"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Angoria - Angoria Bölüm 103: Çok Kabasınız Çok!


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigo


Kung Lao vücudu için, üç tane hapı ağzına attığında suratı adeta kireç gibiydi. Yüzüğünü en son tokatladığında sadece beş tane şifa hapının kaldığını fark etmişti. Daha sonrasında üç tane daha kullanmış ve bu sayı ikiye kadar gerilemişti. Nasıl olurdu da suratı kireç gibi olmazdı ki?

Şifalı hapların kan akışını düzeltmesi ve yaranın kapanmasını sağlaması için çapraz bacaklı oturmuş olan Kung Lao kırık göğüs kafesinin kemikleri içinde ayrıca çalışmalara başlamıştı. Demir Su şehrindeki şifacıdan öğrenmiş olduğu yöntemi kullanarak kemiklerinin hızlıca kaynaşmasına yardımcı oldu. Elbetteki bütün bunların hepsi en azından ona altı yemek süresi kadar zaman kaybettirmişti.

Ustasının göğsünde oluşan yarayı aklına tekrar getirdiğinde yüzü korku ile doldu. Ustasının kolayca ölmeyeceğini biliyordu ancak, Dört Kanatlı Tiran Mamutunun o muazzam saldırı son derece güçlüydü. Sırf ondan ötürü bir çok ev çoktan harabeye dönmüştü. Ustası nasıl olurdu da hasar almazdı ki? Sonuçta ustası bir demir bloğu değildi.

‘’Badem çiçeğini bulmam gerekiyor!’’ diye düşünen Kung Lao en sonunda kendisini olağana dönmüş bir halde bulunca hemen ayaklanmış ve ‘’Keçi şu tarafa doğru koşmaya başladı, son derece korkmuş olan bir keçi öncelikle kendisinin güvenliğini düşünmeli değil mi? Bundan ötürü o yöne doğru bende koşarsam, önce güvenli bir bölgeye geçer ardından da durumu analiz edebilirim.’’ diye düşünmüş ve hemen ardından da sismik adımlar ile arkasında minicik bir toz bulutu bırakarak koşmaya başlamıştı.

Etrafındaki kayalıkların her tarafı çentikler ile kaplıydı ve burasının son derece eski bir savaş alanı gibi görünmesini sağlıyordu. Aynı zamanda Kung Lao’nun görmüş olduğu eski kafa tasları ve kemik parçaları da bu savaş alanının vahşetini gözler önüne seriyordu.

‘’Eğer bu keçi olmamış olsa ve köpek ile direkt olarak karşılaşmış olsaydım kesinlikle ölmüş olurdum…’’ diye düşünen Kung Lao tekrar kendisinin eksik yönlerini fark etmişti. ‘’Karşımdaki rakibi değerlendirecek seviyeye gelmem gerekli. Ustamın göndermiş olduğu bu dağlar son derece zengin kaynak canavarları içeriyor. Bunu yararıma kullanmalıyım!’’ diye düşünmüş ve ilerleyişini sürdürmüştü.

Yolun en sonunda sonuna gelen Kung Lao bir anda suratının bozulmasına izin verdi. Yolun sonu elbette ki devasa bir dağın ucuydu ve görünene göre en azından 500 metre içerisinde herhangi bir çıkış yöntemi yoktu. Buda sadece dağa tırmanması gerektiğini söylüyordu.

‘’O lanet keçinin hayatını kurtardım ancak o bana borcunu ödemeden kaçtı! Hiç görgü kuralı yok hiç!’’

Söylenerek en sonunda dağa tırmanmaya başlamıştı. Sonuçta sadece ilerleyebilirdi, geriye döndüğünde zaten dışarıya çıkmış olacaktı.

Bu esnada Gungu tehlikenin geçtiğini fark etmiş ve Kung Lao’nun cebinden dışarıya doğru fırlamıştı. Tekrar Lao’nun omzuna dönmüş ve dikilerek son derece kibirli ifadesini takınmıştı. Şirin gözleri hafifçe kısılmıştı. Gören insanlar elbette ki bir şeye kızdığını, veyahut bir şeyi düşündüğünü zannedecekti.

Aslında Gungu’nun yapmış olduğu şeyin bir nedeni vardı ve bu minik canlının gözlerinin titretmesine, sonrasında ise gözlerini kısmasına neden olmuştu. Bunun sebebi ise dağdaki kayaların gözüne leziz bir yemek gibi görünmesiydi.

