"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Angoria - Angoria Bölüm 109: Öldüğün İçin Beni Suçlama


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


‘’O gidip madalyonu mu kırdı?! Kesinlik şüpheliydi, kim düşünürdü ki böylesine minik bir çocuğun bizim koca kaplumbağa gözünü öldüreceğini? Kahretsin! Üstüne bir de paramızı aldı!’’ Bu sözleri söyleyen Kung Lao’yu takip etmek için görevlendirilmiş olan Ay Turnası’ndan başkası değildi. ‘’Bunu ben dahil diğer 11 kişi de hissetti, yakında gelecekler ve onun icabına bakacağız ancak bir saldırıda fena olmazdı, sonuçta bu küçücük bir çocuktan başkası değil. Benim gibi usta birisi onu anında yok etmelidir.’’

Kung Lao nedensiz yere farklı bir koku aldı, bu koku son derece pis bir kokuydu. Ter kan ve idrarın büyük oranda birleşmesiyle ortaya çıkmıştı. Birde hafif bir şekilde yağlı saç kokusu vardı. ‘’Bu kokuyu bir yerden tanıyorum ama…’’ diye düşünen Kung Lao kime ait olduğunu bulmaya çalışmıştı. Bu süreç bir anda olduğu için anlatmak son derece güç olsa da koku bir anda şiddetlenmiş ve Kung Lao’nun başının dönmesine yetecek kadar kuvvetli olmuştu. Hassas burnundan ötürü bu kadar başının ağrıyacağını Kung Lao hiç düşünmemişti.

Rüzgarın fısıltıları eşliğinde Ay Turnası gölgelerin arasından ortaya çıkmıştı ve elinde tutmuş olduğu yelpaze sımsıkı kapalıydı, ucunda bulunan jilet keskinliğinde bıçak ise Kung Lao’nun ensesini hedeflemişti bile.

Kung Lao son anda irkilmişti ve ne kadar şanslı olduğunu kimse tarif edemezdi. İrkilmesiyle birlikte Ay Turnası’nın eli boşluğa kaymıştı ve bu şaşırmasına neden olmuştu. ‘’İlahi Alan?’’ diye düşünen Ay Turnası hemen daha da dikkatli olmuş ve yelpazesini açarak hızlıca Kung Lao’ya doğru savurmuştu.

Kung Lao zaten ilk yelpazeyi görmüştü bunun kim olduğunu anında fark edebilirdi, bu daha önceki üçlü gruptan son derece pis kadından başkası değildi. Kadın bakımsızlıkta adeta çığır açtığı için gören insanların hepsi anında onu tanıyacaktı. Keçi ve Gungu’da şaşırmıştı bu aniden çıkan kadın ile birlikte yerlerine adeta mıhlanmışlardı.

Kung Lao savurmadan kendisini kurtardığı anda hemen sıçramış ve kadın ile arasında bir boşluk bırakmıştı. Daha sonrasında ise yüzüğünü tokatlamış ve Ağır kılıcını ortaya çıkarmıştı. Ağır kılıcı mat siyaha benzeyen görüntüsüyle direkt olarak ortaya çıkmış ve Kung Lao’nun rakibine doğru savurmasıyla birlikte yelpaze ve Ağır kılıç çarpışmıştı.

Kung Lao son derece güçlü bir insandı bunu kabul etmek gerekliydi, ancak onun bile gücünün bir sınırı vardı. Kendisi ile karşısındaki kadının gücü arasında tam bir alem güç farkı bulunuyordu, bu durum normalde es geçilebilirdi belki, ancak Kung Lao bu kadının daha başka güçlere sahip olduğunu düşünmeden edemiyordu. Buda onun korkmasına neden oluyordu, zihninde beliren tek kelimelik bir sözcük ile ne yapması gerektiğini çoktan biliyordu. Bu kelimenin adı ise ‘’Kaç’’dı.

