Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Against The God - Bölüm 702


Bölüm 702: Göğe Yükselmek



Gece çökmüş olsa da İlahi Anka Şehri hala sakinleşmemişti. Anka öğrencileri hala Yun Cheyi aramaya devam ederken kafasız karasinekler gibi geziniyorlardı. Tüm gün yaptıkları çalışmanın bir sonuç vermemesi onları kızdırmıştı ve hiçbiri geri dönüp bulduklarını rapor edecek yüze sahip değildi. Bu nedenle giderek telaşlı ve gözü dönmüş hale gelmişlerdi ve sayısız büyük tüccar loncasını, tarikatı, tıbbi salonu ve hatta yerleşim bölgesini arayıp temelde bir kişinin saklanabileceği her yerin altını üstüne getirmişlerdi.

 

Bu bölgelerin tek istisnası ise doğal olarak Kara Ay Tüccar Loncası idi.

 

Tüm çabalarına rağmen  Yun Che'nin gölgesine bile rastlayamamışlardı. Başardıkları tek şey şehir vatandaşlarını öfkelendirmek olmuştu ki onlar da bir şey söylemeye cüret edemiyorlardı.

 

Gecenin ortası geldiğinde aramayı sonunda durdurmuşlardı, ancak hala tarikattaki ışıklar yanıyordu. Yun Che'nin izini neredeyse tüm tarikatı kullanmalarına rağmen bulamamaları şok olmalarına neden olurken, atmosferin aşırı yoğun ve baskıcı hale gelmesini sağlamıştı. Feng Hengkong ve çeşitli büyükler de istisna değildi; hiçbiri uyuyamamıştı ve bu nedenle de Anka Ana Salonunda toplanarak Yun Che ile ilgili ne yapacaklarını tartışmışlardı... Yun Che'nin gitmeden önce söylediklerinden yarın bir kez daha geleceği açıktı.

 

Bu sefer Yun Che'yi ne olursa olsun ortadan kaldırmaları gerekiyordu. Yun Che'nin ilk seferinde kaçması onun garip hızının onları hazırlıksız yakalaması ile açıklanabilirdi. Eğer bir kez daha kapılarına kadar gelir ve ikinci kez onu öldürmekte başarısız olurlarsa, tüm Kaynak Gökyüzü Kıtası İlahi Anka Tarikatına büyük bir şaka olarak davranacaktı ve beş bin yıllık prestijleri tek darbede sarsılacaktı.

 

Mutlak kaos gününün ardından İlahi Anka Şehri belli bir sessizliğin altındaydı. Özellikle de İlahi Anka Tarikatının içindeki atmosfer o kadar baskıcıydı ki birisi sanki düdüklü tencerede pişiyormuş gibi nefes almakta bile zorlanıyordu.

 

İlahi Anka Şehri içinde insanlar Anka Şehrine doğru bakıyorlardı ama bunu ne zaman yapsalar artık kudret ve huşu yayan Anka Tanrısı Heykelini göremiyorlardı.

 

İlahi Anka Tarikatı içinde Feng Hengkong ne uyumuş ne de tarikat kapılarından çıkmıştı. Anka Ana Salonunun girişinde kafasını kaldırarak duruyor ve gökyüzüne bakarken bedeni çevredekilerin kalbinin korku dolmasına neden olacak vahşi bir aura yayıyordu... Anka Tanrısı Heykeli yok edilmişti ve oğlu öldürülmüştü. Ancak bunun suçlusu olan Yun Che kaçmayı başarmıştı ve onun izini bile bulamamışlardı. O anda Yun Che'nin birkez daha gelmesini beklemekten başka şansları kalmamıştı. Tüm bunlar Feng Hengkong'un kalbindeki kızgınlığın ve içerlemenin kaynama noktasına ulaşmasına neden oluyordu.

 

"Tarikat Lideri..." Otuz Sekizinci Büyük Feng Yunzhi ona doğru ilerlerken konuştu.

 

"Yun Che'nin yerini hala bulamadınız mı?" Feng Hengkong duygusuz bir sesle sordu, bu konuda pek umudu olmadığı belliydi.

