“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Angoria - Angoria Bölüm 36: Alışveriş



İki ay sonra...


Kung Lao yanında ustası ile birlikte gelmiş olan tüccarları karşılamak için günün ilk saatlerinde kasaba girişinde bekliyorlardı. Hava kendisini yeni yeni ısıtmaya başlamıştı. Çimenlerde oluşan kırağılar yavaş yavaş çözülmeye başlamış çimenlere ışıl ışıl parıldayabilmesi için nemlilik sağlamıştı.


Güneş yavaşça yükseliyordu, her saniye daha da yükseğe ulaşan güneş kasabayı ışıklarına boğuyor ve insanların sabahı müjdelemelerini sağlıyordu. Aynı zamanda artmış olan sıcaklıktan ötürü insanları boğucu bir gün daha bekliyordu. Kung Lao ustasına doğru dönerek ''Usta bu gün burada olmamızın anlamı nedir?'' diye sormuştu. Kung Lao ustasının düşünceli bir hal aldığını gördüğü için sorusunu üstelememişti.

Ustasının, söylemiş olduğu kelimeleri duyduğunu çok iyi biliyordu. Ustası sessizliğini sürdürürken bir yandan da Kung Lao beline kadar inmekte olan saçlarının yokluğunu çekiyordu. Ustası bir hafta öncesinde ''Ne lan bu saçının hali sen kızmışın?!'' diye kükremiş sonrasında ise eline almış olduğu bıçak ile saçını omzuna kadar kesmişti. Kısalan saçlarından ötürü haline küfür eden Kung Lao bir yandan da saçlarının azalmasından ötürü hafifleyen vücudu ile daha iyi manevra yapabildiği için seviniyordu.


Ustası Kung Lao'nun bu kadar hızlı gelişim yapmasından ötürü kendince endişelenmişti. İstikrarını kaybeden bir Qi'nin kişinin vücuduna hayırdan çok kötülük getireceğini devamlı olarak söylemişti. Sırf iki ay önce kısa bir süreliğine kılıcı çıkarmasını söylediği sırada koşturup eve meditasyon yaptığı için bir ton azar işitmiş ve ''Bundan sonra turnuva bitimine kadar senin meditasyon yapmanı yasaklıyorum boklu velet!!'' diye bağırmıştı.


''Evlat beni iyi dinle...''


Gelen sesin ustasından geldiğini duyduğu anda irkilen Kung Lao nasıl ve ne şekilde bir konuşma olacağını bilmediği için kulaklarını iyice açmış ve sonrasında ise gözlerini ustasına dikerek izlemeye koyulmuştu.

Mirza Bo nasıl konuşması gerektiğini bilmiyordu ve sırf bu yüzden içinden geldiği gibi konuşmasını gerektiğini düşünüyordu. ''Buraya seni turnuvaya kayıt ettirmek için geldik, ayrıca birde birkaç parça kıyafet almak için... Genelde ustaların öğrencilerine vereceği bir kıyafeti olur hangi ustadan dersler aldığını göstersin diye... Ancak bende böyle bir kıyafet bulunmuyor...'' diye mırıldanarak sözünü yarıda kesmişti.

Tam bu sırada ise Kung Lao ''Kıyafet için üzülüyorsanız hiç ama hiç önemli değil usta! Sizden dersler aldığımı benim bilmem kafi değil mi?'' demiş ve yumruğunu göğsüne koyarak ''İşte burada çok iyi biliniyor'' diye gurur dolu bir ifade ile ustasına bakmıştı.


Mirza Bo, Kung Lao'nun bu davranışı ile yüreğinin kabardığını hissetmişti. Gözleri hafif hafif doluyordu. Sırf bunu öğrencisinin görmesini istemediği için elini kaldırmış ve Kung Lao'nun kafasına şaplak atmıştı. Canı acıyan Kung Lao inlemiş ve kafasını yere eğmişti. Tam bu sırada ise gözlerini kurulamış olan Mirza Bo ''Bana bak! O lanet turnuvaya çıktığında daha ilk etaptan beni madara etmesen iyi olur bok çuvalı!!'' diye seslenmiş sonrasında ise kısa bir durgunluk yaşamıştı.


