Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Angoria - Angoria Bölüm 111: Sorular!


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


Ay Turnası’nın da eskiden içinde bulunduğu üçlü ekip en sonunda, Ay Turnası’nın öldüğü bölüme gelmişlerdi, geçen bir günlük sürenin sonunda Ay Turnası’nın suratı bembeyaz olmuştu ve cesedi tıpkı bir kaya gibi kaskatı kesilmişti.

Suratında halen daha görülen şaşkınlık belirtisini ikili izlemiş ve ikisinin aklında da tek bir resim ortaya çıkmıştı, Ay Turnasını çocuğu takip etsin diye göndermişlerdi ve ölmüştü.

‘’Tek bir açıklaması olabilir. Bu da çocuğun aslında başından beri aradığımız kişi olması…’’

‘’Kim düşünürdü ki çocuğun bu kadar güçlü olabileceğini, üstelik Ay Turnası’nın eşsiz yeteneğine karşı bile kazanacağını…’’

Kaslı adam bedenin önünde eğildi ve üzerini kontrol etti. ‘’Mekansal Yüzüğünün gitmesi biraz kötü oldu, onunla şimdi minik bir servet elde edebilirdik…’’

Sıska adam gülümsedi, kaslı adamın omzuna doğru bir yumruk patlattı ve ‘’Şimdi yada sonra bir şey değişmeyecek. Çocuğu öldürdüğümüzde mekânsal yüzüğünü alacağız ve ona bakma şansımız bulunacak. Hem belli mi olur belki daha da iyi bir servetle karşılaşırız.’’

Kaslı adam sadece kafasını sallamıştı, daha sonra Ay Turnası’nın nasıl öldüğünü teyit etmek için bedenini kontrol etmeye başladı. Bu işlem yaklaşık otuz nefes sürmüştü sadece. ‘’Bedeninde en ufak bir yara izi yok ancak, nasıl bir darbe aldıysa sırtından içeriye doğru bir şey girmiş, bir yumruk büyüklüğündeki şu deliği gördün mü?’’

Bu sözlerden sonra sıska adam, kaslı Ayı Pençesi Lakaplı adamın yanına doğru ilerledi ve oda kontrol etti. Elini deliğin içine doğru götürdü, en sonuna ulaştığında ise gözlerinde derin bir korku görülebiliyordu.

‘’Bu şey her ne ise elimi attığım anda kalbinin sanki bir portakal gibi sıkıldığını sandım. Son derece güçlü bir patlama olmuş olmalı, buda kalbinin patlamasına yada içinden kanın fırlamasına neden olmuş olabilir.’’

İkili kafasını salladı. Ayı Pençesi de bu durumu onaylamıştı, ‘’Gidip diğerlerine rapor edelim.’’ dedi ve arkasını döndü. Ancak Karga Gagası lakaplı sıska adam elini attı ve kolundan yakaladı. ‘’Şimdi bunu yapmamıza gerek yok düşünsene çocuğu yakalayıp öldürdüğümüzü, daha sonrasında çocuğu kaybettiğimizi söyleriz ve kolayca sıyrılırız. Mekansal yüzükte ki hazineler de bize ait olur!’’

Ayı Pençesinin gözleri parladı, hem zengin olduğunda kendisine bir tekne almak istemişti. O tekne son derece lüks olmalıydı ve göller de veyahut denizde kendisine en iyi korumayı sağlamalıydı. Onunla birlikte seyahat ederken huzurlu hissetmeliydi. Ancak bunu yapabilmek için kendisine para lazımdı ve bundan ötürü para lafını duyunca gözleri istemsiz parladı.

‘’Haklısın… Hadi gidip çocuğu arayalım!’’

‘’Gerek yok, şuradaki ayak izlerini görüyorsun değil mi? Bunları takip ettiğimiz anda çoktan bulmuş olacağız. Ne kadar uzaklaşmış olabilir ki?’’ Böylelikle ikisi kararlarını vermiş ve hızla ilerlemeye başlamıştı.

Geride bıraktıkları ayak izlerini ise hiç umursamamışlardı…

--

Bundan tam olarak dört yemek süresi sonrasında sekiz kişilik bir grup hızla en son ölen Ay Turnası’nın bulunduğu bölüme doğru ilerledi ve Ay Turnası’nın bedeniyle karşılaştı. Şaşkın ifadeleri ile ölü olması onları da etkilemişti.

