Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Angoria - Angoria Bölüm 106: Bir Tütsü Süresi Bekle


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


Ok Kung Lao’nun kafasının üstünden hızla ilerledi ve arkasında bulunan bir kayaya çarptı. Kaya bu ezici güç karşısında anında un ufak hale geldi ve minik taş parçalarına dönüştü. Kung Lao bunu gördüğü anda ‘’Tehlikeli…’’ diye düşündü.

Üstelik yeni geliştirmiş olduğu [Cennet Koklayan Burun]  bile etkisini gösterememişti.

‘’Tekniğim bile işe yaramadı, böylesine gizlilik geliştiren birisi şüphesiz ki çok tehlikelidir. Kesinlikle orta yolu bulmalıyım!’’

Karşısındakine tekrar bakan Kung Lao kendisinden birkaç yaş daha büyük olduğunu gördü. Kısa siyah saçlara sahipti ve teni kirden siyahlaşmıştı. Onun dışında kıyafetleri son derece iyiydi ve bu civardan olmadığını belli ediyordu.

‘’Oh! Demek bu Kombula Ejderi size aitti…’’

‘’Çabuk çıkar yüzüğünden seni utanmaz! Onun için ne kadar uğraştığımı tahmin bile edemezsin!’’

Kung Lao adamın elindeki yay ve oklara baktı, son derece kaliteli olduğu tek bir göz darbesiyle belli oluyordu. Yayın kirişleri son derece sağlamdı ve ipi de o kadar beyazdı ki kalitesini gözler önüne sermeye çalışıyordu.

‘’Sormama izin verin kıdemli kardeşim, bu Kombula Ejderini siz öldürdünüz değil mi?’’

Adam iki kısa kafa sallaması yaptı. Kung Lao bunun üzerine devam etti, ‘’Kıdemli kardeşim, yanlış anlama senden bunu çalmaya çalışmıyorum ancak, görüyorum ki bir yay kullanıcısısın… Ancak ben bu Kombula Ejderini öldürdüğünüzde oluşan ok yaralarını görmedim hatta okun kendisini bile görmedim.’’

Adamın gözleri bir anda ışıldadı ve kaşları hemen çatıldı. Suratından sinirliliğin okunduğu her yönden belli oluyordu, dişlerini birbirine bastırdı ve ‘’Yay kullanıcısı olduğum için sadece yay ile mi öldürmem gerekir? Üstelik bu seni ilgilendirmez seni çöp parçası benim dediğim her şey benimdir! Başkasının değil!’’

Kung Lao bu sözler karşısında nedensiz yere sinirlendi, siniri son sözler ile birlikte tamamen tavan yapmıştı. Ancak bunu suratında göstermedi ve bir bilgenin suratı gibi görünen suratı ile eşsiz bir gülümseme sundu.

‘’Oh tabii… Elbetteki sizin.’’ Dedi ve Kombula Ejderinden geriye kalmış olan parçadan uzaklaştı.

‘’S-sen…’’

‘’Derhal geriye kalan parçaları ortaya çıkar! Onun için çok uğraştım ve onun tüm bedeni bana ait! Senin gibi bir bok parçasına ait değil!’’

Kendisine edilen ikinci hakaret ile birlikte daha da sinirlendi ancak halen daha suratında gülümsemesini sundu. ‘’Kıdemli kardeş, buyur çekinme hepsi senin.’’ diyerek yerde bir parçası kalmış olan Kombula Ejderini gösterdi.

Adam halen daha kendisine vermemekte ısrar ettiği için daha da öfkelendi. Hemen yayına bir ok sürgüledi ve Kung Lao’ya doğru tuttu. ‘’Sana sadece üç nefes süresi vereceğim. Bu üç nefes süresi içinde eğer bana ait olanı vermezsen seni anında öldüreceğim! Seçimini yap ölmek mi yoksa malzemeleri vermek mi?’’

Kung Lao bunu duyduğu anda neredeyse suratı buruştu. Ölmeyi gerçekten istemezdi, o ganj yolunu kim tekrar yürümek isterdi ki? Kesinlikle imkansızdı! Malzemeleri vermek mi? Lao ölmüş olsa bile vermezdi, o parçaların hepsi ona aitti ve onlardan çok iyi para kazanacaktı. Üstelik et Gungu’nun bir süre doyması için yeterliydi bile! Buda cebinden para çıkmaması anlamına gelirdi!

