Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Angoria - Angoria Bölüm 69


 
 
 
Angoria
Bölüm 14: Ödüller
 
Kadeh
içerisine gözü kayan Xi Wangmu derin bir iç çekmiş ve hemen ardından ise tek
parmağını kadehin içine sokmuştu. Tırnağının üstünde tek bir damla kanın
yapışması ile birlikte kadehin içinden çekmiş ve kanı hemen ufak bir şişeye
koyarak Kung Lao’ya sunmuştu.
 
Kung
Lao’nun eline düşen tek damlalık maviye kaçan sıvı geniş gözler ile bakmasına
neden olmuş ve ‘’B-Bu..’’ kekeleyerek Xi Wangmu’ya karşı bakışlarını
sürdürmüştü. Xi Wangmu iki hızlı ancak kısa hareket ile kafasını sallamış ve
‘’Bu elindeki sıvı Angoria’da hüküm sürmüş ve kuzeylerde bulunan tek geniş
adada krallığını ilan etmiş, sayısız yıllar orada hayat yaşadıktan sonra
tarihin içinde kaybolup gitmiş Arktik Egemen Kaplanının birkaç damla kanı, sana
hepsini vermek isterdim ancak, senden sonra gelecek insanlara da bu kandan
kalması gerekir. Ancak ilk test ettiğimiz kişi sen olduğun için sana bir başka
hediye daha sunmak isterim.’’ Bu kelimeler ile birlikte hızlıca kaybolmuş ve
Kung Lao ne zaman gittiğini bile görememişti.
 
Sadece
bir nefes bırakma süresinde geri dönen Xi Wangmu ‘’Eh… Sana ancak bunu
verebiliyorum ve birde zaman…’’ iç çekerek konuşmuş ve kısa bir süre göz
gezdirip Kung Lao’nun anlayabilmesini sağlamıştı. Kung Lao Xi Wangmu’nun eline
bakmış ve elinde görmüş olduğu kan kırmızısı bilyeden sonra kafasındaki soru
işaretleri ile birlikte Xi Wangmu’ya gözlerini dikmişti.
 
Xi
Wangmu’nun suratından tek bir düşünce bile anlaşılmıyordu, elindeki bilyeyi
anlayabilmek için Kung Lao’nun tek çaresi Xi Wangmu’nun konuşabilmesini
sağlamaktı. Kısa bir sessizliğin ardından ‘’Ah, neredeyse unutuyordum elimde
görmüş olduğun şey bir Kutsal Hayvan çekirdek özü, insanların nadiren
bulabildiği bir çekirdek… Üstelik şuan elimde görmüş olduğun çekirdeğin gücü
sizin baya bir üstünüzde.’’
 
Kung
Lao’nun gözleri çıkmıştı. ‘’Sormama izin verin, Ne kadar üstümde?’’
 
Xi
Wangmu donuk gözlerini Kung Lao’nun üstünde toplamış ve ‘’Temel kaynak
alemindesiniz, ancak çok başlarındasınız. Bu elimde görmüş olduğunuz kutsal
hayvan çekirdek özü en az Kök aleminin sonlarında ve Bilge kaynak aleminden
sadece bir tık uzaklıkta.’’
 
Kung
Lao’nun bu sözlerin ardından gözleri fırlamıştı. Kök alemi, bilge alemi? Nice
uzmanların bile kimi zaman otuz döngü çalışıp kök kaynak alemine gelemediği
olmuştu. Bilge kaynak alemi? On bin insandan sadece bir kişide böylesine güç
artışı görülebilirdi. Bilge kaynak alemine giren kişilerin statüsü normal halk
ile karşılaştırıldığında bir lorda dönüşür, çoğu insandan korkmasına gerek
kalmazdı. Ancak bu görmüş olduğu Kutsal Hayvan çekirdek özü… O çekirdeğe bakmak
bile Kung Lao’nun saygı duymasına neden olmuştu.
 
Sonuçta
sürekli olarak Kutsal Hayvanlar ile karşılaşmıyordu değil mi? Geçmişte bir
mağara içine sıkışıp kalmış olan Kuzey Yeli Domuzu dışında tek bir kutsal
hayvan ile daha karşılaşmıştı. Oda ormanın ilk günlerinde kendisine saldıran
Binbir Ses Tilkisi’nden başkası değildi. Gözlerini tekrar çekirdeğin üstüne
kenetlenen Kung Lao ‘’Sormama izin verin, hangi kutsal hayvanın çekirdeği acaba
bu?’’
 
