Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Angoria - Angoria Bölüm 54:Işıltı



Duan Morpia kendisine verilen görevi yapmak üzere geriye doğru gitmiş ve sonrasında ise köylülerden birisinin sırtına taktığı ve güçlükle taşıdığı çantayı sırtına almış ve ilerlemeye koyulmuştu. Bu orman içerisine geldiğinde bu gün son derece neşeliydi. Kocasına verilen görev çok güçlü birisinden geliyordu ve yüklü bir miktarda para ödeniyordu. Ancak şuan bu ormandan geri çıkarken hiçte memnun değildi.
Nedenini bilmediği bir şekilde yarasının kanaması hızlıca kapanmıştı. Ardından kaçmaya çalışmış, ancak başarılı bile olamamıştı, kölesi olduğu kişiyi öldürmeye çalışmış en sonunda vücudunu buna dayanamayarak çocuğu kurtarmaya gitmişti...


Tüm bunlar olurken birde bu başına gelmişti. Köylüler ona ters ters bakınıyordu, kendisi ise sadece gözlerini kaçırıyor ve sessiz sakin bir biçimde kaldırabileceği kadar ağır yükü kaldırarak ilerlemeye devam ediyordu. BU sırada bir anda bütün köylülerde bir panik dalgası yaşanmıştı hepsi bir anda kafalarını kaşımaya ve ağızları bir karış açık bir şekilde bakınmaya koyulmuşlardı. Duan Morphia bu durum karşısında istemeden de olsa karşılarındaki köylüleri korkmuş bir şempanzeye benzetmiş ve tebessüm etmişti. Şuan bile nasıl gülebildiğini bilmiyordu ama bir şekilde tekrar gülebildiğini keşfetmişti.


''Chi İcidebzec KAYIP!!!'' diye bağıran bir köylünün hemen ardından insanlar içlerindeki şaşkınlığı bir kenara atmış ve asıl duyuyu göstermeye başlamışlardı 'Korkuyu'...


İnsanlar hep bir ağızdan konuşmaya ve fısıldaşmaya başlamışlardı. Duan Morphia bir anda bu köylülerin hallerini görünce istemeden de olsa bu kişinin kim olduğunu merak etmeye başlamıştı. İçlerinden birisi daha fazla sessiz konuşmaya dayanamamış ve ''O yoksa SIÇTIK!! ÖLDÜK KESİN!!''diye bağırmıştı. Bu bağırmadan sonra daha fazla ağzını kapalı tutamayan Duan Morphia ''Kim ölürse bittiniz?'' merak ile sormuştu sorusunu.


Bu konuşma ile birlikte herkes ona doğru bakmış ve bakışlarını üzerlerine kilitlemişlerdi. Suratlarında bulunan her duyguyu gözlerine yansıtmış ve hepsini Duan Morphia'nın üstüne doğru akın edercesine boşaltmışlardı. Duan Morphia bu duygu seline kapıldığı anda nefret, korku, mahcupluk duygularını hissetmişti. Kendisine gelen en büyük duygu ise kuşkusuz nefretti. İçlerinde öyle bir çift göz vardı ki en ölümcül olanı oydu. Bu gözlerde ne bir tereddüt nede bir korku görünüyordu. Duan Morphia en sonunda bu gözlerin sahibini hatırladı, bu yolda iken dinlenme molasına çıktıklarında arkadaşlarının tecavüz ettiği kızdı...