 

Feng Yunzhi kafasını salladı ve alçak sesle konuştu: "Bir gün boyunca aradık… Yani artık... On Dördüncü Prensin cenaze seromonisini yapma zamanımız geldi..."

 

Feng Hengkong'un kaşlarının merkezi şiddetlice sarsıldı, sanki bir tür iğne batırılmış gibiydi. Feng Xiluo ölmekle kalmayıp cesedi bile kalmamıştı. Feng Hengkong bunu ne zaman düşünse kalbi parçalanıyor gibi hissediyordu. Aşırı alçak ve kasvetli bir sesle konuştu: "Hala Yun Che'yi yakalayamadık... Onun kanını ve hayatını Luo'er'in aramızdan ayrılan ruhunu rahatlatmak için kullanmalıyız!"

 

Feng Yunzhi başını eğdi ve usul bir iç çekti: "Anlaşıldı. Dün, biz tamamen hazırlıksız yakalandık, bu nedenle o başarıyla kaçabildi. Ama eğer bir kez daha gelirse kesinlikle ağımızdan kurtulamayacak. Onu gün boyunca aradık ama izine rastlayamadık, açıkça şehirden çoktan kaçmış. Şu anda şehrin her bir köşesi gözetleniyor, yani bölgemize girdiği an tarikata hemen bildirilecek ve onun ellerimize düşmesini bekleyeceğiz."



"Şu ana kadar bir hareketlilik var mı?" Feng Hengkong sordu.

 

"Şu ana kadar hiç yok." Feng Yunzhi kafasını bir kez daha salladı: "Bugün dünden farklı, çünkü bu sefer gelişi hakkında oldukça dikkatli olacağız. O muhtemelen karanlıkta hareket edecektir. Hmph… Bu sefer eğer gerçekten ortaya çıkarsa, şehre girdiği an bundan haberdar olacağız. Yani Anka Şehrine yaklaştığı an sadece onun..."

 

"Ahhhhhhh.... Kurtarın beni... Asil baba, kurtar beni!!"

 

(Ç.N: Baya haberiniz oluyormuş ha ???? )

 

Aniden gelen sefil bir haykırış dehşet dolu bir şekilde havayı deldi. Bu haykırış, bir gök gürültüsü gibi huzurlu Anka Şehrinin ortasına indi. Feng Hengkong ve Feng Yunzhi'nin ifadeleri dramatik şekilde değişirken, diğer büyükler ve öğrenciler de bu çığlığın kaynağını bulmak için hareketlendi.

 

Boom!!

 

Anka Ana Salonundan yarım kilometre uzaklıktaki bir salon yüksek sesli bir patlama ile havaya uçtu... Üstelik bu prenslerin birinin sarayı idi! Yerden yüzlerce metre yükseklikte başka birini tutan bir silüet duman ve alev sütunlarının içinde görülüyordu. Boğuk dehşet haykırışları tutulan kişiden geliyordu.

 

Havadaki iki figüre bakan herkesin ifadesi değişti.

 

"Yun... Yun Che!!"

 

"On... On Üçüncü Prens!!"

 

Haykıran kişi İlahi Anka İmparatorluğunun On Üçüncü Prensi Feng Xichen idi. Onu tutan kişi ise şaşırtıcı bir şekilde Yun Che idi!! Yun Che'nin gözleri daralmıştı ve yüzünde dünküne benzeyen küçümseyici ve soğuk bir gülümseme varken aşağıdaki kişilere kibirli bir şekilde bakıyordu.

 

"Bu... Bu mümkün değil! O ne zaman... Bu imkansız!!" Feng Yunzhi'nin göz bebekleri neredeyse gözleri yerlerinden çıkacak kadar genişledi; Feng Hengkong'a Yun Che şehre tek bir adım attığında haberleri olacağını bile söylemişti.

 

Ancak konuşmasını bitirdiğinde Yun Che Anka Şehrinin ortasında ortaya çıkmıştı ve ellerinde de On Üçüncü Prens Feng Xichen bulunuyordu!!

