"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Against the Wuxia - Bölüm 36: Samsara Kaynağı, Kudretli Cennetsel Kılıç Bölgesi


Asgard’da yaşanan duygu seli bir kenara, Yun Che, şu anda yerde oturmuş ve Evil God’un Su Tohumuna ait True Yuan mührünü kaldırıyordu. Kısa süre sonra mühür kalkmış ve su tohumu mavi parıltılar yaymaya başlamıştı. Yun Che’nin yanında olduğunu hissettiğinde ise adeta mutlu olduğunu belli eder gibi senkornize sesler yaymaya başlamıştı.

*Zizi*

Uçarak hemen Yun Che’nin göğsüne çarpan su tohumu, Yun Che’nin vücuduyla bütünleşmiş ve tam da o esnada Yun Che’nin kırmızı renkte olan Kaynak Damarları zonklamaya ve yavaşça mavi renk yaymaya başladı.

**FOŞŞ**

“Benim mirasımı alan harefim, sonunda buradasın…” diye bir ses kafasında yankılanmaya başladı. Bu ses, olabildiğince uzak geçmişten gelen bir antik hava içeriyordu.

Sesi duyan Yun Che, öte yandan gayet mutluydu. Bu zamana kadar bu tohumu yutmamasındaki amaç esasen buydu ve hemen “ Sen, Ni Xuan’sın” dedi.

“Oh, ölümlü, bu ismi bilen çok fazla kişi yok!! Görünüşe bakılırsa sen farklısın!” dedi Ni Xuan irkilerek.

“Senyör, her ne kadar sizin mirasınızı almış olsam da güç olarak henüz giriş aşamasındayım. Ancak size bir teklifim olacak” dedi Yun Che.

“Hahaha, gerçekten de garip birisin! Hem benim adımı bilip hem de kendine yeni güçler aramayıp, bana teklif sunmak.. Tam da benim kafamda birisisin hahaha” eski ve antik ses tonu olabildiğince keyifli bir kahkaha attı ve ardından “ Söyle bakalım harefim.. teklifin nedir?” dedi.

“Senyör, bildiğim kadarıyla en son ölen tanrı sizsiniz, yanılıyor muyum?” dedi Yun Che.

Onun sorusunu duyan Ni Xuan ise direkt olarak kabul etmedi ve “ Neden bunu soruyorsun, ölümlü?” dedi.

“Aslında siz daha iyi biliyorsunuz” dedikten sonra Yun Che, bilincinin derinliklerinde oluşan ruh kalıntısı’na bakarak “ Günümüze kadar yaşayan tanrılar ve şeytanlar var” dedi.

“Sen de kimsin, ölümlü? Nerden bu kanıya vardın? Tam olarak isteğin nedir, açık söyle” dedi Ni Xuan. Onun sesinde bir miktar endişe ve öfke vardı. Normal şartlarda bu kişinin söyledikleri, olabildiğince bomba şeylerdi ve normal bir ölümlü bunları duysaydı eğer yerinde oturamayacak kadar endişeli olurdu. Fakat görünen o ki, bu velet gayet sakindi.

“Senyör, öfkelenmenize gerek yok, aslında bu küçüğün size olan teklifi bu yönde.” Dedikten sonra Yun Che, yeşil-mavi renk yayan ruh kalıntısına bakarak “ Anladığım kadarıyla eşiniz ve kızınız halen yaşıyor, fakat siz öldünüz. Bu nedenle eşiniz ilkel kaos’a geldiğinde ortalık epey karışacak” dedi.

“Sen..” Ni Xuan ise öte yandan duydukları karşısında şoka uğramış ve normalde sadece Yaradılış Tanrılarına ait bu sırları bu ölümlünün bilmesine anlam verememişti, bu nedenle öfkesini ve endişesini bir kenara atarak hafif panikler bir tonda “En nihayetinde sen kimsin?” dedi.

“Kim olduğum şu anda pek önemli değil! Önemli olan sizi ileride tekrardan diriltebilecek yeteneğe sahibim, senyör” dedi Yun Che. Konuşması oldukça rahattı ve bunu duyan Ni Xuan ise ruh parıltısı topunun içinde olan kendi bedeninin yansımasındaki gözü kısıldı ve “ devam et” dedi.

