“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Angoria - Angoria Bölüm 34: Saygı ve Arzular...



 
Kung Lao ustasının yaymış olduğu tanıdık baskılayıcı Qi gücünü takip ederek bunca zaman boyunca görmüş olduğu ve merak ettiği muazzam büyüklükteki binanın içine geldiğince çok şaşırmıştı. Binanın kapısını açabilmek için bütün Qi'sini kollarına ve bacaklarına aktarması gerekmşti ama en sonunda açıp içeriye girdiğinde ise baskılayıcı hava nedeniyle bir an nefes alamaz hale gelmişti.


Attığı her adım kendisini bir uçuruma çekiyormuş gibi hissetmesine neden olmuştu. Öyle çok baskın bir havaydı ki sadece hissederek ustasının bir Tanrıyla dövüştüğüne emin olabilirdi. Ustasına ne olduğunu görmeyi çok istiyordu. O ihtiyarın daha birçok numarası vardı ve daha bunları Kung Lao'ya öğretmemişti bile...


Kung Lao ağır adımlar ile bu baskın aura karşısında direnerek merkezine gitmeye çalıştı. Her adımı zor da olsa ilerlemesine yardımcı olabiliyordu. Uzun bir koridorun olduğu arafa doğru yürümeye başlamıştı. Aura burada o kadar şiddetliydi ki taştan yapılma malikanin taş duvarları yer yer çatlamış ve dökülmeye başlamıştı.


Koridor boyunca iki insan duvarlara yaslanmıştı. Kung Lao Qi'si ile kontrol ettiğinde birisinin çoktan öldüğünü diğerinin ise Başlangıç Kaynak aleminin Sekizinci Seviyesinde bir ihtiyar olduğunu fark etmişti.
Bu yerde oturma durumlarından ötürü kendisine bir şey yapamayacağını düşünen Kung Lao önemsememiş ve yolculuğuna devam etme kararı almıştı. Ancak tam önünden geçtiği sırada yaşlı ve görünüşü Kung Rai'ye benzeyen adam ayak bileğinden yakalamış ve apar topar yakalarak kendi önüne siper etmişti. Kung Lao bu durum karşısında şaşırmıştı.


''Başından beri senin suçun lanetli iblis!! Sen buraya gelmemiş olsaydın ne oğlum Mirza Bo tarafından katledilecekti nede evim yok olacaktı. Bu ağtal Kung Klanını bile çağırmam gerekmeyecekti!! Geber seni adi orospu çocuğu!!'' kulağının dibinde bağırmış ve boynundan tutmuş olduğu kolunu sıkıştırmaya başlamıştı.


Kung Lao korkmuş olmasına rağmen suratında tek br ifade bile sergilememişti. Dudakları düz bir çizgi halini almıştı. ''Hey bırak beni.'' Diye kısık sesle söylemişti. Söylediği ses tonu o kadar baskılayıcı bir tona sahipti ki bu sesi duyan Dokay Pıne bir saniyelikte olsa korkunun gerçek hissini tatmıştı. Bu öyle bir korkuydu ki daha öncesinde hissetmiş olduğu korkuların hepsini toplasanız ancak bir karınca ederken, yeni duymuş olduğu korku tırmanması gereken bir bardaktı.


Kendisini hiç bu kadar muhtaç hissetmeyen Dokay Pıne ''Sen neyin nesisin ulan!!!'' diye bağırmıştı ve korkusunu güce dönüştürerek tüm gücü ile Kung Lao'nun boynunu sıkmaya koyulmuştu. Kung Lao sıkılan boynundan ötürü sinirlerini daha fazla tutamamış ve ''SANA BENİ BIRAK DEDİM!!!'' diye tüm gücü ile bağırmıştı.


Ardından ise kollarını havaya kaldırmış ve kendisini tutmakta olan adamın kıyafetinin sırt bölümünden tutarak tüm gücü ile önüne doğru çekiştirmşti. Kendisinden iki seviye üstün olan bu çocuğun vermiş olduğu güç ile birlikte bir anda ayakları yerden kesinlen Dokay Pıne daha ne olduğunu anlamadan Kung Lao'nun tek kolundan bacakları ile kilit uyguladığını görmüştü.


Daha tepki bile vermesine izin verilmeden kolları br bambu bitkisinin darbeden sonra kırılması gibi kolaylıkla kırılmıştı. Dokay Pıne duyduğu acının şoku ile birlikte kolunun kırılmadığına inandırmaya çalışmıştı kendisini...