 

İlahi Anka Şehrinden Anka Şehrine gelmişti ve On Üçüncü Prensin kişisel sarayına girerek onu ele geçirmişti, ancak bu zamana kadar tek bir kişi bile bunu fark etmemişti!!



Kaynak Gökyüzü Yedi Ulusunun zirvesinde, ona egemen olan İlahi Anka İmparatorluğunun kalbindeki beş bin yıllık bir tarikat, Kutsal Bölge statüsüne yakın bir statüye sahip olsa da, sanki o anda Yun Che'nin oyun alanına dönmüştü!!

 

Titreyen sesi ile Feng Yunzhi 'imkansız' sözlerini söyledi ve tüm toplanan büyükler ile öğrenciler de gökyüzüne inançsızlık ile baktı.

 

"Feng Hengkong, görüşmeyeli koca gün oldu. Bugün geleceğimi söylemiştim ve sözümü tuttum." Yun Che Feng Hengkong'a bakarken Feng Xichen'in haykırışları havada gezinmeye devam ediyordu. Feng Xichen'in onun hedefi olmasının iyi bir nedeni vardı. Yun Che her bir hakareti ve yaralanmayı geri ödeyen biriydi ve On Üçüncü Prensin Cang Yue ile evlilik gününün içine ettiğini, harekete geçtiğinde ise kibirli bir şekilde bunun sadece bir 'aile meselesi' olduğunu söylediğini unutmamıştı... Ancak Yun Che o zaman çok zayıftı ve büyük resmi düşündüğü için o gün Feng Xichen'i öldürmemişti. Ancak bugün tamamen farklıydı. Konuşmaya devam etti: "Siz İlahi Anka Tarikatının insanlarında gerçekten hiç kibarlık yok. Uzun süredir İlahi Anka Şehrinden Anka Şehrine kadar yürüsem de tek bir kişi bile beni karşılamadı. Ah, sizin İlahi Anka Tarikatınızın konuklarına olan davranış şekli gerçekten beni hayal kırıklığına uğrattı."

 

Aslında Yun Che'nin fark edilmeden Anka Şehrine gelmesi zor değildi. İlahi Anka Şehrine girmeden önce Gizli Akış Yıldırımını kullanarak aurasını gizlemişti. Ardından gezinen bir Anka öğrencisini öldürmüş ve Kaynak Kulpunu kullanarak onun hatıralarını elde edip görünüşünü o öğrencininki gibi değiştirmişti ve ardından da Anka Şehrine sızmıştı... Bedeni zaten Anka aurası yayıyordu, üstelik görünüşü, hatıraları ve kaynak enerji aurası... Tamamen kusursuzdu. Feng Hengkong'un kendisi bile Yun Che'nin yanından geçse yanlış bir şeylerin olduğunu fark etmezken, diğerlerinin etmemesi doğaldı.

 

"On Üçüncü Prensi bırak!!" En yakındaki Anka Büyüğü titreyen dudakları ile haykırdı.

 

Feng Hengkong'un yüzü tamamen yeşile döndü; Feng Xiluo'nun Yun Che tarafından tutulma manzarası gözleri önünde parladı. Ve bugün başka bir oğlu daha onun ellerine düşmüştü. Yun Che'yi parmağı ile gösterdi ve pratikte hücrelerinin bile şiddetle titrediği aşırı öfkesi ile kükredi: "Yun Che... Eğer onun saçının teline bile zarar vermeye cüret edersen... Kesinlikle bunu sana milyon katı ile ödeteceğiz!!"

 

"Haha, sanki dünkü sözleri söylüyor gibisin ama bunun bir etkisi yok. Oğlunun öleceği zaman geldiğinde o ölecek." Feng Hengkong'un sözleri yüz kat daha kötücül olsa da Yun Che'yi en ufak şekilde etkilemezdi. Neşeli sesi ile devam etti: "Ama heyecanlanmana gerek yok. Sonuçta sen İlahi Anka Ülkesinin İmparatorusun, yani ne olursa olsun saygıdeğer statünden gelen haysiyeti geride bırakmamalısın, değil mi? Üstelik oğlun hala ölmedi. Ama tabii ki inatçı olmaya devam edersen güvenliğinden emin olamayabilirim."

