"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Angoria - Angoria Bölüm 86: Bilgin Var mı?


 

Angoria
Bölüm 86: Bilgin Var mı?

 
Yolculukları
boyunca ikisinin de konuşmaması büyük bir şans mı yoksa zulüm mü bilinmez ikisi
de birbirlerini özlemişti. Yan yana durdukları halde konuşamamaları onları son
derece zor bir hale bile sokmuştu.
 
Tengri
Mei en basitinden önünde duran şirinmi şirin, masmavi gözlere sahip bebek
sincabın kim olduğunu ve Kung Lao’nun nereden bulduğunu çok merak ediyordu,
ancak bunu soracak kadar cesaretinin olmadığını da biliyordu. Sonuçta o Kung
Lao’ya küstü…
 
Kung
Lao’da, Tengri Mei’yi merak ediyordu ancak sormaktan çekiniyordu. Daha önceki
tüm sorularını yanıtsız bırakan Tengri Mei niye gidip şimdiki sorusunu
cevaplasın ki? Bundan ötürü yeni yoldaşı, ortağı ile birlikte vakit geçirmeye
devam etmiş ve kalın ancak yumuşacık tüylerini okşayarak vaktinin büyük kısmını
geçirmişti.
 
Yolculukları
sırasında ilk kez yemek molası verdiklerinde Kung Lao’nun başı çok şiddetli bir
biçimde ağrımaktaydı. Sebebi ise basitti, yeni arkadaşı Gungu’nun açlığı tavan
yapmıştı ve yemek yemek için debelenip duruyordu. Bu hissiyatı Kung Lao’ya da
etki ediyordu ve en sonunda Lao buna dayanamamıştı.
 
Yapılan
yemek süresince Kung Lao’nun yanı başından bir kez bile ayrılmayan minik Gungu
yemeğin her anını zihnine kaydediyordu. Yemek olarak tanıdığı ve ilk kez
gördüğü şeyin son derece enfes kokması ve güzel gözükmesinden ötürü, yemeklere
hayranlığı hızla büyümüştü.
 
Yemekleri
hazır olduğunda ise Gungu hiç sabretmemiş ve yapılan yahninin içine kendisini
bırakmıştı. Kendisine ayrılan tabağın her zerresini yemiş ve suyunu da bir
güzel içmişti. Bu kadar hızlı yediği için herkes ona bakmaktan kendisini
alamamıştı.
 
‘’Bu
nasıl bir canlı böyle…’’
 
‘’…’’
 
Kendi
aralarında konuşan Tengri Mei ve Yan Suo’nun konuşmaları Kung Lao’nun çok
ilgisini çekmiş ve ikilinin şaşkın ifadelerinden nedensiz yere gurur duymuştu.
Gungu sonuçta onun ortağıydı ve yaptığı her şey övgü aldığında oda gurur
duyuyordu.
 
Şuan
yemiş olduğu altıncı tabak yahni ile birlikte tüm herkes yemek yemeği kesmiş ve
ona bakar olmuşlardı. Onu izlemesi bile insanın doymasına yeterliydi, bu
küçücük sincap nasıl oluyordu da bu kadar fazla yemek yiyebiliyordu ki? Kung
Lao, Gungu’nun yetişkinlik dönemlerini düşünemiyordu bile…
 
Kung
Lao’nun aşırı hayal gücünden ötürü mü bilinmez ama Gungu’nun yetişkinlik
dönemlerinde koca bir dağı yediğini görmesiyle birlikte bu durumdan ürkmüştü…
 
Yemekleri
bittiğinde yada tüm hepsini Gungu yediğinde daha fazla buralarda oyalanmayı
düşünmeyen ekip kendilerini tekrar at arabasının içine atmış ve hiç vakit
kaybetmeden yola koyulmuşlardı. Bu sırada ise paytak bir yürüyüş ile neredeyse
zor yürüyen Gungu ilk kez Kung Lao’nun kucağında uyumak yerine Tengri Mei’nin
kucağına doğru gitmiş ve bacaklarına tırmandığı anda ise uyuyakalmıştı. Bu
durum karşısında genç ve güzel Tengri Mei nasıl olurdu da şaşırmazdı ki?
 