“Anladığım kadarıyla, Su Tohumunun içine ruhunuzu bölerek bir bilinç mühürlemişsiniz. Bu ruh kalıntısı ise sizin ruhunuzun aurasını içeriyor” dedikten sonra “ Dolayısı ile bu aurayı kullanarak kaynağa dönen ruhunuzu tekrardan çağırmak mümkündür” dedi.

“Bu imkansız!! Bu ruh kalıntısı sadece benim ruhumun küçük bir parçası, enerjisi ise önümüzdeki bin yılda tükenecek, nasıl olurda sadece kalıntıdan ruhumu geri çağırabilirsin!” dedi Ni Xuan, o, Yun Che’nin teklifini duyduğunda buna inanmanın olabildiğince saflık olduğunu düşündü.

“Senyör, ruh kalıntısı da olsa ruhunuzun aurasına kilitlenmek mümkün. Üstelik ruhunuz Samsara’ya geri döndüğünden, yıkanıp yeni bir bedene ve cana dönüşmüş olması, ruh kalıntınız buradayken mümkün değil. Bu nedenle bir hazine kullanarak sizin kalan son ruh kalıntısını mühürleyip, ilerde, şartlar uygun olduğunda sizi Samsara Kaynağından çağırmak mümkün. Fakat bu işlem, şu anki küçüğün gücüyle olanaksız, teklifime nasıl bakıyorsunuz?” dedi Yun Che.

Bu evrene geldiği vakit sürekli olarak bu evrenin yasalarını inceliyordu. Ruh kavramını incelediği vakit, bunun çok güçlü bir varlık tarafından Kaynak Özü kullanılarak oluşturulmuş bir ‘şey’ olduğunu anlamıştı. Eğer bu doğruysa, bu kaynaktan üretilen öz, kişilik ve diğer özellikleri barındıran benzersiz ve küçük ruhlar halinde evrende var olan her varlığa dağıtılmış olması gerekirdi.

Mirror of Samsara ve diğer cennetsel hazineleri düşündüğünde ve bunlara bu evren düzenindeki inançları eklediğinde, Samsara Nehri olarak bilinen bir yerin varlığını teorik olarak doğruladı. Ve eğer bu doğruysa eğer bu Samsara Nehri, kaynağın özünü oluşturan ve yeni doğan varlıklara, eski ruhların işlenerek gönderilmesinde önemli bir rol oynuyordu.

Bu işlenme aşaması ise, ölen bir varlığın ruhunun Unutma Nehri(River of Oblivion) denilen özel bir yerde yıkanarak, geçmiş yaşamlarının tamamen unutulmasına ve yepyeni bir ruh halinde yeniden, bir hayat bulmak için bu evrene gönderilmesiydi. İşlenme sırasında ise oluşan ruh en saf haline dönüştüğünden, kaynak özü en saf formundaydı.

Fakat burada esas bir mesele, bir ayrıntı vardı.

Kaynak özü, hayat bulan ruhun, tam manasıyla kaynağa geri dönmesiyle bu işlenme süreci sonunda oluşurdu. Yani bir kişi, eğer ölmüşse ve ölmeden önce ruhunun bir parçasını bölerek bir kalıntı halinde gelecek nesillere miras bırakmışsa, ölmüş olan asıl ruh, kaynakta işlenme aşamasına geri dönmezdi. Ancak ve ancak, bölünen kalıntı ruh, kaybolup Samsara’ya geri dönerse, ölmüş olan ruh tamamlanır ve unutma nehrine gönderilirdi.

Kısacası, bu evrende öldüğü düşünülen Phoneix, Mavi Antik Ejderha Tanrısı ve daha nice ruh kalıntıları, bunun sayesinde Kaynakta işlenerek yeni yaşam bulmamışlardı.

Aspect Totem tekniği ise işte bu yüzden bu kalıntıları kullanarak var olan esas ruhu çağırıp araya girmişti! Fakat Aspect Totem’de varlığa ait bir vücut parçası halen vardı, bu nedenle özel mühürler ve True Yuan kullanılarak bu durum gerçekleşebiliyordu. Ancak Ni Xuan’ın kendi öz vücudu tamamen yok olmuş, kalıntısı kalmamıştı.