‘’Başka seçenek kalmadı demek…’’

Kung Lao bunları mırıldandığı anda bir fırtına gibi [Sismik Adımlar]ı kullandı ve doğruca adama doğru yöneldi.

Adam Kung Lao’nun saldırmasını beklemiyordu ancak, çoktan hazırlıklıydı. İki kısa zıplama yaptı ve daha sonrasında ise tüm gücü ile havaya zıpladı. Havadayken son derece avantajlıydı ve sadağından çıkardığı üç farklı okla birlikte yayından dört tane oku aynı anda fırlattı.

‘’Swist!’’

İlk ok Kung Lao’nun sadece bir santim yakınından toprağa gömüldü, ikinci ok Kung Lao’nun suratına çarpacaktı ancak Lao’nun çevikliği ile atlatıldı. Üçüncü ok bir başka bölgeye doğru fırladı ve büyük bir gümbürtü ortaya çıkardı. Dördüncü okun gidişini ise kimse göremedi…

Lao yeterli kuvveti kendisinde bulduğunu düşünerek bu süreç içerisinde hemen zıpladı ve bir bakışta adamdan bir boyun kadar yükseğe zıplamıştı. Hemen elinde ağır kılıcı göründü ve doğruca adamın kafasına doğru kılıcını savurdu.

Ancak Lao’nun savurmuş olduğu kılıç adamın kafasına değdiği anda adam bir dumana dönüştü ve kolayca kayboldu.

‘’Bir klonmu?!’’

Kung Lao derhal [Cennet Koklayan Burun] ile ortalığı araştırmaya başladı. Tüm kokular zihnine yansıyordu ve beyni hepsini analiz ediyordu. Bu işlem ise sadece bir saniyenin onda biri kadar sürede ortaya çıkmıştı. Kung Lao’nun gözleri kuzeye doğru yönlenmişti.

‘’İşte oradasın!’’

‘’İki sefer bana hakaret ettin ve iki sefer de benim hazinelerime gözünü diktin, üstüne birde beni öldürmeye çalıştın. Ne kadar da acımasızsın!’’

Kung Lao hemen aşağıya doğru indi ve hızla koşmaya başladı [Sismik Adımlar] o kadar hızlı aktive olmuştu ki, Kung Lao’nun adeta bacakları sadece bu hareket dizisi ile iş yapar hale gelmişti. Bu onun tekniğe ne kadar hakim olduğunu gösterirdi.

**

Lao’nun kovaladığı adam ansızın yüreğinde bir korku hissetti. ‘’Çok güçlü!’’ diye zihni feryat ediyordu. ‘’Kök kaynak alemine girdi mi? Böylesine bir güç başka türlü açıklanamaz! Nasıl bu kadar güçlü olabilir bu çocuk!’’

‘’İyi ki klonumu o bölgeye göndermiştim. Başka türlü kesinlikle yok olurdum! Buradan derhal çıkmalıyım!’’

Kısa sürede kendi ayak tekniğini aktifleştiren adam bataklık içerisinde ilerlemesini sürdürdü.

**

Kung Lao adamın kokusunu aldığı andan itibaren bir daha asla unutmazdı. Beyni kokuyu kodlamış ve bir köşeye arşivlemişti. Sürekli olarak kullanmış olduğu [Sismik Adımlar] ile o bölgeye doğru ilerleyişini sürdürdü.

Kısa süre içerisinde en azından beş kilometrelik bir kovalayışa girişmişlerdi. Lao’nun vücudu Mei’yi taşırken fazladan ağırlık ile uğraşıyordu ve sırtında da ağır kılıcı asılıydı buda sadece on kilometre koşmasına olanak sağlamıştı. Şimdi ise sırtında hiçbir ağırlık yoktu ve bir fişek gibi ilerledi.

İkili arasındaki mesafe sürekli olarak düşmeye başladı önceleri altı kilometre kadardı, daha sonra beş kilotmetreye düştü….

Dört kilometre…

Üç kilometre…

İki klometre…

Bir kilometre…

Adam ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın, Kung Lao bir şekilde adamı takip ediyordu. Sayısız bataklığın içinden ilerlemelerini sürdürüyorlardı. İkisinin kullanmış olduğu ayak teknikleri son derece farklı bir prensiple çalışıyordu. Üstelik tekniklerinin kalitesi de farklıydı. Kung Lao’nun ayak tekniği kısa sürede adama yetişmesine olanak sağlamıştı.

