Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Angoria - Angoria Bölüm 131: İki Kardeşin Dansı


 

Yazan: AYDEHAN

Düzenleyen: ICHIGO


Kung Lao, duydukları sözler karşısında bir anda kendisini gaza gelmiş halde buldu. Yanlarına doğru son hızla gelen çocuklara karşı dimdik bir şekilde durdu. Kafasını sağa doğru döndürerek ‘’Şimdi bunları senin yerine dövmüş olursam, benim kazancım ne olacak bundan?’’ diye sordu.

Çocuk kısacık bir süre düşündü, elinde avucunda karşısında ki çocuğa verebileceği hiçbir şey yoktu ki! Sonrasında bir anda anne annesine götürmesi gereken yemek aklına geldi. Kung Lao’nun aç bakışlarını da fark ettiğinde hemen gülümsedi. ‘’Ah, büyük kardeşin görünüşe göre karnı biraz aç. Eğer beni bu insanlardan kurtarırsan sepetimdeki mis kokulu sulu haşlanmış mısırlardan bir tane veririm.’’

Kung Lao bunu duyduğunda gülümsedi, ‘’Demek bir mısır… Yanlış hatırlamıyorsam mısırların büyük kısmı Kung Klanının himayesi altında… Demek sen çalıyordun!’’

Bunu duyduğu anda çocuk ürktü, gerçekten de bu mısırları çalmıştı. Mısır son derece nadir ve aynı zamanda lezzetli bir yiyecekti. Bir muz kadar olmasa da değeri pazarda son derece büyüktü.

‘’Çalmadım! Bunlar anneannemin kendisine düşen payı, bu şerefsiz Tengri Klanı anneannemi çalıştırıyorlar ve ödemeyi de mısırla yapıyorlar ancak bu ay ödeyecek oldukları on mısırı anneanneme vermediler ve kovdular üstelik bende onlardan aldım ve anneanneme götürüyorum!’’

Kung Lao çocuktan on mısır olduğunu öğrendiğinde içinden şeytanlar gibi güldü. Suratına ise masum bir bakış atarak ‘’İyi diyorsun kardeşim ama ben tek kişi değilim ki…’’ diye iç geçirdi.

Karşısında ki çocuk bunu duyduğunda şaşırdı, ‘’Nasıl olurda tek kişi olmazsın! Kesinlikle yalan söylüyorsun, sende anneannemin mısırlarına gözünü diktin demek!’’ diye bağırdı. Bu esnada ise Tengri Klanınına mensup gençler yanlarına doğru gelmişti.

‘’Seçim senin, ya bize üç mısır verirsin ve bizde seni yol boyunca koruruz. Ya da şu gördüğün çocuklara verirsin ve eve geri döndüğünde anneannene utançla bakarsın. Hızlıca seçsen iyi edersin, Tengri Klanı saldırıya geçtiğinde seçim yapman için vakit olmayacak…’’

Çocuk bunu duyduğunda daha da bir panikledi. Karşısında yaklaşık bir düzine kadar çocuk vardı ve çok iyi biliyordu ki ölümüne kendisini döveceklerdi. Ayrıca alt klanın bulunduğu alana götürecekler ve bir cezada orada vereceklerdi.

Alnı ter içinde kalmış olan çocuk hemen kafasını salladı ve ‘’Kabul! Onlardan beni yol boyu koru bende sana üç mısır vereyim!’’ dedi. Kung Lao bunu duyduğunda son derece mutlu olmuştu. Hemen suratına bunu yansıttı, ardından da ‘’O zaman biraz köşeye kay, bu baya çetin bir dövüş olacak.’’ Dedi ve parmaklarını gerdirdi.

‘’Ustam bana Tengri Klanına bulaşma dedi ama tam olarak bulaşmadım değil mi? Üstelik bu alt klan ve beni nasıl olurda tanıyabilirler ki?’’ diye düşündü.

Tengri Klanının gençleri Kung Lao ile aralarında ki mesafeyi on adıma kadar düşürdü, Kung Lao bu süreç esnasında bir kez bile yer değiştirmedi ve cebinden çıkardığı Gungu’yu sevmeye koyuldu.

‘’Hey, yabancı çekil yolumuzdan!’’

‘’Evet çekil yolumuzdan ezik!’’

Kung Lao seslenenlere baktı ve surat ifadesini bir an bile değiştirmedi. ‘’Oh… Karşında tanımadığın birisi olduğunda nasıl konuşması gerektiğini bilmeyen bir avuç insan var demek…’’ diye hayal kırıklığına uğramış bir surat ifadesini son saniyede yaptı.

‘’Görgü kuralları burada işlemez aslanım! Biz on iki kişiyiz sen ise tek kişisin! Yani şimdi seni yok etmemizi istemiyorsan bizim önümüzde secde et ve bizin büyük ustalar olduğunu söyle. Bizde seni affetmeyi düşünelim.’’