Ancak ne kadar denerse denesin bunu bir türlü gerçekleştiremiyordu. Kolunun derisinden fırlayan kemik o kadar tazeydi ki kemiğin içinden akan kan adeta şelaleden akıyormuş gibi bir görüntü sergiliyordu.
Dokay Pıne en sonunda kolunu hareket ettirmeye çalışınca anladı ki kolu çoktan işlevini yitirmişti. Tam bu sırada ise önünde vahşi bir hayvan gibi dikilen çocuk sırıtarak ''Önce oğlu şimdi kendisi... Bu kadar ölmeye istekli nasıl başka bir aile olabilir ki ? Oğlunda ölmek için resmen yalvarmıştı bana en sonunda ise öldürdüğümde sanki teşekkür ediyor gibiydi... Nasıl desem son derece yumuşak bir et çuvalına benziyordu....'' Demiş ve Omzunda bulunan devasa kılıcı hareket ettirmişti.


Dokay Pıne'nin aklına gelen tek şey ''Canavar'' kelimesi olmuştu. Bu çocuk normal birisi değildi. Hiç de değildi öyle farklıydı ki canavar kelimesinden başka hiçbir kelime onu tanımalamaya uymaz hale gelmişti...
''SEN BİR CANAV...'' diye bağırdığı sırada ağır kılıcın kafasına doğru geldiğini görmüştü. Ancak bundan kurtulmaya tam yeltenmişti ki kılıcın şiddeti bir anda artmış ve son sürat kafasının içine doğru gömüşmüştü.


Gömülen ağır kılıcı tekrar çeken Kung Lao üstüne yapışmış olan et parçaları ve kanın yavaş yavaş aktığını fark etmiş ve bunlardan bir an önce kurtulması gerektiğini düşünerek kılıcın hızlıca savurmuştu. Bu gün bir ilke şahit olan sayılı sayıdaki erkek ve kadınların gözünde görmüş oldukları beyaz saçlı çocuk şeytanın ta kendisi haline gelmişti.


İleriki zamanlarında çocuklarına ve torunlarına onun ile ilgili bir çok korku dolu masal anlatacaklardı ancak... Kung Lao bunlardan asla ama asla haberdar olmayacaktı.


''Hey usta! Daha bitmedi lan dövüşün!! Bende güçlü biri sanırdım seni hadi bitirde gidelim buradan hiç sevmedim burayı!!'' diye bağırmıştı.


***


Mirza Bo ve Kung Liu yaşananları pür dikkat izlemişler ve yapılan hareketlerin birisini bile kaybetmemişlerdi. Mirza Bo, Kung Lao'ya her bakışında çocuğun değştiğini fark ediyordu. Çoğu zaman iyi ve nazik huylu olan bu çocuk savaş başladığında bir anda şeytana dönüşüyor ve rakibini öldürmeden bırakmıyordu.


Kung Liu'nun görmüş olduğu ise tam anlamıyla gerçek bir varisten başkası değildi!! Bu zamana kadar kendisi klanı toparlamış ve üstünde bulunan lanet Tengri baskısını yumuşatmıştı ancak yapabilecekleri sadece bununla sınırlıydı. Ancak... Kung Lao öğlu daha şimdiden bu kadar bir vahşete sahip olabiliyorsa... Kesinlikle ileride Tengri Yan denen ve tengri klanının bütün umutlarını bağladığı geleceğin klan lideri olan kişiyi rahtlıkla al aşağı edebilirdi.


Yaptığı hareket ile birlikte etkilenmiş ve ''Hey usta! Daha bitmedi lan dövüşün!! Bende güçlü biri sanırdım seni hadi bitirde gidelim buradan hiç sevmedim burayı!!'' kelimelerini duyduğu anda ise şaşırmıştı. Bu adam cidden onun ustasımıydı.


Bütün dövüşme isteğini kaybeden Kung Liu karşsındakini selamlamış ve ''Güzel bir dövüştü, ileride sizinle tekrar dövüşmek isterim.'' Demişti.


Aynı şekilde saygısına saygı ile karşılık veren Mirza Bo ''Kesinlikle güzel bir dövüştü! Uzun zamandır böylesine bir dövüşün içine girmemiştim, kesinlikle bir sonraki sefere tekrar bu deneyimi yaşamama izin verin'' diyerek saygısını ona göstermişti.


