“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Angoria - Angoria Bölüm 121: Köklerine Dönmek


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


Kung Lao, mızraktan yemiş olduğu darbe ile birlikte, iki avuç kan daha tükürdü ve daha sonrasında hızla lotus pozisyonuna geçerek, derin derin nefes aldı. Bu onun önceki hayatında öğrenmiş olduğu [Derin Nefes] tekniğinden başkası değildi. Elindeki, bir avuç kan donduran hapı ağzına doğru attı ve daha sonrasında tekrar meditasyon yapmaya koyuldu. Yarasının ölümcül bir risk taşımıyor oluşu onun için en büyük avantajdı.

‘’Bütün kan dönduran haplarım bitti, şimdi daha dikkatli olmalıyım. Büyük ihtimalle buradan çıktığımda beni başka bir grup karşılayacak ve onlar ile iyi geçinmem şart olacak.’’ diye düşündü Kung Lao, Quelty çocuğun yaralanmasını fırsat olarak gördü ve hemen yanındaki minik sincaba bakarak ‘’Geldiğin yere geri dönme vakti! Hadi bakalım git o çocuğun yanına’’ diye masum bir sesle konuştu, aklında ise bin bir küfür takla atıyordu.

Gungu birkaç gündür bulunduğu yerini çok sevmişti ancak, karşısındaki garip canlıyı da ürkütmeye niyeti yoktu. ‘’Keşke konuşabilsem!’’ diye düşündü. Eğer konuyabilmiş olsaydı, Quelty’nin eski köklerinden bir parça daha isterdi, çünkü tatları ortalama olsa da son derece doyurucuydu ve Gungu buna bayılıyordu.

Kung Lao kaynak enerjisini sürekli olarak bu yaraya doğru yönlendirdi, bu işlem son derece dikkat isteyen bir işlemdi ve en ufak hatada vücut içerisinde kalıcı bir hasara bile yol açabilirdi.

Gungu hafif ve peltek adımlarla Kung Lao’nun yanına doğru ilerledi, son zamanlarda yemiş olduğu yemeklerin sindirilmesi için uyumaya başladı. Uzun zamandır uyumuyordu ve bu uyku ona çok ama çok iyi gelecekti…

Kung Lao tam olarak altı yemek süresi kendisini iyileştirmek için harcadı ancak sadece yarısını bitirebilmişti, bu durum kendisini çok ama çok zorluyordu. Ancak yapabileceği hiçbir şey yoktu, sadece bekledi ve bu süreçte kendine gelmeye çalıştı.

Kung Lao yirminci yemek süresinin sonunda derin bir nefes aldı ve verdi, en sonunda kendisini tamamen yenileyebilmişti ve bundan ötürü de son derece yorgun hissetmeye başlamıştı. Daha fazla dayanmasının anlamsız olduğunun farkına vardı ve kafasını sert zemine koyarak uyumaya başladı.

Belirli bir zaman geçtiğinde ve kendisine geldiğinde çoktan sabah olmuştu. Hızlı bir biçimde kalktı ve çantasından üç beş atıştırmalık çıkararak yedi, yanına da bir fincan şarap döktü ve bunun ile boğazını ıslattı.

Daha sonrasında Quelty’e baktı ve ‘’Milord, dediğiniz gibi üç tane topraktan askeri yendim ve söylediğiniz ödülü almaya hak kazandım. Ödülümü ne zaman vereceksiniz?’’

Quelty, ona baktı ve piposundan derin bir nefes çekti, gözleri ile adeta Kung Lao’yu bir kez daha deldi, ‘’Pekala, çocuk gerçekten de iyisin! Hem de çok ama çok iyisin, ancak bir miktar ukalasın! Pekala bu yaşlı sana bahşedilen ödülü sunacak ve seni buradan dışarıya çıkartacak!’’

‘’Buraya gel!’’ diye seslendikten sonra topraktan askerler Kung Lao’nun geçebileceği düzeyde, kendilerini ayırdılar. Kung Lao yavaş adımlarla ilerledi, olası bir tehlike olursa hemen kaçmak için bunu yapması çok normaldi. Kung Lao ürkek adımlarla devam etti ve en sonunda Badem Çiçeği Quelty’nin karşısına çıktı, hemen hızlıca selam verdi ve secde etti.

Quelty bu tutumu görünce hoşnut hissetti kendisini, kafasını salladı ve elinde bir anda beliren olgunlaşmamış badem çiçeğini Kung Lao’ya uzattı ‘’İşte al bakalım ödülün’’ dedi ve Kung Lao bunu hemen yüzüğüne aldı.

