Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Angoria - Angoria Bölüm 126: Kaç Kişi Katılmak İstiyor?


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


Kung Lao’nun yaralarına bakımı en sonunda bittiğinde, küçük Lao neredeyse bayılmak üzereydi. Hatta bu durum öyle bir şekildeydi ki, Kung Lao’ya bakmak isteyen insanlar o kadar acıyacaktı ki bir günlüğüne bütün Angoria’yı devretme kararı bile alabilirlerdi.

‘’Çok acıyor ulan!’’

Haykırmış olduğu bu kelimeler ile birlikte biliyordu ki acısı dinmeyecekti ancak içindeki nasıl bir umut ise bunu bile denemişti. Bu esnada minik Gungu da kendisinde adeta çığır açmıştı, sanki bu zamana kadar hep avlanıyormuş gibi birden içinden devasa bir avcıyı çıkarmış ve önüne gelen avları avlamıştı. En son gözüne kestirdiği bir avı görünce gözleri fal taşı gibi açılmış ve bunu kesinlikle avlaması gerektiğini düşünmüştü.

Kung Lao, Gungu’nun ne avladığını elbette ki bilmiyordu. Açıkçası pek de önemsemiyordu bu durumu, ona göre yemeğini bulduğu sürece ne yediği önemli değildi. Hatta yaralarını sararken ‘’Param gitmesinde gerekirse leşleri yesin…’’ diye bile düşünmüştü. Gungu’yu doyurmak cidden çok zordu ve bunu en iyi Kung Lao ve birde Badem Çiçeği Quelty bilir hale gelmişti.

Kung Lao bu süreç içerisinde güç bela da olsa, keçinin yanına doğru ilerleyebildi. Masum keçi daha Kung Lao’yu fark ettiği anda ölmek istedi, bu garip insanın kendisine şimdi ne yapacağını kim bilebilirdi ki?

Kung Lao keçiye doğru gitti ve daha sonrasında güçlü bacaklarıyla bir kez zıpladı, zarif bir zıplama sayılmazdı ancak o anki duruma tam uyuyordu. Tek bir zıplayışla dört metre boyundaki keçinin sırtına binivermişti. Keçi daha Kung Lao bindiği anda sırtındaki kürkünü kesmek istedi, bunun gibi iğrenç ötesi bir canlıyı taşıdığı için kendi asaletinden utanır hale gelmişti. O bunları yaşayacak ne yapmıştı ki?

Öncesinde şirin kuyruğu kopmuştu, ardından da bu insan evladıyla karşı karşıya gelmişti. Bu insan çocuğu onu bir güzel soymuş üstüne birde kan sözleşmesi yaptırmıştı. Bu nasıl kabul edilebilir bir kaderdi ki?

Kung Lao parmağıyla bir yeri işaret etti ve daha sonrasında ‘’Şu tarafa doğru ilerle, dur dediğimde dur.’’ dedi ve daha sonrasında ise gözlerini kapattı. Zaten fazla bir gücü kalmamıştı, bundan ötürü de her hareketine dikkat etmesi gerekiyordu.

Keçi ne yaparsa yapsın vermiş olduğu kan yemininden ötürü bir gram sesini çıkartamadı ve tıpış tıpış o bölgeye doğru ilerledi. Kung Lao bu esnada ise meditasyon yapıyordu ve yeni atlamış olduğu Temel Kaynak Aleminin Sekizinci Düzeyi ile ilgili araştırmalar yapıyordu.

Kısacık süreç sonrasında Kung Lao ‘’Dur!’’ diye seslendi. Keçi de bunu uygulayarak durdu ve daha sonrasında ise, ikili beklemeye koyuldu. Kung Lao ise zihnini Gungu’ya doğru yönlendirerek ‘’Haydi bence yeterince beslendin, gitme vakti geldi…’’ diye bıkkın bir sesle konuştu.

Gungu’dan ise isyankar bir hava yayılmıştı ortaya ‘’Ne! Ama daha son avımı yakalamadım ki! Hey ayrıca karnın aç mı abi? Senin içinde bir şeyler yakalamamı ister misin? Bu avlanma işi çok güzelmiş!’’

Kung Lao bunun olacağını biliyordu ancak ne yaparsa yapsın bu kelimeleri duyunca dayanamadı ve alnını tokatladı. Gungu denen canlının doymak bilmez iştahı her şeyin ötesine geçebilirdi…

‘’Vaktimiz yok hadi çabuk gel!’’

