"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Angoria - Angoria Bölüm 124: Cennet Işığı


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


Kung Lao’nun üç tarafı da çevrilmişti, elinde kılıcı dahi yoktu ve zaten kılıcı taşıyacak gücü dahi bulunmuyordu. Sağ omzuna yemiş olduğu oktan halen daha kan sızıyordu ve kolunu her oynatışında canı yanıyordu.

Kendisine doğru gelen bir kılıç, bir ok ve bir de uçan hançeri fark etmiş olsa da Kung Lao’nun kılını kıpırdatacak hali yoktu, bedeninden her saniye boşalan kan ile birlikte Kung Lao’nun iradesi de düşüyordu.

Bedeninin içine giren ok ile birlikte Kung Lao bir adım arkaya doğru geriledi. Bu sefer de sol omzuna girmişti, Kung Lao’nun oku kırmaya bile takati yoktu. ‘’Öleceğim…’’ diye düşündü Kung Lao, tüm bedeninin yavaşça solduğunu bile hissetmeye başlamıştı. Hatta cebindeki minik Gungu bile bu acıyı tekrar hatırladı, minik bedenindeki kalp sanki birisinin avuçlarına doğru ilerlemiş gibi hissediyordu.

‘’Abi?’’

Kung Lao zihninde duymuş olduğu sesin kime ait olduğunu pekala biliyordu. Gungu’dan başkası olamazdı bu sesin sahibi, ‘’Efendim…’’ diye yorgun bir sesle yanıtladı. Gungu’dan ise bunu karşılığında hiçbir cevap gelmemişti.

Gungu ile kısacık bir konuşmadan sonra, Kung Lao’nun zihni ölüm anına yaklaştığı için daha da hızlı çalışmaya başlamıştı, etrafındaki zamanın daha da yavaşladığını hissediyordu. Bacakları sürekli olarak titriyordu ve kendisine hakim olamadığını düşünüyordu. Arkasından ve önünden gelen kılıç ile hançerin yol hatlarını dahi görüyordu. Etrafındaki havanın bükülmesini dahi algılıyordu, ancak bedeninde bunları karşılayabilecek gücü bir türlü bulamıyordu.

‘’Abi savun!’’ diye Gungu zihninde bağırıyordu ancak Kung Lao’nun bunu yapabilecek gücü dahi yoktu. Bedeni tarafından otomatik olarak çekilmeye devam eden Kaynak Enerjisi onu daha da takatsiz bırakıyordu.

‘’Burada mı öleceğim? Yalnız başıma kimse yanımda dahi olmayacak mı?’’ diye düşündü Kung Lao, içi son derece buruktu ‘’Öldüğüm zaman cenazeme gelecek olan kişi sayısı bir elin parmağını bile geçmeyecek…’’ diye düşündü. Kendisini bu kadar çaresiz hissettiğinde ne olmuştu?

‘’En son bu kadar çaresiz olduğumda Kral Ocahs balığı beni midesine indirmek üzereydi… Ancak orada bile bir umut görebilmiştim.’’  diye düşündü, umutsuzluğun gerçekte ne olduğunu şimdi daha da iyi anlayabilmişti.

‘’Daha Angoria’nın A’sını dahi elime geçirememişken düşmüş olduğum hale bak…’’ diye düşündü Kung Lao, bu esnada kılıç da sırtına doğru iyice yaklaşmıştı. Kung Lao’nun kafası karışıktı, kılıcın sahibi kendisine saplama hareketi mi uygulayacaktı? Yoksa basit bir kesme hareketi mi? ‘’Hangisi daha hızlı öldürür ki beni?’’ diye düşündü Kung Lao…

Bu esnada abisinin daha da umutsuzluğa doğru sürüklendiğini ve öldürülmeye bir adım daha yaklaştığını fark eden Gungu daha fazla abisinin cebinin içinde durmasının anlamsız olduğuna kanaat getirmişti. Hızla dışarıya çıktı ve seçim yapması gerektiğini fark etti.