Üç yüz metre…

Yüz metre…

Elli metre…

On metre…

‘’İşte seni yakaladım!’’

Kung Lao’nun bu inanılmaz hızı ile kovalamaları sadece bir tütsü çubuğunun yanması kadar sürede bitmişti. Fiziksel bedeninin gücü son derece inanılmazdı. Ustasının onu eğitirken sürekli olarak ağır kılıcı taşıtmasıyla birlikte gücü ve dayanıklılığı o kadar fazlaydı ki en sonunda ağır kılıcı son derece normal bir şekilde taşımaya başlamıştı. Ağır kılıcı ise toplamda 550 kiloydu!

Kung Lao adama doğru bir yumruk atmış ve adamın ayak teknikleri havaya uçmasıyla birlikte ortadan kaybolmuştu. Adam ne olduğunu bile anlayamadan Kung Lao önünde bitmiş ve ‘’Beni soymak ve üstüne öldürmek bile istersin demek!’’ diyerek adamın karnına doğru bir tekme daha atmıştı.

Adam bu tekmeyle birlikte hızlıca bir başka tarafa doğru uçmuştu, ağzından bir avuç dolusu kan fışkırmış ve bataklık suyuna doğru karışmıştı.

Adam daha ne olduğunu bile anlayamadan iki darbe almıştı. Bu darbeler bir tekniğe bile ait değildi son derece basit darbelerdi ancak gücü o kadar fazlaydı ki, doğrudan birisi alt organlarını karıştırmıştı.

‘’Dur! Lütfen özürlerimi sunarım! Onu ben öldürmedim tamam mı! Sadece gördüm ve sen… son derece küçüktün.’’

‘’Oh… Demek kafama vurup ekmeğimi alabileceğini düşündün…’’

‘’‘’Hayır, hayır kesinlikle öyle değil! Düşündüm ki, burada son derece güçlü insanlar var ondan ötürü senin yerine onları koruyabilirim!’’

‘’Oh… Çok büyük bir cömertlik bu… Ancak sormama izin ver. Madem bunu düşündün ve küçük kardeşinin ürünlerini koruyacaktın o zaman neden onları benden zorla almaya çalıştın? Bu seni bir ağabey mi yapar yoksa bir haydut mu?’’

Adamın kaşları kırışıklıklara büründü ‘’Dilime tüküreyim!’’ diye kendisine lanet eden adam nasıl toparlayacağını düşünmeye çalışıyordu.

‘’Pekala küçük kardeşinin gücünü şimdi gördün, o halde onun eşyalarını korumayı bırakabilirsin değil mi?’’

Adam bir ışık gördü ve hemen kafasını salladı ‘’Kesinlikle, kesinlikle!’’

Kung Lao da kafasını salladı, platin saçları her sallayışı ile ışık saçtı. Hemen elini adama doğru uzattı ve ‘’On Sarı Kaynak Altını.’’ Dedi. Adam neye uğradığını bile şaşırmıştı, on sarı kaynak altını mı? Daha öncesinde ona bu şekilde bir hitap ile kimse yaklaşmamıştı.

‘’On sarı kaynak altını derken neyi ima ediyorsun?’’

‘’Oh… Bu bir şey değil, sadece son derece zengin olduğunu fark ettim. Kıyafetlerin bile o kadar iyi ki parıldıyorlar. Hele ki şu yaya bak, eşsiz! Bu hazinelerden olmak istemezsin değil mi? İzin ver onları on sarı kaynak altını karşılığında senin için koruyayım! Söz veriyorum buradan çıktığında onları sana vereceğim.’’

Adamın suratı yeşil kurbağalara benzer bir görünüm aldı. Şimdi ne yapacaktı? Daha öncesinde hiç böyle bir duruma düşmemişti, genellikle o hareketi yapan kişi kendisiydi ve karşılaştığı rakipleri bu şekilde kıstırırdı.

‘’Küçük kardeşim… senin korumana vermek isterdim ancak… o kadar param yok maalesef… lütfen mazur gör beni!’’