Lao dağa tırmanmaya başladığında geleneksel bir ‘’Bir adım bir tırmanış’’ yöntemi yerine ‘’Bir zıpla on çık’’ yönteminin daha iyi olacağını düşünmüştü ve bu sayede kolayca  tırmanmaya başlamıştı. Bacaklarının gücü son derece fazlaydı, bunu birde kaynak gücüyle destekleyince son derece güçlü bir zıplayış yapma olanağı sağlıyordu. Esasen dışarıdan gören insanlar bu minik çocuğun, uçtuğunu bile düşünebilirdi.

Tabii Gungu en sonunda dayanamamış ve bir anda Lao’nun omzundan kayalara doğru atlamıştı. Lao neden atladığını merak etmişti. ‘’Hey! Gungu çabuk buraya gel! Daha çok yolumuz var ve bir an önce badem çiçeğini bulmalıyız!’’ diye bağırmıştı ancak nafileydi. Gungu çoktan atlamış ve Lao’nun söylediklerini umursamadan doğrudan bir kaya parçasını minicik ellerine alarak bakmaya başlamıştı.

Lao ne yapacağını gerçekten merak eder olmuştu. Buda onun tırmanmasını durdurmasına ve Gungu’ya bakmasına vesile olmuştu. En sonunda minik bir açıklık alanın olduğunu fark etmiş ve ‘’Hey! Gungu bak şurada biraz dinlenebiliriz! Hem yemek de yemiş oluruz değil mi?’’ demişti.

Gungu’nun bu hayatta sevdiği sadece üç şey vardı. Bunlardan birincisi elbetteki yemekti, ikincisi uyku ve üçüncüsü ise Lao’dan başkası değildi. Yemek kelimesini duyduğu anda gözleri Kung Lao’ya dönmüş ve ışıl ışıl parıldamıştı. ‘’Yemek mi yiyeceğiz!’’ hemen elindeki taş ile birlikte Kung Lao’ya doğru fırlamış ve kısacık sürede tekrar Kung Lao’nun omzunda o kibirli görünüşünü sergilemeye başlamıştı. Elbette suratında bu sefer açlığında izleri vardı.

Kung Lao açıklığa doğru sadece iki minik zıplamada ulaşmış ve hemen ardından da Gungu’yu yere indirmişti. Gungu son zamanda aşırı hızlı gelişmişti ve şimdi ara ara konuşmaya bile başlamıştı. Bu minik canlının büyüme hızını düşündüğünde Lao’nun gözleri şaşkınlıkla açılıyordu.

‘’Daha sadece üç haftaya yakın bir süre oldu… Ancak şimdiden konuşabilir, koşabilir ve düşünebilir mi? Bu nasıl bir büyüme hızı!’’

Yüzüğünü tokatladığında Lao hemen kızartma için gerekli olan odun parçalarını daha sonra şişi ve hemen ardından da bol yağlı bir eti dışarıya çıkarmıştı. Hepsini tamamlaması sadece bir tütsü süresinin yarısı kadar zamanda gerçekleşmişti ve daha sonrasında ise Gungu aç gözler ile yemeğe başlamıştı.

‘’Gökler Gungu’nun yemek yiyişine şahit oluyorsa eminim ki ağızları açıktır! Kesinlikle para düşmanı bir yeme tarzı var! Hayır hepsi nereye gidiyor bu yemeklerin…’’

Gungu’nun minicik karnı şiştiğinde Lao kalan yemek parçalarına bakmıştı. Elbette bulması neredeyse imkansızdı. Gungu’nun iştahı o kadar büyüktü ki, küçük bir kuzuyu zaten tek başına bitirmişti. Üstelik bunu yaparken kemikleri dahi ayırt etmemişti, Lao bunları gördükçe titriyordu.

‘’O kuzuya vermiş olduğum para bir yeşil kaynak gümüşüydü! Üstelik bu Gungu daha sadece bebek…’’

Kafasında minicik bir hesap yapan Lao derhal gözlerinin kan ağlayacağı bir raddeye gelmişti. ‘’Bir öğünde bir yeşil kaynak gümüşünü yiyor ve sadece bebek… İleride bu bir yeşil kaynak gümüşü bile onu doyuramayacak ve bu bir beyaz kaynak altına yükselecek… Daha sonra oda doyuramayacak ve bu bir sarı kaynak altınına yükselecek…’’

Nasıl olurdu da kan ağlamazdı ki?