Hangisine giderse gitsin Kung Lao bir şekilde ölecekti ve Gungu bunun olmasını istemiyordu. ‘’Abi! Badem çiçeğinin yanındayken ölüm eşiğine gelmiştin hatırlıyor musun?’’

‘’İşte o sırada bende o acıyı hissettim! Ölemezsin abi!’’ diye zihnine doğru bağırdı. Ancak Kung Lao bunların sadece yarısını anlayabilmişti, zaten bembeyaz olan suratı kemik kadar beyazlamıştı.

‘’Yaşamaya çalış!’’ diye bağırdı Gungu ardından da kılıca sahip olan adamın üstüne doğru atladı. Daha atlar atlamaz tüm bedenindeki tüyleri sertleştirdi, bu onun için son derece basit bir işlemdi. Hatta Gungu bunu zahmetsizce yapabilir ve tüm gün bununla dolaşabilirdi.

‘’Ah! Buda neyin nesi!’’ diye kılıçlı adamın bir anda sesi duyuldu. Kılıçlı adamın anlık bağırmasıyla birlikte saldırısını iptal etmesi bir olmuştu. Gungu bu duruma sevinmiş olsa da şuan için zafer nidası atmanın hiç ama hiç zamanı değildi.

Elinin tek bir darbesiyle kendisini yere doğru fırlatmıştı ve tekrar kılıcını Kung Lao’ya doğrultmuştu. Kung Lao, Gungu’nun kendisi için yaptıklarını görmüş ve içten içe hüzünlenmişti. ‘’Keşke benim yerime başkasıyla bağını kursaydın…’’ diye düşündü. Aralarındaki bağlantıdan korkusunu hissedebiliyordu.

‘’Ölemezsin! Ölmek istemiyorum, pes etme!’’ diye bağırışlarını sürdürdü, bu esna da ise kılıç tutan adam saldırısını gerçekleştirmek üzereyken Kung Lao’nun bedenine doğru çıktı ve adama doğru zıpladı. Bunların hepsi bir anda olduğu için bunları açıklaması zaman asla da Gungu kuyruğunu sallayışıyla birlikte hem uçan hançeri engellemiş hem de kılıcın saldırısını bloke etmişti.

Kung Lao’ya doğru gelen bir başka okun ise hızlıca önüne doğru atladı ve bedenini etten bir duvar gibi kullandı. Kung Lao bu durumların hepsini izlemeyi sürdürdü, ‘’Kaderimde bu kadar yaşamak varmış demek…’’ diye mırıldandı.

Gungu bir başka saldırı dalgası esnasında hemen saldırıya geçti ve tekrar bedenini etten bir duvar gibi kullanmaya başladı, hızı son derece muazzamdı. Belki de son hızını kullanıyordu, bedenine değen ok kürkünden hızla sekmişti bile, diken denizi içinde ok bile fazla barınamamıştı.

Kuyruğunu tıpkı bir kalkan gibi kullanıyordu Gungu, her seferinde hem uçan hançeri hem de kılıcı engellemeyi başarmıştı kuyruğuyla, demir gibi sert olan kuyruğu karşısında silahlar bile zor zamanlar geçirmeye başlamıştı.

‘’Şu sincabı öldürün önce!’’ diye bağırdı içlerinden uçan hançer kullanıcısı olan, hepsinin gözleri Gungu’ya doğru kaymıştı. Gungu bunun olacağını başından beridir hesap etmişti, ‘’Yaşaman gerekli abi!’’ diye bağırışlarını sürdürüyordu. Minicik kalbinin çoktan birisi tarafından ezildiğini dahi düşünüyordu.

Bu esnada ise Kung Lao daha fazla ayakta kalamadı ve kendisini yere bıraktı. ‘’Kaderimin bu olduğuna inanmıyorum!’’ diye düşündü Kung Lao, ‘’Kaderimde tüm Angoria’yı yönetmek var! Ben böylesi sefil bir yerde ölecek birisi değilim!’’ diye de düşünüyordu.

