Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Angoria - Angoria Bölüm 130: Dayanılmaz Koku


 

YAZAN: Aydehan

DÜZENLEYEN: Ichigo


Kung Lao’nun kafasında halen daha ustasının sözde yumruğu nasıl attığı dönüyordu. Ustasının kendisine göstermiş olduğu ağacı yok ettiği için, kendisine başka bir ağaç bulmuş ve buna düzenli aralıklarla yumruk atmaya devam etmişti.

Bu durum elbette ki kendisine sadece ellerinin yara olmasıyla geri dönüyordu. Kimi zaman bileği yumruk esnasında yamuluyor ve daha da acı verici bir durum ortaya koyuyordu. Kung Klanın’dan geriye kalan insanlar Kung Lao’nun ne yaptığını anlamaya çalışır bir vaziyette bakıyorlar, ancak daha sonrasında kendi dertlerinin daha önemli olduğunu düşünerek kısa sürede ilgilerini kaybediyorlardı.

Kung Klanı’nın durumu öncesinden daha vahim durumdaydı. Binlerce kişilik nüfustan oluşan klan artık sadece beş yüz civarlarındaydı. Buda onları daha da birbirlerine bağlı hale getirmeye yetmişti. Bu bağlılık elbette ki yer yer değişiyordu. Dışarıya karşı son derece bağlıydılar, en ufak bir klana hakarette herkes harekete geçiyordu ve klanlarına atılan çamuru her şekilde çözmeye çalışıyorlardı.

İçlerinde ise durum tam tersiydi, ne zaman birisi bir şey yapsa hemen iki gruba bölünürler ve kavga çıkarmaya yer ararlardı.

Elbette ki Kung Lao bunlardan bir haberdi, kendisi Nekid Dağlarına gittiğinde babası onun için çoktan turnuva kaydını yapmış ve krallığa göndermişti. Ustası ise hayatından son derece memnundu. Kendisine tatil gibi gelen bu bir hafta içinde oyunlar oynamış, uzanmış ve bol bol şarap içmişti.

Kung Lao’nun antrenmanıyla birlikte günler hızla geçmekteydi, bu süreç içerisinde bir adım bile eğitiminde ilerleyemediği için Kung Lao en sonunda dayanamamış ve eğitimi bırakmıştı. Kendisine yararlı olabileceğini düşündüğü Döneyan’nın ağır kılıç formuna alışmaya çalışıyordu.

Mirza Bo kılıcı ilk kez gördüğünde bir miktar şaşırmış ve Kung Lao’nun elinden almıştı. Kung Lao’nun ağırlığı değiştirmesiyle muazzam miktarda ağırlığa ulaşan kılıcı ustası bile zar zor tutmuş ve iki kez savurduktan sonra ‘’Kılıcın dengesi bana göre değil’’ diyerek kılıcı Kung Lao’ya geri vermişti.

Geri verirken elbette yine şeytanlığını yapmış ve kılıcı turnuva vaktine kadar Kung Lao'nun sırtına montelemişti. Ayrıca Kung Lao’ya özel bir eğitim programı hazırlamış ve bunu yapmadan asla uyuyamayacağını belirterek de gözünü korkutmayı ihmal etmemişti.

Antrenman günü bittiğinde Kung Lao derin bir nefes almış ve daha sonrasında sıcak bir banyo yapıp direkt olarak uyumuştu. Kendisini yorucu bir gün bekliyordu ve bedeninin bu yorucu güne dayanabilmek için enerjiye ihtiyacı vardı.

Sabah uyandığında Kung Lao gerindi ve bu gün yapacaklarını kontrol etti. ‘’Tamı tamına otuz kilometrelik engebeli arazi koşusu, tek seferde bin olmak üzere beş turluk mekik antrenmanı, tek seferde elli olmak üzere yirmi kılıç savurma ve yine tek seferde yüz olmak üzere sekiz şınav antrenmanı sadece öğleden sonraya kadar ki antrenmanıydı.

