Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Angoria - Angoria Bölüm 122: Benim Adım Kung Lao


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


‘’Sende kimsin lan?’’

Kung Lao bu sesi duyduğu anda neredeyse içeriye doğru bırakıyordu, ödü yerinden fırlamış ve alt ile üst organlar arasında mekik dokumuştu. Kung Lao sesin geldiği yöne doğru kafasını ağır hareketler ile çevirdiğinde, bir adamın arkasını kendisine doğru dönmüş olduğunu ve pantolonunun hafifçe sarktığını fark etmişti.

‘’Şu bendeki şansa bak! İşeyen biri tarafından yakalandım!’’ diye kendisine haykırdı Kung Lao, ‘’İki seçeneğim var…’’ diye düşünen Kung Lao daha hiç düşünmeden adama doğru ilerledi, ikinci seçenek daha mantıklısıydı. Adam kendisine fırtına gibi gelen Kung Lao’yu gördüğü anda ‘’Gençler! Çabuk gelin buraya!’’ diye bağırmıştı, bu esnada ise ellerini bir iki defa oynatmış ve pantolonunu tekrar sıkılaştırmıştı.

Millet sesi duyduğunda hemen o bölgeye doğru ilerledi, bu esnada Kung Lao’da ama doğru yöneldi, hızlıca ikili darbe alışverişinde bulundu ve Kung Lao ezici güç karşısında galip oldu. ‘’Kök Kaynak Aleminin sadece üçüncü seviyesinde…’’ diye düşündü Kung Lao, içten içe titriyordu.

Kung Lao yüzüğündeki kılıçları çıkarmak istemedi ve daha önce öldürmüş olduğu pislik içindeki kadının yelpazelerinden birisini çıkardı. İki farklı saplama darbesini adama doğru gönderdi. Ancak adam boş değildi, hızlıca sıyrıldı ve eline bir anda bir iğne geldi.

İğneyi Kung Lao’yu delecek şekilde sürekli olarak salladı, Kung Lao’nun üstün burnu sayesinde, radara benzeyen bir koku alma yetisi vardı. Buda elbette ki ona son derece büyük bir avantaj sağlıyordu.

İkilinin birbirine karşı yapmış oldukları karşılaşma son derece hızlı gelişiyordu, bu o kadar hızlıydı ki bunu anlatması bile son derece zordu. Ancak bu ikilinin çarpışması çoktan bir tütsünün yarısı kadar süre boyunca devam etmişti, hatta kendilerini o kadar çok kaptırmışlardı ki, Kung Lao daha fazla yelpazeyle durmasının anlamsız olduğuna kanaat getirmiş ve en sonunda ağır kılıcını yüzüğünden çıkarmıştı.

Kendisini sakinleştirmiş ve daha sonra [Sismik Adımlar]ı kullanmaya başlamıştı. Kök kaynak alemindeki kişi ne kadar Kung Lao’dan güçlü olsa da Kung Lao’nun savaş tecrübesi son derece fazlaydı, sadece kendisinin değil başkalarının da savaşlarını sürekli olarak izliyordu ve bu onun daha çok bilgili olmasına katkıda bulunuyordu.

Kung Lao derin bir nefes daha aldı ve [Sismik Adımlar] ile adam daha ne olduğunu anlayamadan, hızla arkasına doğru geçti, elindeki ağır kılıcını adamın boynuna doğru öyle bir kuvvet ve hızla savurmuştu ki, adam daha ne olduğunu bile anlayamamıştı.

‘’Çotank!’’

Bir anda başka bir yerden uzatılan mızrak ile birlikte kılıcın ilerleyişi kesildi, Kung Lao bunu fark edemediği için son derece üzgündü, fark edememesinin iki sebebi vardı. Bunlardan birincisi; rakibinin kokusunu bilmiyordu, ikincisi ise; rakibinin silahını koklayabilecek kadar fazla nefes almamıştı.