 

"Asil baba... Kurtar beni... Lütfen kurtar beni..."

 

Feng Xichen'in bedenindeki tüm güç mühürlenmişti ve şu anda Yun Che'nin kavrayışının altında mücadele bile edemiyordu. Bu nedenle tek yapabildiği yardım için sefil bir şekilde haykırmaktı. Mavi RÜzgar Ülkesine yolculuk yaptığı sırada Yun Che'nin vahşiliğine tanık olmuştu ve dün Feng Xiluo Yun Che'nin ellerinde can vermişti. Feng Xichen, karşısındaki kişinin gerçek bir şeytan olduğunu biliyordu;  o kesinlikle hayatını alabileceğini söylerken blöf yapmıyordu. İlahi Anka Tarikatının tehditleri yedi ulus içindeki diğer tarikatları korkutmayı başarsa da ona karşı etkisizdi.

 

"Sessiz ol! Sen bir İlahi Anka Prensisin... Sana ne zaman böyle aşağılık bir şekilde hayatın için yalvarmayı öğrettik?! Sen bizim tarikatımızın kalan haysiyetini kenara atıyorsun!!" Feng Hengkong öfkeli sesi ile kükredi ancak sesi çoktan titremeye başlamıştı. Kızgınlığını bir gün boyunca bastırmış ve Yun Che'nin kendisini 'kapılarına kadar getirmesini' beklemişti, bunun ardından da onu parçalayarak öldürerek oğlunun öcünü bizzat alacaktı. Ama şu anda Yun Che önünde bir kez daha ortaya çıkmıştı ve çevresinde boşluğu bozacak kadar enerji akışının olmasına rağmen hareket edemiyordu.

 

Çünkü Yun Che'nin ellerindeki başka bir oğluydu!

 

Ulu Büyük Feng Feilie hızlıca Feng Hengkong'a ses iletti: "Tarikat Lideri bu Yun Che açıkça bir çılgın ve o her şeyi yapabilir. On Üçüncü Prens ellerinde olduğundan onu kızdıracak şeyler yapmamalısınız... Ona zarar vermemesinin tek nedeni dünkü söylediği koşulları kabul etmemiz için bizi zorlamak. Şimdilik iyi davranıp onun koşullarını kabul etme numarası yapmalıyız... On Üçüncü Prensin güvenliğini sağlayana kadar bunu yapmamız gerek! Dün On Dördüncü Prensi zaten kaybettik, yani kesinlikle başka bir prensi daha kaybedemeyiz."

 

(DN: Bi sen akıllısın zaten a...k keli.)



Her ne kadar beş kilometreden daha uzak olsa da Feng Hengkong'un öfkesini ve öldürme niyetini hissedebiliyordu. Onlarca büyük, bu olayın gerçekleştiği yere uçmuş ve Yun Che'nin çevresine gelerek devasa bir çember oluşturmuşlardı. Feng Feilie derin nefes aldıktan sonra konuştu: "Yun Che, sen fark edilmeden tarikatımıza girdin ve prensimizi ele geçirebildin. Eylemlerin ne kadar sıra dışı olduğunu kanıtlıyor ve bugün yenilgiyi kabul etmekten başka seçeneğimiz kalmıyor... On Üçüncü Prensi serbest bıraktığın sürece İlahi Anka Tarikatımız dünkü söylediğin üç koşulu yerine getirecek."

 

Toplanan tüm Anka öğrencileri bir anlığına sersemlese de sonradan kendilerine geldiler. İlahi Anka Tarikatının pozisyonu ve prestiji sayesinde kesinlikle onlar Yun Che'nin dün söylediği üç koşulu kabul etmeyecekti; Ulu Büyüğün zaman kazanmaya çalıştığı açıktı. Yun Che'nin vahşiliği düşünüldüğünde onlara kalan tek seçenek gerçekten buydu.

 

On üçüncü Prensi Kurtardıktan sonra olacak şeyler Yun Che'nin kontrolünün dışında olacaktı.