Üstelik kendi rızasıyla oluşturduğu mirası, Yun Che tarafından alınmış ve artık Yun Che’ye ait olmuştu. Bu durumda Ni Xuan’ı ruh kalıntısından Aspect Totem haline getirmek, Divine Beast tekniğinde tabu haline gelmişti. Sonuçta kişi, kendisini Aspect Totem haline getiremezdi.

Tam da bu durumda Nie Li’nin anılarında ve kişisel eşyalarında var olan bir şey Yun Che’nin aklına gelmişti.

Ruh Toplama Aynası!!

Ruh Toplama Aynası, bu evrene ait olmayan ve kökeni Ruh Yetiştiricilerin bulunduğu aleme ait bir cennetsel hazineydi. Aynı Myriad Miles Mountains and Rivers gibi olan bu hazinenin esas amacı, kişi öldüğünde, ruhunu toplayarak, ilerde farklı bir zamanda diriltilmesiydi.

Ancak Ruh Kalıntısı sadece kişinin aurasını içeriyor ve asıl ruh çoktan Kaynakta yer alıyordu. Bu durumda kalıntıyı mühürlemek diriltme işlemi için gerekli olan her şeyi hazır etmiyordu. Fakat eğer Yun Che, Heavenly God tekniğinde Deity seviyesine gelebilirse durum bambaşkaydı!

Bu seviyede kişinin ruhu, Samsaranın o karşı konulmaz baskısına dayanabiliyordu ve bu ise kişinin kaynağa bir yolculuk yapabilmesine olanak sağlıyordu. Her ne kadar bu yolculuk tehlikelerden oluşsa da ruh aurası olduğundan, Samsaranın içinde çok derine inmeden diriltilecek kişinin ruhuna uzaktan odaklanmayı mümkün kılıyordu.

Eğer bu durum gerçekleşirse, özel bir teknikle, kişinin ruhu Samsara Kaynağından alınıp tekrardan Ruh Toplama Aynasının içine hapsedilebilirdi. Böylelikle diriltme işlemi için sadece gerekli olan cennetsel hazineler kalırdı.

Yun Che, fikirlerini ve teorilerini Ni Xuan’a anlattığında Ni Xuan derin bir sessizliğe büründü. Görünüşe bakılırsa o da bu teorinin gerçek olma ihtimalini biliyordu. Sonuçta her ne kadar ölmüş olsa da, o bir Yaradılış Tanrısı seviyesindeydi ve bu evrenin kurallarına Yun Che’den daha hakimdi.

“Söylediklerin gerçekten kayda değer, insan! Eğer dediklerin doğruysa, bu hükümdar geri dönebilir!” dedikten sonra Yun Che, onun daha da heyecanlı olduğunu düşünmüşken durum tersiydi, Ni Xuan, öte yandan Yun Che’ye bakarak “İnsan, en sonunda sen tam olarak kimsin?” dedi.

“Haha, isterse Senyör, bu  küçüğün anılarına bakabilir” dedi Yun Che gülerek.

“Öyleyse bu hükümdar, kendini tutmayacak” dedikten sonra Yun Che, bilincini kaybetti ve katı bir şekilde kalmaya başladı. Tam 15 dakika sonra Yun Che’nin bilinci yerine geldi ve iradesine tekrardan hakim olabildi.

“Hahaha, anlıyorum.. Demek öyle hahaha…” dedikten sonra Ni Xuan, eski gülüşüne göre olabildiğince daha keyifli bir şekilde kahkaha attı ve ardından Yun Che’ye bakarak “Kabul ediyorum insan, yok hayır, sana bundan sonra geleceğin tanrısı diyebilirim, hahaha” dedi.

Bu anılar, Phoneix ve Mavi Ejderhanın anılarından oldukça farklıydı. Bu anılar, Yun Che’nin tam ve eksiksiz anılarıydı ve Yun Che, Evil God’un geçmişte olan hareketlerine duyduğu saygıdan, onun kendi anılarını incelemesine izin verdi.

Yun Che ise gereksiz konuşmaya girmeden hemen Nie Li’nin uzaysal yüzüğünden Ruh Toplama Aynasını çıkardı ve “Başlıyorum senyör!” dedi. Ardından su tohumunun içine mühürlenmiş ruh kalıntısı, Ruh Aynası sayesinde bir çekim alanına girerek, Ruh Aynasına doğru uçtu ve ayna Evil God’un kalan son kalıntısını da topladı!!