Kung Lao kafasını çevirdiğinde karşısında keçiyle gezerken karşılaşmış olduğu adam çıkagelmişti. O adamı anında tanıdı Kung Lao, adamın hemen arkasında ise deri eldivenler giymiş, sıska bir okçu duruyordu. Okçunun gözleri son derece keskindi, Kung Lao bu adamın asla kaçırmayacağını düşünmüştü.

‘’Yakaladık sonunda seni!’’

‘’Geber!’’

Bir anda gelen iki farklı kelimeyle birlikte Kung Lao ne olduğunu anlayamadan üç farklı kişiden saldırı yer halde buldu kendisini, bu elbette ki son derece zordu. Üç farklı darbeyi fark etmesini mükemmel burnu ile birlikte kullandığı [Cennet Koklayan Burun] tekniğine borçluydu.

‘’Halim harap!’’ diye düşündü Kung Lao üç kişinin kendisine saldırması aralıksız devam ediyordu. Kung Lao biliyordu ki bu üç kişiyle savaşmaya devam ederse ölecekti, ondan ötürü kafasında tek bir seçenek kalıyordu.

Kaçmak!

Kung Lao hemen arkasına bile bakmadan koşmaya başladı, koşarken sürekli zikzaklar çiziyordu, bu sayede okçunun kendisine ok atamayacağına inanıyordu.

Nitekim öyle de oluyordu, okçunun gözleri çok iyiydi, ancak Kung Lao’nun sürekli olarak yapmış olduğu zikzakları hesaplamak bile onun için son derece zordu, çoğu zaman başarılı oluyordu ancak isabet dahi ettiremiyordu.

‘’Koşun peşinden salaklar ne bekliyorsunuz! Grubumuzu katleden o katili öylece bırakacak mıyız?!’

Okçunun bağırmasıyla birlikte ikili silahlarını aldı ve son hız onlarda koşmaya devam etti, Kung Lao’nun şuanda tek bir amacı vardı, buradan ne olursa olsun kaçmalıydı!

Kung Lao’nun bu niyetini diğerleri de elbette ki fark etmişti, ‘’Ne olursa olsun kaçmasına izin vermeyin!’’ diye arkalarından birisi de bağırıyordu. Hatta bu o kadar hızlı bir şekilde yayılmıştı ki, beşlinin içindeki ikisinin en az üç kilometre uzakta devriye gezerken haberleri olmuş ve ona göre davranmaya başlamışlardı bile.

Kung Lao’nun elbette ki yapılan planlardan haberi yoktu, sadece kafasında kaçmak ile ilgili bir düşünce vardı ve sürekli olarak buna uyuyordu. Nitekim başarılıydı da, aralarındaki mesafeyi son derece açmıştı. Artık okçudan da ok yağmuru gelmiyordu ve son derece rahattı.

Sonra birden başka birisinin kokusunu içine doğru çekti. Bu koku, diğerlerinden son derece baskındı. Elinde tutmuş olduğu bir mızrağa benzer sopa ve bir elinde de ağ tutuyordu. Suratında tiksinç bir gülümseme vardı. Kung Lao adamın gülüşünden ister istemez korkmuştu bile.

Adam ağını ustalıkla Kung Lao’nun üstüne doğru fırlattı, ağ fırlatıldığı anda sanki büyüyerek gökyüzünü kaplamıştı. Böylesi bir ağı Kung Lao’nun ilk görüşüydü, ağdan kaçamayacağını bile düşünmüştü Kung Lao. Tek bir seçeneği kalmıştı, oda Döneyanı kullanmaktı.

Kung Lao’nun kılıcı göz atıp kapatıncaya kadar tekrar değişti, şimdi elinde Döneyan vardı ve Döneyan ışığı bile kesecek kadar keskin görünüyordu, üstüne gelen ağa karşı bir kere Döneyan’ı savuran Kung Lao kılıcın muazzam gücü karşısında tekrar tekrar hayretlere düşmüştü.