İçlerinden birisi bunu söylediğinde Kung Lao’nun bir anda gözleri kısıldı. Bu kişiyi bir yerden tanıyordu ancak nereden olduğunu bir türlü çözemiyordu. Bu esnada da gözlerine bir miktar alaycılık yerleştirdi, ‘’Ah… Sen! Evet, evet sen! Neydi senin adın ya… Seni bir miktar gözüm ısırıyor gibi ama bir türlü kim olduğunu bilemiyorum.’’ Diyerek sol işaret parmağını karşısındaki çocuğa doğrulttu.

Çocuk bir anda ben mi diye elini göğsünü koydu ardından da ‘’Adım Kung Fenlang sen kim oluyorsun da benim gibi asil birisine parmak doğrultabiliyorsun?’’

Kung Lao sırıtarak ‘’Ah, ben Lao Kung basit bir klanın liderinin oğluyum sadece, ancak bu sana parmak doğrultamayacağım anlamına gelmez…’’ diyerek bıkkın bir ses çıkardı. Bu esnada birisi Kung Lao’nun elinde bulunan minik sincaba gözünü dikmişti.

‘’Bir saniye bu kaynak canavarı değil mi lan?!’’

Bu soru ile birlikte herkesin gözü o noktaya dönmüştü. Kung Lao dikkati dağılan insanların hepsinin kaynak güçlerini [Cennet Koklayan Burun] tekniği sayesinde kontrol etmiş ve içlerinde bulunan Kung Fenlang’dan başka kimsenin temel kaynak aleminde bulunmadığını fark etmişti. ‘’Bu çok basit bir kavga olacak…’’ diye düşündü.

‘’Gungu hadi gel senle oyun oynayalım.’’

‘’Ha? Ne oyunu!’’

Heyecanlı Gungu’nun surat ifadesine bakan Kung Lao hınzır bir gülümseme gösterdi ve ‘’Önümüzdeki bir düzine insandan en fazla kim indirirse ikinci mısır onun olacak’’ dedi.

Gungu bunu duyduğu anda dövüşe karşı büyük bir ilgi duymuştu. ‘’Hadi oynayalım! Ne zaman başlıyoruz!’’

Kung Lao bunu diyeceğini çok iyi biliyordu zaten, ondan hemen kafasını olumsuz anlamında salladı ve ‘’Şimdi değil, ben işaret verdiğimde başlayacak tamam mı?’’

‘’Tamam.’’

Bu esnada insanlar Kung Lao’nun kendi kendine gülüp daha sonrasında ise kafasını salladığını görmüşlerdi. Zihnen konuştuğunu nasıl olurda bilebilirlerdi ki? İçlerinden birisi öne çıkıp ‘’Sen kime gülüp daha sonrasında kafasını sallıyorsun ulan! Gördüğün kişi Tengri Klanının gelecekteki elderlerinden birisi! Ona saygını sunmuyorsan seni doğduğuna pişman etmesini çok iyi biliriz!’’

Kung Lao bunları duyduğunda şaşırmış bir surat ifadesinde bulundu ve ‘’Oh! Söylesenize bana ne yaparsınız?’’

‘’Seni öyle bir döveriz ki, annen görse keşke bu çocuğu doğurmasaydım der!’’

Kung Lao korkmuş surat ifadesini hızlıca yapıp ardından da gülümsedi. ‘’O halde ne duruyorsunuz gelinde dövün beni, yoksa sizin sadece sözde mi bu davranışlarınız?’’

Bu sözlerden sonra Tengri Klanına mensup çocukların hepsi birbirine baktı ve hiç vakit kaybetmeden saldırmaya hazırlandı. Ellerinde bulunan yüzüklerden hemen silahlarını çıkardı ve hep bir ağızdan ‘’ÖL!’’ diye bağırdı.

Kung Lao zaten bunu bekliyordu, bu dövüş ne kadar erken biterse alacağı mısırların keyfini o kadar erken çıkarırdı ve aynı zamanda sporuna da kaldığı yerden devam ederdi.

‘’Hazır mısın Gungu? Hadi başlayalım!’’

Gungu çoktan hazırdı zaten bu sözleri duyduğu anda Kung Lao’nun elinden güçlü bir sıçrayış yaptı ve doğruca önünde bulunan çocuğun suratına doğru kuvvetli kuyruğuyla bir darbe indirdi.

Kung Lao’da boş durmamıştı, hemen kendisine doğru gelen çocuğa karşın [Sismik Adımlar]ı kullanmış ve kısacık sürede gözden kaybolarak kafasını kavrayıp yere doğru indirmişti.

Bir başka geleninde burnuna doğru dirseğini vurmuş ve hemen ardından da gelen bir başkasına doğru topuğuyla tekme atmıştı.

Dirseğiyle vurmuş olduğu çocuğa doğru dönmüş ve kafasını kavrayıp azıcık kaynak gücü kullandığı bacağının dizine doğru çocuğun burnunu tekrar vurmuştu.

‘’KRACK!’’

Çocuktan büyük bir çığlık yükselmiş ve Gungu ile savaşmaya çalışan çocuklar bile bir an dönüp bakmışlardı. Kung Lao’nun hemen önünde bulunan çocuk yerde yatıyor ve çırpınıyordu. Burnundan akan kan o kadar fazlaydı ki, görenlerin midesinin bulanmasına bile yetmişti.