‘’Bu adam beni kesin öldürecek!’’ diye düşünen Kung Lao sızlayan kasları ile yataktan kalktı ve daha sonrasında üstüne çokta kalın olmayan bir kıyafet seti geçirerek yola koyuldu.

‘’Şimdi masada kahvaltı yapmayı ne kadar çok isterdim!’’ diye düşünen Kung Lao hızla koşusuna devam etti. Omzunda bulunan ve hafifçe desteklenmiş Döneyan’la koşusu tüm gayretiyle devam etmekteydi.

Kung Lao’nun engebeli arazi koşusu neredeyse Tengri Klanının yan dal ailesinin bulunduğu yere kadar sürmekteydi. Aralarında sadece bir kilometrelik bir alan bulunuyordu ve Kung Lao’yu tembihleyen ustası ne olursa olsun kendisine savaşmamasını söylemişti.

Yolun yarısında Kung Lao bu engebeli ve yer yer çayırlarla bezeli yolun ilk molasını vermiş oldu. Molasında günün ilk öğün yemeğini yiyen Kung Lao ağzına gelen şarabın acımsı tadı ile dudaklarını buruşturdu.

Cebinden dışarıya çıkan Gungu ise etrafa bakındı ve Kung Lao’ya doğru dönerek ‘’Neredeyiz?’’ diye sordu. Kung Lao bu bölgeyi az çok söylenenler kadar biliyordu, ‘’İş yapmaz denilen bir alanın içerisindeyiz. Klanımızın bu adı takmasının sebebi son derece verimsiz bir toprağa sahip olmasından geliyor, içerisine ne ekersen ek bu toprak kendi bildiğini okuyor ve sana asla emeğinin karşılığını vermiyor. Ah al sana örnek şuraya baksana! Yazık, adamın çırpınışları ne kadar da dokunaklı.,,’’

Gungu, Kung Lao’nun gösterdiği alana doğru baktığında; kendisini yerlere vuran adamı görmüştü. Elinde bulunan bir çuval ile birlikte ‘’Yeşer artık seni lanet olasıca patates!’’ diye bağırıyordu. Gungu bu adamın çırpınışlarını fark ettiğinde, istemeden de olsa merak içerisinde kaldı; ‘’Abi neden buradaki toprak böyle?’’ diye sorusunu yöneltti.

‘’Kim bilir ki? Bir rivayete göre Tengri Klanı ile Kung Klanı arasında bulunan bir savaşta bu alan kullanılmış ve o kadar çok kan emmiş ki toprak en sonunda kendi bilincini kazanmış…’’

Gungu bunu duyduğunda ister istemez inanmıştı, ‘’Yani toprak bile belirli bir miktarda kan emerse canlanabilir mi?’’ diyerek tekrardan Kung Lao’ya sorusunu yöneltti.

Kung Lao bunu duyduğunda gülmeden edemedi hatta o kadar çok gülmüştü ki gözlerindeki yaşlar kendilerini bırakması için Kung Lao’ya yalvarmıştı. Gungu, Kung Lao’nun bu kadar çok gülmesine karşı alınmış ve minik şişkin yanaklarını daha da şişirerek ‘’Bunun neresi komik!’’ diye tepkisini göstermişti.

Kung Lao kendisine geldiğinde çoktan bir tütsü süresinin yarısı kadar zaman geride kalmıştı. ‘’Sadece sorun şu ki minik Gungum, rivayetleri gerçekle karıştırmamalısın. Rivayetler sadece söylenenlerden ibarettir ve çoğu zaman doğru bile olmazlar.’’

Gungu bunu duyduğunda daha da sinirlenmişti, ‘’ Ne yani şimdi benim aptal olduğumu mu söylüyorsun abi!’’ Diye zihnen bağırdı. Minik Gungu’nun öfkesi o kadar taşmıştı ki aynı zamanda da ağzından ‘’SQUİCK!’’ diye bir çığlık duyulmuştu.