Kung Lao kendisine verilen badem çiçeğine fazla bakmaya tenezzül etmedi, sonuçta hep onunlaydı ve elbette ki ilerleyen zamanlarda bakacaktı. Ancak bu kendinden emin durum sadece bir nefes süresi sürdü, daha sonra dayanamadı ve hemen yüzüğündeki Badem Çiçeğini inceledi.

‘’Nereden bakarsam bakayım, tamamen Quelty’e benziyor.’’ diye onayını verdikten sonra Kung Lao daha fazla üstünde durmadı ve suratını tekrardan Quelty’e doğru döndürdü. Quelty ona sabit bir bakışla bakıyordu, Kung Lao’nun bir adım ileriye atmasıyla birlikte ‘’Bu taraftan beni izle.’’ dşye talimatını verdi ve ardından da yürümeye başladı.

İkilinin önündeki parkeler bir anda ortadan kayboldu ve yerini soğuk sert kayalara bıraktı, kayalar ise tıpkı bir tofuymuşcasına erimeye ve önlerine yol açmaya başladı. Kung Lao yanındaki aşırı gelişmiş bitkinin bu kadar güçlü olacağını aklına bile getiremezdi, ‘’Sadece bir düşünce ile kayaları yok mu ediyor yoksa bana mı öyle geliyor?’’ diye defalarca kendisine bunu tekrarlamıştı bile.

Ancak yaşanan her şey gerçekti ve bunu Kung Lao’da bunu çok ama çok iyi biliyordu ve önündeki bitkinin gücüne defalarca kez tekrardan şahit oluyordu. Bu güçler Kung Lao için son derece yeniydi ve bundan ötürü Kung Lao her görüşünde heyecanlanıyordu. ‘’Ustamın kılıcından gözleri kör edecek ışıklar yayılıyordu, Dört Kanatlı Tiran Mamutunun tüm vücudundan dayanılmaz derece sıcaklık yayılıyordu. Quelty’ denen bitkiden ise; her an kontrol edebileceği devasa bir kontrol gücü ortaya çıkıyor. Pekala güçlüler ancak bu güç nasıl oluyor da işliyor?’’

Düşüncelerin içine daldıkları sırada Kung Lao dikkatini tekrar çevreye vermişti, Quelty bir anda durdu ve ‘’İşte geldik!’’ dedi.

Kung Lao’nun geçebileceği bir düzeyde yarık açan Quelty Kung Lao geçitten geçerken ‘’Herkes köklerine geri dönmelidir, senin köklerin ise buraya dayanıyor…’’ dedi ve ardından açılmış olan yarığı kapattı.

Kung Lao ne söylediğini anlamaya çalışırken bir anda tanıdık bir manzarayla karşı karşıya kaldı. ‘’Burası benim meditasyon yaptığım mağara!’’ diye düşündü, hemen kendisini uyardı ve dikkatini topladı. Etrafına bakınmaya ve koklamaya başladı, ‘’Burada dört kişi daha varmış!’’ diye kendi kendine küfürler etti.

‘’Üstelik çok da eski değil, en fazla bir günlüktür.’’ diye düşünen Kung Lao kendisini gizleyerek çok hafif adımlarla ilerledi. Bir anda ateşin etkisiyle ortaya iki farklı gölge ortaya çıktı, ‘’Hey duydun mu? Bir tıkırtı hisseder gibi oldum.’’

‘’Seni bok çuvalı, iyiden iyiye paranoyakça davranmaya başladın! Hem burada bir tıkırtı olmuş olsa sence ben duymazmıydım? Unutuyorsun herhalde, kulaklarım son derece hassasdır!’’

İkiliden birisinin kafası kayaların üstünde bir büyüdü bir küçüldü, Kung Lao bunu gördüğünden adamın çoktan kafasını salladığını anlamıştı.

‘’Sıçtık!’’ diye düşündü Kung Lao, ‘’Bu adamlar eğer, adi Ji Youtian’nın adamlarıysa halim çoktan harap olacak!’’

İkiliden birisini gölgesi ortadan kayboldu, bu sırada o da kendi kendine şarkı mırıldanmaya başladı. ‘’Ay ışığının gölgesi gümüşten, Ben giyerim en iyi fuları. Gözlerim seni arar ay ışığında, Söyle bana tanıdın mı fularımı?...’’

Kung Lao şarkının anlamsız olsa da bir aşkı anlattığını çoktan anlamıştı. Gerçi bu kadar aşkı anlatan başka bir şarkı duymadığına da emindi, ona göre Nahedya’nın  şarkıları en iyi şarkılardı. Sadece kulaklarını tırmaladığını hissetmişti.