Kung
Lao ise son derece bozulmuştu. Ortağı olacak bebek Gungu bile koşup güzeller
güzel Mei’nin yanına gitmiş ve uyumuştu. Kendisi ise halen daha küs bir
vaziyette sadece yanında durabiliyordu…
 
Bunun
olmasına izin vermek isteyen Kung Lao bakışlarını direkt olarak Tengri Mei’ye
sabitlemiş ve ‘’Sana gittiğimde haber vermediğim için özür dilerim… Kim bilir
ne kadar merakta kaldın, bunun bir daha olmasına izin vermeyeceğim.’’ Diyerek
derin bir nefes bırakmış ve Tengri Mei’nin gözlerine bakmaya devam etmişti.
 
Mei
ise bu aniden gelen özür ile birlikte şaşırmış ve ne diyeceğini bilememişti.
İki kez kekeledikten sonra ‘’eee… Sorun değil, bir daha yapmayacağını
biliyorum.’’ Diyebilmişti. Müstakbel kocasının kendisinden ilk kez özür
dileyişi de bu şekilde olmuştu. Nasıl olurdu da karşısındaki yakışıklı
müstakbel kocasını affetmezdi ki? Yanakları al al olmuş bir vaziyette Kung
Lao’nun bir sonraki kelimelerini bekler bir halde durmuştu. Halen daha ilk
kelimelerin ona ait olduğunu düşünüyordu.
 
Kung
Lao, Tengri Mei’nin konuşmaması ile birlikte kendisinde konuşma gereksinimi
duymuş ve ‘’Benim olmadığım zamanlarda neler yaptın?’’ diye sorusunu
yöneltmişti. Bu sayede sohbetleri açılmış ve Tengri Mei neler yaptığını
anlatmaya koyulmuştu. Yaptığı şeyler son derece basitti; yemeğini yiyordu,
çarşıda dolaşıyordu ve kendisinde bulunan son kaynak bitkisinin özünü de
emiyordu. Tüm bu zaman boyunca bir miktar daha kaynak enerjisini absorbe etmeyi
başarmıştı.
 
Tengri
Mei, sıranın kendisine geldiğini düşündüğünde aynı soruyu sormuş ve Kung Lao
ise nereden başlayacağına karar veremeyerek en başından anlatmaya koyulmuştu. Kılıcına
isim verdiğini ve isminin Döneyan olduğunu söyleyen Kung Lao, Tengri Mei’nin
kafa sallaması ile birlikte diğer anıya geçmiş ve demirkuyrukğun yüzerkatlar
ile çarpışmasını ve kendisine nasıl bu savaşın döndüğünü anlatmıştı.
 
Bu
konuda son derece heyecanlanan Tengri Mei, Kung Lao’nun anlattığı hikayeden
sonra direkt olarak Kung Lao’nun bedenine çullanmış ve herhangi bir yara izi
var mı diye Kung Lao’nun üstündeki kaftanı sıyırttırmıştı.
 
Çıkan
iyileşmiş yaraları görünce ise önce çok içi acımış, ancak iyileştiğinden ötürü
bir şey dememişti. Ardından ise gelen utanma duygusu o kadar yoğun olmuştu ki,
Kung Lao bile bu duygudan kaçamamıştı. Hatta yaymış oldukları utanma o kadar
fazlaydı ki Gungu bile bu durumdan ötürü uyanmış ve kafasını yere eğmişti.
 
Utanıyordu
ancak ne için utandığını bilmiyordu…
 
Bu
konuşmalar ve kahkahalar ile birlikte yolculuklarının sonuna gelen ekip bittiği
için sevinçliydi. Düğün gününe sadece 10 gün kadar kaldığını bilen ikili
hazırlanmak için kendi evlerine doğru ayrılmış ve 10 gün sonra olacak düğün
için heyecanlı bir şekilde beklemeye koyulmuşlardı.
 
Bu
sırada ise Dao Yun ise, yeni üstlendiği koruma görevinden ötürü farklı bir
araba ile genç efendilerini izliyordu…
 
Kung
Lao klanına geldiğinde derhal babasının yanına gitmesi gerektiğini düşünmüş ve
insanların hoyrat bakışlarını umursamayarak babasının klan odasına doğru
ilerlemişti. En sonunda odaya geldiğinde ahşap kapının hafifçe aralıklı
kaldığını fark eden Kung Lao kapıyı tamamen açmış ve neler olduğunu görmek için
kafasını hafifçe içeriye sokmuştu. Kapının arkasında ise arkası dönük bir
biçimde babasını bulan Kung Lao babasının çökmüş ve bir şeyleri inceler, yapısını
merak etmişti.
 