Kung Lao’nun bağırmasıyla birlikte Gungu daha fazla üstelemesinin bir anlamı olmadığını düşünerek sustu ve ‘’Tamam geliyorum!’’ diye bağırdı. Zihninden geçen hafif yorgunluk hissi ile bir şeyler yaptığı zaten belliydi.

Kung Lao bu esnada beklemeye başladı ve bu süre önce bir tütsü süresi sonrasında bir yemek süresi ve hemen ardından da iki yemek süresini kovaladı.

En sonunda Gungu geri döndüğünde Kung Lao’nun elbette ki gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Bu gördüğü manzara karşısında başka ne yapabilirdi ki?

Minik Gungu’nun hemen arkasında birkaç sarmaşığa tutturulmuş bir devasa Timsah Kuşu görülebiliyordu. Ağırlığı en azından bir tona yakın olan bu kuşun her zerresi elbette ki para ediyordu. Kung Lao parayı çok sevdiğinden çoktan ne kadar kazanç sağlayabileceğini düşünmüştü bile.

‘’Gagası, lambaların yakımın da kullanılıyor ve son derece elit kesime hitap ediyor. En azından üç sarı kaynak altını olmalı.’’

‘’Bu görünen pullu tüylerin ise tane başına bir yeşil kaynak gümüşü edeceğine eminim! Burada en azından binlerce tüy olmalı! Buda benim en azından on sarı kaynak altını elde edeceğimi gösterir!’’

‘’Ayakları da son derece değerli bir düşüneyim… Hatırladım! Timsah Kuşunun ayakları Yanan Ova Kurtlarının bir numaralı yiyeceği! Geçmiş hayatımdan elit kesimlerin Yanan Ova Kurtlarına sahip olabildiğini düşünürsek… En azından 10 Sarı Kaynak Altını da bu eder!’’

Kung Lao’nun bu hesabını emin olun anlatması çok zor, kafası o kadar hızlı çalışmaya başlamıştı ki; yanında bulunan minik Gungu bile bunu daha fazla kaldırabileceğini sanmıyordu. En sonunda dayanamadı ve yanında getirmiş olduğu kuşu yemeye başlamıştı. Bu esnada da Kung Lao hesabını bitirmiş ve Gungu’yu Timsah Kuşunu yerken görüntülemişti. Birden nereden geldiği belli olmayan bir enerji ile Kung Lao kendisini yere fırlattı ve minik Gungu’nun kafasına bir tane şaplak vurdu.

Elbette ki bu ikisinin de canını acıtmıştı. İkisinden de çıkan “Ah!” sesleri ile birlikte ikisi de yaralarını ovuşturmuştu.

‘’Önce bir dur da şunun gagasını tüylerini ve ayaklarını keseyim! Hem bunu tümden yersen zehirlenirsin!’’

Bu Kung Lao’nun o an için uydurmuş olduğu bir yalandı ve Gungu’ya bakarsanız onun için bu yalan hiç de sorun değildi. Gungu Kung Lao’nun sabırla tüylerini yüzmesini, gagasını kesmesini, ayaklarını kesmesini izledi. Bu süreç sona erdiğinde ise bir anda koca kuşa dadandı.

Kung Lao bir anda aklına gelen fikirle kuşu parçalara ayırdı, iyikide ayırdı. Gungu'nun minicik ağzı bir saniye bile boş durmazdı. Parçalara ayırmasaydı yolculukları boyunca Gungu aç kalırdı ve en sonunda altlarındaki keçiyi dahi yemeye çalışırdı…

Kung Lao, keçi yenilince neler olacağını da çok iyi biliyordu. Bir kere buna gönlü asla izin vermezdi, altın akıtan keçisini nasıl olurda ölümün kollarına bırakabilirdi ki? Kendisine küçükken hep anlatılmış olan bir hikayenin kahramanı zannetmeye başlamıştı kendini. Elinde bir sopası olan ve keçisiyle devasa hamam böceklerini köyden def eden bir çoban…

Kung Lao bu hikaye aklına geldiğinde sadece gülümsedi ve ‘’Hadi lan oradan…’’ diye mırıldandı. Üçlünün seyahatleri son derece basit ilerliyordu. Kung Lao’nun hafızası son derece iyi olduğu için çoktan geri dönüş yolunu hatırlamıştı ve eliyle işaret ettiği bölgeye doğru keçiyi sürüyordu. Keçide her ne kadar küfretse de kendisine, kan sözleşmesinden ötürü istediğini yapıyordu.