Tüccarlar yol üstünde irili ufaklı kervanlar ile görünmeye başlamıştı. Kung Lao nihayetinde çocuk olduğu için ister istemez parmağını kaldırmış ve ''Usta!! Bak görüyor musun geldiler!! '' diye sevinç çığlıkları atmıştı. Tam bu sırada ise Mirza Bo bir şeyler söylemekteydi ufak mırıltılar halinde olan bu kelimeler o kadar hızlı ve sessizdi ki gelişen duyma hissi ile bile Kung Lao ne söylediğini kestirememişti. Ayrıca bir miktarda heyecanlandığı için de kendisine söylenenlerin büyük çoğunluğunu anlamak istememişti. Kung Lao ustasının bir anda omzuna dokunduğunu hissetmişti. Kafasını döndürmüş ve ''Bana bak çocuk bunu senden almanı istiyorum. İleride sana yardımcı olacağı kesin! Ayrıca bunu derhal yok et ki tüccarların bunun kokusunu almasına izin verme!'' demiş ve şıngırdayan bir para kesesini Kung Lao'nun ellerine doğru bırakmıştı. Kung Lao ustasının yanında ne kadar parasının olduğunu açmaya utandığı için gülümsemiş ve ''Usta teşekkür ederim..'' diye nezaket hareketlerini uygulamıştı.


Aradan geçen iki yemek süresi sonrasında ilk tüccarlar kasabanın merkezine doğru at arabaları eşliğinde ilerlemeye başlamışlardı. Gelen tüccarların hepsi daha görüşlerine girdikleri anda pür dikkat Kung Lao'ya bakıyor ardından ise ustasını göz ucu ile süzüyorlardı. Bir tanesi bile gülümseyerek geçmiyordu...


Üç yemek süresi daha zaman geçmişti. Tüccarların hepsi gelmiş ve açtıkları tezgahlar ile birlikte satışlarını yapmaya koyulmuşlardı. Mirza Bo en sonunda ayaklarını kaydırmış ve yavaşça kasabaya doğru yürümeye başlamıştı, hali ile bu hareketini gören Kung Lao ise bir saniye daha fazla belemek istememiş ve ustasının hemen arkasından ilerlemeye devam etmişti. Mirza Bo, Kung Lao'nun arkasından yürüdüğünü gördüğünde dönmüş ve ''Çocuk al bakayım şu parayı git kendine en çok hoşuna giden kıyafetlerden al, sonrasında ise kavga veyahut gürültü çıkarmadan bir tane mekânsal yüzük al ve en sonunda ise bu mekânsal yüzüğün içini doldurabileceğin ve sana nasıl kullanman gerektiğini öğrettiğim ilaçlardan al, istersen bir miktarda yiyecek falan alabilirsin seçim senin.'' Demiş ve arkasını bile dönmeden ilerlemeye devam etmişti. Kısa sürede kalabalığın içinde kaybolan ustasından sonra Kung Lao'nun yapacak başka bir şeyi olmadığı için ustasının söylemiş olduğu şeyleri almak için tezgahların içinde dolaşmaya başlamıştı.


Ustasının alışveriş yapabilmek için kendisine vermiş olduğu para On beyaz kaynak altınıydı. Neden kendisine bu kadar fazla para verdiğini bilmeyen Kung Lao ''iyi bari kalan parayı da cebe indirir bakarız çaremize'' demiş ve tezgahların ürünlerine bakmaya koyulmuştu. Bu sırada ise tezgahların arasında ilerlerken takip edildiğini hisseden Kung Lao bir anda arkasına bakmış ve kendisini izleyen ve hiç gizlenme niyetine bile girişmemiş yedi çift göz ile karşılaşmıştı. Kızların hepsi gözleri ile Kung Lao'yu süzüyordu, ve bunu bıkmadan usanmadan her görüşlerinde tekrar yapıyorlardı. Kung Lao ister istemez bu durumdan rahatsız oluyordu ancak... Elinden başka bir şey gelmiyordu ki.


Bacaklarında ki kuvveti arttırıp izini kaybettirmek için daha hızlı yürüyen Kung Lao tezgahların tenhalaştığı bölgeye kadar yürümüştü. En sonunda güzüne kafan satan bir dükkan iliştiğinde ise hiç düşünmeden içeriye girmiş ve etrafında bulunan kaftanlara göz gezdirmeye başlamıştı. Rengarenk kaftanların arasında Kung Lao kendisini kaybetmişti ve ağzı açık bir şekilde bakınmaya başlamıştı. ''Bir şeye mi baktın çocuk!'' diye arkasından seslenen kadın Kung Lao'nun beyaz tenini gördüğü anda ağzı açık bir şekilde izlemeye koyulmuştu.