‘’Kendi kaderimi kontrol mü etmem gerekiyor illaki? Tanrılar bana yardımcı olamıyor mu fatih olabilmem için? Tamam o zaman bende kendi kaderime şekil vereceğim! Sizin kontrolünüz olmadan ilerleyeceğim!’’

Kung Lao bu sözleri söylüyordu çünkü içi adeta yanmıştı, Gungu biricik kardeşi; onun adına savaşıyordu ve zihnine halen daha yaşaması için bağırıyordu. Bu onu nasıl olurdu da etkilemezdi ki?

‘’Buradan kurtulacağız!’’ diye Gungu’ya yönlendirdi düşüncesini, zihni halen daha son derece ağırdı ancak iradesi kendisine gelmişti. ‘’Ne olursa olsun burada birlikte ölmeyeceğiz!’’

Kung Lao’nun iradesi geldiği anda Gungu’ya olan saldırıların hızı da eşit oranda arttı. Direkt olarak öldürmeye yönelik oynuyorlardı, ancak Gungu’nun savunması bir kale savunmasına eşdeğer düzeydeydi, hangi saldırı gelirse gelsin ya kürkünden sekiyordu yada kuyruğu ile kendisini savunuyordu. Yer yer dişler ile rakiplerine saldırıyordu ve onların canını dahi yakmayı başarıyordu.

‘’Öl!’’

Bağırma ile birlikte sıska okçu elindeki bir sıvıyı sadağındaki oklarına döktü, dökmesiyle birlikte okları parıldamaya bile başlamıştı. Hemen ardından ise yayına hızlıca bir şeyi bağladı ve okunu yayından fırlattı.

Ok yaydan çıkarken minik bir kıvılcım çıkarttı, çıkan kıvılcım ile birlikte hızla başlığı alev aldı ve ilerlemesini sürdürdü. Gungu ne olduğunu anlayamamıştı ancak çokta umurunda değildi, ona zarar vermeyeceğini çok iyi biliyordu zaten…

‘’Swosh!’’

Ok hızla Gungu’ya doğru çarptı ve ardından ise her zaman olduğu gibi geri sekti, ancak sekme esnasında üstündeki sıvıyı Gungu’nun bedenine doğru fırlattı ve alevlerde onu takip etti.

Gungu’nun bedenine değdiği anda alevler daha da arttı ve Gungu’nun seyrek olan kürkünde bir güneş doğuyordu.

‘’Squick!’’

Gungu bir anda alev alan kürkü ile ne yapacağını şaşırmıştı. Bu anlık acıyla birlikte hemen kendisini yere attı ve yanan bölgeyi yere doğru getirtti. Kendisini yerde sürekli döndürerek ateşin sönmesini istedi.

Ancak ne yaparsa yapsın bir türlü sönmedi, hatta daha da artmıştı. Gungu’nun derisi şimdilik bu alevlerden etkilenmiyordu, ancak bunun çok yakında sona ereceğini de biliyordu. İstemsiz abisine de baktı, ara ara hareket ediyordu ancak çoğu zaman hareketsizdi.

Kung Lao bedeninin neredeyse eridiğini hissediyordu, şuan bir tofudan farksızdı ve her saniye bu tofu adeta çamura dönüşüyordu. ‘’Bedenim hafifliyor! Ancak kaynak gücünün eksikliğinden ötürü hareket edemez hale geldim!’’

Kung Lao bu durumda daha ne kadar kalacağını bilemiyordu, bedeni mediatif oturuşa bile geçmesine izin vermiyordu. Sırf bundan ötürü ise sadece sırt üstü durabiliyordu.

‘’Kaynak gücümü yenilemem gerekli!’’ diye düşündü Kung Lao, şuan tüm kaynak gücü [Bulutların Üstünde] tekniğine harcanıyordu, bunu telafi etmesi gerekiyordu. Bedenini zorla oturtmaya çalıştı. Bir iki sefer kolunun üstünde durmayı bile başarmıştı ancak bu yaptıklarının hepsi sadece boşa harcanan zamandan başkası değildi.

Kung Lao, Gungu’nun çığlıklarını duyduğu anda kafasını o tarafa doğru çevirdi, küçük yanan bir top haline gelmiş olan Gungu ile karşılaştığında ise bedenini büyük bir korkunun sardığını hissetmişti.