''Eğer Siyah Tavşan dediği kız ortadan kaybolduysa...'' diye mırıldanan ihtiyar bir adamın sesi son derece acıklı bir hal almıştı. Bir ihtiyara göre fazlasıyla korkak bir ifadeye sahipti. Bu ifadesinden ötürü Duan Morphia yanına gidip onu bir güzel dövmek istiyordu ancak bunu yapmasının şimdi mantıklı olmadığını çok iyi biliyordu. Sonuçta emir son derece kesindi! Onlarla git, yardım et, koru ve yemek bularak geri gel...
Ancak bunların yanında bir soru daha kafasını karıştırmıştı. Siyah Tavşan kimdi ki? Nasıl oluyordu da tavşanlardan siyah renklisi bulunabiliyordu? Nasıl bir tavşandı ki bu kadar değerliydi? Hem kim onu bu kadar önemsiyordu? Kafasındaki sorulara cevap bile bulamadan başka birisi araya girmiş ve ''Eğer onu bulamazsak o Kung Lao denen çocuk bizi...'' demiş ve sonrasında ise kafasını sallamış ve herkesin hem fikir olduğunu bir mırıltı denizini oluşturmuştu.


Duan Morphia bu konu hakkında oldukça meraklanmıştı. Hangi insan sadece bir siyah tavşan için onlarca kişiyi öldürebilirdi ki? Üstelik bu Kung Lao denen çocuğun ismi neden hiç ona yabancı gelmiyordu...
Neden bilmiyordu ama bir anda elini kaldırarak ''Sizler evlerinize doğru devam edin ben onu bulurum!'' demiş ve sonrasında ise sırtındaki ağırlıkları yere bırakarak geldiği gibi geri dönmeye başlamıştı. Arkasında ise bir heyecan ve mutluluk dalgası yayılmış ve ''Çok teşekkürler madam!!'' diye seslenmişlerdi. Duan Morphia insanları son derece basit bulmuştu, daha demin kendisine şiddet ve nefret ile bakan insanlar şimdi ise arkasından teşekkür sözcüklerini fısıldıyorlardı...


***


Kung Lao mektubu okuduktan sonra elindeki Azure Qi Düzeleyicisini bir saniye bile düşünmeden direkt olarak ağzına atmıştı. Ağzında yutmamaya özen göstererek iyice çiğneyen Kung Lao daha sonrasında ise ağzına büyük bir yudum su almış ve ilacı su ile karıştırmıştı. Ardından ise şişkin ağzı ile alev alev yanan Siyah Tavşanın yanına doğru gelmiş ve burnunu kapatarak ağzını açmasını sağlamıştı.


Ağzını bile sadece bir parmağın boğumu kadar açabilen Siyah Tavşan kısık ve kesik nefesler ile nefes almaya çalışıyordu...


Kung Lao daha fazla durmasının bir anlamı olamadığını düşünerek ağzını Siyah Tavşanın ağzına yaklaştırdı ve sonrasında ise burnunu tutan parmaklarını gevşeterek ağzının içindeki ilaçlı suyu ağır ağır Siyah Tavşanın ağzının içine doğru akıtmaya başladı. Her seferinde sadece ufacık bir yudum boşaltan Kung Lao bu şekilde bir tütsü süresi boyunca Siyah Tavşanın ağzına doğru su doldurmayı ihmal etmedi. En sonunda Kung Lao'nun ağzındaki su bittiğinde kendisini çeken Kung Lao'nun yüzü de mermer gibi beyaz teninden fırlayacak olan bir volkan gibi kıpkırmızı olmuş ve nefes nefese kalmıştı.


Daha sonrasında Siyah Tavşana tekrar bakan Kung Lao halen alev alev yanmakta olduğunu fark etmiş ve tekrar ağzına su doldurarak Siyah Tavşanın ağzına akıtmaya başlamıştı. Her bir ufak yudumluk suyu akıttığında dudaklarını geri çeken Kung Lao, Siyah Tavşanın ufak yudumunu yutmasını bekliyor ve daha sonrasında ise tekrar dudaklarını Siyah Tavşanın dudakları ile birleştirerek ufak bir yudum su bırakıyordu. Yapmış olduğu olay tıpkı anne kuşun yavrularını beslemek için ağzını açarak beklemesi gibiydi... Eşsiz ve bir o kadar da huzur dolu...


