Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Amadeos' un Varisi - 4-Hiçliği Hissetmek


 "Bir genç uyanış esnasında sakatlandı Köy Reisi"

Tian bu sözleri kendi kulaklarıyla duymuştu. Ne olduğunu anlayamamıştı, şaşkın bir şekilde etrafına baktı.

Sanki bu sözlerin kendisi için söylendiğini anlamak istemiyor gibiydi. 

1.Elder, Tian'a gözlerinin içi gülen bir şekilde baktı 

"Kalk! Köy Reisine şükranlarını sun ve kendi yeteneksizliğine küfret."

Tian sonunda her şeyin gerçek olduğunu idrak etmişti. İçinde bunun suçlusunun kendisi olmadığını hissediyordu ama bunun kendi hatası olmadığından emin değildi. Kafasının içinde fırtınalar kopuyordu, bir yanda devasa bir öfke vardı. Kendi hatası yüzünden veya başka bir sebeple sakat kalması önemsizdi. Onun nefreti kendisineydi. Ne olursa olsun o andan sonra dünyadaki diğer insanlardan bile aşşağılıktı. Basit bir ölümlüydü.

Babası evinde hasta bir şekilde onun güzel haberlerini bekliyordu. 

Tian babasının ölüme yakın olduğunu biliyordu. Zhing, ölmek için Tian'ın uyanışını bekliyor gibiydi. Son bir umut oğlunun yeteneği ortaya çıktığında eğer yetenekleri ortalama bile olsa Köy Reisinin onu kollayacağını biliyordu. Enazından gençliğini köyde çalışarak geçirip ortalama bir karısı olurdu, çocukları ve torunları olur sonunda da sakin bir şekilde ölebilirdi.

Köy Reisi'nin köşkünün önü

Tian,1. Elderin onu sürüklemesiyle Köy Reisi'nin köşkünün önüne kadar gelmişti. 1.Elder, Tian'a secde edip beklemesini söylemişti. 

"Efendim, sakatlanan çocuğu getirdim"

Ruhsal duyusuyla Köy Reisine seslendi 1.Elder. 

Yavaşça kapı açıldı ve Köy Reisi elleri arkasında bağlı bir şekilde yavaş adımlarla ilerlerdi. Tian'ı görünce zaten buruk olan yüzü daha da buruk bir hal aldı. O diğer elderler ve köylüler gibi bu baba-oğuldan nefret etmiyordu. Tam tersine Zhing'e karşı içinden acıma duyuyor ve ona yardım etmek istiyordu. Zhing'i ziyaret ettiğinde ona yardım etmek istediğini söylemişti. Zhing ise ondan basit bir istekte bulunmuştu.

"Oğluma göz kulak ol ve rahat yaşamasını sağla." 

Bu cümleler Zhing in yüreğindeki baba tarafından söylenmişti ve Köy Reisi bunu kabul etmişti.

"Oğlun bir avuç boktan oluşmuş bir yeteneğe sahip olmadığı sürece ona bakacağım ve onu koruyacağım"

Bu sözleri söylemesinin sebebi eğer Tian aynı şuan olduğu gibi yeteneksiz bir çöp olursa onu korumak kendi pozisyonunu sarsıcaktı. Her ne kadar Zhing'e karşı bir saygı minnettarlık duysa da kendisini ve ailesini bu minnettarlığın önüne koyuyordu.

"Adın Tian, değil mi?"

Tian gökler onu cezalandırıyor gibi hissetti. Konuşmak istiyordu  ama yapamıyordu. Üstünde hissettiği baskı yüzbinlerce dağı sırtında taşıyor gibiydi. Başarısızlığın ve hayal kırıklığının verdiği o his ile konuştu

"Evet"

"Tian, uyanışını kontrol edemedin ve kendini sakatladın. Bu günden sonra istersen köyün tarlalarında işçi olarak çalışabilirsin veya kendi kaderini aramak için buradan ayrılabilirsin"

Tian, sanki bu sözler suratına çarpan bir avuç küfürmüş gibi hissetti. Kalbini çıkarıp önce cehennemin alevlerinde kızartıp sonra şeytanlara yedirmek istiyordu. 

Köyde bir işçi olmakmı? İntahar ederdi daha iyi. 

"Kendi kaderimin peşinden gitmek isterim efendim."

"Pekala, biz sana bir fırsat sunduk ve sen bu fırsatı elinin tersiyle ittirdin. Şimdi git ve bir daha gözlerimin üstüne gelmeyeceğinden emin ol, karşıma çıkma"

Tian bu tepki karşısında biraz afallamıştı. Selam vermeden arkasını döndü ve kapıya doğru ne hızlı ne yavaş sayılabilecek bir hızda yürüdü. Kapıyı yavaşça açtı ve dışarı çıktı.

Dışarıda onlar girerken bekleyen kalabalıktan kimse kalmamıştı. Güneş daha tam doğmamıştı ve insanlar sıcak yataklarında 9. rüyalarını görüyordu. 