“Phew.. Umarım her şey yolunda gider..” dedi ve varlığı tekrardan Myriad Miles Mountains and Rivers’te oluştu. Normalde ruh kalıntısı, kalan son gücünü kullanarak Yun Che’yi Mavi Gökyüzü Kıtasına gönderecekti, fakat o ruh kalıntısı şu an Ruh Toplama Aynasında mühürlenmişti. Bu nedenle Yun Che’nin konumu değişmedi.

Mavi Gökyüzü Kıtasını düşündüğünde aklına ister istemez Su Ling’er geldi. Her ne kadar eski kendisi bu kişiyle ilgili olmasa da bu evrende yaşamış Yun Che’nin anılarında, bu kız özel bir yer işgal ediyordu. Şimdi ise Yun Che, bu anılar sebebiyle bu kızı kurtarmak istiyordu. Ancak bu durum şu an için olanaksızdı ve tek çare daha güçlenip, oraya gitmekti!

“Artık zaman kaybedemem..” dedikten sonra Yun Che’nin gözlerinin içinde keskin ve şeytani bir bakış oluştu, ardından el hareketiyle bulunduğu konumdan kaybolup, dedesi ve Cang Yue’nin olduğu yere geldi. Bir süre onlarla vakit geçirip onlara güle güle dedikten sonra, Mavi Rüzgar İmparatorluk Sarayında ortaya çıktı.

Elini kaldırıp Yüce Okyanus Sarayı’na ait olan bir ses iletim kristali çıkardı ve “Qu Fengyi, derhal Kudretli Cennetsel Kılıç Birliği ve Güneş Ay İlahi Salonunun hakkında detaylı bilgi çıkarın, Mavi Rüzgar İmparatorluk Şehrindeki Kara Ay Ticaret Loncasına iletin” dedi.

“Abla, gerçekten de yaptığınız o şey, yetişimde… iyi mi?” Chu Yueli, Chu Yuechan ile birlikte kendi odalarındaydı. Feng kardeşlerin uzun süreli soru bombardımanından sonra sonunda rahat bir nefes alan Chu Yuechan, kardeşi ile birlikte kalıyordu. Chu Yueli ise öte yandan, başta pek diğerleri gibi soru sormasa da önünde oturan ablasının yaydığı auraya ve vücudundaki değişimlere bakarak sormadan edemedi.

“Evet, gerçekten de olağanüstü etkilere sahip” dedi Chu Yuechan. Eskisi kadar soğuk olmasa da yine de tonu soğuktu, fakat bir miktarda farklı şeyler içeriyordu.

“Tam olarak nasıl hissettiriyor? Bütün bu zaman boyunca Yun Che ile aynı yerdeydiniz, gerçekten o, o kadar güçlü mü?” dedi Chu Yueli.

Yun Che’nin adı geçtiğinde ise Chu Yuechan’ın eski donuk ifadesi değişim geçirerek sevgi ve şefkat dolu bir hal aldı. Uzun süre Chu Yuelinin sorusuna cevap vermeden anılarını depreştirdi ve yüzü, onu tanıyanın daha önce hiç görmediği bir hal aldı. Ardından Chu Yuelinin sorusuna cevap vermediğini hatırlayıp “ O, gerçekten olağanüstü birisi.. Onunla yetişim yaparken her an sanki cennetlere ulaşmış gibi hissediyordum..” diyerek yüzü tekrar o eski haline geri döndü. Ellerinden birisini ise karnına koyarak yüzünde olabildiğince şefkatli bir ifade oluştu.

Onun bu halini gören Chu Yueli’nin içinde ise kelimelerle tarif edilemez bir his oluştu. Bu zamana kadar hiçbir zaman bir erkekle birlikte olmayan o, şimdi, kendi öz ablasının karşısında ne kadar küçük ve saf olduğunu anladı. Kendisi bu zamana kadar hep Asgard yetişim tekniklerini kullanıyordu ve Yun Che onlara bir teknik verse de bilinçaltında o, bu tekniği aynı Asgard’ın sanatları gibi düşünerek, kendini geri kalan her düşünceden tecrit etmeye devam ediyordu.