Xi
Wangmu’nun gözlerinde derin bir ışıltı oluştu ‘’Bu görmüş olduğun çekirdek
ateşin egemenlerinden savaş gorili adlı kutsal hayvana aittir. Güçleri son
derece destansıdır, elimde bulunan çekirdek sadece yetmiş döngülük yavruya
aittir.’’
 
Kung
Lao’nun gözleri bir anda ateş almıştı. Kafasında dalgalanan yetmiş sayısı
öylesine derindi ki kendisi bile bundan korkmuştu. ‘’Bir insanın ömrü ortalama
olarak seksen döngüdür. Yüz döngünün üstüne çıkmış insanlar azizler olarak
görülürdü. Ancak bu savaş gorilleri... Sadece yetmiş döngüde bir yavruydu,
yetişkinlik dönemleri kim bilir ne kadar esrarengiz olacaktır.’’ Zihninden
geçirdiği bu sözcüklerin ardından Kung Lao’nun tekrar gözleri büyümüş ve
kafasında canlanan Kutsal Hayvan yavrusunun gelişimini hayal etmişti. İsmini
dahi sadece duyabilmiş olduğu kaynak alemlerine geçmiş olan Savaş gorilini
hayan eden Kung Lao dehşete düşmüş ve aynı zamanda korkmuştu. Kesinlikle çok
ama çok tehlikeliydi…
 
‘’Şuandan
itibaren bu çekirdek sana aittir. Dilediğinizce kullanın, aynı zamanda burada
bir ay kadar kalabilir ve gelişim sağlayabilirsiniz.’’
 
Kung
Lao hemen telaşlanmıştı. Bir ay sonra düğünleri olacaktı, hemen ardından ise
kendisini bekleyen Turnuva ile birlikte kendisine yaşatılanın intikamını
alabilecekti. Ancak bunu yapabilmesi için güçlenmeye ve aynı zamanda ise zamana
ihtiyacı vardı. Kung Lao’nun kara kara düşündüğünü fark etmiş olacak ki Xi
Wangmu kısa soğuk bir tebessüm göstermiş ve ‘’Burada kalacağın bir ay dünyada
sadece üç güne mal olacak. Ancak bir ayın sonunda kalmaya devam edersen normal
zamanına geri dönecek ve aynı zamanda bir daha asla dışarıya çıkamayacaksın.’’
 
Kulaklarına
inanamayan Kung Lao ne diyeceğini bilemez haldeydi. Bir daha asla çıkamamak? Bu
nasıl mümkün olabilirdi ki? Kafasındaki bir başka soru işareti ise hemen
yanında bulunan Tengri Mei’ydi. ‘’Yaşlı, peki ya Tengri Mei’ye ne olacak?’’
 
Xi
Wangmu hemen yanlarında donuk bir halde bulunan Tengri Mei’ye bakmış ve tekrar
gözlerini Kung Lao’ya çevirmişti. ‘’Burada kaldığın süre boyunca aynı şekilde
kalacak, dünya onun için şuan donmuş bir halde. En son görmüş olduğu şey her ne
ise gerçekliğe döndüğünde tekrar edecek ve hayatına devam edecek. Ancak bir ay
içerisinde dışarıya çıkamazsan sen sonsuza kadar burada kalırken o, direkt
olarak ölecek…’’
 
Kung
Lao duydukları karşısında direkt olarak şok olmuş ve hızlıca kafasını
sallamıştı. Diyecek tek kelime dahi bulamıyordu, güçlenmesi gerekiyordu evet
buna karşı yapabileceği hiçbir şey yoktu. Yoksa önündeki turnuvayı nasıl olurdu
da kazanıp kendisini ispatlayabilirdi? Ancak diğer taraftan Tengri Mei’ye bakan
Kung Lao, hızlıca kafasını sallamış ve ‘’Benim yüzümden birisinin daha ölmesine
izin vermeyeceğim. Özelliklede ileride eşim olacak kişinin, sevmemiş olsam bile
halen eşim ve ileride belki de çocuklarımın annesi olacak kişi…’’ diye
düşünmüştü.
 