‘’Bu kadar ani öldüğüne göre kesinlikle şaşkınlık verici bir hareket ile öldü…’’

İçlerinden birisi hızla eğildi ve bedeni kontrol etmeye başladı. ‘’Kalbi paramparça olmuş, bir çeşit kurumuş meyve gibi hissettiriyor…’’ diye diğerlerine doğru seslenmişti. Diğerleri kafasını salladı, böylesine korkunç bir şey daha önce görmemişlerdi. Rakibin kalbini bıçaklardınız veyahut kafasını keserdiniz bunlar son derece normal şeylerdi ancak birisinin kalbini ezmek? Bu nasıl dehşet verici bir hareketti?

‘’Hepiniz dikkatli olun! Onunla karşılaştığımızda elinizdeki güce değil, eşyalarınızın gücüne daha da güvenin. Sayı üstünlüğü bizde olduğu için savaşmak istemesi normal…’’

‘’Hey millet şuraya bakın!’’

Tüm insanların kafası sesin geldiği noktaya doğru döndü. İnsanlar bu ani bağırmanın yüzünden şaşkındı. ‘’Ne oldu Kaburga! Ne buldun?’’

‘’Hey söylesene!’’

Kaburga hepsinin dikkatini çekmesini bekledi, uzun burnu bir kaburga gibi eğriydi ve bundan ötürü de lakabını buradan almıştı. İnsanların ona dikkat ettiğini fark ettiğinde ise gülümsemiş ve ‘’Burada birden fazla ayak izinin varlığını fark ettim. Şuna bakın birisi küçük diğerleri büyük üç farklı iz var!’’

Yedi kişi oraya dikkatini yoğunlaştırdı ve bakmayı sürdürdü. ‘’Acaba ona yardım edenler olabilir mi?’’ diye birisi sorusunu yöneltti.

‘’Eğer öyleyse işimiz çok zor!’’

Birisi ayak izlerini daha da derinden inceliyordu. Takımın neredeyse lideri ve aynı zamanda terzisi konumundaydı. Eğer kıyafet çalmamış ve burada bulunanları öldürmemiş olsalardı hepsine kıyafet dikecek kadar bilgiye sahipti. Hataları ve sökükleri son derece kaliteli bir şekilde yamalayabilirdi. Bir ara kıyafet bile dikmişti.

‘’Saçmalama! Görmüyor musun, şurada bulunan lekeyi? Bunu Karga Burun’un ayağına işleyen bendim! Bu iki yetişkinin ayak izleri şüphesiz Karga Burun ve Ayı Pençesine ait!’’

Millet bu konuları genelde ona bırakırdı, kendisine yol lakabını takmıştı. Asıl ismi Ji Youtian’dı. Ancak Yol kelimesini daha çok seviyordu ve lakap olarak kullanmayı da son derece hoş buluyordu. Hepsi onun söylediklerine kafasını salladı. ‘’O zaman bu minik ayak da şüphesiz aradığımız kişiye ait, ki bu kadar küçük ayaklara sahipse kesinlikle bir kadındır!’’

Gruptaki tüm erkekler sevindi, grup içine bir mahkum olarak kadın getirilmiş olsaydı ne yaparlardı? Hepsinin kafasında başka bir hayal bile kurulmuştu. Onu öldürmektense ondan faydalanmayı hepsi daha konuşmadan kabul etmişti bile…

‘’Beklememize gerek yok! Çabucak ilerleyelim, Karga Burun ve Ayı Pençesi’nin bize neden haber vermediklerini bilmiyorum ama bu onlara son derece pahalıya mal olacak!’’

Hepsi kafasını salladı, ekip içine girmeden önceki sırlarına karışmazlardı ancak, ekip ile ilgili bir sırrı saklarsan bu onların arasında bir suçtu!

Geride kalan sekiz kişide ilerlemelerini sürdürdü. Kısa sürede ikiliyle karşılaşacaklarından eminlerdi.

--

Kung Lao kafasını meditasyondan çıkardı ve etrafına bakındı, son bir gündür kendisini iyileştirme çabasındaydı. Bundan ötürü bir saniye bile meditasyonunu bitirmedi ve en sonunda gözlerini açtı.

‘’Şuan kaynak gücümün yüzde doksanı iyileşti. Bununla birlikte daha da fazla iyileşeceğini sanmıyorum, iyileşecek olsaydı son iki yemek süresi içerisinde bir atılım yapmış olurdu.’’

‘’Madem iyileştim, şimdi burada daha fazla durmamın bir anlamı kalmadı. Ondan ötürü hazırlıklarımızı yapıp ilerlemeye başlayalım.’’