Kung Lao eline bir taş aldı ve adamın şarkı söylemesine daha fazla izin vermedi, taşı kendisinden en uzaktaki bölgeye doğru attı ve adamın dikkatini oraya doğru yönlendirmesini bekledi.

Adam sanki bunu bekliyor gibiydi, ‘’Sonunda buldum seni! Çabuk çık karşıma orospu çocuğu! Kaç gündür seni bekliyoruz biliyor musun lan!’’

Kung Lao bunu kime dediğini hiç ama hiç bilmiyordu, ancak adam ilerliyordu ve bu Kung Lao için son derece iyi bir şeydi. Kung Lao yeterince ilerlediğini düşündüğünde, kendisine geldi ve yumuşak adımlar ile hızlı bir şekilde ilerleyerek karanlıkların içinde ortadan kaybolmuştu.

Kung Lao tam rahatladığını düşünüyordu ki, bir anda ateşin çevresine oturmuş dört insanı daha fark etti. Ellerinde enfes bir kızartma ve aynı zamanda şarap tutuyorlardı, Kung Lao’nun canı son derece istemesine ve karnı da acıkmasına rağmen oraya gidemeyeceğini çok iyi bildiği için hemen saklanabileceği bir kayanın arkasına saklandı. Kung Lao’nun bu hareketi elbette ki çok şüphe çekmişti kendisine ve Kung Lao bunun farkında değildi.

‘’Hey kim var orada!’’

‘’Hey Çalı Katili! Sana kaç defa nöbetini bırakıp gelme diyicem!’’

Kung Lao söyledikleri ismin komikliğine gülmemek için kendisini zor tutmuştu. ‘’Çalı katili mi? Oda nedir lan! Sadece çalılarda mı öldürüyor adamlarını! Yada dur… bu adam çalıları öldürüyor…’’

‘’Ne kadar işe yaramaz bir isim…’’  diye düşünmeye de devam etti. Aslında Kung Lao’nun bilmediği şey bu insanların ismi olmadığı ve sadece lakapları olduğuydu, bu insanların hepsi bir araya gelirken gerçek isimlerini söylememişti. Bu sayede bir nebze kendilerini koruyorlardı, içlerindeki güvensizliğin sebepleri bununla başlıyordu. ‘’Ya gerçek ismimi öğrenip ileride aileme bir şey yaparsa? Ya bana ileride bir şey yaparsa?’’ bunlar ekibin en çok kırılgan bölümleriydi. Bundan ötürü de herkes lakap kullanıyordu.

Kung Lao’yu bulamayan ekip en sonunda dayanamadı ve yemeklerine devam etti, gülerek ve oynayarak yemeklerini yemeyi sürdürürken vaktin nasıl geçtiğini bile anlamamışlardı. Ancak bu durum Kung Lao için asla geçerli değildi, her nefesini sayıyordu ve onun için geçen iki yemek süresi adeta bir ölüm gibiydi.

Hatta bir ara çığlık atmayı ve yakalanmayı dahi düşünmüştü, onun bu durumu o kadar iç acıtıcıydı ki, Gungu dahi sesini çıkarmamış ve acıkan karnının sesini bastırmıştı. En sonunda yemek yemeleri bitmiş ve hepsi teker teker dağılmaya başlamıştı, hepsinin farklı bir görevi vardı. İçlerinden bir kısmı çoktan dışarıya çıkıp devriye atmaya başlamıştı bile…

Kung Lao dağılan ekibi fark ettiğinde fırsatın bu fırsat olduğunu düşündü. İki kez etrafına bakındı ve daha sonrasında ise, tekrar yumuşak ayaklar ile hareket etmeye başladı. Olası bir yakalanma anı için elinde her zaman bir taş bulunduruyordu, bu taş onların dikkatini dağıtırken Kung Lao oradan kolaylıkla kaçacaktı.

Minik adımlar ile ilerledi ve en sonunda kendisini mağaranın çıkışına kadar götürdü, çıkışa geldiğinde ise etrafına bakınsa da bir şey görmedi ve çok sevindi. Hemen hızla aşağıya doğru inmeye başladı, ancak evdeki hesap asla çarşıya uymazdı ki!

‘’Hey sende kimsin!’’

Kung Lao bu sesi duyduğu anda, diğer dörtlü de bu sesi duymuştu.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1338

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1132

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 707

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 577

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 464

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17755 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 24023 Bölüm Sayısı


creator
manga tr