İşte o anda Kung Lao kendisine geldi ve Gungu’ya bakarak ‘’Seninle dalga geçtiğim için özür dilerim.’’ dedi. Suratında en ufak bir alaycılık dahi kalmamıştı ve son derece pişman bir surat ifadesiyle Gungu’nun suratına bakıyordu, Gungu ise sinirini nasıl yatıştıracağını düşünerek ‘’Bana taş ver!’’ dedi.

Kung Lao, Gungu’ya baktığında ne diyeceğini bilemediğinden hemen elinin altında bulunan temiz görünüşlü taşı Gungu’ya uzattı. ‘’Peki şimdi barıştık mı?’’ diye sormayı da ihmal etmemişti. Gungu sadece kafa sallamakla yetindi ve ardından da elinde bulunan büyük taşı hafif hafif kemirmeye koyuldu. Kung Lao tatmin olmuş bir vaziyette kafasını salladı ve ‘’O zaman hadi bu kadar mola yeterli bence! Üstelik şu bacaklarımın bu ıstıraptan kurtulmasını istiyorsam bu koşuyu kesinlikle tamamlamalıyım!’’ dedi ve enerjik bir şekilde ayağa kalktı.

Yemeğin etkisiyle kendisini daha enerjik hissediyordu. Tüm bedeninden yükselen bir güçle Kung Lao, koşmaya başlamıştı. Cebinde bulunan Gungu ise elinde tuttuğu kendisinden birazcık daha büyük taşı kemirmeye devam etmişti.

Kung Lao her bin adımda bir saymayı bırakıp tekrar başlıyordu. Bu sayede ne kadar kilometre kaldığını aşağı yukarı bilir hale gelmişti. ‘’Neredeyse on kilometrelik bir alan kaldı, koşum sonunda bitebilecek!’’

Kung Lao bunlara sevinirken bir yandan da kendisini bekleyen kılıç savurma mekik ve aynı zamanda şınavın da farkındaydı ancak onlar bu koşu kadar asla can yakmıyordu. Bacaklarının şuan neredeyse eridiğini hissediyordu Kung Lao.

Bunu anlatması bir miktar zor olsa da Kung Lao bir anda durdu, nefes nefeseydi ancak bedeni son derece dikti, [Cenneti Koklayan Burun] tekniği tanımadığı yabancı kokular almıştı ve bu onu son derece meraklı hale getirmişti.

‘’Aslında kısacık bir mola hiç de fena olmazdı.’’ diye düşünen Kung Lao kokunun yayıldığı yöne doğru baktı, elbette ki hiçbir şey göremiyordu. [Cennet Koklayan Burnu] o kadar uzaktan koku alıyordu ki bu Kung Lao’nun en sonunda meraktan delirmesine bile neden olmuştu.

‘’Bu kadar güzel kokan şey ne olabilir ki?’’ diye düşünen Kung Lao en sonunda koşmaya karar verdi ve adımlarını hızlandırdı. Aynı zamanda kokunun keskinliği arttıkça enfes kokunun ne olduğunu daha da merak eder hale gelmişti.

‘’Sanki süt gibi kokuyor ancak değil. Nıeeff… Hayır daha bir yoğun kokusu var. Süt olmuş olsa bu kadar yoğun kokmazdı. Ancak nedir ki bu? Ne olduğunu kesinlikle görmem lazım!’’(d.n bence sütlaç)

Kung Lao’nun koşuşturması devam etmişti. Bu esnada önünde de yaklaşık bir düzine kadar insan karınca kadar da olsa belirmeye başlamıştı. Kung Lao insanların ne yaptığını hiç m hiç umursamadı. Onun için önemli olan şey şuan için bu cezbedici kokuydu.