Kung Lao, Siyah Tavşanın daha fazla içemeyecek olduğunu hissettiği ana kadar sürekli olarak ağzına su alıp Siyah Tavşana içirtti. Yanaklarının sancımasını sadece bir araç olarak gören Kung Lao en sonunda Siyah Tavşan içmek istemediğinde ise dudaklarını çekti ve sonrasında ise ağzındaki suyu yutarak Siyav Tavşanın hemen yakınına oturdu. Kung Lao siyah tavşanın kendisine geri dönmesini o kadar çok istiyordu ki bunun karşısında kimsenin durmasına bile izin veremezdi.


Günler bu şekilde gelip geçmeye başladı bu sırada ise Kung Lao zaman zaman Siyah Tavşanın varlığından kısacık bir süre ayrılıyor ve avlanıyordu. Kalan zamanlarında ise sürekli Siyah Tavşanın gözler olmuştu. Yorgunluğunu ise meditasyonu ile kapatan Kung Lao bu esnada etrafını sürekli inceliyor ve yaşayan ve dolaşan canlıların varlıklarını inceliyordu.


Aradan bir hafta geçtiğinde Kung Lao bir kez daha meditasyona dalmıştı ki birden yanlarına bir insanın yaklaşmaya başladığını fark etmişti. İnsanın üzerinden ağır bir şekilde merak ve sinir akıyordu. Kung Lao gelenin kim olduğunu bilmiyordu ancak inceleyebildiği yüz metrelik alanın içerisinde olduğu için de daha fazla beleyemeden ayağa kalmış ve dışarıya çıkmıştı.


Duan Morphia bir hafta boyunca orman içerisinde sürekli olarak siyah bir tavşan aramış ancak ne kadar denerse denesin sadece ufacık siyah bir beneği bulunan tavşan görebilmişti. En sonunda daha fazla dayanamamış ve avlamış olduğu bir geyiği sırtında taşıyarak Kung Lao'nun yanına doğru ilerlemeye başlamıştı.


Duan Morphia bu bir haftalık süre içerisinde zihninde ne kadar bir kaçma dürtüsü belirtmiş olsa en fazla on üç adım atabilmiş sonrasında ise bu kaçma isteğini düşündüğü bölgeye kadar geri dönmüştü. Ayrıca ne zaman çocuğa zarar verme fikri aklına gelse vücudu tıpkı bir elektrik akımına kapılıyor gibi hissediyor ne yapacağını bilemez bir şekilde yüz seksen nefes süresi boyunca öylece dikiliyordu. Ne konuşabiliyor nede düşünebiliyordu...


(Metenin Notu: Allah çarpar dedikleri bu olsa gerek...)


Kung Lao karşısına çıkan kişinin omzunda bir geyik tutan ve son derece pasaklı bir halde görünen Duan Morphia olduğunu fark ettiğinde içinin ferahladığını hissetti ve ''Köylüler evlerine döndü değil mi?'' diye sordu.


Kung Lao'nun bu sorusu üstüne hızlıca kafasını sallayarak onaylayan Duan Morphia omzundaki geyiği yere bırakmış ve etrafına bakmaya başlamıştı. Sadece bir hafta geçmesine rağmen ortalık tamamen toparlanmış ve adeta yok edilmişti. Toprağa baktığında oluşan tepeliklerden çocuğun arkadaşlarını gömdüğünü fark etmiş ve yüreğine bir miktar su serpilmişti. En azından ilk gördüğü kadar acımasız olmadığını düşünmüştü...


Kung Lao onaylamayı aldıktan sonra kafasını sallamış ve eskiden esirlerin bulunduğu ancak şimdi iki yanı ve üst tarafı ağaçlar ile kapatılmış mekana baktı. Bu kadar kısa sürede hangi insan evladı bu kadar ağacı düzgünce keserek eş parçaya bölüp daha sonrasında birleştirerek bir yapı oluşturabilirdi ki? Oluşturmuş olduğu yapı o kadar güvenilir bir imaj sunuyordu ki Duan Morphia içine girmek için can atmıştı resmen...