Kılıcının minicik bir savruluşuyla koskoca devasa ağ iki eş parçaya bölünmüştü, Kung Lao bu savurma işini iki kez daha yaptı ve altı eş parçaya ayırdı, tiksinç derecede gülen adamın suratında bir şaşkınlık vardı ‘’Bu nasıl olur lan! Bu ağ bizzat çelik ipliklerden yapıldı!’’ adamın söyledikleriyle birlikte Kung Lao sadece gülümseyebildi, Döneyan’ın gücü her seferinde muazzamdı.

‘’Demek ki, o kadar da kaliteli bir çelik değilmiş sokuk!’’ dedi ve başka bir bölgeye doğru koşmaya başladı. Kung Lao’nun koşu hızı her zaman normaldi, Düzenli olarak radarını kontrol ediyordu, ağ ile savaştığı sırada okçunun da menziline tekrar girmişti ve tekrar ok atışları başlamıştı. Kung Lao’nun bu durumdan nasıl kaçacağı ise muallaktaydı.

Kung Lao bir kez daha sadece oklar tarafından rahatsız edilir hale geldi, bu durum öylesine ilginçti ki, Kung Lao bir an bile olsa rahatlayamadı, ‘’Çok ilginç kimse peşimde değil sadece ok ile atış yapılıyor. Acaba pes mi ettiler?’’ Kung Lao’nun bu sözleri ile birlikte oklardan kaçınmaya devam etmesi, yaklaşık bir tütsü süresi kadar sürmüştü.

Sonra bir anda yol daha da darlaşmaya başladı, Kung Lao bu yolun sonundaki ağaçları pek ala görebiliyordu, bu durum onda neşe uyandırdı ve o bölgeye doğru ilerlemeye devam etti. Kung Lao, her adımında bölgenin ağaçlarını daha da net görmeye başlıyordu, bu durum onun için daha da büyük bir umut oluyordu ve Kung Lao’nun içindeki cesareti her daim daha da arttırıyordu. Sonra bir anda bir şeye ayağının takıldığını hissetti Kung Lao!

Kung Lao’nun ayağına takılan şey bir iplikti, son derece inceydi ve görünmüyordu bile, Kung Lao kopardığı ipliğe baktı ve şaşırdı, daha sonrasında ise bir yerden bir tıkırtı geldiğini sezdi ve bakışlarını o bölgeye doğru çevirdi.

Kung Lao’nun bakmış olduğu bölgede yerde bir hançer duruyordu, son derece inceydi ve sanki hiçbir şeyi kesemez gibiydi. Nitekim Kung Lao hançeri merakla inceledi, gerçekten de ağzı kördü ve bırakın bir insanı kesmeyi bir ekmeği bile kesebilecek durumda değildi.

Kung Lao daha sonrasında bir el çarpması duydu, sürekli olarak devam ediyordu. Eller birbiri ile buluşuyor ve kayalık alanda yankı yaparak tok bir sesin gelmesini sağlıyordu. ‘’Bravo! Demek hemen buldun, gerçekten de çok ama çok zekisin! Neden bir iki saniye daha ilerlememiştin ki? Senin yüzünden tuzağımı bozmak zorunda kaldım ben…’’ üzgün suratlı bir kız Kung Lao’ya bakmayı sürdürdü, Kung Lao kızın suratındaki yalandan üzülmenin son derece katil bir görüntü sergilediğini fark etmişti. ‘’Böylesi bir surata benim nasıl karşılık vermem gerekir?’’ diye düşündü Kung Lao.

‘’Ah, canım sende çok şapşalsın ama değil mi? Kolum kadar kalın bir ipi buraya serersen nasıl olur da görmem? Hem hey baksana sen daha yeni mi duş aldın bakalım? Yasemin kokusu enfes bir koku sergiliyor da.’’

Kung Lao’nun seçmiş olduğu ifade elbette ki bir sözde centilmenin ifadesinden başkası değildi. Kung Lao’nun bu sözlerini duyan küçük kız ne diyeceğini bilemedi ve ‘’Hey! Hiç de öyle kolun kadar falan değil ipler! Ben bile buradan zor görüyorum onu!’’

