Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Alkay - Bölüm 2 - Handaki Kız


 

Alkay gözlerini açtığına çoktan sabah olmuştu. Vücudu sert zeminde yatmaktan uyuşmuş ve birazda üşümüştü. Etrafında biraz göz gezdirdi ve Uçur Han’ı aradı. Kendisi ortalıklarda gözükmüyordu ve bazı eşyalar gitmişti. Alkay gerindikten sonra ayağı kalkıp kervan arabasının yanına doğru gitti ve içeriye göz attı. İçeriye baktığı sırada arkasından Uçur Han’ın sözleri duyuldu:

 

+ Hey Alkay, kalkmışsın. Hadi gel yola çıkmamız lazım akşama anca orada oluruz

-  Her şey hazır mı?

+ Evet kanka, her şeyi ayarladım. Atlar eğerli, eşyalar çantada, cesetler yakıldı ve üzerine güzel bir gece geçirildi aslında baksana sen neden o çıtırın tadına bakmadın?

Alkay cevap vermeye tenezzül bile etmedi. Kendi eşyalarını topladıktan sonra atına bindiler ve dört nala şehre doğru at sürdüler. Nihayet şehir kapısı gözükmeye başladığında Uçur Han atını durdurdu ve yol kenarına doğru çekti, alkay onu takip ediyordu. Sürekli sağa, sola, aşağı ve yukarı bakıyordu sanki gözleri bir şeyleri arıyormuşçasına. Uçur Han en sonunda sessizliği bozarak:

-  Aha Buldum işte.

+ Neyi?

-  Gerçekten ismi Kayrakan olan bir şehrin kapısından gireceğimizi düşünmüyorsun değil mi? Bu şehir Karavuralar ile savunuluyor. Üstüne üstlük direk Ülgen’in koruması altında.

+ Peki ne yapıyoruz?

-  Elimizde birden çok seçenekler var; birincisi lağamdan girmek ki kesinlikle tavsiye etmiyorum iğrenç, ikincisi surlara tırmanmak ki bu biraz mantıklı olabilir, üçüncüsü Karavuralardan bir Merküt çalarız ve üzerine binip şehri uçarak geçeriz ve son olarak kervanlardan birisini geçen ki gibi tehdit edip arabalarına saklanırız ama bu riskli olur.

+ Üçüncüsünü tercih ediyorum.

-  Hadi ama dört ve iki çok güzel olabilirdi.

+ O devasal surlara asla tırmanmam ve madem yakalanma riskimiz var direk gizlice saldırıp Merkütleri alıp kaçalım.

-  Pekala, nasıl istersen öyle olsun.

Kararlarını verdikleri anda şehir kapılarına doğru yolun dışından ilerlediler. Genel tanrı şehirlerinin üç tane garnizonu olurdu. Birisi dışarıda kapıda olan sorunlara hızlı bir şekilde yetişebilmek için. Birisi surlarda, saldırıları kontrol edebilmek için ve diğeri ise şehrin içinde asayişi sağlamak için bulunurdu. Hedefleyecekleri tam olarak şehrin dışında olan kapıya yakın yerde bulunan dış garnizondu.

 