Ancak yapması gereken daha önemli bir işi vardı ve sırf bu yüzden sert ve keskin taştan yapılmış baltasını çıkarmıştı. Tam bu sırada ise yapının hemen köşesinden kendisine doğru bir şeyin fırlatıldığını görmüş ve bir miktar ürkmüştü.


Daha tepki bile vermeden bacağının hemen önüne saplanan hançerini gördüğünde Duan Morphia şaşırmıştı. Kendisine neden silah vermek istiyordu? Hemen ardından ise yapının içinden bir ses yükselmişti. ''O elindeki taş balta ile kürke zarar vereceksin!! Bunu kullan ve iyice sıyır!!'' demiş ve bir daha sesi duyulmamıştı.


Duan Morphia daha sonrasında hayvanın karnını yarmış ve iç organlarını teker teker çıkartmıştı. Çıkarmış olduğu iç organlarını ise ayrı bir köşeye koymuş ve ufak bir çukur kazarak içine doldurup gömmüştü. Hemen ardından ise Hayvanın derisini yüzmeye başlamış ve derisinin her zerresine büyük önem vererek ilerleyişini sürdürmüştü.


Deri yüzme işlemi bittiğinde ise deriyi ayrı bir alana koyan Duan Morphia kendisine kısacık bir zaman ayırmış ve suyu eline alarak yüzünü ve ellerini yıkamıştı. Yüzündeki pislikleri iyice çıkarmayı başararak Duan Morphia ise saçlarının birbirine girmiş olduğunu fark etmiş ve bu halinden ilk kez utanmıştı. Önceden hiçbir şekilde saçlarına bile dikkat etmeyen Duan Morphia şimdilerde ise saçlarının bakımsızlığına sürekli gem vurmaya başlamış ve ilk banyosunda saçlarını büyük bir özenle yıkayacağına dair kendisine söz vermişti. Kendisine ayırmış olduğu zaman bittiğinde ise derisi yüzülmüş olan geyiği alarak temiz olduğunu düşündüğü sert bir zemine götürmüş ve sonrasında ise ölü hayvanı parçalamaya başlamıştı.


Bu işlemler süresinde tek kelime bile ses duymayan Duan Morphia etleri parçalama işlemini bitirdiğinde ise kafasında büyük bir soru oluştu. Bütün bu büyük ve parçalanmış etleri nerede depolayacaktı? Tam bu arada ise büyük bir çığlık duymuş ve çığlığın geldiği yöne doğru kafasını kaldırmıştı.


Kung Lao siyah tavşanın yanında oturuyordu, altını temizlemiş ve gerekli işlemleri hallettikten sonra kendisini daha fazla ayakta dikilemeyecek hale gelene kadar tur atıp durmuş ve en sonunda ise yere oturarak ustasının vermiş olduğu kitapları Siyah Tavşanında duyabileceği bir şekilde okumaya koyulmuştu. Her okuduğu sayfa ile birlikte daha fazla şey öğrenen Kung Lao bir kez daha ustasının ne kadar büyük bir insan olduğunu anlamış ve ona teşekkür etmişti. Şimdi kendisi olmamış olsaydı çoktan Kung Lao etrafta ölmüş olurdu...


Ciğerlerine çekmiş olduğu bir nefes ile birlikte bir başka sayfaya geçmiş ve okumaya başlamıştı. Bu sırada ise sürekli olarak gözü Siyah Tavşana kayıyor ve durumunun nasıl olduğunu kontrol etmeye çalışıyordu. Kung Lao kendisini gecenin soğuğunda bile hiç üşümüş gibi hissetmiyordu. Tek düşünebildiği şey Siyah Tavşan olduğu için Kung Lao daha fazla dayanamamış ve kaftanının üstünü sıyırarak Siyah Tavşanın üstüne sarmalamıştı...