Korku ile birlikte gelen sinir de muazzamdı, ‘’Sizi piçler! HEPİNİZİ TEK TEK ÖLDÜRÜCEM!’’ diyerek içindeki siniri dışarıya doğru haykırdı. ‘’Ne yapmalıyım?’’ diye zihnen düşündü, kafası şuan da normalden birkaç kat daha hızlı çalışıyordu ve bir anda aklına geldi!

Pis kokan kadının yüzüğünden bulmuş olduğu ‘’Cennet Işığı’’ adlı hapı düşündü. Hızlıca yüzüğünden çıkardı ve hap kısa sürede elinde düştü, Kung Lao bedenini zorla harekete geçirmeye çalıştı. Tüm bedeni titriyordu, hatta öyle ki bedenindeki titremeden deprem olduğu bile hissedilebilirdi.

Kung Lao en sonunda hapı dilinin altına koyduğunda ise hap sanki ağza girmek istiyormuş gibi anında çözünmüştü. Kısa sürede yemek borusundan geçmiş ve midesine oradan da tüm damarlarına akın etmişti.

Kung Lao’nun bedenine giren Cennet Işığı hapı anında etkisini göstermeye başlamıştı. Sadece üç nefes içerisinde phialamına ulaşmıştı ve bedenindeki enerji bu bölgeden kaynak damarları sayesinde tüm vücuduna doğru akın etmişti.

Ancak Kung Lao bir anda bir şeyin farkına varmıştı. ‘’Phialamımdan çıkan kaynak gücü çok fazla… Bir saniye! Sadece bu kadar değil ki?’’

Gerçekten de sadece bu kadar la sınırlı değildi, tüm vücudu yenileyen bir özelliğe sahipti. Üstelik Kung Lao’da bunun sadece minik bir kısmı etkili oluyordu, şuan bir darboğazdaydı ve sırf bundan ötürü bedeni kaynak gücünün emilimini, çok zor yapıyordu.

‘’Ana damardaki tıkanıklık yüzünden akan Kaynak Gücü çok zayıf!’’ diye düşündü Kung Lao kendisini sadece on nefes sonrasında daha da iyi hissetti, bedenindeki titremeler zayıflamış ve kasları daha da iyi hale gelmişti.

Hemen bedenini zorladı ve bacaklarını lotus pozisyonuna getirdi. ‘’Bedenimdeki kaynak gücünü dolaştırarak zorlamaya başlasam ne olur?’’ diye düşündü Kung Lao, hemen buna odaklanmıştı bile.

Kung Lao’nun yapmış olduğu şey deliği tıkanan bir tuvaletin üstünün zorla kapatılarak baskı yapılmasına benziyordu. İyice sıkışan tuvalet daha sonrasında ağzı açılarak yüksek miktarda su dökülürdü ve tuvaletin açılması sağlanırdı.

Aynı mantığı kendisine uygulayan Kung Lao, hızla bedenine akan kaynak enerjisini kesti, tıpkı bir baraj gibi önüne set dizmişti ve kaynak gücü hızla sıkışmaya başlamıştı bile…

Derin bir nefes alan Kung Lao’nun gözlerinden kararlılık okunuyordu, zorla sıkıştırmış olduğu kaynak gücü içinde birikiyordu ve ana damarına baskı oluşturmaya başlamıştı. Kung Lao kaynak damarlarının patlayacağını bile düşünmüştü, ancak bunu yapmaktan bir an bile vazgeçmeyi asla düşünmemişti.

‘’Zaten ölüm kalım savaşı veriyoruz! Şimdi dönersem kaderimi nasıl kontrol edebilirim!’’

Bedenindeki kaynak damarı en sonunda sınıra ulaştı ve ‘’Badum!’’ diye bir ses içinde yankılandı.

Ancak bu ses baskıya nazir olmuş kaynak damarından gelmemekteydi, phialamından gelmekteydi…

‘’Badum!’’

‘’Badum!’’