‘’Demek ki körsün de… Pekala sana yardım etmeyi teklif ediyorum. Bu dağlar son derece tehlikeli sence de öyle değil mi? Benimle gel seni kurtarayım, ailenin yanına dön ve mutlu bir yaşam sür, nasıl fikir?’’

Kızın gözleri kocaman oldu ve ‘’Asıl senin gözlerin kör! Ayrıca benim bir ailem yok ve ben kör değilim!’’

Kung Lao bu sözleri duyduktan sonra istemsiz kafasını salladı, üzüldüğünden değil aslında sevinmişti. ‘’Demek seni öldürsem kimse intikam için bana gelmez…’’ diye düşündü Kung Lao sonrasında ise suratına yalandan bir üzülmüş ifadesi yerleştirdi. ‘’Ben özür dilerim ailenin olmadığını bilmiyordum’’ dedi.

Kung Lao’nun bu sözlerinden sonra kız sanki umursamazmış gibi elini salladı ve ‘’Ah, önemsiz önemsiz… Hey hadi gel yanıma da biraz oyun oynayalım!’’ dedi.

Kung Lao’nun suratındaki ifade son derece masum bir hale büründü, ‘’Ah! Ne oynuyoruz? Saklanmaç mı?’’

Kung Lao’nun masum ifadesini gören kız hınzır bir gülümseme yaptı ve ‘’Sadece gel sana göstereceğim!’’ dedi. Bu esna da ise Kung Lao kızın çoktan hangi kaynak aleminde olduğuna göz gezdirmişti. ‘’Hımm, temel kaynak alemi beşinci seviyede. Bu çok kolay olacak…’’ Kung Lao ellerini geriye doğru bağladı ve ağır adımlar ile ilerlemeye başladı, bu hareketi ile keşişlere çok ama çok benziyordu.

Kızın yanına gittiğinde kız hemen elini kaldırdı ve ‘’Pekala oyunumuzun adı hayal et!’’ şimdi ikimizde birbirimizin hayal ettiği şeyleri yapmaya çalışacak yapamayan ise karşısındakine ceza verecek bu nasıl fikir?’’

Kung Lao oyuna baktığı anda bir şeylerin ters gittiğini anladı ancak hiç bozuntuya vermedi gözlerini masum bir çocuk gibi kabarttı ve ‘’Hadi oynayalım! Çok güzel bir oyuna benziyor!’’ diye heyecanla bağırdı.

Kız ona tatlı bir gülümseme attı ve baktı, sonrada ‘’Pekala o zaman ilk ben başlıyorum hem bu sayede sende bu oyunu öğrenmiş olursun.’’ diyerek hemen eline bir sopa aldı. Daha sonra sopayı Kung Lao’nun eline tutuşturdu ve ‘’Son derece güçlü görünüyorsun ben inanıyorum ki bu sopayı güneşe doğru fırlatabilirsin!’’ demiş ve sonrasında ise gülmüştü.

Kung Lao sopaya baktı ve ‘’Şimdi bunu yapmam gerekiyor değil mi?’’ dedi ve kıza baktı. Sonra bir anda kızın adını sormadığını fark etti. ‘’Senin adın ne?’’

Kız soruyu duymazlıktan geldi ve ‘’Evet hadi fırlat!’’ diye karşılık verdi. Kung Lao bunun üzerine daha fazla düşünmeye başladı bu esnada ise sopayı güneşe doğru fırlattı. Sopa bir anda havaya fırladı, kısacık bir havalanmadan sonra ise düştü. Kung Lao kaslarının gücüne baktı ve şaşkınlık geçirdi, bu kadar güçsüz olamazdı.

‘’Tüh fırlatamadın…’’ diye mırıldandı kız, ‘’Eğer yapamazsan ceza alacağını biliyordun değil mi?’’