Kadının ilk kervana katılışıydı. Bu zamana kadar kocası tarafından yasaklanmış ve asla gitmesine izin verilmemişti. Kendisi de elbiselerini satabilmek için kasabalıya göre tasarlamaya başlamış ve kasabasında satışlar yapmaya koyulmuştu. Ancak... Eşi öldüğü için artık onu bağlayan bir engeli olmadığını düşünmüş ve onca erkeğin bulunmuş olduğu kervana hiç tereddüt etmeden katılmıştı.


Kung Lao kadının boğuk sesini duyduğunda oldukça yaşlı olduğunu düşünmüştü. ''Pardon teyze bu elbiselerin hepsi çok güzel... En Kaliteli kumaşlardan yapıldığı da direk olarak belli... Ancak bir şeyi anlamıyorum teyze neden bu kadar güzel kumaşlardan diktiğin elbiseleri burada kervanlarda satıyorsun da şehirlerde satmıyorsun? '' Kung Lao bunları söyledikten sonra tekrar kaftanlara bakmaya koyulmuş ve kendisine olabilecek kıyafetleri incelemeye koyulmuştu. Bu sırada ise Kadın donakalmıştı, bunca zaman kendi üretmiş olduğu iplikten yapmış olduğu kumaşları kullanıyordu ve kimse ona güzel bile dememişti. Sırf bu yüzden de hiçbir zaman aklına şehre götürüp de satmak gelmemişti. Kimdi bu çocuk? Nasıl sadece bakarak kumaşını kalitesini yüksek bir değerde verebiliyordu? Kafasında bir çok soru dolanıyordu. Tam bu sırada ise ''Ah.. Ne güzel bir kaftan... keşke bana uygun bir tane olsaydı...'' diye mırıldanan Kung Lao'nun sesine irkilen kadın, Kung Lao'nun söylediği kaftana ister istemez bakmaya başlamıştı.


Görmüş olduğu kaftan siyah kumaşın üstüne göz yaşlarını dökerek ağartmış olduğu ve sırf bu izleri kapatmak için gümüş iplikler ile işlemeler oyduğu, matemini her bir iliğine dökmüş olduğu kaftandı. Eşi öldükten sonraki gün çalışmalara başlamıştı ve kafasında eşinin vücut ölçüsünü kurgulamıştı. ''Teyze bunu yaparken bayağı üzülmüş gibisin... Ama bu dökmüş olduğun göz yaşları sayesinde büyüleyici görünüyor... Bana bunu satmanı istiyorum. Karşılığı neyse ödemeye hazırım! İleride büyüdüğümde omuzlarımda gururla taşımayı dört gözle bekliyorum!'' diye şakıyan Kung Lao karşısında ki tüccarın en sonunda kalbine ulaştığını hissetmişti. 'Biraz daha...' diye iç geçiren Kung Lao ''Özellikle göz yaşı izlerini kapatmak için kullanmış olduğunuz gümüş ipliği dekorları... Ben daha öncesine hiç böyle bir dekor şekli görmemiştim. Teyze sen çok yeteneklisin... '' demiş ve iç çekmişti.


Kadın Kung Lao'nun söylediği kelimelerden sonra ister istemez çocuğu süzmeye başlamıştı. Zihninde ise beğenmiş olduğu kaftan ile birlikte hayalini kurmuştu. Daha hayalinde oluşturur oluşturmaz büyüleyici gözüktüğünü fark etmişti. Ağzı kendiliğinden açılmış ve ne dediğinin bile farkında olmadan ''İki yemek süresi sonrasında hazır olur'' demişti. Oysa ki kadın onu satmak istememişti ki...


Kung Lao heyecan ile birlikte zıplamış ve ''Oleyyy!'' diye bağırmıştı. Hemen sonrasında ise birkaç tane daha kaftan göstermiş ve ''Geri döndüğümde daha güzel olacaklarına eminim teyze!! Eline koluna sağlık şimdiden!!'' diyerek geldiği gibi apar topar dışarıya çıkmıştı. Arkasında bırakmış olduğu tezgahta ise kadın gözleri yaşlı bir şekilde ''Senden başka birisine yakışacağını hiç düşünmezdim...'' diye mırıldanmış ve gülümsemişti.