Kung Lao daha fazla dayanmasının anlamsız olduğunu düşündü, son üç çarpışmaları o kadar şiddetli olmuştu ki Kung Lao’nun kaslı kolları bile titremeye başlamıştı, ona karşın kadında tek bir ifade bile yoktu. Suratındaki pis gülümsemesi sürekli olarak devam ediyordu ve bunu sanki bir oyunmuşçasına sürdürüyordu. Ona göre bu arkadaşları gelmeden önce yapabileceği oyundu. Elbette ki Ay Turnası çocuğun son derece güçlü olduğunu kabul etmişti. Bir Temel Kaynak alemi uygulayıcısı olan Kung Lao’ya içten bir saygı da duymuyor değildi. ‘’Bu çocuk son derece güçlü ve daha Kök kaynak alemine bile geçmedi, Qi birleşmesi sonrasında ne derece bir canavar olacak bilmiyorum ama yazık oldu… Belki de ilerideki şansı son derece sınırsızdı lakin, bu gün burada bizi sinir etti ve bu onun ölümünü doğurdu…’’ diye düşündü.

Kung Lao daha fazla beklerse öleceğini çok ama çok iyi biliyordu. Kaçarken keçiye güvenmesinin hiç yolu yoktu. Ancak kan yeminini kullanabilirdi ve keçiye ‘’Burada bekle!’’ diye bağırdı. Daha sonra Gungu’ya baktı ve Gungu sanki anlamış gibi hızla cebine doğru atladı ve kısa sürede içine girerek ortadan kayboldu.

“Şuan ki gücüm bunun gibi bir dövüş için yeterli değil, burada kalmaya devam edersem öleceğime eminim ve ben bunun olmasını istemiyorum! Kesinlikle yaşamak istiyorum!’’ diye zihnen haykırdı. Daha sonrasında ise bataklığın içine doğru [Sismik Adımlar]ı kullanarak ortadan kayboldu.

‘’Oh demek kaçmak istiyorsun… Akıllı bir tercih olabilirdi ancak… Benim için bu tür durumlar çok normal. Hadi sana bir miktar avantaj vereyim, oh! Bir tütsü süresi yeterli olacaktır.’’

Kung Lao bu süreç içerisinde çoktan koşmaya başlamıştı. Engebeli yerlerde hızı gerçekten de yavaşlıyordu ve bundan ötürü kendisine ve ustasına bir miktar küfür bile etmişti. Yere indiği anda daha da hızlanmaya çalıştı. Bacaklarına vermiş olduğu kaynak gücüyle bile o kadar zordu ki bu durum. En ufak hatasında öleceğini çok ama çok iyi biliyordu.

Bir tütsü süresi kadar koşan Kung Lao arkasından kimsenin gelmediğini gördüğünde bir miktar rahatladığını hissetmişti. ‘’Sanırım onu atlattım, o pis kokulu kadının bu kadar güçlü olacağını düşünmemiştim! O… çok korkutucu çok!’’

Tamda bu sırada arkasında bırakmış olduğu bataklık topraklarında keçi ile birlikte pis kokulu kadın yalnız kalmış ve kadın gülümsemeye başlamıştı. ‘’Zaman doldu!’’ neşe içinde bu sözleri söylemişti ve kısa sürede gölgelerin içine karışmıştı bile…

Ay Turnası’nın tekniği son derece korkutucu bir teknikti, bunu öğrenebilmek için o sapık ve çirkin ustasıyla en az üç döngü harcaması gerekmişti. En sonunda bu tekniği öğrendiğinde ise bir gün ustasını uykusunda bıçaklamış ve ölüp ölmediğine bakmaksızın oradan ayrılmıştı. Sayısız ölüm kalım savaşında bu tekniği geliştirmiş ve en sonunda bedenine adeta yapıştırmıştı.