O an tian ne yapacağını düşündü. Evine gitmek istiyordu ama babasının yüzüne bile bakamayacağını biliyordu. 

Köyleri, kıtanın doğusunda yer alıyordu ve önemli bir özellik olarak sayılabilecekleri bir şey varsa kıtanın en uç noktasında kalmaları bu özellikti. Sonsuz okyanusun kıyısındaydı bu köy.

Tian ne yapacağını bilmediğinden onu her zaman sakinleştiren okyanusa gitme kararı aldı. Okyanusun sonsuzluğu onu her zaman sakin tutmuştu.

Hızlı adımlarla okyanusun yolunu tuttu. Yol uzak değildi en fazla 1000 adım atması gerekliydi. 

Hızlı hızlı yürürken sonunda sonsuz maviliği ince bir çizgi halinde gördü ve git gide büyümeye başladı.

Okyanusun kıyısı sayılan yer aslında binlerce metre yüksekliğinde bir uçurumdu. Kıta sakni aşşağıdan ittirilmiş ve okyanustan fırlamış gibi hissettiren bu uçurum okadar yüksekti ki yüce bir ejderha bile onlarca kez durup dinlenmeden en tepesine ulaşamazdı. 

Tian ayaklarını aşşağıya doğru sarkıtıp uçurumun kıyısına oturdu. 

Gözlerini kapatıp ayakları aşşağıya sarkık durmaya devam ederken uzandı ve  gökyüzüne doğru baktı. 

Sabah güneşi karşısındaki okyanustan yavaş yavaş doğuyordu. Okyanus turuncu bir parlaklığın etkisi altında kalmıştı ve dalgalar bu ışığı dans ettiriyordu.

Tian kusacakmış gibi hissetti. Ne kadar acımasız bir dünyaydı bu? Orada uzanan Tian kalan hayatını bir çöpe çevirmişti ama dünya hala, hiçbir şey olmamış gibi dans ediyordu. Nasıl olur da bu dünyayı sevebilirdi?

Tian'ın kalbi bir boşluğa düştü ve düşünmeye başladı. 

Nasıl İsyan Ederim?

İsyan etmek ve mutlu bir şekilde dans eden bu dünyayı mahvetmek istiyordu. 

Ama nasıl isyan edebilirdi ki? Kendisini ve bu dünyayı yaratan bir tanrıya nasıl isyan edebilirdi? 

O an karanlık yıldırımlar kafasının içinde çakmaya başladı ve aklına bir düşünceyi getirdi, ya ölseydi?

Yaratıcı tanrı ona bir hayat vermişti ve yaşamasını söylemişti, peki ya ölmek? Bu tanrının ondan istediği şeyin tam tersiydi. Bu isyan etmesinin tek yoluydu.

Tian yavaşça doğruldu ve aşşağıya doğru baktı. 

Bu uçurum kalbini Tian'ın kalbini titretiyordu ve ona kesin bir ölüm vereceği konusunda hiçbir tereddütü yoktu.

Dökülen bir su gibi yavaşça kaydırdı Tian kendini. Uçurumun rüzgarlarını hissetti önce, sonra hızla düşüşünün verdiği heyecanı. İçindeki fırtınalar dinmişti ve sırtındaki dağları atmıştı. 

En azından o 

Tam o anda içinde çok daha büyük fırtınalar koptu. Ruhunun içinden gelen bir düşünce tüm bu rahatlığı yok etmişti. Kendini okyanusa atmasının hayatı boyunca yaptığı en düşüncesiz hareket olduğunu anladı. Evet o yüklerinden kurtulmuştu ama bir şeyi unutmuştu. O yükleri neden sırtında taşıdığını ve o fırtınaları neden içinde sakladığını. Babasını unutmuştu Tian, bu dünyada değer verdiği tek şeyi unutmuştu. Pişmanlıkla doldu içi.

İntahar etmek ne demekti? İsyan mı? komik bir avuç düşünceydi bunlar. Bu hareketle Tian İsyan etmiyordu, O SADECE YENİLGİSİNİ KABUL EDİYORDU !! 

Öfkeyle doldu Tian, kafasızlığı ve bu dünyanın kışkırtması ona aptalca bir hareket yaptırtmıştı.

-Crackk!

Bu ses Tian'ın vücudunun uçurumun kenarındaki bir taşa çarpmasıyla çıkmıştı. 

Kaburgaları kırılmış, kalbi ve iç organları patlamıştı. Bedenine bakan birisi 3 yaşındaki bir çocuk dahi olsa en fazla 10 nefeslik ömrü kaldığını söyleyebilirdi.

Tian, acıyı umursamıyordu ve ağzından bir avuç sözcük yuvarlandı.

"Yüce okyanusta ölmeyi isteyen bana, bunu bile fazla göreni bir tanrı"

O anda zaman durdu, her yer grileşti, yeryüzü ve gökyüzü secde etti ve tanrıların mirasları titredi.