İki rakibinde bir birine saygı gösterdiği çok az görülen bir olaydı. Genelde bu durumlarda küfürler edilir ve arkadan bıçaklamalar çok fazla olurdu. Kung Liu elbette ki kendisini kollamayı bırakmamıştı ancak kafasında bir soru işareti meydana gelmişti. ''Bana adınızı bahşedermisiniz...'' diye soru soran Kung Liu karşısındaki insanın kim olduğunu çok ama çok merak eder olmuştu.


Mirza Bo istifini bozmadan aynı saygı çerçevesinde ''Mirza Savaş okulundan atılmış bir yetimim adım Mirza Bo'' demiş ve ''Üzgünüm ama sizinle daha fazla konuşamayacağım sanırım, çırağım beni çağırıyor gitmem gerekli '' demiş ve ağır adımlar ile ilerlemeye başlamıştı.


Tam bu sırada ise Mirza Bo'nun kollarından birisini tutan Kung Liu ''Bekle... Bu güzel dövüş sana teşkkür ediyorum ancak bunu kutlamak için sana verebileceğim bir hediye bulunmuyor... '' diyerek elindeki yüzüğü tokatlamıştı. ''Bunu çırağına bir hediye olarak sunmak isterim şifacı Mirza Bo'' demiş ve elinde bilyeye benzeyen bir topu uzatmıştı.


Bir anda gözleri açılan Mirza Bo ''Bunun ne olduğunu çok iyi biliyorsun değil mi?'' soru sormuştu. Şuan karşsındaki adamın elinde bulunan bilye benzeri toptan gözünü alamaz haldeydi. ''Evet biliyorum... Ancak bir şartım var! Bu elimdeki bilyeyi...'' diye konuşmaya başlamışlardı.


(Metenin Notu: Yazar über ibnelik yaptı ve konuşmanın sonunu göstermedi :D Geberin meraktan)


***


Aziz elini koltuğuna sert bir şekilde vurmuş ve ''Kesin sesinizi!!'' diye bağırmıştı. Karşsındaki iki çocuk bir anda sus pus olmuşlardı. Sonuçta kim Azizi kızdırmaya cürret edebilirdi ki? Zihnini iki eşit parçaya bölen Aziz aynı anda ikisine doğru bakarak isteklerini söylemişti.


İsteklerini söylediği anda önlerinde iki farklı nesne beliren ikiz çocukların gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı...


''Pekala ikinize de isteklerimi söyledim. Bundan sonrası size ait ya isteklerimi yaparsınız yada yok olursunuz. Değerli vaktimi size ayıracak değilim'' demiş ve elbisesinin kolundan aşağıya minyatür Azizi göndererek zihnini brleştirip tekrar yeryüzünde yaşayan insanlara bakmıştı.


Bu sırada ise minyatür elder yanlarına yaklaşmış ve ''Söyleneni duydunuz!! Eğer yapamayacağınızı düşünüyorsanız bekleyebilirsiniz. Bizzat yok olma işleminiz benim elimden olacağına emin olabilirsiniz!!'' demiş ve lotus pozisyonunda oturarak beklemeye koyulmuştu.


Bulhan Che kardeşine doğru ıslak gözler ile bakmaya başlamış ve ''Affet beni kardeşim...'' diyerek bir anda üstüne atılmıştı. Bulhan Su ne olduğunu bile anlayamamıştı ancak Bulhan Che kız kardeşini yakaladığı anda kız kardeşinin bileklerini tek eli ile tutmuş ve diğer eliyle ise kendisine verilen ip alıp skıca bağlamaya başlamıştı. ''Hey!! Ne yaptığını...'' demesine fırsat verilmeden bağlı olan bileklerini bırakan kardeşi Bulhan Che dudaklarını dudakları ile kapatmış ve konuşmasına mani olmuştu.


Bu sırada ise tüm olan biteni izleyen Minyatür Aziz ''Ho demek gerçekten yaptı ha...!'' diye düşünmüş ve daha sonrasında yaşanacak olacakları izlemek için daha dikkatli davranmıştı.