‘’Baba…’’
 
İnce
ses tonunu biraz daha kısan Kung Lao kendisini belli ettiğinde Kung Liu bir
anda irkilmiş ve ‘’Oh Lao oğlum… Gel içeriye çekinme.’’ Diyerek kendisine
gelmesini işaret etmişti. Kung Lao babasının bu nazik tavırlarını hoş karşılamış
ve kendisine sunulan daveti kabul etmişti.
 
‘’Evlat
seni ne kadar çok aradım bilgin var mı?’’
 
Kung
Lao sorunun içindeki siniri merakı ve endişeyi aynı anda hissetmişti. Tek bir
kelime bile kendisinde böylesine derin duygular bırakabilmişti. İçinde nereden
olduğu belli olmayan bir özlem ortaya çıkmış ve aynı zamanda kendisini haklı
göstermek istemişti.
 
‘’Beni
Tengri Klanına götürdüğün zamanı hatırlıyorsunuz değil mi saygı değer babacığım?’’
 
Kung
Liu kafasını sallamış ve o günü kafasında tekrar yaşamıştı. Oğlunun acınası bir
şekilde dayak yiyişi, Tengri Bo’nun kendisini küçümseyişini… En önemlisi ise
eşinden tıpkı bir orospudan bahsediyormuş gibi bahsetmesi… Kung Liu nasıl
olurdu da unutabilirdi ki?!
 
O
gün imkanı olmuş olsa Tengri Bo’yu anında öldürürdü. Ancak ne o zaman gücü
yeterliydi, nede klanı bu çarpışmaya dayanabilecek güçteydi. O gün ona verilen
tek şey sadece kafasını eğmek ve bir delinin yapacağı tek şeyi yapmak olmuştu.
 
‘’O
gün dayak yediğimde bana vuranlardan biriside Tengri Mei’ydi. Ondan intikam
almak istemiştim. Ancak sizin uygun görmüş olduğunuz evlilik ile birlikte yapacağım
intikamı hafifletmiş ve onu klan korumaları ile birlikte zorla ıssız bir yere
götürmekle yetinmiştim…’’
 
Bu
şekilde anlatmaya koyulan Kung Lao belli başlı yerleri atlatarak
yolculuklarının küçük bir kısmını babasına anlatmıştı. Xi Wangmu’nun anıtlarından
birisine girdiğini öğrenmesi şimdilik kimse için iyi değildi.
 
Kung
Lao anlatma faslını bitirdiğinde ise kendisine verilecek cezayı bekler halde
kafasını aşağıya eğmişti. Bu yaptıklarının cezasız kalması düşünülemezdi. Ancak
bunun yerine bir el kafasına dokunmuş ve saçlarını okşamıştı. Uzayan saçlarının
bu okşamadan memnun olması ile birlikte Kung Lao da kendisini güvende hissetmiş
ve yanındaki minik sincabı gözler önüne çıkarmıştı.
 
‘’Babacım
tanıştırayım, bu Gungu’’ diyerek eline aldığı sincabı Kung Liu’ya uzatmıştı.
Gungu’nun masmavi gözleri doğrudan Kung Liu’ya çevrilmişti ve Kung Liu’nun
gözleri da ona bakar hale gelmişti. İkisi uzun süre bakışmışlar ve en sonunda
ise Kung Liu kafasını çevirerek ‘’Son derece nadir bir tür, üstelik böylesi
nadir bir türün yavrusunu bulmak… Ah! Seni sevmişe benziyor…’’ diyerek
sözlerini bitirmişti.
 
Gungu
karşısına çıkan bu yeni kişiye bakmış ve ondan herhangi bir düşmancıl hava
hissetmediği için bakışmaları sona erdiğinde Kung Lao’nun eline hafifçe
kurulmuştu. Uyku vakti geldiğini hissetmiş ve gözlerini kapattığı anda uykuya
dalmıştı.
 