‘’Ne bakıyorsunuz, gelin ve savaşın.’’

Kung Lao bunu söyledikten sonra ironik bir şekilde kendisi ilerledi ve bir başka çocuğun çenesine doğru elinin içiyle vurdu. Bu esnada ise Kung Fenlang, Gungu ile olan savaşını ekarte edip yerine bir başka çocuğu koydu ve doğruca ‘’Kung Lao! Arkadaşlarımdan daha güçlü olabilirsin ancak; benim gibi temel kaynak alemine geçmiş birisiyle boy ölçüşemezsin!’’

Kung Lao suratında bulunan imalı bakışla birlikte ‘’Göreceğiz…’’ dedi ve hemen ardından ‘’Gungu etrafımızı sarıyorlar, birbirimize yakın dövüşelim’’

Gungu bunu duyduğu anda önündeki adamı bıraktı ve hızlıca Kung Lao’ya doğru zıpladı, omzuna kısacık sürede tırmandı ve daha sonrasında ise hızlıca diğer omzuna geçti ve Kung Lao’nun Kung Fenlang’a doğru kalkan elinden faydalanarak bir başka insana doğru atıldı.

Bu dövüş o kadar kısırdı ki, bunu anlatmaya kelimeler yetmiyordu. Tek taraflı dövüş denilen bu dövüşte Gungu ve Kung Lao’nun her vurduğu kişi daha fazla dayanamıyor ve hızlıca yıkılıyordu.

Ayakta sadece Kung Fenlang kaldığında bacakları titrer haldeydi, Kung Lao ona özellikle dokunmamıştı. Suratında son derece şeytani bir gülüş vardı, ‘’Seni özellikle bıraktığımı anlamış olman lazım Fenlang…’’

Fenlang’ın gözünde büyük bir korku okunuyordu. ‘’Nasıl bu kadar güçlü olabilir?’’ diye düşünmeden edemiyordu.

‘’Bir zamanlar aynı senin gibi bir durumdaydım Fenlang. Ancak şöyle bir durum var, sen asla tek başına olmamıştın…’’

‘’Hatırlıyorsun değil  mi? O Tengri Klanının Sarayında nasıl da beni dövmüştün. Hem de bir klandaşını! Çok hoşuna gitmişti değil mi?’’

Kung Lao’nun suratında bulunan şeytani gülüş başka bir boyuta atlamıştı. O kadar şeytaniydi ki, onu gören Kung Fenlang daha da titredi bu sırada ise kafasını arı kovanı gibi çalıştırıyordu. Kendisi en son ne zaman Tengri Klanının sarayına gitmişti?

‘’Sen! Yarım döngü önce dayak yiyen Kung Lao’sun!’’ diye bağırdı.

Kung Lao bunu duyduğunda kahkaha attı ve ‘’Ne sandın!’’ diye alay etti.

‘’Ama sen! Sen sadece başlangıç kaynak aleminin ikinci düzeyindeydin! Nasıl olurda bu kadar güçlü olabilirsin! Bir Qilin sana dokundu mu yoksa!’’ diye bağırdı.

Bu Kung Fenlang için son derece doğruydu, Kung Lao’nun bu kadar güçlü olması; sadece bir Qilin’in kendisine dokunmasıyla mümkün olabilirdi!

‘’Eskiden güçlü olmayı o kadar önemsemezdim, nasıl diyeyim benim için güçlü olmak kaynak sanatlarını çalışmak o kadar da mühim bir şey değildi. Ancak o gün benim için iyi bir şey yaptınız teşekkür ederim! Sayenizde yeni bir amacım var, bu amaç doğrultusunda da… Eh anla işte senin ölmen gerekiyor.’’

Sesini son sözleriyle normale döndüren Kung Lao sırtında bulunan Döneyan’ı tek hamlede sıyırdı. Ardından da Kung Fenlang’a doğru saldırıya geçti.

Aralarında muazzam bir güç farkı vardı, bu da elbette ki bu dövüşün mutlak tek taraflı olmasını sağlamıştı.

Kılıç bir anda Kung Fenlang’a doğru ilerledi ve Kung Lao’nun tek bir hamlesiyle kısacık bir sürede kafası boynundan aşağıya düştü.

‘’Böylesi canlıların yaşamasına gerek yok…’’ diye mırıldandı. Ardından da ölü bedeni hızlıca yüzüğüne depoladı. ‘’Senin yemeğin çıktı Gungu, umarım beğenirsin senin midende daha faydalı olacağına eminim.’’ Diye Gungu’ya da söylemeyi ihmal etmedi.

Gungu ise bu konuya tek bir kelime dahi ses etmemişti.

Kung Lao arkasını döndüğünde çocuğa ödülünü vermesi için seslenecekti ancak… Çocuk ortadan kaybolmuştu.

Kung Lao elini kafasına götürdü. ‘’Birde bu çocuğu bulacağım değil mi?’’

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1303

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1112

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 918

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 685

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 663

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 616

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 535

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 209

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 75

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16700 Üye Sayısı
  • 455 Seri Sayısı
  • 22429 Bölüm Sayısı


creator
manga tr