Kung Lao izini tamamen kaybettirdiğine emindi ve bir sonraki hedefi olan Mekansal Yüzük alımına ilerlemesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Tezgahların önünde bir oraya bir buraya bakan Kung Lao daha öncesinde yaşamış olduğu olayları tekrar yaşamak istemediği için son derece dikkatli davranıyor ve tüccarları sinirlendirecek tek bir harekette bile bulunmuyordu. Dili yumuşak ve içtendi, bir çocuk olduğu için insanları kırmıyor ve elinden geldiğince yardım ederek gönüllerini kazanmaya çalışıyordu.
Hatta bir seferinde elindeki file ile gezen yaşlı bir kadına yardım etmiş ve evine kadar eşlik etmişti. İnsanlar bu davranışını gördüğünde ister istemez iç geçirmiş ve ''Ne tatlı çocuk ama...'' gibi çeşitli kelimeler ile birbirleri arasında konuşmuşlardı.


En sonunda bütün yapabileceği yardımları yapan Kung Lao, mekânsal yüzük bulabileceği ufak bir tezgaha gitmiş ve tezgahın önünde sergilenen ürünlere bakmaya koyulmuştu. İçeride başka bir müşteri ile ilgilenen tezgahtara bakarak ''Pardon amca!! Müsait değilsen sonra geleyim mi?'' diye sorusunu sormuş ve sonrasında ise beklemeye başlamıştı. Tüccar gelen bu soru üzerine elbette ki müşterisini kaybetmemek için eski müşterisinden bir miktar müsaade istemiş ve yeni müşterisini karşılamaya koyulmuştu. ''Buyur bakalım... Sen!.. Sen ne arıyorsun lan burada!! Ölmek mi istiyorsun pis hırsız!!'' diye bağırmıştı. Kung Lao daha kendisini savunamadan gelen sözler karşısında sadece ellerini kaldırabilmiş ve ''Lütfen... Buraya sizin ile ticaret yapmak için buradayım. Beni yanlış anladınız bayım...''diyerek gülümseyebilmişti.


Tüccar elbette ki bu sözleri duyduğunda daha da fazla öfkelenmiş ve ''Kim senin bu sözlerine kanar ki küçük piç!! Sana satacak hiçbir ürünüm yok!! Defol buradan!!'' diye haykırmıştı. Kung Lao ise gelen bu sözler karşısında istemeden de olsa ayağını yere sürüyerek ''Biliyordum zaten böyle olacağını ben kim ustama eşya almak kim... '' diye yüksek sesle mırıldanmaya devam etmişti.


O kadar çok isteksiz gidiyordu ki on nefes süresinde ancak üç adım atabilmişti. Tüccar bu kadar uyuşuk bir şekilde hareket edip aynı zamanda ustasına eşya alamayacağı için kendisine lanetler okuyan bu çocuğa bir miktar daha göz ucu ile bakmış ve sonrasında ''Kesin yalan söylüyor piç!!'' diye mırıldanıp müşterisi ile ilgilenmeye devam etmişti. Birden eski müşterisi uzun kapüşonlu pelerininin altından elini uzatmış ve ''Bence şu küçük çocuğa yardım etmelisiniz...'' diye mırıldanmıştı. Mırıldanma sonrasında Tüccar neye uğradığını şaşırmış ve ''Kafayı yemiş olmalısınız!! O küçük hırsızlıktan başka bir şey bilmeyen küçük kuş beyinli piçten başka bir şey değil!! Gözlerim ile bizzat gördüm bir tüccarı öldürüşünü... Hem de istediğini alamadığı için!! Ayrıca sırf o zaman bir miktar korktuğum için ondan hareket etmemiştim ama gidip tüccardan birde parasını aldı. Kutsal olana karşı geldi!! Tüccarın cebine ne zaman göz dikildiği görülmüş!!'' diye haykırmaya başlamıştı.


Ancak nasıl bilebilirdi ki kapüşonun altındaki kişinin Kung Lao'nun ustası olan Mirza Bo olduğunu...
Kapüşonlu adam elinin Tüccarın omzuna atmış ve ''Onda hiç de kötü bir aura hissedemiyorum, bence bu gün cidden ustası için bir şey alıyor...'' diye mırıldanmıştı. Tüccar gözleri görünmeyen ancak güven veren bu adama doğru istemsizce baktı ve ''Sırf sizin için bu seferlik ona satacağım'' dedi.