Fakat karşısındaki ablasına baktığı an, kendi düşüncelerinin ne kadar cahillik olabileceğini düşündü. Evrende kadın ve erkek vardı, bu neredeyse her türe ait ortak bir şeydi ve adeta doğanın yasasıydı.

Peki onlar tam olarak ne yapıyorlardı? Doğanın yasalarına karşı gelerek, bütün erkekleri bir kenara atıp buz sanatlarını çalışıyorlardı. Ablasına baktığı vakit, onun daha bir hafta kadar önce felci olduğu apaçıktı. Hatta kaynak damarlarındaki hasar sebebiyle onun yetişimi sürekli olarak geriliyordu.

Yun Che ile çift yetişimi yaptıktan sonra, hem zarar gören kaynak damarları mükemmel bir şekilde tekrardan oluşmuş, hem onun vücudu komple değişmiş, hem de gücü onlara kıyasla artmıştı. Eğer bu yetişime devam etselerdi yine artacaktı. Üstelik, ablası anne adayıydı ve ona baktığı vakit kendisinin ne kadar cahil ve geride kaldığını görüyordu.

Bütün bunlar birleştiği vakit Chu Yueli, şimdiye kadar öğrendiği öğretilerin ne kadar saçma olduğunu düşündü bir an için.

Chu Yueli’ye olanlar sadece onunla sınırlı değildi. Asgard’ın hanımları ve perileri, Chu Yuechan ile konuşmuşlar ve aşağı yukarı Chu Yueli ile aynı sonuca ulaşmışlardı. Üstelik Chu Yuechan’ın karnındaki bebeği düşündüğünde oluşturduğu o ifade, onların hafızalarının derinliklerine iyice kazınmıştı.

Belki de Asgard için artık değişimin sinyalleri veriliyordu..

2 gün sonra Kara Ay Ticaret Loncası, bütün kıtadan bu iki kutsal alan hakkında bilgi toplamış ve Yun Che’ye iletmişti.  Yun Che ise elindeki bilgiyi inceleyip, Yüce Okyanus Sarayına, onlara derhal kendinizi mühürleyin emrini vermiş ve havalanarak kuzeye doğru uçmuştu.

Kıtanın en kuzeyi, Kudretli Cennetsel Kılıç Birliğine aitti ve diğer bölgeler ise sırayla Doğuda Güneş Ay İlahi Salonu ve Batıda ise Mutlak Hükümdar İbadethanesinin emrindeydi. En Güney konum ise Yüce Okyanus Sarayıydı ve orayı Yun Che ele geçirmişti.

Kaynak Gökyüzü Kıtasının boyutları devasa idi. Mavi Rüzgar İmparatorluğu ile Yüce Okyanus Sarayı birbirine yakın olsa da 35-40 bin kilometre kadar uzaktaydı, fakat Kudretli Cennetsel Kılıç Birliği, neredeyse 100bin kilometre kadar uzaktaydı. Bu nedenle Yun Che, neredeyse bir aylık süreyi son sürat uçarak yolda geçirdi.

Bu süre zarfında uçmanın yanı sıra yetişime ve arada bir dedesiyle Asgard’a gidiyordu. Hamilelik nedeniyle karılarının ikisine de dokunamayan Yun Che’nin vücudunda biriken Yang enerjisi, Asgard perilerinin ona daha cüretkar davranmasına sebep olmuştu. Her ne kadar ziyaretlerini minimum sürede tutsa da orada olduğu vakit o da bu durumu anlamış ve içten içe kimin ilk adımı atacağının hesabını yapmaya başlamıştı.

Sonunda 40 gün sonra Kudretli Cennetsel Kılıç Birliğine ait alana geldi ve herhangi bir çekinme olmaksızın birliğe ait alanın derinliklerine hızlanarak gitmeye devam etti.

Birkaç gün uçtuktan sonra sonunda yüksek miktarda kaynak enerjisi yayan bir dağ dikkatini çekti ve o yöne doğru uçtu.

Bu dağ, Kudretli Cennetsel Kılıç Birliğine ait Kaynak yetiştirme ve tecrübe etme dağıydı. Çok miktarda şifalı bitki ve kaynak canavarını barındıran bir alandı ve bu Birliğe ait en önemli yerlerden birisiydi.