İkili hazırlıklarını yaptı ve daha sonrasında mağaradan dışarıya doğru çıktı. Tırmanılması gereken devasa bir dağ vardı ve bundan ötürü ne kadar gözleri korksa da yapmaktan başka şansları yoktu. Dağın yüzeyinde son derece keskin kayalar görülebiliyordu Kung Lao hemen, ‘’Anlaşılan o ki bu dağ eskiden bir yanardağmış. Kayaların keskinliği göze alındığında son derece dikkatli olmalıyım, yoksa en ufak hatamda kendimi yaralı bulabilirim…’’ diye mırıldandı ve tekrardan bir zıpla on ilerle taktiğini uygulamaya koydu.

İlerlemesi esnasında Gungu’da çevresine bakınmaya devam etti. Elinde bir parça taş bulunuyordu, bir günlük dinlenmeleri sırasında sürekli olarak bu taşlardan kemirmişti, ne kadar yediğinin bir önemi yoktu sanki yedikçe bedeni daha fazlasını istiyordu. Tadının kötü olduğunu biliyordu ancak bunu yemesi gerektiğini sürekli olarak hissediyordu.

‘’Abi neden sürekli canım taş yemek istiyor?’’

Gungu’nun bu sorusu üzerine Kung Lao sadece ona doğru baktı ve ‘’Bilmem, bazen bazı şeyleri düşünmek son derece anlamsız olabilir. Yap gitsin…’’ demiş ve tekrardan bir zıplayış ile ilerlemesini sürdürmüştü.

‘’Ustam umarım iyidir…’’ diye düşünen Kung Lao amacının Badem Çiçeği olduğunu bir kez daha hatırlattı kendisine, ‘’Ustam iyileşecekse, o çiçeği kesinlikle bulmalıyım!’’ diye düşündü. Kung Lao’nun bu kadar emin ve güçlü bir şekilde ilerlediğini babası görseydi gurur duyardı ancak burada sadece Gungu’yla birlikteydi ve minik Gungu’nun bunu düşünecek kadar bir yaşı yoktu, ancak kendisinin neden taş yemek istediğini anlamaya çalışıyordu.

Yolculuklarının süresi toplamda on altı yemek süresi sürdü! Kung Lao bu süreç içerisinde bacaklarının adeta öldüğünü bile düşünmüştü. Toplamda altı kez dinlenmişlerdi ve bu süreç içerisinde Kung Lao her seferinde bir tütsü süreli meditasyona girdi. Bu meditasyon sırasında kendisini yaşamış olduğu tecrübeleri değerlendirmeyle ödüllendiren Kung Lao, hem [Sismik Adımlar]ın üçüncü seviyesini anlamaya çalıştı hem de dağa nasıl daha hızlı tırmanabileceğinin yollarını düşündü.

En sonuncu dinlenmeleri daha uzun sürecek şekilde karar kılmıştı Kung Lao, kendilerini minik bir açıklık alana doğru yerleştirdiler. Gungu’nun zihnine yansıyan heyecan çığlıkları ile ‘’ Şuna bak ne kadar da küçük! Aşağısını neredeyse göremiyorum!’’ bağırışları dışında tamamen sessizdi.

Kung Lao bu konuşmalara başta sürekli olarak kulak kabarttı, sürekli olarak Gungu ile konuştu. Ona burasının neresi olduğunu, neden burada olduklarını anlattı. Gungu anlayan bir ifadeyle ona bakarak kafasını hızla iki kez salladı ve ‘’Anlıyorum abi.’’ diye onay bile verdi.

Bu andan sonra Kung Lao’nun daha fazla söyleyecek bir şeyi yoktu, kendisini tekrar meditasyonuna gömdü ve bu meditasyon süresince sürekli olarak nasıl daha kolay çıkarım diye düşündü.

‘’Dağın uzunluğu eski dağa göre tahmini olarak yedi veyahut sekiz kat daha uzun, buda kendisini neredeyse aşılmaz yapıyor. Üstelik bunun gibi daha nice dağlar var… Gerçekten de Gökyüzü Kaynak Alemindeki insanların uğraşmaya bile tahammül edemediği söylentileri doğru… Uçmuş olsan bile seni zorlayacaktır, kaynak canavarlarının saldırılarına ihtiyacı bile yok bu dağın sadece kendisi bile yeter…’’

Bir anda Kung Lao’nun gözleri ışıldadı, hemen tekrar gözlerini kapatan Kung Lao derhal geçmiş anıları düşünmeye başladı. Geçmiş anılarında keçinin koşmasını hatırlayan Kung Lao keçinin dağa tırmanırken taşlara neredeyse basmadığını fark etti. Kimi zaman basmıyordu bile!