Kung Lao kızın başından beridir bunu planladığını biliyordu hemen gözlerini yaşlar ile doldurdu ve ‘’Ama bu haksızlık! Ben daha önce hiç oynamadım ve sen bunu sürekli oynuyorsun! Neden bana bir şans vermiyorsun?’’

Kız bu durum karşısında düşündü, sonrasında ise sadece kafasını salladı ve ‘’Bu oyunu es geçiyoruz şimdi senin sıran’’ dedi.

Kung Lao kafasını salladı ve tatlı bir düşünme ifadesi ortaya çıkardı. Kung Lao’nun bu düşünme ifadesinden çok zorlandığı düşünülebilirdi. En sonunda suratı tatlı bir şekilde sevindi ve ‘’Oh, buldum sanırım!’’ dedi.

Kız ona baktı ve ‘’Neymiş bakalım bulduğun ?’’ dedi.

Kung Lao hınzır bir gülümseme göstererek ‘’Şurada bulunan kayaya doğru geçeceksin ve daha sonrasında elinde bulunan gizli hançeri midene saplayacaksın nasıl fikir?’’ diyerek karşısındaki kızın tepkisine baktı.

Kız bunları duyduğu anda şoke oldu, gözleri dondu kaldı ‘’Nasıl bilebilir?’’ diye düşündü, gerçekten de elinde gizli bir hançer bulunuyordu. ‘’Hadi ama mızıkçılık yapma!’’ diye Kung Lao kıza sitem etti.

Kız Kung Lao’ya baktı ve ‘’Bunun yerine sen neden ölmüyorsun?!’’ diye bağırdı. Kızın bağırmasıyla birlikte saldırması bir olmuştu. Ancak Kung Lao zaten bunu bekliyordu, sadece gülümsedi ve eline bir anda Döneyan’ı aldı. ‘’Biliyor musun oyunumuz başka bir yerde başka bir zamanda olsa, belki de seninle zorla evlenmiş bile kalabilirdim. Ancak burada olduğu için sana teşekkür ederim!’’ dedi ve çılgınca bir gülümseme sundu.

Hemen ardında ise Kung Lao birkaç ayak tekniğini kullandı ve kızın daha hazırlanacak zamanı bile olmadan önünde bitiverdi, boğazından tuttu ve havaya kaldırdı. Kız ne olduğunu dahi şaşırmıştı. ‘’Bir sopayı bile fırlatamayacak güçte olmalısın! İmkansız! ‘’ diye bağırdı.

Kung Lao ise sadece ona baktı ve ‘’Ne yaptın bilmiyorum ama… sen çok günahkar bir kızsın ölmelisin bence…’’ dedi ve kılıcı Döneyan’ı üç nefes içinde altı defa ileri geri sokup çıkardı. Kung Lao’nun bu durumunu izleyenler ise şaşkınlıktan ağızları açık bir şekilde bakakalmışlardı.

Yaklaşık bir yemek süresi zamandır olduğu yerde sabit duran Kung Lao’nun etrafındaki kayalar sanki eriyor gibiydi, hatta bu öyle bir durumdu ki yeri geldiğinde fokurdamaya bile başlıyordu!

Kung Lao kendisine geldiğinde hareketsiz kaldığını gördü. Önünde büyük bir duvar vardı ve eskiden görmüş olduğu ağaçlık alan ortadan kalkmıştı. ‘’Demek bunların hepsi sadece bir yanılsamaydı diye düşündü.’’

‘’Sende kimsin lan!’’ diye birisi çığlık attı, Kung Lao’nun etrafında görünen fokurdayan kayaları kim görmüş olsa bu şekilde çığlık atardı. Kung Lao ise hiç istifini bozmadı, güldü ve ‘’Benim adım Kung Lao’’ dedi.

Ancak kafasının bir yerinde bu olayın sorusu sürekli olarak dönmekteydi.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1258

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 377

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20943 Bölüm Sayısı


creator
manga tr