Phialam kalp gibi atmaya devam etti, Kung Lao’nun bedeni muazzam bir acı dalgasıyla yüzleşmeye başlamıştı. Tüm bedeninin felç geçirdiğini fark etti, kendi kaderine sırf bundan ötürü daha önce kendisinin bile kullanmamış olduğu yeni küfürler ederek küfretti!

Tüm vücudunun felci ile birlikte en sonunda öleceğini biliyordu. Bu esnada gözlerini Gungu’ya doğru döndürdü, yapabileceği tek şey sadece Gungu’ya bakmaktı ve oda şuan bundan başka bir şey yapmıyordu.

Gungu sürekli olarak alevler ile boğuşuyor ve aynı zamanda savunmaya devam ediyordu, her tarafı yaralarla kaplıydı ve kürkünün büyük çoğunluğu kaybolmuştu. Zar zor nefes alabiliyordu ve bacaklarında bir titreme söz konusuydu.

Kung Lao, Gungu’ya baktıkça içinin acıdığını ve kalbinin ezildiğini hissediyordu, bu duygular ile birlikte fark etmeden gözünden yaşlar akmaya başlamıştı. ‘’Eski hayatımda da bir kardeşe sahiptim, ancak onu hiç bu kadar sevmemiştim… Kendi öz kardeşimden daha yakın olan bu hayvan şuan ölmemem için dövüşüyor ve ben sadece ona bakabiliyorum…’’ diye düşündü.

Bedenine bir anda muazzam bir ateş dokundu, Kung Lao bu ateşin neyden ötürü olduğunu bilmiyordu ancak, bedenine gelen bu ateş hafifçe kendisine getirmişti. Çok ama çok daha fazla kaynak gücünün bedenine aktığını hissedebiliyordu. Hatta öyle ki Phialam bile tamamen ağzına kadar doluydu.

Kung Lao’nun bu durumda ne olacağını bilmesi çok ama çok doğaldı.

‘’Bom!’’

Phialam büyük bir gümbürtüyle birlikte etrafa sarımsı bir sis bulutu çıkardı. ‘’Dar boğaz…’’ diye düşündü Kung Lao.

Ancak bunu sorgulamadı bile, çoktan temel kaynak aleminin sekizinci düzeyine ulaşmıştı. Bedeninde ki tüm kaslar sanki yeni doğmuş gibiydi ve kendisine gelmişti. Kung Lao bedenini hemen ayağa kaldırdı, zor olmamıştı kendisi için, çoktan [Bulutların Üstünde] tekniğinin yüzde sekseni hazır hale gelmişti. Şimdi sadece minicik bir bebek kadar ağırlığa sahipti.

Ayağa kalkar kalkmaz [Sismik Adımlar]ı kullandı ve hızla Döneyan’ın yanına doğru ilerledi, tek bir hamlede yerden kaldırdı ve daha sonrasında da hiç hız kesmeden Gungu’nun yanına doğru geldi.

Bedenine son derece fazla kaynak gücü depolanmıştı. Buda her hareketinin daha güçlü olmasına neden oluyordu. Elinde Kılıç bulunduran adama doğru ilerlediğinde, kılıcını o kadar seri savurmuştu ki, adamın tepki vermesi için çok geçti.

‘’Swosh!’’

Tek ve ince bir hareketle adamın kılıç tutan kolunu koparmıştı. Hemen ardından ise, suratına eklemiş olduğu eşsiz gülümsemeyle birlikte bir diğer kolunu da aynı nefes süresi içerisinde bedeninden ayırmıştı.

Adam en sonunda neler olduğunu anlayabilmiş ve çığlık atmıştı ancak çok geçti, bedeninden ayrılan iki koluda yere düşmüştü ve kendisine sadece kesilen kollarına bakmak kalmıştı. Hatta elindeki kılıcın nereye düştüğüne bile odaklanamamıştı.

‘’Bana ve kardeşime bunları yaparken çok iyiydiniz değil mi?!’’ diye Kung Lao haykırdı.

Tekrar [Sismik Adımlar]ı aktive etti ve bu seferde okçunun yanına geldi.