Kung
Lao ise bu uykucunun aniden uyumasına şaşırmış ve sessiz bir isyan ile birlikte
elini sabit tutarak uyumasına izin vermişti. Günün büyük bölümünü uyuyan bu
bebekten başkası değildi çünkü…
 
Kung
Liu oğlunun tavırlarını gördüğünde ikisinin de sıkı arkadaşlar olduğunu fark
etmiş ve sevinmişti. Oğlu Lao’nun sonunda arkadaşı olması son derece iyi bir
şeydi, klan içerisinde sözde arkadaşlarından kat ve kat daha iyiydi. Sırf onun
rütbesinden ötürü onunla arkadaşlık kuran ve ona zorbalık yapanların sayısı o
kadar fazlaydı ki…
 
Derin
bir nefes alan Kung Liu en sonunda kendisini daha fazla tutmamış ve ‘’Evlat…
Yakın zamanda evleniyorsun, buna ister mutlu ol istersen olma hayatında koruman
gereken bir başkası olacak, sorumluluğunda olan kişi olacak ve ona yapılan en
küçük yanlış bile sana yapılmış olacak…’’
 
Kung
Lao ne diyeceğini bilemiyordu, ondan ötürü sadece kafasını sallaması
gerektiğini hissetmiş vede bunu uygulamıştı.
 
Kung
Liu söylediklerini anlayan Kung Lao’ya bakmış ve gülümsemişti. ‘’Bu günün
gelmesinden o kadar mutluyum ki… İçimde yaşamış olduğum çaresizliğin formülünü belki
de ileride sen bulabilirsin…’’ diyerek umutlu bir surat ifadesi ile Kung Lao’ya
bakmaya devam etmişti.
 
Kung
Lao anlayamadığı için sadece bakmış ve soru soran surat ifadesi ile birlikte
babasını izlemeye devam etmişti.
 
‘’Gel…
Gel benimle evladım…’’ diye kısık sesle konuşan Kung Liu oğlunu aldığı gibi
tahtının arka kısmına doğru götürmüştü. Kung Lao nereye gittiklerini son derece
merak eder hale gelmişti. Ancak bunu sormaya cesaret bile edememişti.
 
İkili
tahtın arkasına geçtiklerinde önlerinde duran duvar bir anda ikiye ayrılmış ve
aşağıya doğru inen merdivenli taş yapıya doğru ilerleyişlerini sürdürmüştü.
Koridorları aydınlatan meşaleler son demlerini yaşıyor gibiydi ve ışıkları yok
denecek kadar az etkiliydi. Kung Lao koridoru geçtiklerinde ortamın birazcık
daha genişlediğini fark etmişti. Ellerinde tutmuş olduğu Gungu da ne olduğunu
merak etmiş ve uykusundan uyanarak hızlıca Kung Lao’nun kafasına doğru
tırmanmıştı. En iyi izleyeceği yer orasıydı çünkü…
 
Kung
Lao yapının büyümesiyle birlikte içeride odacıklarında oluşmaya başladığını
fark etmişti. Odaların kapıları sürekli olarak kapalıydı ve tek bir ses bile
çıkmıyordu.
 
Kung
Liu en sonunda bir kapının önüne gelmiş ve yüzüğünden çıkarmış olduğu bir
anahtar ile birlikte kapıyı açmış ve bir başka koridora doğru ilerlemişlerdi.
 
Yer
altında tıpkı bir örümcek ağı gibi yayılmış olan odalar…
 
Kung
Lao’nun zihnen düşündüğü şey tam olarak bu olmuştu. Kafasında duran Gungu’nun
ise tek bir düşüncesi vardı. Yemek ne zaman yiyecekti?
 
Üçlü
en sonunda birkaç homurtu sesi duymuş ve Kung Lao babasına soru sorar bir ifade
ile bakmıştı. Kung Liu ise sadece kafasını sallamış ve ‘’Sana işkence eden
kadın burada…’’ diyerek cümlesini bitirmişti.
 
Ancak
Kung Liu sanılanın aksine daha fazla açıklama yapmamış veyahut o bölgeye doğru
Kung Lao’yu götürmemişti. Bir başka kapıdan geçmişler ve doğrudan bir başka
odaya girmişlerdi. Kung Lao girdiği oda karşısında hayrete düşmüştü.
 
[1.678]
 
***

 

Bölüm bitti gençler :D Bir sonraki
bölüme neler olacak bakalım? Merak ediyorsanız okumaya ve beklemeye devam edin
:D
 
 
 
 



Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1264

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 891

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 663

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 603

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 553

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15606 Üye Sayısı
  • 512 Seri Sayısı
  • 21064 Bölüm Sayısı


creator
manga tr