Derhal Gungu’yu eline alan Kung Lao gözleri şimşek gibi parlayarak ‘’Gungu… Dinle erkek bir adamın en büyük sırrını seninle paylaşıyorum…’’ derin bir nefes aldıktan sonra ‘’İnsanlar için para her şeydir. Hatta o kadar önemlidir ki, senin yemiş olduğun yemek bile bu parayla alınmıştır.’’

‘’Yemek yemek elbette güzel ama şimdi yediğin gibi yemek yersen bir göz açıp kapatana kadar ne olur biliyor musun?’’

Gungu tabi ki düşünceliydi. Kafasında merak işaretleri ortaya çıkmış ve daha sonrasında bunu kelimelere dökmüştü. ‘’Ne olur?’’

Kung Lao öksürdü ve Gungu’ya doğru baktı: ‘’Aç kalırız Gungu… Aç kalmak demek, yemek yok demek… Yemek yok demek, para yok demek…’’ Suratındaki üzüntü o kadar derinleşmişti ki, gören insanlar aniden yirmi döngü yaşlandığını bile düşünebilirdi.

Gungu’nun gözleri de aniden Lao’nun gözleri gibi kan ağlamaya başladı. Onun için para önemsizdi ancak yemek… Her şeyden daha önemliydi.

‘’Erkek adam tasarruf yapmayı bilmelidir Gungu… Şimdi yediğiniz gibi yemeye devam ederseniz eminim ki çok yakında sadece kemerimizi kemireceğiz… Daha sonra oda kalmayacak ve… öleceğiz…’’ diye mırıldandı.

Gungu ölmek kelimesini duyduğu anda korktu, hemen bir karar almıştı hızlı hızlı kafasını salladı ve ‘’Gungu bir erkektir! Bundan sonra kesinlikle daha az yemek yiyeceğim!’’ diye Kung Lao’ya konuştu.

Kung Lao bunu duyduğunda gözlerini ihtiyatlı bir şekle çevirdi ve ‘’Ah… Demek anlıyorsun… Gungu gerçekten çok akıllı!’’ diyerek Gungu’nun minik kafasını okşadı.

İkili bu konuşmadan sonra daha fazla o açıklıkta durmadı ve zıplayarak tırmanma eylemine devam etti.

Kung Lao her zıplayışında tahmini olarak beş metre ileriye atılmaktaydı. Elbette bu durum son derece zordu, Lao’nun dengesi son derece iyi olmasına rağmen arada dengesini kaybediyordu ve bu yükseldikçe daha da tehlikeli bir hal alıyordu.

Sonuçta düştüğü anda bulacağı tek şey yeniden Ganj nehri olacaktı…

Bu zıpla tırman yöntemi ile normalde on iki yemek süresinde tırmanacağı dağa kolaylıkla üçte biri sürede tırmanacağını fark etmişti. Sadece dört yemek süresi sürecekti ve çoktan bunun yarısına gelmişti.

Bu esnada Gungu ise halen daha yanında taşıdığı taşa bakıyordu ve en sonunda dayanamadan minik iki sivri dişi ile kemirmeye başladı.

‘’Hart!’’

‘’Hart!’’

İki minik ısırık ile birlikte Taşın bir kısmı onun ağzına doğru kopmuş ve Gungu kısacık çiğneme süresinden sonra yutmuştu. Tadının iğrenç olduğunu düşünüyordu ancak, içindeki bu taşı yeme düşüncesini başka türlü bastıramayacağının da farkındaydı.

Gungu ne kadar zeki de olsa halen daha içgüdüleri onun en baskın tarafıydı.

Kung Lao her zıplayışı ile birlikte kayalarda bir ‘’Plop’’ sesi bırakıyor ve tekrardan zıplıyordu. Sonra bir anda irkildi ve gözleri kocaman açıldı. Duymuş olduğu sesin neye ait olduğunu çok ama çok iyi biliyordu, bu ses keçiye aitti ve Kung Lao iki zıplayıştan sonra keçinin devasa figürü ile göz göze gelmişti bile.

Keçinin boyu en azından dört metreydi ve bu durumda keçi son derece kolay fark edilebilir oluyordu. Kung Lao onu gördüğü anda ‘’Borcunu ödemen gerek!’’ diye bağırmıştı. Keçi sesi duyduğu anda irkildi. Neden bilmiyordu ancak sesi duyduğu anda arkasındaki yeni kapanmaya başlamış olan kuyruksuz bölgesi sızlıyordu.