Kung Lao ise tüm bu geçen zaman içinde sadece iki adım atmış ve ''Ustam beni çok dövecek... '' diye mırıldanmasını sürdürmüştü. ''Gel buraya çocuk!! '' diye arkasından seslenildiği anda Kung Lao'nun üstündeki ölü toprağı silkelenmiş ve canlılık ile dolmuştu. Bir fişek gibi arkasını dönmüş ve iki koca adım ile eski yerine dönmüştü. Tüccar bu ani tepki değişiğini bekliyordu ancak bu kadar hızlı olacağını hiç ama hiç beklemiyordu. Bir miktar şaşıran tüccar kendisini toparladığında ise ''Söyle bakalım ne istiyorsun?'' diye sorusunu yönetmişti. Kung Lao ne alması gerektiği konusunda kararsızdı ancak aldığı yüzüğünde uzun süreli onun ile birlikte olması gerekiyordu. Ustasının vermiş olduğu paranında çok fazla olduğunu hesaba katarsa bu para ona istediği şeyi almasında kolaylık sağlayacaktı.


Dudaklarını büzmüş ve sonrasında ise yutkunmuştu. ''Gönül ister ki kırmızı renkli mekânsal yüzükten alabileyim ama paramı yeteceğini hiç ama hiç sanmıyorum. O yüzden yeşil renkli bir mekânsal yüzük almak istiyorum ne kadar acaba?'' diye konuşmuş ve sonrasında ise uslu bir biçimde tüccardan gelen fiyatın düşük olması için dua etmişti.


Mirza Bo karşısında bulunan küçük yalancının rolünü oynarken ki davranışlarını hayran kalmıştı. Tüccarlardan daha profesyonel bir tüccardı. Ellerini bir birine bağlamış ve oynuyordu, çocuk olmanın avantajı ile birlikte bacağının birisini hafifçe havaya kaldırmış ve ayağında bulunan ayakkabının ucunu üstüne tutmuştu ve en büyük olay ise suratına yerleştirmiş olduğu mahzun bakıştı.


Tüccar istediği ürünü kabıyla beraber getirmiş ve sonrasında ise karşısında bulunan çocuğu incelemişti. ''Paran yoksa başından söyle ki işimden etme beni! Bir beyaz kaynak altını ve Otuz yeşil kaynak gümüşü!'' demiş ve sonrasında ise elindeki kutuyu tezgaha bırakmıştı.


Kung Lao fiyatın bir nebze daha iyi olduğunu fark etmiş ve hiçbir hadise yaşamamak için ''Peki alıyorum demişti ve vücudunu geri dönerek eline bulunan paradan iki kaynak altınını çıkarmış ve ''Buyurun parası'' diye tüccara uzatmıştı. Kutunun içerisindeki yüzüğü çıkaran tüccar ''Ustan bunu nasıl kullanacağını biliyor demi?'' diye soru sormuş ve sonrasında ise istemsiz olarak kullanıını anlatmaya koyulmuştu.


Kung Lao bütün yapması gerekenleri çok ama çok iyi biliyordu ancak yine de kibarlıktan ötürü dinlemişti. En sonunda söyleyecekleri bittiğinde ise Kung Lao yüzüğü almış ve cebine koymuştu ve parasının üstüne aldıktan sonra ise apar topar oradan uzaklaşmıştı.


Bir mekânsal yüzüğü kullanabilmek için kanınızı damlatmanız gerekiyordu ve bunu bilen Kung Lao etrafta yapmaktan kaçındığı için en uç köşeye giderek dişi ile parmağını kanatmaya koyulmuştu. En sonunda alt derisini de ısırmayı bitiren Kung Lao çıkan kanı apar topar yüzüğün üstüne dökmüş ve sonrasında ise takmıştı. Kaynak enerjisini yüzüğe gönderdiğinde ise öğrenmiş olduğu gibi zihninde ufak bir depo varlığını göstermişti.
 

Şimdi ise sırada ilaçları almak vardı...

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1316

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1117

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 930

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 851

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 737

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 690

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 667

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 572

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 540

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 435

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 209

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 193

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 146

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 83

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 71

Site İstatistikleri

  • 17071 Üye Sayısı
  • 470 Seri Sayısı
  • 22917 Bölüm Sayısı


creator
manga tr