Yun Che, dağın eteklerindeki vadiye bakarak yüzünde şeytani bir ifadeyle eline baltayı alıp var gücüyle alana dalıp insanları öldürmeye başladı.

*Swooosh*

BANG!!

Alan bir anda tersyüz olmuş ve birçok bitki telef olmuştu. Ölen sayısız kaynak canavarının haddi hesabı yoktu.

“Ahh…” kılıcın etkisiyle Tiran Kaynak Alemindeki bir çok yetkili ve öğrenci, daha acı dolu feryat atamadan öldüler.

“Düşman saldırısı!!” Bu bölgeden sorumlu Egemen Kaynak Alemine ait bir elder, durumu fark edip şiddetli bir şekilde bağırmış ve herkesi uyarmıştı.

“Çabuk merkeze haber verin… çabuk!!” Elderin sesini duyan diğerleri ise hemen ses iletim kristallerini çıkarıp bigli iletmeye başladılar.

Yun Che ise katliam sırasında bu Hükümdar’ı görmüş ve hemen ona odaklanmıştı. Onun bakışlarını hisseden Elder’in sırtı direkt olarak soğuk terlere bürünmüş ve Yun Che’nin bakışlarından oldukça ürkmüştü.

FOŞŞ

Empryan Dance of Phoneix Wing!!

GÜMM!!!

“AAAGHH….” Yun Che, Phoneix’e ait bu özel saldırı tipiyle hızını defalarca kez artırmış ve şiddetli bir hamleyle Egemen Kaynak Aleminin giriş seviyesinde olan Elder’e baltanın gövdesiyle vurmuştu. Bunun ardından Elder, şiddetli bir çığlık atarak uçarken, Yun Che, onu tekrar yakalayıp tutmuştu, bu da onun sesinin absürt bir şekilde kesilmesine sebep olmuştu.

“ELDER!!” Elderlerinin bu şekilde alay eder gibi yakalandığını gören herkes ister istemez onu çağırmışlardı.

“Demek beni gördün kaçıyordun ha!!” Yun Che’nin ifadesi halen alay eder gibiydi, fakat onun bu ifadesini gören elder, tam tersini düşünüyordu. Yun Che, onu boğazından tek el ile tuttuğundan nefes alamıyor ve cevap veremiyordu.

“agfh…”

“Hmm, yeni nesilden bir Egemen ha, 100 yıl oldu mu?” dedi ve boğazını daha şiddetli sıkmaya başladı. Ardından ilgisini yitirerek “ Neyse, önemli değil, gebereceksiniz nasıl olsa” diyerek Sky Poison Pearl’ın içinden küçük bir bıçak çıkardı. Bu bıçağı, 10k Hammer tekniğiyle üretmişti ve oldukça dayanıklıydı.

Daha sonra bıçağı sağ eliyle tutup, sol elinde tuttuğu Elder’i yere yatırdı ve arkasına geçerek bıçağın keskin yüzünü Elder’in boğazına dayadı.

Görüntüsü, adeta bir terörist militanını andırıyordu. Elderin kafasını sol eliyle çenesinden tutup kaldırarak sağ elindeki bıçakla boğazını kesmeye başladı.

Hiss..

Bunu gören diğerleri, o bıçağı adeta boyunlarında hissettiler ve içe doğru sıçmaya başladılar.

“Öğgh…” Elder, boğazı kesilirken garip sesler çıkarmaya başlamış ve anında ses kesilmişti. Daha sonra boğazından kanlar fışkırıp yeri batırmaya başlamıştı.

GÜMMM!!!

“NE OLUYOR BURADA!!!”

Aniden çok yüksek bir aura, her yeri kapsamış ve herkesin o solan yüzüne tekrardan renk gelmişti.

“Beşinci Elder!!” kim olduğu belli olmayan birisi, aurayı gördüğünde heyecanla bağırmıştı.

“Haha, eğlence şimdi başlıyor” Yun Che ise öte yandan oldukça mutluydu!!

Bölüm Sonu.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1468

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1204

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 995

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 909

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 804

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 787

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 637

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 634

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 603

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 603

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 153

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15842 Üye Sayısı
    • 726 Seri Sayısı
    • 34123 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr