"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Angoria - Angoria Bölüm 105: Hemen Dur Seni Piç Herif!


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo 


Nekid Dağları son derece eşsiz bir bölgeydi. Kaç tane dağdan oluştuğunu söylemek son derece zordu. Görüntüleri adeta bir timsahın sırtında bulunan pullarla eşleştirilebilirdi. Gökyüzüne meydan okuyan bu dağlar, o kadar eşsiz ve büyüleyiciydi ki; kimi insanlar düğünlerini bu dağların hemen yanı başında yapmak ister ve ağaç altındaki yemin merasimini bile umursamazdı.

Yıldızlara meydan okuduğu düşünülen bu dağların, nereye kadar vardığı Üç Dalga Krallığı’nda ki kimse tarafından bilinmezdi. Gökyüzü Kaynak Alemindeki insanlar bile bu dağların sonunu görmeye istekli değildi. O kadar uzun bir yolculuğun nereye götüreceğini kim bilebilirdi ki?

Dağların sözde orta bölgesindeki alanda her zaman siyah bulutlar bulunurdu. Kimi nadir zamanlarda bu siyah bulutlar kendisini gizler ve masmavi gökyüzünün görünmesine izin verirdi. İnsanlar bunları gördüğünde yüzlerinde gülücükler açar ve o günün son derece şanslı geçeceğini düşünürlerdi.

Ancak bu olay son derece nadir olduğu için, elbette kimisi asla inanmadı. İnanmayan kişiler ise genelde göklerin şans tanrıları tarafından zaten kutsanmış olanlardı. Ancak bu gün nasıl bir hikmetse yaklaşık olarak yirmi döngülük bir sürenin sonunda dağlardaki siyah bulutlar kendilerini yok etmişti.

Genelde bu olay olduğunda önlerindeki iki hafta boyunca sürerdi ve iyi şans dilekleri ve özgüven patlamasındaki insanlar çeşitli eylemler yapardı.

‘’Dehh!!’’

Büyük bir bağırtıyla birlikte duyulan bir ses genç bir çocuktan gelmekteydi. Bu çılgın eylemlerden biriside ona aitti ancak bu sesin sahibi maalesef bu bulutların inançlarını bilmiyordu.

Bu kişi elbetteki Kung Lao’dan başkası değildi.

Keçinin kalçasına doğru atmış olduğu bir şaplak ve daha sonrasında da bağırmış olmasıyla birlikte keçi neye uğradığını şaşırdı ve daha yüksek hızda dağlara tırmanmaya başladı. Bu tırmanma süresi boyunca, minik Gungu Lao’ya, Lao ise keçiye sımsıkı tutunmuşlardı.

Keçinin ani hızlanması ile birlikte Kung Lao derin bir kahkaha atmıştı. Kendisini son derece özgür hissediyordu ve hayallerinde uçuyormuş gibi bir izlenim sağlıyordu.

Ancak aynı şey zavallı keçi için söylenemezdi. İyi şans tanrıları onu terk etmişti, önce bir köpeğin saldırısına uğramıştı. Şansına lanetler okumuştu ve hemen ardından bir insan çocuğunun onu korumak için geldiğini düşünerek şansının geri döndüğünü düşünmüştü. Ancak nereden bilebilirdi ki, bu insan çocuğunun köpekten daha tehlikeli olduğunu?

Daha önce ağır aşağılamalara maruz kalmıştı, ancak bu bile daha bitmemişti. Onun için bu, kabustan başka bir şey değildi…

‘’Daha hızlı çık keçicik!’’ diye bağıran Lao’nun sesi ile birlikte keçi sinirlenmişti. Aslında başta sırtından atmayı düşünmüştü, ancak hemen ardından yapılan anlaşma aklına gelmiş ve kendisini geri tutmuştu.

Kesinlikle sırtında bulunan çocukla bir kez daha karşılaşırsa oradan anında toz olacaktı.

Dağlara tırmanışlarını sürdürdükleri bir sırada Kung Lao bir anda gözlerinin bir şeyi fark ettiğini keşfetti. Uzakta görünen bir parıltıdan başka bir şey olmayan bu şey, keçinin bir miktar daha tırmanmasından sonra daha net bir görüntü ortaya çıkarmıştı.

‘’Her tırmanışın birde inişi olmalı değil mi?’’ diye düşünen Lao, keçinin dikkatini çekmek için kafasına doğru bir şaplak vurmuş ve ‘’Hey gördün mü orayı keçicik? Orada sulak bir arazi var, hadi oraya gidelim!’’ diye bağırmıştı.

Keçi ise sadece sinirlenmeye devam etmiş ve küfürler etmeyi asla bırakmamıştı. Kung Lao’nun göstermiş olduğu bölgeye bakınca ise… Bir anda gözleri genişledi. Hızla durdu ve oraya doğru bakmayı sürdürdü.

İki defa kişneyen keçi Kung Lao’ya doğru bakmaya çalıştı ve daha sonrasında ise kafasını sürekli olarak salladı.

Kung Lao bu sallamanın ne anlama geldiğini elbette ki bilemezdi. Bir kaynak canavarı Gökyüzü Kaynak Alemine yükseldikten sonra ancak insan sesini taklit edebilir hale gelirdi, ondan düşük sınırlamalarda ise sadece minik hayvanlara benzerlerdi. Ne kadar zeki olduklarının bir anlamı olmazdı…

‘’Ne demek hayır! Anlaşmamıza göre benim badem çiçeğini bulmama yardım edecektin değil mi? Bence badem çiçeği bu alanda!’’

‘’Hadi ne duruyorsun! İlerlesene keçi!’’

Keçinin kıçına doğru bir başka şaplak geldiğinde keçi sinirlendi ve neden uyarmaya çalıştığını sorguladı. Daha sonrasında ise önemsemez bir tutum ile hızla o yöne doğru tırmanışını sürdürdü.

Lao’nun bu minik kafilesi en azından iki yemek süresi kadar daha tırmanmaya devam ettiler. Kendilerini en sonunda dağın zirvesinde gördüklerinde ise, Gungu İle Lao ikilisi hayran bakışlar ile bakmayı sürdürdüler.

Baktıkları alanda daha da büyük dağlar vardı ve bu dağlar aşağıdaki minik yeşillik alanı adeta bir sır gibi saklıyordu. Kung Lao’nun hemen karşısında ise daha da büyük bir dağ bulunuyordu ve bu dağ, adeta göklere meydan okur gibi sivriliyordu.

Bu Kung Lao’nun daha önce görmüş olduğu bütün dağlardan daha da büyük bir dağdı. Kung Lao’ya göre bu dağın kesinlikle efsanevi bir şeyi vardı. Normalde macera aramaya çıkmış olsaydı, ilk durağı kesinlikle bu dağ olurdu. Ancak şuan bir görevdeydi ve ondan ötürü bu dağa yaklaşması son derece anlamsızdı. Ustasının sağlığı için ne kadar erken badem çiçeğini bulursa o kadar iyiydi.

Keçiye bakan Kung Lao ‘’hadi bu vadiye inelim!’’ diye bağırdı ve daha sonra tekrar keçinin kıçına şaplak attı.

Şaplaktan ötürü keçinin arkası son derece acır hale gelmişti. Hatta öyle ki kürkünü keserseniz, o bölgenin morarmış olması bile içtendi.

‘’Biraz daha güçlü olsaydım seni çoktan yemiştim çocuk!’’ diye düşünen keçi daha sonrasında vadiye doğru inmeye başladı.

Çıkış ne kadar uzun sürse de iniş son derece hızlıydı. Kung Lao sadece bir yemek süresi sonrasında vadiye adımını atmıştı bile. Daha detaylı incelediğinde Kung Lao vadinin kabaca iki katmana ayrıldığını söyleyebilirdi. En alt katı bir orman olan bu vadinin üst katına doğru gidildikçe ağaçlar seyrekleşiyordu ve onun yerini sarmaşık orduları alıyordu. Sarmaşıklara baktığı anda bile ürken Kung Lao derhal ilk katmana gitmesi gerektiğini düşünmüş ve keçinin kıçına bir şaplak daha atarak ilerlemesini sağlamıştı.