‘’Dur! AHHH!!’’ diye bir başka çığlık duyuldu. Okçunun bir bacağı çoktan bedeninden ayrılmıştı ve yere düşmüştü. Okçu da dengesini kaybetmiş ve düşmüştü, ‘’Durmak mı? Ne için? Sen durmuşmuydun kardeşim benim için savunurken!’’ yere düşen adamın kafasına bir tekme attı ve gözlerini uçan hançer kullanıcısına çevirdi.

‘’Hele ki sen! O hançeri her savuruşunda nasıl olur da kanını akıtırsın kardeşimin!’’

Kung Lao tekrar [Sismik Adımlar]ı kullandı ve uçan hançer kullanıcısına doğru ilerledi. Kaynak gücünün kök aleminin başlarında veyahut ortalarında olması onun için hiç önemli değildi, ‘’Bu gün burada en ama en acılı ölümü size vereceğimden emin olabilirsiniz! Kaçamazsın!’’ diye bağırdı.

Hançer kullanıcısı Kung Lao’nun muazzam hızına rağmen bir alem ondan üstündü ve bundan ötürü Kung Lao’yu çok rahatlıkla fark edebiliyordu. Kung Lao’nun kendisine doğru gelen saldırısını kolayca savuşturdu ve ‘’Beni o eziklerle bir tutma! Her hareketini görebiliyorum!’’ diye bağırdı.

Kung Lao sadece gülümsedi ‘’Oh demek görebiliyorsun! Birde bunu dene bakalım!’’

Bu sözlerden sonra Kung Lao [Sismik Adımlar]ın ikinci düzeni olan Güneşin Dokuz Dalgasını adımlarına ekledi, daha eklemesinin üstünden sadece iki nefes geçmişti ki, Kung Lao’ya tıpatıp benzeyen bir başka Kung Lao ortaya çıktı.

Hançer Kullanıcısının suratından aşağıya bir damla ter süzülüyordu. Bunu yapacağını biliyordu ancak nereden bakarsa baksın ikisi de aynı görünüyordu.  İki Kung Lao’da son sürat ilerlemesini sürdürdü, bu esnada ise hançer kullanıcısının son derece hızlı bir karar vermesi gerekiyordu.

En sonunda karar veren hançer kullanıcısı hançerini zinciri sayesinde salladı ve sadece vurmayı umut etti. Kung Lao zaten bunu yapacağını biliyordu, hatta bundan sonra ne yapacağını bile kesinleştirdi. Hemen kendisine doğru gelen hançeri kopyası ile yer değiştirmesi sonucu atlattı. Kopya kısacık süre içerisinde ortadan kayboldu ve hançer boşluğa doğru ilerledi.

Hançerin boşluğu yardığını fark eden kullanıcı hemen tekrar hançeri savurdu ve kendisine gelmesini sağladı hançeri eline alan kullanıcı bir yandan da zinciri tutmaya devam etti, ne çok sıkı nede çok gevşek tutuyordu.

Kung Lao bacaklarından güç aldıktan sonra havaya yükseldi ve elindeki kılıcı ile ilerledi. Kılıcının ağırlığını tek bir düşünce ile arttırdı ve daha sonrasında ise savurdu. Kılıcın ağırlığı bir anda artmıştı ancak bunun görüntüsüne etkisi çok ama çok azdı. İlk kez bu formu görenler farkı asla anlayamayacaktı.

Kılıç ile zincir çarpıştığı anda hançer kullanıcısı devasa bir ağırlığın üstüne bindiğini hissetti. Hatta bu ağırlık o kadar fazlaydı ki, elinde tutmuş olduğu zincir yavaşça kayıyordu ve zor tutuyordu.

Ancak zinciri tuttuğundan ötürü zincir darbeye daha narin hale gelmişti ve sadece bir nefes içerisinde zincir parçalara ayrılmıştı.

Elinde iki parça halinde bulunan zincire bakan kullanıcı, Kung Lao’nun kendisine doğru gelen kılıç darbesini son anda atlatmış ve hızla koşmaya başlamıştı.