Tekniğin avantajlarından birisi gölgelerin içine karışarak son derece yüksek hızla koşabilmesiydi, bu teknik ona özellikle fayda sağlamıştı. Yaşamını devam ettirebilmek için suikastlar yapması gerekiyordu ve kimi zaman avları bunu fark edebiliyordu. Ancak bu teknik o kadar seri bir teknikti ki, ne kadar fark ederse etsin bir şekilde onları yakalayarak öldürmeyi başarmıştı.

Hatta bu teknik sayesinde bir kralı bile öldürmüştü! Küçük ve yeni kurulmuş bir krallıktı ve kralları son derece zayıftı, Ay Turnası bunu kabul ediyordu ancak; bu kral öldürdüğü gerçeğini değiştirmiyordu ki!

‘’Umarım koşmaya devam ediyorsundur çocuk!’’ diye heyecanla gölgelerin içinde bağıran Ay Turnası tüm hızını tek seferde kullanması gerektiğini hissederek ileriye doğru atılmıştı. Bu tüm hızı ile sadece 300 nefes onun için yeterliydi, daha sonrasında çocuğu bulacak ve bu oyuna bir son verecekti. Onun mizacı da böyleydi, bir kez kaçmalarına izin verirdi daha sonrasında ise, ölmelerine izin verirdi. Rakibi bu sayede hem bir umut bulmuş olurdu, hem de yeni bulmuş olduğu umudu kaybederdi. Özellikle o son anda ortaya çıkan çaresiz bakışları son derece etkileyiciydi.

Kung Lao beklemesinin kendisine bir yarar sağlamayacağını biliyordu. Nereye gittiğinin hiç ama hiç önemi yoktu ve bundan ötürü daha fazla durmadı, tekrar [Sismik Adımlar]ı kullanıma soktu. Kaynak Enerjisinin tükenmeye başladığını hissedebiliyordu, ancak bunun için zamanı asla olmamıştı. Devam etmek ve buradan kaçmak onun şuan için tek gayesiydi.

‘’Buradan ve bu kadından kurtulmam lazım! Daha sonra badem çiçeğini bulup bu deli mekanından ayrılmam gerekli! Ustam halen daha beni bekliyor!’’

Hızlanabileceği maksimum miktara çoktan çıkmıştı. Bu onun son hızıydı, hiç gelişim uygulamamış normal insanların şuan için Kung Lao’yu görmesi bile neredeyse imkansızdı. Yakından baktıklarında sadece minik bir bulanıklık göreceklerdi.

Koşusunu sürdüren Kung Lao bir anda o tanıdık pis kokuyu burnunda hissetti, her koklayışında midesi bulanıyordu ancak buna yapabileceği bir şey yoktu. ‘’İşte buradasın!’’ diye bir ses ortaya çıktığında Kung Lao kadının yerini çoktan kokusundan tespit etmişti.

[Cennet Koklayan Burun] tekniği ne kadar çok aynı kokuyu alırsa o kadar etkin hale gelirdi! Şuan Kung Lao, ismini dahi bilmediği kadının kokusunu neredeyse 100 metreden canlı bir şekilde alabiliyor durumdaydı. Bununla birlikte eğer izini sürmek isteseydi çoktan bunu 15 kilometreye kadar devam ettirebilirdi. Tabii banyo yapmadığı sürece bu mümkündü, banyo yaparsa iş çok değişirdi.

Kung Lao koku sayesinde kadının yerini tanımlayabildiği için nereden bir saldırı geleceğini az çok tahmin etmişti. Yelpazeler hem yakın hem de uzak dövüş için son derece orta bir sınıftı, bundan ötürü rakibinin dövüşürken ya sürekli yakına girmesi gerekiyordu yada fırlatırken etkin gücünden feragat edip, hafif gücüyle fırlatması gerekiyordu.

Nitekim kadın da fırlatmayı seçmişti, ancak fark etmediği bir şey vardı ki Kung Lao’nun [Cennet Koklayan Burun] tekniği çoktan yelpazenin kokusunu bile kaydetmiş ve yerini belirler hale gelmişti.