 

"Oh? Dünkü koşullar mı?" Yun Che sorgulayıcı bir şekilde konuşurken gözleri tehlikeli ve acımasız bir parlaklık ile parıldadı. "Dünkü koşulların bugün ile ilgisi ne? Ulu Büyüğün hafızası biraz kötü gibi gözüküyor, çünkü dün gitmeden önce açıkça dünkü koşulların benim, Yun Che'nin, hayatım boyunca verdiğim en cömert şans olduğunu ve sizin de bunu kabul etmediğinizi söylemiştim. Siz gerçekten bugün öne süreceğim koşulların dünkü koşullar olacağını düşünecek kadar aptal mısınız?"

 

"Sen!!" Feng Hengkong'un bedenindeki kaynak enerjisi dışarı doğru patladı ve arkasındaki iki Anka Ana Salonu sütunu etkiden dolayı yıkıldı.

 

Feng Feilie hızlıca Feng Hengkong'a bakarken kalbindeki öfkesini bastırıp cevapladı: "Pekala... O zaman bugün öne süreceğin koşullarını söyler misin?!"

 

"Sen gerçekten Feng Feiyan'ın yerine Ulu Büyük olmakla iyi etmişsin, bu gerçekten akıllıca bir karar." Yun Che hayranlık ifadesi ile konuştuktan sonra avucunu hareket ettirip Feng Xichen'i daha da yukarı kaldırarak sefil haykırışlarının daha da sefilleşmesini sağladı. " O zaman kulaklarınızı açıp dinleseniz iyi olur."

 

"İlk koşul olarak yirmi beş gün içinde tüm İlahi Anka Ordusu Mavi Rüzgar Ülkemin bölgelerinden siktirip gidecek. Geriye tek bir kişi bile kalmayacak!! Üstelik ülkemin topraklarına sıradaki iki yüz yıl boyunca girmeyeceksiniz!"

 

(Ç.N: 100 yıl 200 yıl olmuş. Bunda pek değişiklik yok.)

 

"İkinci koşul olarak Feng Hengkong bizzat ülkeme karşı işlediği suçlar için bir özür mektubu yazacak ve bu mektup dünyaya gösterilecek! Buna ek olarak, suçlarınız adına özür dilemek için bizzat gelmeden önce tüm Anka Tarikatı Büyüklerinin bizzat özür mektubu yazarak Mavi Rüzgar İmparatorluk Ailesine göndermelerini istiyorum!"

 

(Ç.N: Bu ötekine göre baya daha ağır. Acaba 3. koşulda ne kadar para girecek ???? )

 

"Üçüncü koşul olarak, tazminat olarak ülkeme yirmi milyar mor kaynak parası göndereceksiniz!!"

 

(Ç.N: Öh...)

 

Yun Che'nin söylediği üç koşul hala ordunun geri çekilmesi, özür ve tazminat ile ilgiliydi. Ama her bir koşul bir önceki güne göre fazlasıyla ağırdı ve istediği tazminat öncekine göre iki kat daha fazlaydı.

 

Bu sefer en düşük seviyeli Anka öğrencileri bile öfkeden bedenlerinin titremesine engel olamamışken Feng Hengkong'un tepkisinden bahsetmeye gerek bile yoktu. Ama Yun Che hala konuşmayı bitirmemişti...

 

"Dördüncü olarak, İlahi Anka Ülkesinin kuzey doğusunda yer alan Kırmızı Yeşim Şehri, benim Mavi Rüzgar Ülkeme teslim edilecek!"

 

(DN: Kardeş sen ne yaptın. Oldu olacak full akbil de versinler.)




----------ÇEVİRMEN NOTU---------

 

Birkaç gün daha kabul etmezlerse başkenti falan isteyecek diye düşünmüyor değilim ????

 

Koşullara neler denilecek? Yun Che ne yapacak? Feng Hengkong ne tepki verecek? Prense ne olacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman... Bekleyin, okuyun ve öğrenin ????

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1252

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1072

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 886

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 818

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 698

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 651

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 634

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 522

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 367

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 194

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 187

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15293 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 20409 Bölüm Sayısı


creator
manga tr