‘’Kaçmam gerek!’’ diye düşünüyordu.

‘’Benden kurtulabileceğini mi düşünüyorsun? Ancak rüyanda!’’

Kung Lao bir anda elindeki Döneyanı yay ile değiştirdi ve ortasına bir ok yerleştirdi. Derin bir nefes aldı ve koluyla gerdirdi, Sadece bir nefes sonrasında oku yaydan bıraktı ve ok özgürlüğüne ve rakibini öldürme yoluna doğru ilerledi…

Kung Lao’nun [Cennet Koklayan Burnu] o kadar etkiliydi ki, Kung Lao kısacık çarpışmada rakibinin saç kokusunu ezberlemişti. Kafası içerisindeki radardan saçın kokusunu takip etti ve daha sonrasında ise yayını çekti.

Ok doğrudan adamın kafasına doğru girdi, adamın tek bir çığlık atmalık fırsatı dahi olmamıştı…

‘’En şanslısı sen oldun!’’ diye homurdandı Kung Lao.

Hemen arkasını döndü ve yerde acınacak bir halde yatan ikiliye baktı. Birisinin kolları kopmuştu, ötekinin ise bir bacağı. İkisi de avazı çıktığı kadar bağırıyordu ve Kung Lao kulağının parçalandığını hissediyordu.

‘’Bebek gibi ağlayıp durmanız ne kadar da can sıkıcı!’’

Hemen ardından elinde tekrar Döneyan ortaya çıktı ve tek bir düşünce ile kılıcın ağırlığını düşürdü. Her ikisine de dörder kesik atmış ve tüm uzuvlarını koparmıştı. En sonunda ise her ikisinin karnına hafifçe kılıcını sokmuş ve çıkarmıştı.

‘’Sanırım bu kesikler sizin gibi kök kaynak alemi hayvanlarını öldürmez, ancak dışarıdaki Kaynak canavarlarının dikkatini iyi çekecektir…’’ dedi ve bir kez daha onlara bakmadı.

Arkasından duyulan çığlıklar ile birlikte Kung Lao, Gungu’nun yanına çömeldi ve minik Gungu’yu ellerinin arasına aldı, neredeyse kürk denen hiçbir şey kalmamıştı, tüm bedeni çıplaktı ve yer yer kesiklerle doluydu ancak halen daha nefes alıyordu. Kung Lao, daha fazla dayanamadı ve göğsüne doğru Gungu’yu çekti, göz yaşları yanaklarını ıslatıyordu. ‘’Teşekkür ederim… bana tekrar yaşama isteği verdiğin için teşekkür ederim!’’ diye fısıldadı.

Gungu ise kolunu kıpırdatmaktan aciz bir haldeydi, göz kapakları ağır ağır kapandı ve karnı aralıklarla şişmeye başladı. Kung Lao’nun ise tekniği sonunda tamamlanmıştı ve daha fazla durması anlamsızdı, bir esinti ile birlikte havada süzülmeye başladı…


Aydehan Notu: Bu bölümün badiresi çok fazla oldu, önce çamaşır suyu içti ve kendisine sildi. Ardından ise bu yetmedi ve kendisini jiletledi, ki ben bundan ötürü çok korktum ancak elimden hiçbir şey gelemezdi. Tekrar yazmam gerekti ve yazdım. Angoria’nın ikinci kitabı da en sonunda finalini verdi, haliyle bende bir miktar ara vermek istiyorum. Acısıyla tatlısıyla 68 bölüm ikinci kitabı okuduk!

Bir sonraki kitabım doğrudan turnuva ile ilgili olacak ve zannetmiyorum ki hiçbir macera yaşanmamış olsun. Bakalım Üç Dalga Krallığındaki en büyük turnuva nasıl oluyormuş!

Hepinizi seviyorum ve sizlerin beni sevmediğini biliyorum… Neyse bu önemli değil üçüncü kitabı beklemede kalın!

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1338

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1132

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 707

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 577

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 464

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17755 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 24023 Bölüm Sayısı


creator
manga tr