Kung Lao bunu duyunca sinirlendi. ‘’Hem haydut, hemde cimri!’’ diye düşündü ve ardından da adamın ağzına doğru bir tekme daha attı. Attığı tekmeyle birlikte adamın ön dişleri anında kırıldı ve ağzından dışarıya doğru fırladı.

‘’AHH!!’’

Adamın çığlığı o kadar derinden geldi ki, etraflarında insan olmuş olsa kesinlikle birisi öldüğünü bile düşünürdü. Çığlık ile birlikte ciğerlerinin ağzından dışarıya fırladığını bile düşünebilirlerdi.

‘’Bana bak! Ben hiç bedavaya iş yapan birisine mi benziyorum! Pekala madem paran yok…bir düşünelim…’’

Bu sürede adam Kung Lao’ya bakmaya devam etti. Kung Lao düşünürken bir anda cebinden bir kafa çıktı ve adama doğru bakmaya başladı. Kafa bir sincaba aitti, bu elbette Gungu’dan başkası değildi. Karnı o kadar açtı ki gözlerinden alevler fırlıyordu, adamı gördüğü anda bir yemek olarak bile düşünmeye başlamıştı.

Kung Lao düşünme numarası yapmaya devam etti, bu sürede ise Gungu’yla konuşmasını sürdürdü. ‘’Yemeğimizi çalmaya çalıştı Gungu! Senin yemeğini! Düşün ondan alacağımız yemekle kaç gün karnın tok olacak ve şişecek!’’

Gungu’ya yemek demesi yeterliydi, Gungu’nun karnı zaten açtı ve Lao’nun söyledikleriyle birlikte gözlerinden zaten ateş fırlamaya başlamıştı.

‘’Ancak onu öldüremem Gungu… Çok yazık, oysa ki kaç gün karnımız et görecekti…’’

Gungu bunları duydukça kabaran iştahı ile birlikte gözleri güneş gibi parlamaya başladı. Daha fazla dayanamadı ve Kung Lao’nun cebinden fırlayarak yere indi, hafif ve paytak adımlarla adama doğru yürüdü ve adamın üstüne tırmandı. Adamın kafasına doğru yaklaştı ve sonra minik kafasını adama doğru yamulttu.

Adam başta paniklemesine karşın, daha sonrasında rahatladı. Bir sincap ona ne yapabilirdi ki? Fırsatın bu fırsat olduğunu düşündü ve sincaba doğru bir tokat attı.

Tokat sincaba geldiği anda Gungu zaten aç olduğu için düşünmedi ve kendini savunmadı. Hızla fırladı ve adamın üstünden düştü. Bunu gördüğünde Kung Lao aniden panikledi, Gungu’ya baktı ve daha sonra adama hızla geri döndü.

‘’Sen benim biricik, Gungu’ma… Sen öldün!’’

Mazereti elde ettiği anda Kung Lao’nun yapması gereken tek şey adamın kafasına doğru [Meteor Yumruğu]nu indirmekti.

‘’Bom!!’’

Adamın kafası elbette bir karpuz gibi patladı ve ortalığa beyninin parçaları döküldü. Ölen adamla fazla uğraşmayan Kung Lao derhal Gungu’nun yanına doğru ilerledi ve ‘’İyimsin, bir şeyin varmı!’’ diye zihnen bağırdı. Gungu fazla hasar almamış görünüyordu ancak, minik ağzının kenarından hafifçe kan sızıyordu.

‘’Bir şeyin var mı?!’’

Gungu’yu iki kez dürten Lao, Gungu’nun en sonunda tepki vermesiyle sevindi ve hemen Gungu’yu yakaladı kollarınla sardı ve ‘’Tamam geçti, bir şey yok artık…’’ diye onu sakinleştirmeye çalıştı.

‘’Ahh!!’’

Gungu çoktan uyanmış ve Lao’yu ısırmaya başlamıştı. Lao daha fazla dayanamadı ve ‘’Açsın ve beni mi ısırıyorsun! Çok utanmazsın çok!’’ diye zihnen bağırdı. Daha sonrasında ise Gungu’ya baktı ve ‘’Madem yemek yemek istiyorsun, o halde sadece bir tütsü süresi daha bekle yemek yapacağım sana!’’ diye konuştu.


Yazardan Not: bundan sonra teknik isimlerini [-] işaretine alacağım. Bu sayede karışmayacağına inanıyorum...

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1258

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 376

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20943 Bölüm Sayısı


creator
manga tr