Kısa bir nefes alma gereksinimi hisseden Kung Lao dışarıya çıkmış ve bu sırada ise havaya doğru bakmıştı. Ağzından çıkan dumanlar her şeyi anlatmış olsa da kendisini tutamamış ve ''Kış geliyor...'' diye mırıldanmıştı. Yarım döngülük yaz zamanı sona eriyor ve yarım döngülük kış zamanı kendilerine merhaba diyordu.


Dudaklarını soğuğa karşı yalayan Kung Lao daha sonrasında içeriye girmiş ve kitabını okumaya devam etmişti. Kitabını okurken bir yandan da gözlerini kısa süreli olarak Siyah Tavşana doğru döndürüyor ve kontrol ediyordu.


Tam bu sırada ise kitabının arasından ufak bir not yere düşmüştü. ''Bok kafa Kung Lao bunu okuduğunda ben olamayacağım. Ancak şunu belirtmeliyim ki yeni kılıcın hayırlı ve uğurlu olsun... Dilerim ki sana hep en iyi şekilde hizmet etsin... Kılıcının üstünde ufak bir kırmızı taş görmüş olmalısın onu senin için özel ir hediye olarak hazırladım. İleride kanını damlatarak kullanmayını temenni ediyorum...'' diye notu okuduğunda Kung Lao sadece gülümsemiş ve yanında bulunan kılıca bakarak ''Sonra... '' demişti.


Tam bu sırada ise ona doğru bir çift iri gözün bakmaya başladığını hissetmiş ve paniklemişti. Ne yapacağını bilememiş ve kitabını yüzüğüne koyduğu gibi etrafını incelemeye koyulmuştu...


İşte tam o sırada fark etmişti ki kendisine bakan bir çift göz dünya üzerinde görebileceği en tatlı kişiye aitti. Neden bilmiyordu ama belki de dünya üzerinde onun için ölmeye bile hazır olduğu tek kişiye...
Ufak bir tebessüm kendisine doğru bir ok gibi ilerlemiş ve kalbinin tam orta yerinden vurmuştu.

Ciğerlerinin nefes alamayacak hale geldiğini hisseden Kung Lao pırpır atan kalbini ne yaparsa yapsın sakinleştiremeyeceğini biliyordu...


Tebessüm en sonunda ufak ışıltılar saçtığında Kung Lao kendisinin kör olduğunu zannetmişti. Daha önce hiçbir yerde buna benzer büyüleyici ve kör edici hiçbir ışıltı görememişti ki...


Işıldama iki ufak tepeciğe yayıldığında Kung Lao fark edemeden gözlerinin dolduğunu fark etmişti. Dudakları titriyordu yüreği ilk kez güneş ışı gören bir esirin heyecanı gibi ara vermeden son hızı ile atıyordu.


Kendisine doğru ışıldayan bir çift göz kapanmış sonrasında ise büyüleyici güzellikteki dudaklar ağır bir biçimde hareket etmişti... Her hareketi ile Kung Lao daha da heyecanlanmış ve sevinmişti. Her ağzını oynatışında yüreğine saplanmış olan ok daha da fazla derine girmiş ve en sonunda ise asla çıkarılamaz hale gelmişti...


Kung Lao'nun kulakları sesi duyduğunda sanki daha önce hiç ses duymamış gibiydi. Bu ses öyle özel öyle coşkuluydu ki Angoria'nın neresinde olursa olsun hangi sesi duyarsa duysun buna benzeyemeyeceğini düşünüyordu Kung Lao...
 

''... ederim.'' Diye bitirdiğinde ise Kung Lao daha fazla dayanamamış ve vücudunda biriken enerjiyi dışarıya çıkarabilmek için zıplamış ve daha sonrasında ise sevinçli bir çığlığın havaya doğru yükselmesine izin vermişti. Siyah Tavşan ise bu esnada tekrar gülümsemiş ve ''Sayende...'' demişti.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1258

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 376

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20943 Bölüm Sayısı


creator
manga tr