Tian etrafındaki değişimi hissetmişti ama çok da umursamamıştı , zaten çoktan bir ölü sayılabilirdi.

Tam o anda Tian'ın karşısındaki gerçeklikte bir çizgi oluştu. Çizgi bir saç teli kadar inceydi ama sanki sonsuz gökyüzünün sonuna ulaşırmışcasına uzundu. Normalde bukadar ince bir çizginin farkedilmesi imkansız olurdu ama  bu çizgiden herşeye hükmeden ve herşeyin üstündeymiş gibi bir aura yayılıyordu. Sanki yeryüzü ve gökyüzü ona secde ediyor ve tapınıyordu. 

Çizgi yavaşça açılmaya başladı. Çizginin içi simsiyahtı ama aynı zamanda bembeyazdı, tarif edilmesi imkansız olan bu duruma bir renk sıfatı eklemek basitçe boş bir çabaydı ve Tian da bununla uğraşmadı. Zaten o çoktan bir ölüydü ve bu çizgiyi hiç takmıyordu.

Çizgi bir kartalın kanatları kadar açıldığında durdu. İçeriden kadim bir ses yükseldi, kulakların çınlamasına benzer bir ses.

Ses Tian'ı aşırı derecede rahatsız etmişti, rahat bir şekilde ölemiyordu bile!

"Siktiğimin yerinde beni rahat bırak!"

Çizgi sanki bu sözleri duymuş gibi bir anda ses çıkarmayı kesti. Tian o anda korkuyla sarsıldı ve çizginin içine doğru çekilmeye başladı. 

Zaten vücudu artık bir kova et parçasına dönüşmüş olan Tian bu yarığa çekilmesine karşı koyamadı.

Tian Kendini kapkaranlık bir yerde bulmuştu, şaşkın bir şekilde bir şeyi farketti.Bedeninde değildi ve sanki bir ruh gibiymişçesine tüm vücudunun şekliyle aynı bir hale bürünmüştü. Aradaki fark ise bunu sadece hissedebiliyor oluşuydu, aşşağıya doğru kafasını çevirmeyi denediğinde bunu başarabilmişti ve ellerine baktı. Ellerinin orada olduğunu hissedebilse bile sanki elleri orada değildi. 

Tian bir anda irkildi ve o var olmayan bedenini müthiş bir baskı altında hissetti. Hiçlik denizinde aşşağıya doğru bastırıldı.

Kendi kendine düşünüyordu bir yandan da. Demek ölmek böyle birşeydi diyordu ama öldüğünden de emin değildi.

"Ölüm mü? Benim karşımda ölümek mi? Eğer ölüm gerçekten varsa diğerlerini bırakıp bana gelsin!"

Tian bu sözleri hissetti. Sözler okadar güçlüydü ki örnek gösterebileceği bir şey düşünemedi Tian. Evet, bu sözleri sanki kulaklarıya duyar gibi duymuştu ama bu sözleri sadece bu kadarıyla kalmamıştı. Bu sözleri aynı zamanda görmüş ve koklamış gibi hissediyordu, sanki bu sözlere dokunmuştu veya bu bir avuç söz ona dokunmuştu. Sözler okadar ağırdı ki sanki sadece bu sözler bile onun ruhundan milyonlarcasından daha fazla ruh doluydu. 

Enazından, bu hiçbir şeyin olmadığı yada daha doğru söylemek görekirse her şeyin bir hiçlikten oluştuğu bu belirsizliklerle dolu yerde emin olabileceği bir şeye sahip olmuştu o da ölmediğiydi.

Bu sözleri yavaş yavaş olsa da anlamayı denedi Tian. Kafasında bir şey belirdi Tian'ın, eğer ortada bir söz varsa bu sözün bir de söyleyeni olmalıydı. 

Gözlerini yavaş yavaş ileriye doğru kaldırdı Tian. Aslında sözleri her yönden hissetmişti ama sanki söyleyeni tam ilerisinde gibi hissettiği için böyle yapmıştı.

Kafasını yavaşça kaldırıp gözlerini ileriye doğru diktiğinde karşısında bu delikle aynı renkte bir silüet gördü. Daha doğrusu bu silüet görünmüyordu ama orda olduğunu ve tüm hatlarını hissedebilmişti Tian.

Karşısındaki Silüet 40-50'li yaşlarında bir adama aitti. Adam ağzını açtı ve konuştu

"Selam olsun sana Varlığın ve Hiçliğin Hükümdarı, Her şeye ve Hiçbir şeye sahip olanın varisi!

Gelecekte Cehennemi , Cenneti ve Dünyayı ayaklarının altında çiğne , yaşayan herşeye hükmet ve hiçliği hisset!"




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 465

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17780 Üye Sayısı
  • 485 Seri Sayısı
  • 24181 Bölüm Sayısı


creator
manga tr