Keçi bu sefer seri bir şekilde koşmamış onun yerine ağır adımlarla ilerlemişti. Yaklaşık olarak 500 kiloluk ağırlığa sahip bu keçi, toprağın son derece yapışkan olduğunu ve her adımda kendisini içine çektiğini biliyordu. Biraz daha hızlı hareket etseydi çoktan toprak içerisinde kaybolurdu.

Kung Lao bunu anlamıştı, ondan ötürü sesini çıkarmamış ve kendisini çapraz bacaklı oturtmuştu. Zihnini boşaltmış ve meditasyon yapmaya başlamıştı.

Angoria’dan kendisine doğru gelen enerjinin bedenine girmesine izin vermişti. Bedeni halen daha Temel Kaynak Aleminin yedinci düzeyindeydi ayrıca derin bir çıkmaza girdiğini hissediyordu. Bu çıkmazı nasıl aşacağını ise sadece kaderi gösterecekti.

‘’Umarım bu darboğazı aşmak için, diğer insanlar gibi en az on döngü beklemem…’’ diye düşündü Kung Lao, darboğazı aşmak son derece zordu ve her darboğaz bir diğerinden daha da zor hale gelirdi. Göz açıp kapayıncaya kadar çoktan bir yemek süresi sona ermişti ve Kung Lao meditasyonunda derin nefes tekniğini de aralıksız kullanmayı ihmal etmedi.

Her ne kadar Kung Lao meditasyonda düşüncelerini silmeye çalışmış olsa da kafasında halen daha birkaç soru dolaşıyordu. ‘’Neden, dar boğaz diye bir şey var? Yada neden insanlar bu türlü bir seviye sistemine sahip? Ayrıca o köpeğin burnu ve keçinin tırmanışı son derece etkileyiciydi, bunları nasıl yapabiliyorlar?’’ bunlar zihninde sürekli olarak dönen sorulardan sadece bir kaçıydı.

Kung Lao’nun bu durumuna elbette ki ‘’Kırk tilki var ama kuyrukları değmiyor.’’ denilirdi. Kafası meditasyonu sırasında daha da yoğunlaştı ve düşünceleri bir anda bir başka yöne doğru kaydı. Halen daha o köpeğin onca toz bulutu arasında kendisini direkt olarak bulmasına anlam verememişti.

‘’Geçmişte, gözüme doğru bir toprak parçası atıldığında neredeyse savunmasızdım. En son kavgamda köpeğe de benzer bir durum oldu ancak neredeyse etkilenmemişti.’’

‘’Elbette ki bunun sebebi açıklanabilir, köpekler doğaları gereği son derece iyi koku alma becerisine sahiptir. Buda demektir ki, köpeklerin böylesine ilginç senaryolarda doğal bir radar sistemi vardır.’’

‘’Ancak bu radar sistemi köpek için ne kadar kullanışlı olursa olsun, aynı zamanda en zayıf yeri olarak da görülebilir. Burnuna vurduğumda ki acı çığlıkları buna en büyük örnektir.’’

‘’Peki ya bu doğal radar sistemi uygulanabilir mi?’’

Sürekli olarak bunu düşünen Kung Lao zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı, o kadar çok odaklanmıştı ki. Keçi çoktan durmuş ve yemek yemeye başlamıştı bile, hatta Gungu bile karnının acıktığını hissetti ve Lao’nun son derece yoğun bir düşünce sisteminde olduğunu fark ettiği için açlığını belli etmemeye karar verdi.

Zaman daha da hızlı ilerledi, göz açıp kapayıncaya kadar çoktan on iki yemek süresi ortadan kayboldu. Buda havanın kararmasına neden oldu. Üçlü elbetteki keçi sayesinde son derece güvendeydi ve keçi bu günkü yorucu tempodan ötürü istemsiz uyumak zorunda kalmıştı.

‘’Köpeğin burnun son derece hassas olması beyni ile ilgilidir. Beyni kokuları son derece hızlı bir şekilde ayırıp tanımlayabilir.’’

Derin bir nefes alan Kung Lao burnuna kaynak enerjisini göndermeyi de ihmal etmedi.