Bulhan Che bir yandan ağlıyor bir yandan ise dudaklarını kız kardeşinin dudaklarına sıkıca bastırıyordu. Daha öncesinde hiç böyle bir şey yapmamış olduğu için çok beceriksizdi ve kimi zaman kız kardeşinin dudağını sısırıyordu. Bu sırada ise elleri kız kardeşinin yeni yeni büyümekte olan tepelerine doğru gitmişti ve olgunlaşmamış olan temeleri yavaş yavaş sıkmaya başlamıştı.


Bulhan Su ise bir anda ne olduğunu anlamış ve gözyaşlarının akmasına daha fazla engel olamaz hale gelmişti. Şu an kardeşinin nasıl bir emir aldığını bilmiyordu ancak, şuan yapmış olduğu şeyin korkusu tüm vücudunu esir eder bir hale gelmişti.


Kendi öz kardeşi şuan ona tecavüz ediyordu!!


Aklına bir anda bırakılan hançerin anlamı gelmişti. Aziz kardeşini seçmemiş onu seçmişti!! Bırakılan hançerinde tek br sebebi olabilirdi!! Erkek kardeşini öldürmesi gerekliydi!!


Bulhan Che bir anda dudaklarına askı yapmayı bırakmış ve iki eli ile kaftanından tuttuğu gibi tüm gücü ile yırtarcasına açmıştı. Gözleri yaşlıydı ancak suratında üzüntüye dair hiçbir belirti bulunmuyordu ''Tüm zaman bunu beklemiştim!! Senin bir başkası ile evlenmene asla ama asla tahammül edemezdim!!'' diyerek olan gücüyle atılmış ve kız kardeşini yere devirmişti.


Kardeşinin bir anda bir bizonun gücüne sahip olduğunu unutan Bulhan Su kendisini yerde bulduğunda afallamıştı. Hiç vakit kaybetmeden üstüne çıkan Bulhan Che ise kaftanını tamamen yırtmış ve kendisini çırılçıplak bir vaziyette bırakmıştı. ''Tüm bu zaman boyunca seni istedim!! Ancak kardeş olduğumuz için bu imkansızdı!! Sen benim olmalısın başkasının değil!!'' diyerek bacaklarını tutmuş ve iki yana ayırarak kafasını bacak arasına gömmüştü.


(Yazar Notu: Şuan bunu yazmaktan ötürü utanç içindeyim yanaklarım alev aldı ancak kurgumun bu şekilde olmasından ötürü sizlerden özür diliyorum... Lütfen yanlış anlamayın...)


Bulhan Su diyebilecek hiçbir kelimesinin bulunmadığını hissetmişti. Yapacağı tek şey şuan içinde bulunduğu durumdan kurtulmaktı ve bunu yapabilmesinin tek bir yolu vardı. Olayları akışına bırakmak...
Bulhan Che kafasını kaldırdığında ise kabarmış olan erkekliğini daha fazla içeride tutamamış tek elini ile pantolonunu aşağıya indirmişti. Daha sonra ise hiç vakit kaybetmeden ilerlemeye devam etmişti... (Geberiyorum utancımdan bayan okuyucularım lütfen sapık olarak görmeyin beni )


İrili ufaklı gelen inleme sesleri muazzam büyüklükteki salonun içinde kayboluyordu bu sırada ise aziz olanları inceliyor ve Bulhan Che denen çocuğun istenilen her şey yapmakta olduğunu görüyordu. Ancak Bulhan Su denen kız halen olayın şokundaydı ve istenileni yapamaycağı kesindi.


Bulhan Su'nun yüzü alev almış bir vaziyetteydi. İplerden kurtulmasının imkanı yoktu küçüklükten beri kardeşi bu işlerde çok yetenekliydi ve öyle sıkı düğüm atardı ki sadece kendisi çözebilirdi...


Gözlerini cazibeli bir hale getirmişti, şuan yaabileceği başka hiçbir şeyi yoktu. ''Hey baksana kardeşim... Bu şekilde çok sıkıcı olmuyormu?'' diye cazibeli bir ses ile konuşmuştu. Bu ses üzerine irkilen Bulhan Che ise ''Nasıl yani?'' demek ile yetinmişti.


''Ah benim saf kardeşim! Böyle şeylerde yön veren bayandır hiç duymadın mı?'' demiş ve sonrasında ise ''Hem görmüyrmusun benimde çok hoşuma gidiyor neden ellerimi çözmüyorsun? Bu sayede ellerimi kaslı omuzlarına koyabilirim...'' diye konuşmuştu.