Hatta minik Gungu bile kokuyu almıştı ve elindeki taşı doğrudan Kung Lao’nun cebinden fırlattı. Ağzının suyu hafifçe akmaya başlamış, Kung Lao’nun cebini ıslatmaya koyulmuştu. İkilinin aç bakışları o kadar keskindi ki, gören kişi yıllarca taş yemiş sanabilirdi.

‘’Sence nedir Gungu? Bence şöyle en güzelinden bir kaz eti olabilir!’’

Gungu sadece bakmıştı, bu dünyaya geleli bir ay ancak olmuştu ancak şimdiden bir çok lezzeti tatmıştı. ‘’Bence kesinlikle koyun eti! Bu kadar güzel başka ne kokabilir ki!’’

İkilinin ağzının suyu, Kung Lao koşarken ağızlarından dışarıya doğru akıyordu. Bu esnada karınca gibi görünen bir düzine kadar insan yavaş yavaş belirginleşmeye başlamıştı. Kung Lao bu insanları hiç tanımıyordu ancak yakınlaştıkça kokunun merkezinin burası olduğunu da fark etmişti. Bir kişi elinde tutmuş olduğu kabı sonuna kadar sımsıkı tutuyordu ve geriye kalan kızlı erkekli grup ise bu kabın peşinden koşuyordu.

Kung Lao yaklaştıkça kabın içindeki koku da daha derin hale gelmişti. Buda karnının acıkmasına neden olmuş kabın içindekini yeme fikrini daha da güçlendirmişti.

‘’Yardım edecek kimse yok mu?!’’

Ön tarafta elinde bulunan kabı sımsıkı tutan çocuk çığlıklar eşliğinde bu sözleri söylediğinde Kung Lao bir şeylerin ters gittiğini çoktan anlamıştı.

‘’Lütfen yardım edin! Beni bu zalimlerden kurtaracak hiç mi kimse yok!’’

Kung Lao bu çocuğun neden bu şekilde bağırdığını anlamamıştı. İlk gördüğünde bunların bir grup oyun oynayan çocuk olduğunu zannetmişti. Sonuçta kendi yaşıtları arasında halen daha oyun oynamak son derece normaldi.

‘’Buraya gel ve o elindeki bize ver piç kurusu! Hırsızlığının cezasını ödeyeceksin!’’  Tamda Kung Lao bunları düşünürken, bir anda çocuğun teki eline almış olduğu taşı karşıdaki yardım isteyen çocuğa doğru fırlattı. Çocuğun elinden çıkan taş son derece hızlıydı ve doğruca karşısında halen daha koşmakta olan çocuğun kafasına gelmişti.

Çocuk taşı kafasına yediği anda bir afalladı ve elindeki kutuyu neredeyse düşürecek hale geldi. Uzun siyah saçları bir anda koyu kırmızı bir hal almaya başladı. Tam da bu sırada çocuk Kung Lao’yu gördü ve gözleri yaşlı bir şekilde ‘’Yardım Et! Ne olur beni bu zalimlerden kurtar!’’ diye bağırdı.

Kung Lao bu sahneyi gördüğünde aklına direkt olarak Tengri Klanının sadece yarım döngü öncesinde kendisine yaptıkları geldi ve bir anda bu konuya istekli hale geldi. ‘’Bunlarda kim?’’ diye çocuğa sorusunu yöneltti.

‘’Bun…Bunlar Tengri Klanının piçleri! Anneannemin en sevdiği yiyeceği benden almak istiyorlar!’’

Kung Lao sadece bu kelimeleri duyduğunda bile bedeni kavga etmeye hazır hale gelmişti.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1316

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1117

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 930

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 851

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 737

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 690

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 667

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 572

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 540

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 435

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 209

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 193

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 146

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 83

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 71

Site İstatistikleri

  • 17071 Üye Sayısı
  • 470 Seri Sayısı
  • 22917 Bölüm Sayısı


creator
manga tr