Kung
Lao bunları düşünürken aynı zamanda aklına gelen Siyah Tavşandan ötürü derin
bir hüzne boğulmuştu. Sadece kendisi yüzünden amansız bir hastalığa yakalanmış,
sadece kendisi yüzünden kimsenin nasıl öldüğünü bilemediği bir şekilde ölmüştü.
Tekrar tekrar kulaklarında çınlayan sesi ve ölümünde bile gülen suratı nasıl
olurdu da unutabilirdi? Özelliklede son kelimeleri, hangi insan o kelimelerden
sonra sessiz ve kayıtsız kalıp hayatına devam edebilirdi?
 
Kung
Lao bunun olmasına asla izin vermeyecekti.
 
Öldürenin
kim olduğunu bulacak ve en sonunda ise tamamen yok edecekti. Bunu yapamazsa
nasıl olurda kendisine Siyah Tavşanın aşığı diyebilirdi ki?
 
Ancak
bunu yapabilmek için önce kimin yaptığını bulmalıydı…
 
Hemen
kafasını sallayan Kung Lao ‘’Anladım… O halde bir aya yakın bir süre burada
kalacağım ve bir ay dolmadan ise hızlıca buradan uzaklaşacağım. Bundan sonra
sizleri rahatsız etmek istemiyorum yaşlı Wangmu. Müsaadeniz ile derhal
eğitimime başlayacağım.
 
Karşısındaki
Xi Wangmu hayrete düşmüştü, kendisini kovan bir çocuk? Üstelik eğitim alacaktı.
Soğuk bir gülüş göstermiş ve ‘’Dediğiniz gibi olsun, bundan sonra seni rahatsız
etmeyeceğim.’’ Diyerek hızla uzaklaşmıştı. Kung Lao bir anda ortadan kaybolan
yaşlının arkasından bakmış ve hemen ardından ise kendisine verilen bir damla
Arktik Egemen Kaplan’ın kanını ağzına damlatmıştı.
 
Böylesine
eşsiz bir hazinenin kendisine sunulmasından ötürü minnettar olan Kung Lao hemen
ardından ise meditasyon duruşuna geçmiş ve gözlerini kapatarak derin nefesler
almaya başlamıştı.
 
Kan
yemek borusundan aşağıya doğru akarak midesine ilerliyordu. Kung Lao her
saniyelik hareketini rahatça gözlemleyebiliyordu. Her saniye daha da yakıcı bir
güce ulaşan Kung Lao’nun gözleri bir anda açıldı.
 
‘’Blommm!’’
 
İçinde
yaşanan dalgalanma öylesine kuvvetli bir biçimde artmıştı ki Kung Lao’nun
diyebileceği tek bir kelimesi yoktu. Daha öncesinde asla böyle hissetmemişti,
tüm bedeninin hem yandığını hem de donduğunu hisseden Kung Lao bu esrarengiz
his ile birlikte tüm bedeninin titrediğini hissetmişti.
 
Damarlarının
içine doğru akın eden yıkıcı kuvvet öylesine etkiliydi ki tüm sinirleri adeta
bin kılıç tarafından etkilenmiş gibiydi. Böylesine kuvvetli bir dalgalanma Kung
Lao’nun zihnine ani bir şok etkisi göndermiş ve Kung Lao’nun bir anda sırtını
yere atmasına neden olmuştu. Sırtını attığı anda bedenine giren hem dondurucu
hem de yakıcı etkinin acısından ötürü kendi kontrolünü kaybetmiş ve tıpkı
pirelendikten sonra kuduran köpekler gibi bilinçsizce titremişti.
 
Acı
tüm kaslarına yayılıyordu, kollarında ve bacaklarında yeni yeni oluşmaya
başlayan tüylerin hepsi dikenler gibi sivri bir hale gelmişti ve bir an bile
olsun yere inmeyi red etmişlerdi. Nabzı her saniye daha da fazla yükselmiş ve
alnı sürekli olarak ter damlaları üretmiş ve bunu şakaklarına, oradan ise
boynuna doğru ilerlemişti. Adeta iç organlarının donduğunu hisseden Kung Lao
hemen ardından ise tüm bedeninin yandığını hissetmiş ve bir çığlık koparmıştı.
 
Tüm
bedeninden yükselen bu çığlık öylesine derindendi ki Devasa salon bile bunu
yansıtmak istememiş ve içlerine atarak bu eşsiz işkenceye ortak olmuşlardı.
Kung Lao’nun dişleri birbirine tıpkı bir fermuar gibi kapanmıştı. Tek bir hamle
bile yapamaz hale gelmişti. Ancak dayanması gerekliydi, yoksa nasıl olurda Üç
Dalga Krallığının en büyük turnuvasına katılabilirdi?
 