Kung Lao’da bu yolculukları sırasında daha fazla dayanamamış ve kendisini baygın bir vaziyette bulmuştu. Elini kaldıracak dermanı kalmadığını hisseden Kung Lao daha fazla dayanamayarak yolu Gungu’ya anlatmış ve keçiden Gungu’nun sözleri ile devam etmesini istemişti.

Yine bu konuşmada elde ettiği şeyler arasında Kaynak Canavarlarının kendi arasında konuşabilmesi vardı. Kung Lao şahsen bunu yadırgamamıştı, sonuçta Gungu zeki bir canlıydı ve bundan ötürü de zaten zihnen konuşabiliyordu. Neden gidip diğer kaynak canavarlarıyla farklı iletişim yollarıyla konuşmasındı ki?

***

Üç Dalga Krallığı’nın doğu kanadında minik bir oda içerisinde çalışan iki kişi, dört gündür aralıksız çalışmaktaydı. Bütün gün çalışmalarına rağmen halen daha işlerini bitirememişlerdi, buda onlarda deliliğe neden olmuştu. İçilen çayların haddi hesabı yoktu ve kimi zaman enerjileri yerine gelsin diye enerji verici yemekler dahi yiyorlardı.

‘’Daha kaç tane mektubu böyle açmak zorundayız Zi Kung! Lanet olsun eve gitmek istiyorum artık!’’

Sitemde bulunan kişi mektupları açmakla görevli olan Ju Gongman’dan başkası değildi. Son dört gündür aralıksız elinde mektup açacağı ile birlikte başvuru mektuplarını açıyordu ve hemen yanında bulunan Zi Kung’a veriyordu.

‘’Nereden bileyim ben! Bende eve gitmek istiyorum ve kollarımın artık çalışmamaya yemin edeceğinden eminim ancak bu kralın bize vermiş olduğu bir görev! Şuna baksana! Önümüzde daha kaç çuval var? Bunları bitirmezsek ne olacağını biliyorsun değil mi?’’

Ju Gongman çok iyi biliyordu, emre itaatsizlikten ötürü kesinlikle idari bir ceza alacaklardı ve en hafif idari ceza bile ailesinin aç kalmasına yetecek düzeyde olacaktı… Ju Gongman kafasını hızlıca aşağıya indirdi ‘’Biliyorum…’’ diye bıkkın bir sesle konuştu.

İkili bu görevi yapmaya mecburdu. Üstelik sadece ikisi de değildi, doğu kanadında bulunan onlarca kişi onların yaşamış olduğu durumu yaşıyordu. Bu son derece normaldi, Üç Krallığın en büyük turnuvası kapısını insanlara açmıştı ve bundan ötürü de herkes katılmak istiyordu.

‘’Bir şey soracağım Zi Kung, sence bu yıl kaç kişi katılmak istiyor? Geçen yıl sadece bin kişi vardı ve yarım gün bile sürmemişti?’’

Zi Kung cevaplarken hiç vakit dahi kaybetmedi elinde bulunan mührü bir başka kağıda doğru götürdü ve onayladığını belli etti. ‘’En azından bir on bin kişinin katılmasını bekliyorum. Belki daha da fazlası olabilir…’’ Ardından işinin başına döndü ve tekrar kağıtların üstüne mühür basmaya devam etti.

Ju Gongman bu sayıyı duyduğunda ağzı açık kalmıştı, koskoca on bin kişi ve bir kazanan olacaktı. Nasıl olurdu da heyecanlanmazdı ki, ‘’Duyduğuma göre senin ufaklıkta bu turnuvaya katılıyormuş doğru mudur?’’ diye tekrar bir soru yöneltti.

Zi Kung bu soru üstüne sinirlendi ve cevaplama isteği duymadan ‘’İşine baksana sen! Gün sonunda gelen denetleyicilerin bir gün daha bizi burada tutmasını mı istiyorsun? Emin ol öyle bir şey olursa bütün işi senin üstüne yıkacağım!’’

İkili tekrar işlerinin başına döndüklerinde çoktan akşamı etmişlerdi ve denetlemeye gelenler bu ikilinin bir gece daha burada çalışmasında karar kılmıştı. Hal böyle olunca da Zi Kung bütün işi söylediği gibi Ju Gongman’ın üstüne yıkmıştı ve en sonunda kendisi de sıcak yatağına doğru ilerlemişti.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1107

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16573 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22353 Bölüm Sayısı


creator
manga tr