Kung Lao kafasını hemen sola doğru yatırdı ve yelpazenin önüne doğru düşmesini sağladı. Yere doğru saplanan yelpaze ise minik bir ok gibi durdu ve daha sonrasında ise yan yattı.

Kung Lao bunun bir şans olduğunu biliyordu. Ondan ötürü geçmiş hayatında bir iki kez kullanarak minicik bir tecrübe edinmiş olduğu okçuluğu kullanmaya niyetlendi. Yüzüğünden bir ok ve yay aldı ve yayı hızlıca usulüne göre çekti. Oku yaydan derhal bıraktı ve kadına doğru ilerlemesini izledi.

‘’Swisst!!’’

Kadın hemen bir başka yelpaze çıkardı ve kendisine doğru gelen oku engelledi, ok hızlıca yere düştü ve minik bir çatlaklık ortaya çıkardı!

‘’O sendin! Kaplumbağa Gözünü sen öldürdün! Gerçekten harika, seni kutlamam gerekli… Ancak bu gün kutlaman erken sona ermek zorunda! Yoksa seni ben değil başkası öldürecek!’’

Kadın tekrardan gölgelerin arasına karışmıştı, Kung Lao ise bu süreçte tekrar [Sismik Adımlar]ı kullanmaya başladı. Kaynak gücünün hızla tükenmesi yüzünden Kung Lao yakın zamanda hızının normalin altına düşeceğinden bile emindi, bir an önce kaynak gücünü doldurması gerekiyordu.

Kafasında ise sürekli olarak başka hesaplar yapıyordu, bu şekilde kaçmaya devam ederse öleceği kesindi, ‘’Risk almam lazım!’’ diye düşünen Kung Lao ‘’Bu kadar süre koştum ve kadının gücü benim kat ve kat üstümde, beni asla bırakmayacak ve öldürecek! Ancak şimdi durursam bir şansım olabilir…’’

[Derin Nefes] tekniğini uygulamaya başlayan Kung Lao bu sefer içindeki tüm hisleri en kısa sürede atmaya çalıştı. Bir nefeste bedenindeki ağrılar hafiflemeye başladı, ikinci nefeste ise kemiklerindeki ağrıların büyük çoğunluğu yok oldu…

Altıncı nefesini aldığında tüm bedeninde hisler kaybolmuştu. Duygular bile neredeyse ortadan kaybolmuştu, bu Kung Lao’nun ulaşabileceği doruk noktasıydı ona göre mutlak sıfırdı!

Etkisinin olamayacağını bildiği halde son bir kez derin bir nefes alan Kung Lao en sonunda durdu ve kendisini döndürdü, döndürdüğü anda Kung Lao’nun karşısında o pis kadın duruyordu ve ne yapacağını çok ama çok iyi biliyordu.

Sağ koluna kaynak enerjisi vermeye başlayan Kung Lao bu tek darbeye vücudundaki %99 kaynak enerjisini ekledi. Geride kalan ise onun yaşam enerjisini tüketmeye başlamaması içindi.  Kadının elinde bir yelpaze vardı ve bu direkt olarak Kung Lao’nun boynuna doğru ilerliyordu. Kung Lao’nun kafasında tek bir düşünce ortaya çıkmıştı, ‘’Sıyrıl!’’ bu ilkel dürtü ile birlikte Kung Lao’nun aklına sadece [Sismik Adımlar]ın ikinci seviyesi Güneşin Dokuz Dalgası gelmişti.

Bir dizi ayak hareketi bir anda devreye sokmuştu. Çok az kaynak gücü olduğu için bunu yapması son derece zordu ancak Kung Lao bunu önemsemedi, bütün yaptığı şeyleri anlatması son derece zor olsa da ölüm tehlikesindeyken hepsi bir anda oluşmuştu.

