘’Üç Dalga şehriyle şuanda bulunduğum yer arasında söylenenlere göre bir buçuk günlük bir yol var. Bu elbette ki benim sürekli olarak [Sismik Adımlar] kullanmam sonucunda ortaya çıkan bir hesaplama. Şanslıyım ki daha turnuvanın başlamasına sadece üç gün var. Sanırım son derece rahat bir şekilde yetişeceğim.”

“Hadi o zaman! Gungu yolculuğumuz burada başlıyor!”

Gungu kafasını Kung Lao’nun şişkin cebinden dışarıya çıkardı, gözlerini bir saniyeliğine kapattı ardından da miskin bir tavırla Kung Lao’nun omzuna doğru tırmandı.

Kung Lao’da bu esnada hiç vakit kaybetmeden koşmaya başlamıştı. Ustasının her seferinde kılıç ile engebeli arazi koşturtması onun dayanıklılığını bir miktar daha arttırmıştı. Bacak kasları daha güçlüydü ve aynı zamanda daha esnekti, her adımı bir zıplama gibi görülüyordu ve Kung Lao’nun iki adımını da görecek birisi olmuş olsa onun dans ettiğini dahi düşünebilirdi.

Yolculuğunun ilk iki saati sona erdiğinde Kung Lao bir tütsü süresi boyunca dinlenmiş ve meditasyon yapmıştı. Hemen ardından tekrar yola koyulan Kung Lao bunu akşama kadar tekrar etmeyi ihmal etmemişti.

Yollar son derece yoğundu, Kung Lao engebeli olan başka bir güzergahtan koşmaktaydı ve kafasını ne zaman çevirmiş olsa bir grup at arabasının arka arkaya dizilmiş olduğunu fark ediyordu. Bu da onda “İyi ki binmemişim” düşüncesinin oluşmasına neden olmuştu.

“Peh! Onlar şehre gidene kadar kesinlikle ben şehre varmış olacağım!’’

Hızından asla ödün vermeden ilerlemeye devam etti. Akşam vaktine yakın bir zamanda yine mola vermişken Gungu’nun karnının açlığı kendisine de yavaş yavaş etki etmeye başlamıştı. Bunu önleyebilmek adına Gungu’yu avlanması için ortalığa bırakmış ve bu sırada kendisi de meditasyon yapmıştı. Arası sıra aklına takılan kılıç savurma tekniklerini de gözden geçiriyor ve nasıl olduklarını hatırlamaya çalışıyordu.

“Bunlarda bir şeyler sanki ters gibi…” diye düşünen Kung Lao’nun bilgisi maalesef bu kadar derin değildi, sadece ters olduğunu düşünebiliyordu ancak bunun dışında hiçbir şey yapamıyordu. Gungu’nun avlanması yaklaşık olarak bir yemek süresini geçtiğinde Kung Lao meditasyon yapmayı bıraktı. Kafasına bir şaplak attı ve “Ben buna zaman sınırı vermedim değil mi?” diye kendi kendine mırıldandı.

“Yapacak bir şey yok… Bu gün burada kalacak gibi görünüyorum. En iyisi üstümü değiştireyim ve kılıç talimime devam edeyim.”

Kung Lao bunları mırıldanırken aynı zamanda çoktan üstündekileri çıkarmış ve yerine daha eski daha paçavra bir kıyafet giymişti. Önceden bu kıyafet son derece güzeldi ancak ustasının üstün eziyetli eğitimi esnasında parçalanmış ve yer yer kopmuştu. O andan sonra da Kung Lao’nun gözleri büyümüş ve bir daha asla farklı kıyafet kullanmamıştı antrenman yaparken.

Kung Lao bu kıyafetleri giydiği anda kendisini rahatlamış hissetmişti. Bu kıyafet son derece eskimişti ve dikişleri de son derece gevşekti, kimi zaman kıyafetin içine dışarıdan hava giriyordu ve bu Kung Lao’nun son derece hoşuna gidiyordu.

Bir anda eline Döneyan’ı çıkartan Kung Lao kılıcı son derece ağır olan şekline dönüştürmüş ve ardından da elinden geldiğince güçle savurmaya başlamıştı. Bunu yaparken tamamen rasgele değil tam tersi bir düzen içindeydi, her savuruşunda bir adım öne gidiyordu ve aynı zamanda kendisini geri çekeceğinde de bir adım gerileyerek ters bir savurma hareketi kullanıyordu.

‘’Ustam bana bunu milyonlarca kez tekrarlamam gerektiğini söyledi… Ancak nereden bakarsan bak bunlar çok kolay hareketler!”

“Şimdi bırakırsam sanırım bir daha asla bunu yapmam, özellikle önemli bir şeyse ve ben bunu yapmazsam ileride gücümün düşeceğine eminim.”

Kendisini bu şekilde ikna eden Kung Lao, her seferinde bir ileriye bir geriye farklı savurma tarzlarıyla savurdu. Bazen aşağıdan yukarıya doğru bazen yanlamasına bazense dikey bir şekilde bunu tekrar etti.

Yaklaşık olarak 500 sefer bunları tekrarladığında Kung Lao’nun kolları titriyordu, kolundaki damarları son derece gerginleşmişti ve Kung Lao’nun en ufak şeyi bile kaldıracak gücü neredeyse yoktu. “İyice dinlensem iyi olacak sanki…” diye mırıldandı Kung Lao, ardından da kendisini ateşin başına yaklaştırdı. Bir elini ensesine koydu ve yeni yeni ortaya çıkmaya başlamış olan yıldızları izlemeye başladı.

Bu sırada hafifçe içi geçmişti, bedenindeki yorgunluğu atmanın en iyi yöntemi uyumaktı ve Kung Lao’nun da bunu yapmak istemesi çok normaldi.

Ancak bir anda bir dal parçasının kırılma sesi kulağına geldi ve tetikte kaldı.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 705

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 466

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17784 Üye Sayısı
  • 486 Seri Sayısı
  • 24183 Bölüm Sayısı


creator
manga tr