Şehvetin kendisini ele geçirmesine izin vermiş olan Bulhan Che bunun çok iyi bir şey olduğunu düşünmüş ve bir başka karar almadan kız kardeşinin ellerindeki ipi çözmüştü. Sadece kendisinin değil kız kardeşinin de hoşuna gidiyor olması onu en içten bir şekilde mutlu etmişti.


Ancak bunu yaptığı anda gözünün önündeki bir şeyi görememişti. Buda hançerden başka ne olabilirdi ki?
Minyatür aziz kızın hançeri aldığını gördüğü anda merak duygusu ile kalmıştı. Suratının ifadesi bir anda değişmiş olan Bulhan Su ''Geber!! Sen benim kardeşim olamazsın!! Şimdi azizin beni neden seçtiğini anlıyorum!!'' demiş ve hançeri erkek kardeşinin boynundan içeriye hızlıca sokmuştu.


Ancak hıncını alamayan Bulhan Su hançeri çıkarmış ve tekrar boynundan içeriye doğru sokmuştu. Yaptığı bu iki deşme hareketi ile birlikte bembeyaz kana benzeyen bir sıvı dışarıya doğru akmaya başlamış ve yüzünü tamamen bu sıvı ile boyamasına sebep olmuştu.


Ancak Bulhan Su'nun hiç durmak gibi bir niyeti yoktu! Üstünden atmış olduğu kardeşinin bedeninin üstüne çıkmıştı ve ''Geber!! Geber!!'' diye bağırıyordu. Her ''Geber!!'' kelimesinden sonra bıçağı kardeşinin suratına doğru saplayan Bulhan Su en sonunda kardeşinin görüntüsü tamamen kaybolduğunda tamamen durmuş ve minyatür Aziz'e bakarak ''Efendim başardım bana vermiş olduğunu görevi tamamladım!! Beni seçtiğiniz için çok teşekkür ederim!!'' demiş ve saygıyla eğilmişti.


İki tane Azizin olduğunu ve ikisinin de tek bir kelime dahi söylemediğini fark eden Bulhan Su bir anda tedirginliğe düşmüştü. Bir şeylerin ters gittiğini düşünen Bulhan Su derhal secdeye kapanmıştı.
Aziz bakışlarını tekrar bu iki çocuğa odakladığında birisinin çoktan ölmüş olduğunu görmüştü. Kaftanının içinde bulunan yarısına kadar dolu olan şişeyi çıkarmış ve ağzından bulunan mantarı açmıştı.


Yerde ölü bir vaziyette yatan Bulhan Che adlı çocuğun vücudu bir anda silikleşmeue başlamış ve bir su edasıyla şişeye doğru ilerlemişti. En sonunda ise şişenin içinde kaybolmuştu ve sonrasında ise aziz mantarı kapatarak şişeyi cebine koymuştu. Bir sonraki işi ise kıza bakmaktı. Sızın üstü tamamen kardeşinin kanı ile dolmuştu, bu azizin tiksinmesine yetmişti bile ancak verilen söz her zaman daha önemliydi.


''Tebrikler çocuk senden istenileni yaptın ve geri dönmeyi hak ettin! Ancak... Sana nasıl geri dönceğini hiçbir zaman söylemedim...'' demiş ve ufak bir gülümseme ortaya çıkarmıştı.
 

Ne olduğundan bir habersiz olan Bulhan Su ''Efendim ben sizin bana uygun gördüğünüz her role uygunum bana böyle bir şans verdiğiniz için çok müteşekkirim.'' Demişti. Ancak aziz dinlememiş ve ''Başlangıç kaynak aleminden asla çıkamayacaksın, bunun dışında ise seni tek bir kişinin emrine mühürledim. Bu kişiye karşı yaptığın en ufak emre itaasizlikte yok edileceksin... tek kurtarıcın o olacak! Ayrıca benliğini senden almayacağım! Şimdi yıkıl karşımdan!! Bir daha senin yüzünü görmek istemiyorum!!'' demiş ve hanının üstünde bulunan mavi renkteki tonların bir anda dalgalanmasına izin vermişti. Elinin tek hareketi ile birlikte Bulhan Su dalgalanarak ilerleyen suyun içine fırlatılmış ve kaşla göz arasında ortadan kaybolmuştu.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1258

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 376

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20943 Bölüm Sayısı


creator
manga tr