‘’Ben bunu nasıl unuttum ki? Keçi bu taşlara basmadan bile tırmanabiliyordu, uçamıyordu ancak dağlarda ondan hızlı gidebilen hiçbir canlı yoktu!’’

‘’Keçi her adımıyla birlikte sanki bulutlara basıyor gibiydi, ancak bu nasıl mümkün olabilir? Bir canlı nasıl olurda bulutlara basabilir?’’

Derin düşüncelerin arasına giren Kung Lao sürekli olarak zihninin bir köşesinde keçinin dağa tırmanışını izlemeyi sürdürdü, her izlemesinde kafasında bir çok soru dolanıyordu. Bu durum öylesine ilginçti ki; en sonunda soruların arasında kendisini bile unuttu. Benliği neredeyse kaybolmuş gibiydi, neredeyse nefes almaz hale bile gelmişti.

Kung Lao’nun kafasındaki düşünceler o kadar çok derinleşmişti ki, zamanın algısını bile unutmuştu. Bu öyle derin bir konuydu ki Kung Lao ne yapacağını ve nasıl çıkacağını bile bilemez hale gelmişti.

Toplamda sekiz yemek süresi geçtiğinde Kung Lao ilk cevaba ulaştığını hissetti. ‘’Keçinin dağa tırmanması atalarından geldi ve yine o şekilde gitmeye devam edecek… Keçinin dağ ile bir yakınlığı var ve bu yakınlık kısacık sürede kurulmadı!’’

Tekrar düşüncelere boğulan Kung Lao, bir kez daha kendisinden geçti. Çoktan on iki saat geride kaldığında Kung Lao sadece üç saniyeliğine tekrar gözlerini açtı. ‘’Keçilerin bu raddede kalması için ağırlıklarını zayıflatmaları gerekiyor. Buda benim keçiyi neden bu kadar kolay yakaladığım gerçeğini açıklığa kavuşturuyor. Peki keçiler nasıl kendi ağırlığını düşürebiliyor?’’

Kafasına soru düştüğü anda Kung Lao tekrar gözlerini kapattı. Bu sefer kendisini daha da derine göndermesi gerektiğini fark etti, ‘’Keçi ile konuşmamın yolu olsa eminim ki bana anlatmak istemezdi, ancak zorla da olsa almamın yolu vardı! Şimdi ise sadece kendim düşünebilirim.’’

Gungu’nun başı bile çatlamaya başlamıştı, abisinin soruları bazen onun kafasına zorla giriyordu ve bununla birlikte cevap arama isteği de onun içine de doluyordu. Gungu’nun minicik bedeni bile cevabı aramaya çalışıyordu, Angoria’da geçirdiği neredeyse bir aylık zaman içerisinde bu kadar derin bir sorunun cevabını nasıl vereceğini bile bilmiyordu. En sonunda dayanamadı.

‘’Squuik!’’

Kafasını taşa doğru vuran Gungu taşı çatlatmıştı. Başına saplanan fiziksel acıdan ötürü zihinsel acısı da ortadan kaybolmuştu. Bununla birlikte derin bir nefes almıştı…

Kung Lao ise [Derin Nefes] tekniğini sonuna kadar kullanması gerektiğini düşünüyordu. Bu öylesi bir durumdu ki, Kung Lao zaman ve mekanın algısını dahi unutmuştu.

Yirmi altıncı yemek süresinde Kung Lao gözlerini tekrar açtı ve Gungu’ya baktı, Gungu uyuyakalmıştı. Bundan ötürü kendisi ile konuşmanın onu uyandıracağını biliyordu ve sessizce meditasyonuna geri döndü, Süreç içe birlikte gündüz kendisini geceye teslim etti ve Ay sönmüş bir yıldız gibi hafifçe parıldamaya başladı.

Kung Lao’nun düşünceleri artık hafiflemeye başlamıştı, ancak bu hafifleme soruların bütünlüğünde sadece yüzde bire eşitti. Gece içerisinde Kung Lao bunu sürekli olarak düşündü, sürekli olarak meditasyonda kaldı ve durumunu değerlendirdi. Yetmiş iki yemek süresinin sonuna geldiklerinde güneş çoktan egemenliğini tekrar ilan etmişti ve parıldamaya başlamıştı.

Bununla birlikte Kung Lao’da gözlerini açtı, gözlerinde keskin bir bakış görülebiliyordu.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 465

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17771 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 24174 Bölüm Sayısı


creator
manga tr