Turnuvaya
esasında katılma gibi bir gereksinim ne eski Lao, ne de yeni Lao gereksinim
görmüştü. Bu iki ruhun arasındaki fark ise birisi dolaşıp eğlenmenin daha iyi
olduğunu düşünürken, diğeri yalnız çalışmanın daha iyi olacağını ve hünerlerini
kimseye gösterme gereksinimi duymayacağını düşünmesindendi.
 
Ancak
Kung Lao’nun bu turnuvaya katılması gerekiyordu. Bu öylesi basit bir turnuva
nasıl olurdu ki? Tüm krallığı etkilen bu turnuvaya onlarca küçük ve orta
düzeyde, yedi tane ise büyük klan katılırdı ve bizzat kral tarafından
izlenilirdi.
 
Tengri
Yan’ı bu turnuva içerisine gömmeden kendisine uykunun olmadığını çok ama çok
iyi bilen Kung Lao kısık nefesleri arasında bu dayanılacak gibi olmayan acıya
dayanması gerektiğini çok ama çok iyi anlamıştı. Başka türlü nasıl olurdu da o
turnuvadan galip ayrılma gibi bir gayreti kendisinde bulabilirdi?
 
Kendisine
vermiş olduğu söz böylesine basit değildi…
 
Derisinin
içine işleyen ve hemen ardından ise etinin derinliklerine inan bu acı en
sonunda ise Kung Lao’nun kemiklerine ulaşmış ve her kemiğin balyoz ile
kırılıyormuşçasına acı vermesine neden olmuştu. Bu sırada zaman algısını
kaybeden Kung Lao kendisine ayrılan otu günlük sürenin sadece iki gün gibi
kısacık bir süre kadar kaldığını nereden bilebilirdi ki?
 
Tüm
ciğerindeki havanın çekiliyor gibi olduğunu hisseden Kung Lao bu süreç
içerisinde sadece anlık olarak hayatını devam ettirmesini sağlayacak olan
havayı alabilmiş ve bunu sürekli olarak devam ettirmişti.
 
Sağ
koluna doğru işleyen ve önce ete ardından kemiklere ve en sonunda ise sinirlere
doğru enjekte olan bu devasa acı ile birlikte Kung Lao bedeninin parçalara
ayrılıyor gibi olduğunu hissetmiş ve daha fazla ne kadar dayanabileceğini merak
etmeye başlamıştı.
 
‘’Blomm!’’
 
İkinci
dalgalanma ile birlikte Phialamı neredeyse kontrolden çıkmış ve hayali kaynak
damarlarının içerisine doğru dayanılmaz şiddetli bir baskı yapmaya koyulmuştu.
Bu baskının şiddeti o kadar fazlaydı ki neredeyse patlamak üzereydi ve buna
rağmen Phialamı devamlı olarak enerji salınımına devam etmişti.
 
Kung
Lao bu ani baskı ile birlikte kendisini eziliyor gibi hissetmişti. Kim böylesi
bir acıya dayanabilirdi ki?
 
Fark
etmemiş olan Kung Lao’nun aslında tüm iç organları anlık olarak buzlanıyor ve
tekrar eriyordu bu sürekli olarak devam ediyor ve kimi zaman kanamalara bile
izin veriyordu. Her hücresine kılıç saplandığını düşünen Kung Lao ise sadece
titriyor ve sıkmış olduğu dişleri ile birlikte ne zaman geçeceğini düşünüyordu.
 
‘’Blomm!’’
 
Üçüncü
bir dalgalanma ile birlikte Kung Lao’nun mevcut işkencesi bir kat daha
artmıştı. Dişleri neredeyse kırılacak düzeye gelen Kung Lao ise bedenini saran
bu dayanılmaz acıya sürekli olarak göğüs germiş ve zihnini sadece iki ay kalmış
olan turnuvanın varlığı ile doldurmuştu. Önünde sadece iki yol vardı, ya
kendisini ispat edecek yada burayı tamamen terk edecekti.
 
Ancak
Kung Lao’nun mizacı ikinci şıkkı ölmüş olsa bile tercih etmeyecek düzeydeydi.
Kendisini bir kez öldürmüş olan Tengri Yan nasıl olurdu da cezasız kalabilirdi?
 