‘’Havada şuan için otuzdan fazla koku var, ancak bunların sadece on ikisini bilebiliyorum. Peki ya geriye kalan on yedisi…’’

Tekrar derin bir nefes alan Kung Lao ne olduklarını çözmeye çalıştı. Bununla birlikte her nefeste düşünceleri daha da netleşmeye başlamıştı. Sorunun ana kaynağını çözdükten sonra gerisinin sadece pamuk ipliği gibi geleceğini fark eden Kung Lao bu ipliği takip etmeye başlamıştı.

Güneş tekrar Angoria’nın üstünü aydıklatırken, Kung Lao bir anda gözleri açtı. Suratında son derece keyifli bir gülümseme vardı.

‘’Sonunda çözdüm! Şimdi artık burnum son derece gelişmiş durumda!’’ diye sevinç nidaları ile ortalığa bağırdı.

‘’Bu benim kendi başıma geliştirmiş olduğum ikinci tekniğim!Buna ‘’Cennet Koklayan Burun’’ adını vereceğim!’’

‘’Öyleyse hadi bir kullanalım!’’

Derin bir nefes çeken Kung Lao beynine doğru kokuların gitmesine izin verdi. Gece boyu geliştirmiş olduğu tekniği ile birlikte aslında otuz değil elli farklı kokunun burada olduğunu fark etti.

‘’Her eşyanın kendine göre kokusu vardır. Kimisinin kokusu daha baskınken kimisinin daha hafif, örneğin şuan içinde bulunduğumuz bataklığın kokusu en baskın kokuyken, havada uçan şu karganın kokusu en hafif olanı!’’

Tekrar derin bir nefes alan Kung Lao’nun gözleri bir anda irileşti. Hızla ayağa kalktı ve keçinin üstünden atladı, keçi çoktan uyanmıştı ve Lao’nun atlayışı ile birlikte nereye gittiği merak ediyordu.

‘’Burada bekle!’’ diye bağıran Kung Lao ilerleyişini sürdürdü.

Çok değil sadece bir tütsü yanacağı süre kadar koşan Kung Lao bir anda karşısında yerde dili dışarıya doğru çıkmış olan devasa bir kertenkele ile karşılaştı.

‘’Bir Kombulo Ejderinin burada ne işi olabilir ki?’’ diye düşünen Kung Lao bir anda bir şey fark etti. Kombulo Ejderlerinin derisi son derece değerliydi, özellikle de salgıladıkları zehirli tükürükleri en değerlisiydi.

‘’Gökler benim zengin olmam için bu kadar şey veriyorsunuz, nasıl sizi kırabilirim ki?’’ diyen Kung Lao hemen Döneyan’ı çıkardı ve kendisini işine yordu.

Bir yemek süresi kadar sonrasında işi biten Kung Lao bir başka şey daha fark etti. Ejderin göğüs kısmında parıldayan minik bir bilye! Kung Lao’nun gözleri o kadar çok açıldı ki, güneş bu açılmayı görmüş olsaydı kesinlikle bir kez daha doğmaya cesaret edemezdi.

Eli hemen göğüs bölgesine doğru ilerleyen Kung Lao tek bir hamlede çekirdeği aldı ve hemen yüzüğünün içine soktu. Böylesi eşsiz bir hazinenin fazla dışarıda durması iyi değildi. Etrafına bakınan Kung Lao daha sonrasında ise ‘’Gungu… seni şanslı hergele! Uzun süre yemek yiyebileceksin!’’ diyerek seslendi.

Gungu’nun gözleri de adeta Kung Lao gibi ışıldadı. Onun için yemek Angoria’daki en değerli şeydi.

Kung Lao hızlıca Döneyan ile Kombulo Ejderini eş parçalara böldü ve yüzüğüne depolamaya başladı. Son parçasını yüzüğüne depoluyordu ki hemen bir vızıltı başının üstünden ilerledi.

‘’Hemen dur seni piç herif!’’

D.n:minimum 15 yorum

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1388

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1169

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 964

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 890

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 783

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 743

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 700

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 596

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 555

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 528

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 215

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 201

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 130

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 130

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 124

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 122

Site İstatistikleri

  • 20464 Üye Sayısı
  • 582 Seri Sayısı
  • 28719 Bölüm Sayısı


creator
manga tr