Lao on kısa zıplamadan sonra keçiden sadece 200 metre uzaktaydı. Nasıl olurdu da keçi onu görmezdi ki?

‘’Hayatınızı kurtarıyorum ancak bana bir ödül bile vermiyorsunuz! Çok kabasınız çok!’’ diye bağırmaya devam eden Kung Lao halen daha zıplamaya devam ediyordu. Keçi bu durumdan son derece korktu, onun en değerli varlığı olan minicik kuyruğunun bu cani tarafından koparıldığını fark ettiğinde ise içi sızladı.

Hemen koşmaya başladı ve sanki dağları bir yay gibi kullanarak hızla ilerleyişini sürdürdü. İlerlerken sanki taşlara bile basmıyor gibiydi, Kung Lao bu durumu gördüğünde neredeyse ağzı açık bir halde kalacaktı.

‘’Bir keçinin bu kadar usta bir tırmanıcı olduğunu bilemezdim… üstelik nasıl bir güç bu sanki gerçekten uçuyor gibiydi, kayalara bile bastığını görmedim!’’

Kafasında bu kısır döngü oluşurken uzaklaşmaya başlamış olan devasa keçinin daha da gözden kaybolduğunu fark etmiş ve ‘’Hey! Buraya gelin hayat borcunuzu ödeyin! Ben olmamış olsaydım bu şekilde kaçamazdınız bile! Bu küçük son derece fakir en azından kürkünüzün bir parçasını verin!’’

Keçi bunları duyuyordu ve anlıyordu da, ancak o manyak insanın yanına bile yaklaşmak gibi bir düşüncesi yoktu. Önünde bulunan sünger burun köpeğini nasıl öldürdüğünü hatırladı ve bütün vücudu titremeye başladı. Daha sonradan kendisine de sıçramış olan o dehşet verici rüzgarı anımsadı ve içinden kan dökmeye başladı.

O en sevdiği parçasıydı…

Tabi bunları düşünürken aynı zamanda dağda ilerlemesi son derece karmaşık bir hal aldı. Bedeni sürekli titriyordu ve en sonunda adım atmakta bile zorlanır hale geldi.

O kadar titredi ki, en sonunda adımı bozuldu ve daha önce asla olmamış olan şey başına geldi. Taş ayağının altında ufalandı ve hemen ardından da kendisi düşmeye başladı.

Bütün hayatı boyunca bu dağlarda dolaşmıştı ve hiçbir şekilde bunun gibi bir durumla karşılaşmamıştı, ancak şimdi bu çocuk yüzünden son derece küçük düşürücü bir düşme ile karşı karşıyaydı. Üstelik bu yükseklikten düştüğünde zaten çoktan öleceğini biliyordu.

‘’Hey! Dur düşüyorsun! Borcunu ödemeden ölmene nasıl izin verebilirim!’’

Kung Lao düşen keçinin yanına doğru iki uzun atlayıp yapmış ve hemen iki nefes içerisinde o bölgeye doğru ilerlemişti. Keçi umutsuzca öleceğini düşünürken bir anda Kung Lao’nun bedenini görmüş ve titremeye başlamıştı.

Kesinlikle bu gün kaderindeki en şanssız gündü…

Kung Lao düşen keçiyi uzun kürklerinden hemen tutmuştu ve ardından da iki kısa adımla bir başka açıklığa doğru ilerlemişti. Üstelik bu açıklık son derece büyüktü ve en azından otuz metreydi.

Keçinin çırpınmaları adeta iki demir tarafından engellenmiş gibiydi. Ne yaparsa yapsın boşa çıkıyordu. Bu esnada kalbide gümbürtülerle atıyordu ve en sonunda Lao keçiyi fırlattığında keçi dayanamamış ve ‘’Meee!!!’’ diye bağırmıştı. Tıpkı küçük bir kuzu gibiydi…

Keçi alana indiği anda toparlansa da Kung Lao ondan hızlıydı ve hemen kafasına doğru bir tane yumruk patlattı. ‘’Birisi sana yardım ettiğinde ona nezaket olarak ödül sunmalısın! Üstelik birisine borçluyken nasıl olur da ölmeye çalışırsın? Şimdi ikinci defa hayatını kurtardım ve borcun katlandı! Derhal borcunu öde!’’ diye bağırmıştı.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1338

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1132

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 577

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 464

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17755 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 24008 Bölüm Sayısı


creator
manga tr