Acının
varlığı önce içindeki ateşin yavaş yavaş kaybolması ile azalmaya başlamıştı. Bu
sırada ise ateşin azalması ile birlikte bedeninin bir miktar rahatladığını
hissetmiş ve etrafını saran sarı sis ile birlikte hemen kendisini toparlaması
gerektiğini anlamıştı.
 
Kung
Lao’yu saran sarı sisin tek bir anlamı olabilirdi. Bu kesinlikle gelişim
göstermek üzere olduğunun işaretiydi. Kendisini meditasyon duruşuna sokan ve
gözlerini kapatan Kung Lao anlık nefeslerini düzene sokmaya çalışmış ve bu
sayede rahatlamaya çalışmıştı. Acının varlığı önce ateşin kaybolması ile
başlamış ardından ise Kung Lao’nun bedenini saran dondurucu soğuğun kaybolması
ile devam etmişti. Bu öylesine eşsiz bir rahatlama sunmuştu ki Kung Lao’ya, ne
olduğunu bile anlamadan bedeninin bilinci boşluğa doğru kaymıştı.
 
Tam
bu sırada ise bir ‘’Bang!’’ sesi duyulmuştu.
 
‘’Bang!’
 
“Bang!”
 
“Bang!”
 
“Bang!”
 
Bu
güçlü patlamalar ile birlikte bedeninin daha da rahatladığını hisseden Kung Lao
gözlerini açmış ve hızla sol elinden almış olduğu destek ile ayağa kalkmıştı.
Gözleri etrafı daha bir başka algılıyordu. Renklerin belirginliği tüm vücuduna
yavaş yavaş işliyordu, Kung Lao ne olduğunu bile anlamıyordu. En sonunda
kendisini kontrol etmesi gerektiğini fark etmiş ve hızlıca elini havaya
kaldırmıştı.
 
Mutluluk
göz yaşları tüm bedenini sarmış ve iri gözleri şaşkınlık ile açılmıştı. Sol
kolunun dışında kalkan sağ kolu da tıpkı eskisi gibi hareket ediyordu ve bu
Kung Lao için eşsiz bir haberdi. ‘’tanrılar tarafından bir lütuf!!’’ diye
sevinçten zıplayan Kung Lao hemen durmuş ve bedeninin içine de göz atması
gerektiğini düşünmüştü.
 
Gözlerini
kapatan Kung Lao bu süreçte kendisinin tek seferde 2. Seviye Temel Kaynak
aleminden 7. Seviye temel kaynak alemine geçtiğini fark etmiş ve bunun
şaşkınlığı ile bakakalmıştı. Nasıl olurdu da tek seferde beş seviye birden
atlayabilirdi? Üstelik bir dar boğaz ile bile karşılaşmamıştı. Bu mucize
değildi de neydi?
 
Ancak
Kung Lao’nun sadece bunun ile birlikte iç görüşü bitmemişti. Görüşü ile
birlikte Phialam’ın tıpkı bir örümcek ağı gibi saran hayali kaynak damarlarının
tek bir tanesinin koyu mavi renge sahip olduğunu fark etmişti. Bu nasıl
olabilirdi ki? Tüm kaynak damarları soluk gri renkte iken sadece bir tanesi koyu
mavi rengindeydi.
 
Kung
Lao bilmediği konulara fazla girmesinin anlamsız olduğunu düşünmüş ve hızlıca
içinde biriken huysuzluk ile birlikte buradan çıkması gerektiğini anlamıştı.
Ancak bunu kendi başına nasıl olurdu da yapabilirdi?
 
Tıpkı
önceki sefer olduğu gibi Tengri Mei’nin elini saran Kung Lao almış olduğu bu
güçler için tanrılara dua etmiş ve suratına güzel bir gülümseme koymuştu. Kung
Lao’nun elini sarması ile birlikte zamanın donukluğundan çıkan Tengri Mei ise
bir anda kendisine gelmiş ve hızlıca parmağını havaya kaldırarak ‘’Görüyormusun
orada bir kapı var!!’’ diye bağırmıştı. Kung Lao’da hızlıca kafasını sallamış
ve ‘’Evet, hadi gidelim buradan.’’ Diyerek Tengri Mei’nin elinden tuttuğu gibi
hızlıca koşmaya başlamıştı.
 