İkiside sessizce çömelip garnizonu gözetlemeye başladılar. Dışarıda ateşin yanında altı kişi duruyordu ve içeride de muhtemelen daha fazlası vardı. Garnizonun hemen yan tarafında ise ahır bulunuyordu ve orada 2 tane seyis bulunuyordu. Onlar kolay hedefti ve hızlıca indirilebilirdi fakat eğer ses çıkarsa tehlikeli olabilirdi. Uçur Han kendisinin halletmek istediğini söyledi böylece daha garanti olabilirdi. Alkay ile arasında mutlak bir güç farkı vardı ve bu işi onun yapması demek sorun çıkmaması demekti. Alkay yere uzanıp Uçur Han’ın hamlesini beklemeye başladı. Uçur Han bir büyü okumaya başladı ve okunu çıkardı. Bu büyü sadece Erlik Han ve oğulları tarafından biliniyordu. Tanrısal bir büyü olduğu için onlar dışında kimse yapamazdı. Fiyuv sesi ile ikisinin birden oku tam kafalarına yemesi bir oldu. Uçur Han, Alkay’a gel işareti yaptıktan hemen sonra içeriye doğru ilerledi. Alkay sessiz bir şekilde ona yetişti. Merkütlerden iki tanesini eyerledikten sonra sessizce ahırdan dışarı çıkardılar. Alkay bir kere daha etrafında baktı ve hiçbir sorun yoktu. Garnizondaki adamlar içiyor ve sarhoş oluyorlardı. Bir anda onlardan ne kadar nefret ettiğini hatırladı. Her gördüğünde onları öldürmek istiyordu ve tek bir tanesini bile canlı bırakmak istemiyordu. Ülgen ve ordusu yaptıklarının cezasını çekmeliydi fakat bu öyle hemen olacak bir şey değildi. ‘Tak’ sesi ile kendine geldi. Uçur Han dizgini vurmuş ve şehrin üzerinden uçmaya başlamıştı, Alkay’da onu takip etti. Şehir duvarlarına yaklaşmadan önce bulutların üzerlerine çıkmaları gerekiyordu yoksa orta garnizon onları fark edebilirdi. Gittikçe yükselirken Uçur Han’ın suratındaki o şeytani gülüş gerçekten onun Erlik Han’ın oğlu olduğunu belli ediyordu. Yükseldikçe gülüşü keskinleşti ve en sonunda bağırarak ‘Atla’ dedi. Alkay ne olduğunu anlamadan Uçur Han çoktan Merküt’ten atlamıştı. Hızlı bir şekilde aşağı düşüyordu, Alkay anlam veremese de ona güvenmesi gerektiğini düşünüp atladı. Zar zor gözlerini açabiliyordu fakat Uçur Han buna oldukça alışıkmış gibi gözüküyordu, adeta bulutların üzerinde uçuyordu. Alkay yere yaklaşırken Uçur Han ‘Baaam’ diye şehrin köşe bir yerine düşmüştü ve yer paramparça olmuştu. Alkay da şehir duvarına kılıcını saplayıp kendi düşüş hızını yavaşlattı ve belirli bir yavaşlığa ulaşınca bıraktı. Uçur Han ‘’Acele et, birazdan buraya doluşurlar. Bir an önce buradan gitmemiz gerek.’’ Diye uyardı ve Alkay kafasıyla onayladı. Hızlıca oradan uzaklaşıp bir hana girdiler. Burası oldukça yüksek sesle şarkı çalan, herkesin dans edip üzerine de içtiği bir yerdi. Fahişeler o akşam ki parasını çıkarmaya çalışıyor, kenarda kimileri kemik oyunu oynuyor ve bundan para kazanmaya çalışıyor kimileri ise sarhoş olup etrafta yuvarlanıyordu. Alkay içeriye bir göz gezdirdi ve burada olmaktan hoşnut olmadığını düşündü. Hayatında ilk defa böyle bir ortama giriyordu ve burası onun için fazla gürültülü gelmeye başlamıştı. Kapıda öyle dikilirken, Uçur Han çoktan içeri girmiş bar kısmından elinde iki tane şişe ile geri geliyordu. Alkay bir tane boş masaya oturdu ve etrafa bakmaya devam etti. Uçur Han elindeki şişelerle gelip masaya koydu ve:

-  Gece bizim gecemiz hadi bakıyım Alkaay! Diye bağırdı.

Alkay bir yandan içkisini yudumlarken bir yandan etrafa bakıyordu. Bu sırada Uçur Han masaya fahişelerin hepsini çağırmış aralarında seçim yapmaya çalışıyordu. Alkay’ın gözü bir masada takıldı. Dört insan ve iki tane de Oğrak bulunuyordu. İçlerinden bir tanesi oldukça güzeldi, turkuaza çalan saçları, koyu yeşil gözleri ve pürüssüz bir vücudu vardı. Gülüşü o kadar tatlıydı ki sanki kızgın denizler görse durulur, Bükrek ve Sangal savaşına son verirdi. Bir anlık göz göze geldiler fakat kız Alkay’a baktıktan hemen sonra Uçur Han’a bakmış ve gözlerini devirmişti. Alkay ise gözlerini ondan alamıyordu. Saatler ilerledikçe Alkay ve Uçur’un kafası güzelleşmiş herkes ile dans ediyordu. En sonunda kızın yanına yaklaşıp onunla da dans etmeye başladığı sırada bir Oğrak gelip dansı böldü. Bunu gören Uçur:

-  Sakin olun gençler bu kadar heyecana gerek yok, hahahahaha.