Birden ikinci bir Kung Lao ortaya çıkmıştı. Bu ikinci Kung Lao’da tıpkı eskisi gibiydi, çaresiz ve ölümcül! Kadın direkt olarak ilk başta niyetlenmiş olduğu hedefe doğru atıldı ve keskin yelpazesini Kung Lao’nun boynuna doğru soktu. Yelpaze direkt olarak Kung Lao’nun boynuna doğru ilerledi ve içinden geçti.

‘’Ne!’’

‘’B-bu nasıl olabilir!’’

Kadının vurmuş olduğu şey elbette ki bir klondan başkası değildi. Bu sırada gerçek Kung Lao ise tekniğini harekete geçirmişti bile, hedefi ise basitti. Rakibinin kalp kaynak damarına doğru temiz bir vuruş yapacaktı.

Nitekim evdeki hesaplar asla çarşıya uymazdı… Yumruğu rakibine çarpmıştı evet ama, rakibinin kaynak damarına değil sadece omzuna çarpabilmişti. Kung Lao’nun bildiği kaynak damar yollarının hiç biri orada bulunmuyordu ki…

Yumruk omza çarptığı anda muazzam bir güç Kung Lao’nun bedeninden çıktı ve doğruca önündeki pis kadının bedenine doğru aktı. Bu enerji karşısındakine zarar vermeyi amaçlayan [Meteor Yumruğu]n’dan başka bir şey değildi.

Yumruğun şiddeti o kadar güçlüydü ki, toprak çaresiz kalmıştı. Üstünde yetişen çok seyrek bitkiler bile bu güçten etkilenmişti. Tekniğin zaten asıl amacı buydu, içindeki saf kaynak enerjisini açığa çıkartıyordun ve bir nevi kendini patlatma yoluna gidiyordun. Bedene aşırı derecede yük bindiriyordu ancak etkisi muazzamdı!

Kadının omzuna çarptığı anda zaten omzu çoktan kırılmıştı. Yumruğun etkisi ile birlikte kadının sert derisine doğru Kung Lao’nun elleri gömülmüştü.

Şans Tanrıları bu gün gerçekten de Kung Lao’yu kutsamıştı. Omzuna vurmuştu ve gerçekten de kalbe erişmesi neredeyse imkansızdı ancak, yumruk içeride kavislenmişti. Bileği bükülmüş ve yumruğun doğrudan kalbe doğru ilerlemesini sağlamıştı. Tabii buda Kung Lao’nun kalbi hızla tutmasına neden olmuştu.

Kadın ne diyeceğini bile bilmiyordu, o kadar şok bir durumdaydı ki çığlık bile atmaya cesaret edemedi. Tüm zaman boyunca kovalamış olduğu bu çocuğun aslında onunla oyun oynadığını nasıl bilebilirdi ki?

Hepsi bir anda oldu ancak bunu açıklaması satırlar alacaktı, Kung Lao kadının kalbini bir saniye bile düşünmeden kopardı ve elinde parçaladı. Her ne kadar bedeni güçlendirmiş olsan bile iç organların en zor güçlenen bölümdü. Bundan ötürü parçalaması son derece kolay olmuştu…

Kadın ise kalbi parçalandığı için sadece o şekilde bekleyebildi, sadece atmış nefeslik süresi kalmıştı. Kan akışı olmadığı için çoktan ölme durumuna gelmişti bile. Şimdi bundan sonra Kung Lao’nun beklemesi gerekmişti, sürekli olarak derin nefesler alıyordu ve bedeni neredeyse ölme noktasındaydı.

‘’Lütfen artık direnme ve beni öldüğün için suçlama… Tüm zaman boyunca bana saldıran sen ve sizlerdiniz…’’

Not:Bugün 8 Nisan Aydehan Orkun götünün doğum gününü kutluyor!

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1316

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1117

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 930

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 851

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 737

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 690

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 667

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 572

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 540

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 435

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 209

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 193

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 146

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 83

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 71

Site İstatistikleri

  • 17071 Üye Sayısı
  • 470 Seri Sayısı
  • 22917 Bölüm Sayısı


creator
manga tr