Eski
gücüne kıyasla şimdi bir miktar daha güçlü olan Kung Lao aralarında neredeyse
bir alem fark oluştuğu için Tengri Mei’yi neredeyse bir bayrak gibi
dalgalandırarak koşmaya başlamış ve kendileri kapıya yaklaştıkça açıklan
kapının içine doğru ilerlemişlerdi.
 
Yaşlı
bir adam derin düşüncelerin içerisindeydi. Sayısız kitap okuyarak elde ettiği
bilgileri bir araya getirmiş ve en sonunda ise bunu bulmuştu. Önlerinde duran
devasa büyüklükteki taş kapı hangi bilgiyi denerse denesin açılmamış ve bu
süreç asla bitmemişti.
 
İhtiyarın
yanında bulunan diğer kişiler ise son derece huysuzlaşmışlardı. Sürekli olarak
kamp yapmaktan ötürü yemekleri azalmış ve azalan yemekleri ile birlikte ise
moralleri yerle bir olmuştu.
 
‘’Hey!!
Daha ne kadar bekleyeceksin ihtiyar! Neredeyse dört gün oldu!’’
 
‘’Ne
yaparsak yapalım, açılmamakta ısrar ediyor. Ekibimizdeki en güçlü kişi olan Gun
Chi bile devasa kuvvetine karşın tek bir hamle bile yapamadı.’’
 
‘’Üstelik
o şuan Temel Kaynak aleminin zirvesinde!!’’
 
‘’O
bile tek bir çizik atamadıysa biz ne yapabiliriz?’’
 
Ekibin
patronu olan kırmızı sakallı ve kırmızı kaşlı kafasında şapka bulunan adam
hızlıca adamlarına doğru bakmış ve ‘’Beklemeye devam edeceğiz! Bilmezmisiniz
orasının içinde devasa hazinelerin olduğunu? Bir düşünün ne kadar zengin olacağımızı!!’’
 
Hepsi
bu hikayeyi biliyordu. Nasıl olurdu da bilmezlerdi, yanlarındaki yaşlı zaten
sırf bu yüzden onları buraya çekebilmişti. İhtiyar ve çete iki farklı amacı bir
araya getirmişlerdi, çete zengin olmak istiyordu. İhtiyar ise güçlü olmak… Ancak
neredeyse doğduğu andan beri sakat olan ihtiyarın buna yapabileceği bir şey
yoktu.
 
Çok
kısa süre öncesine kadar…
 
Haydutların
içerisinden birisi hızla öne çıktı ve parmağını öne doğru uzattı. ‘’Bakın!!
Kapı hareket etmeye başladı!’’
 
Tüm
insanlar merak ile kapının ağır ağır açılmasını izlediler. Gözlerindeki ışıltı
o kadar fazlaydı ki tüm insanların istediği şey en sonunda oluyordu.
 
Ancak
bu esnada bir karaltının hareket ettiğini birisi dışında kimse göremeyecek
kadar sevinmişti.
 
[2.428]
 
***
Açıkçası
bölümü akşam vakti zaten yazmıştım ve güzel bir konuşma ayarlamıştım ancak
bilgisayar sağ olsun kapandı ve bölümü iptal etti. Bu sayede ise güzelim bölüm
mahvoldu ve tekrar yazmak zorunda kaldım.
 
Uzunca
bir süre (Alt tarafı sadece 5 gün) bölüm yazamamın sebebine gelirsek, derin bir
meditasyon sürecine girdim ve bu sayede ufak bir aydınlanma yaşayabildim.
Kesinlikle bu hikayenin gidişatını değiştirecek bir oluşumdu ve bende bunu
yaptım :D
 
Neredeyse
2.5k kelime yazmışım ve geçmişide sayarsak bu 4.5k bölüm yazdığım anlamına
geliyor. Aydecikler okusun diye deli gibi yazıyorum ancak hamlamış
parmaklarımın beni engellemesi üzerine bölümü ancak atabileceğim.
 
Eline
geçen kaynak çekirdeği ne kadar etkili?
 
Kung
Lao’da bir farklılık var mı?
 
Yaşlı
adam kim?
 
Bu
çete ne gibi bir hazine arıyor?
 

 

Merak
mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin… :D
 
 
 
 



Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1264

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 891

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 663

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 603

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 553

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15606 Üye Sayısı
  • 512 Seri Sayısı
  • 21063 Bölüm Sayısı


creator
manga tr