Oğrak daha fazla dayanamamış olucak ki arkasındaki baltayı çıkarıp yanlarındaki  masaya sapladı. Uçur hala gülüyordu. Bir anda gülmesini kesip, ‘’Alkay, sana Oğrak avlamaya geldiğimizi söylemiştim değil mi? Bak burada bir yılan kırması piç duruyor ve ölmeyi çoktan kabullenmiş.’’ Sözleri ile durumun nereye gittiği çoktan belli olmuştu. Adam baltasını masadan kaldırıp Uçura doğru salladı, diğerleri ise çoktan kılıcını veya okunu çekmişti. Alkay bir anda sallanan baltayı kılıcı ile durdurdu. İşte bu Uçur’un en sevdiği Alkay’dı, sinirden gözleri dönmüş ve ne olursa olsun karşısındakini yok eden bir insan. Uçur sırf bu yüzden Alkay ile en yakın arkadaştı çünkü Alkay’ın bunları yaptığını izlemek ona büyük bir zevk veriyordu. Alkay kılıcını oğrağın göğüsüne doğru salladı fakat oğrak kaçınmayı başardı, geri gelen darbede ise Alkay kılıcı ile durdurmayı başardı. Müzik durmuş, herkes ‘’KAVGA! KAVGA! KAVGA!’’ diye bağırıyordu. Kılıçların sesi bütün mekanda yankılanıyordu. Alkay tam kılıcını adamın kafasına saplayacakken gelen oku görüp çekildi ve hemen arkasından sağ tarafından bir kılıç darbesinden kaçındı. Bir anda etrafı sarılmış ve Uçur Han kesinlikle yardım etmeyip kahkaha atıyordu. Alkay hızlı bir şekilde etrafında dönüp sağ tarafındaki insana tekme vurdu ve onu öteki duvara kadar fırlattı. Dönüşünü bitirdiği anda ise eğilip kılıcı ile oğrağın bacağına hamle yaptı fakat oğrak bunun geliceğini anlayıp bir adım geri çekildi. Alkay daha kalkamadan üç tane oktan yerde yuvarlanarak kaçınmıştı. Bu sırada ise kafasının tam ortasına gelen baltayı kılıcı ile durdurdu ve ilk önce oğrağın kafasına bir tane yumruk sonra karnına ise tekme vurup yerden hemen kalktı. Kılıcını kaldırdı ve karnını tutup, eğilen oğrağı tam ortadan ikiye ayırıcakken sağ kolunu fırlattığı adam sol kolunu ise bir oğrak tuttu. Daha bunlardan kaçınamadan diğer insan ise Alkay’a ilk önce kafa attı sonra ise suratına yumruklar geçirmeye başladı. Alkay, ayağı ile önündeki yumruklayan adamı geriye ittikten sonra bir anda arkasına doğru atladı ve onu tutan iki adamın üstüne düştü. Adamlar yerden daha kalkamadan bel kısmında bulunan hançeri çekti ve üzerlerinden kalkmadan sağ omuzunun üstündeki insan kafasına hançerini sapladı ve yerden hızlıca kalktı. Okçu ile göz göze geldi ve hemen okçu ile arasına ayakta duran diğer oğrağı aldı böylelikle açık hedef olmayacaktı. Yerden hızlıca kılıcını da aldıktan sonra hançeri yerde duran oğrağa fırlattı ve onu da öldürdü. Geriye kalmıştı bir tane okçu insan bir tane ise oğrak. İlk önce okçuyu halletmeye karar verdi ve çevresindeki insanların gözünü kırpmasıyla köşede duran okçunun yanına geldi. Okçu ile saniyelik göz göze geldiklerinde o gözlerinde ki korkuyu Alkay fark bile etmemişti. Alkay kılıcı ile okçunun sağ kolunu kesip tekme attı ve onu hanın duvarlarını delerek dışarı fırlattı. O en başta bağırıp çağıran oğrak yere çökmüş, baltasını bırakmış af diliyordu. Alkay yanına yaklaştı, kılıcını kaldırıp tam vuracağı sırada araya o kız girmişti. Uçur bir anda afalladı çünkü Alkay vurmamıştı. Kıza baktı ve kılıcını kınına soktu sonra da hançerini alıp mekanı terk etti. Uçur, olaylara anlam verememişti ve  Alkay’ın sinirlendiğindeki bir hançer bir kılıç dövüş stiline bayılıyordu. Bunun eşi benzeri yoktu. Kılıç kullanma konusunda babasından bile iyiydi fakat daha önce bir insana bile merhamet etmemişti. O kahverengi gözleri kırmızı olduğu an karşısındaki babası ile olsa Alkay’ın ölümüne savaşacağını düşünürdü fakat şimdi bir anda kılıcını durdurmuştu. Bir kız uğuruna gerçekten kılıcını mı indirmedi diye kendi kendine düşünüyordu. Birkaç dakika geçtikten sonra gülerek adamın önüne eğildi ve ‘’Bu gün şanslı günündesin seni kırma piç’’ dedi ve gülerek mekandan çıktı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1362

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1143

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 775

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 727

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 507

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 96

Site İstatistikleri

  • 18948 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26534 Bölüm Sayısı


creator
manga tr