"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Against The God - Bölüm 679


Bölüm 679: Fen Juechen?



"Ağabey, sorun ne?” Xiao Yun ve Yedi numara Yun Che'nin aniden durup ifadesinin değiştiğini görünce gerginleşti.

 

"Huh, görünüşe göre burada küçük bir sorun olacak." Yun Che biraz çaresizce konuştu. "Gidelim."

 

Uçan Bulut Şehrinin en büyük kaynak geliştirme klanı olan Xiao Klanı şehrin tepesinden bilhassa göz alıcı gözüküyordu. Yun Che'nin indiği yer ana girişin olduğu yer değil de Xiao Klanının doğu yakasında bulunan ve arka dağlara yakın belli bir avlu idi.

 

Bu yer oldukça sessizdi, tüm klan oldukça sessizdi. Önlerindeki avlu çok küçüktü ve sadece bir dekorasyon ile basit bir eve sahipti. Zümrüt yeşili asmalı çardak avlunun köşesindeydi ve neredeyse olgunlaşmış üzümler ile çevrelenmişti. Asmalı çardağın yanında basit bir taş masa vardı ve yanında da iki küçük tabure bulunuyordu. Sağdaki taburede uzun çatlaklar vardı.

 

Avlunun ortasında dururken her şeye baktı, Yun Che'nin gözleri orada dururken dalgalandı ve bir anlığına tamamen dalgınlaştı.

 

"Ağabey, burası neresi?" Yun Che'nin görünüşünü gören Xiao Yun dikkatlice sordu.

 

"Burası hayatımın on altı yılını geçirdiğim yer." Yun Che usulca cevapladı.

 

"Ah? Bu... Büyük Kardeş Yun'un evi mi?" Yedi Numara şok içinde sorarken etrafa baktı. Sıradan Uçan Bulut Şehri vatandaşlarına göre böyle bir avluya sahip olmak müsriflik olarak görülebilecek bir şeydi. Ama Koruyucu Ailelerden birinde doğmuş özellikle de Göğün Altında Ailesinin tek prensesi olan Yedi Numara için bu yer çok basit ve eski idi... O Yun Ailesinin Genç Patriği, Hayali Şeytan Ülkesinin Şeytan Lordu ve hatta tüm ülkeyi kurtaran bir kişi olarak görülüyordu... Yun Che'nin bu şekilde bir yerde büyüdüğünü hayal edememişti.

 

"Aynen öyle, burası benim evim." Yun Che gülümsedi: "Ben hatırlayabildiğim kadar uzun süre burada yaşadım. Ama o zaman bu yer sadece benim değildi, ayrıca küçük halama da aitti. O zaman her günü birlikte geçirirdik. Nereye gitsem o da gelirdi ve o nereye gitse ben de takip ederdim. Birbirimizin gölgesi gibiydik... Ta ki on yaşına geldiğimde dedem aynı avluda yaşamamıza izin veremeyene ve onun için yen bir avlu bulana kadar. Bu nedenle küçük halam günlerce ağladı ve ben de tüm enerjimi bunu protesto etmek için harcadım. Ancak genelde her şekilde bizi şımartan dedem bu meselede ne olursa olsun geri adım atmadı."

 

"O andan itibaren yeni avlusunda yaşamaya başlayan küçük halam genelde gizlice benimle birlikte uyumaya gelirdi. Ama dedem tarafından fark edildiğinde şiddetle azarlanırdı... Daha sonra yavaş yavaş bir erkek ve kadının bu kadar samimi olmasının doğru olmadığını anladık, bu nedenle küçük halam da gizlice gelmemeye başladı."

 

Yun Che hafif bir gülümsemeyle usul usul anlattı. Şu anki gülümsemesi ruhundan geliyordu en ufak bir kirliliğe sahip değildi. O yıllarda herkes tarafından alay edilse de ve genellikle zorbalığa uğrayıp diğerlerinin acıma ve küçümseme ile dolu gözlerine maruz kalsa da küçük halasına sahip olduğundan dolayı mutlu zamanlarının sayısı kederli olanlardan çok daha fazlaydı... Aşağılık hissi bile sönüktü.

 

Bu yıllarda, artık o geleceği olmayan sakat kaynak damarlı biri değildi. Sadece güçlendi ve giderek daha fazla kişi ona saygı göstermeye başlamıştı ve bazı insanlar ondan korktu. Şu anki seviyesi Xiao Klanının tanrılar olarak gördüğü Xiao Tarikatından bile çok daha yüksekti, ancak bu dünyasının zorluklarla dolmasına neden olarak sadece küçük halasının olduğu mutlu dünyasına dönememesini sağlamıştı.

 

Buraya geleli altı sene geçmişti ama buradaki her şey neredeyse tamamen hatıralarındaki gibiydi... Kapı, pencereler, taş masa veya asmalı çardak... Qingyue ile altı sene önceki evliliğinde asılan fener bile rüzgar tarafından deforme olsa da oradaydı.

 

Tüm avlu inanılmaz düzenliydi,  Yun Che'nin altı yıl önce ayrılldığı bu yerden beklediği dağınıklık bulunmuyordu. Sanki birisi her gün bu yere gelmiş gibiydi. Yun Che ilerledi ve taş masanın yanında durdu. Hafifçe parmağını taş masaya koyup kaydırdı ve ardından parmağını kaldırdı.... Tek bir toz parçası bile bulunmuyordu.

 

Bu yer... Biri tarafından yeni mi temizlenmiş...

 

Yun Che'nin kalbi titredi. Yoksa... Yoksa...

 

"Küçük Che... Sen misin?"

 

(Ç.N: Gözler yaşlı... Ah ulan ah seneler geçti küçük hala nasıl değişmiştir acaba.)

 

Bu dünyada, Yun Che'nin kaya kadar sert ruhunu sarsabilecek birkaç ses vardı ve Xiao Lingxi'nin sesi kesinlikle onlardan biriydi. Yun Che'nin zihni sarsıldı ve neredeyse anında döndü.... Avlunun girişinde açık yeşil bir kıyafet giyen Xiao Lingxi vardı. Güzel, yıldızlı gözleri kalın bir sulu sis tabakası ile dolmuştu.

 

"Küçük Hala..." Yun Che usulca seslendi. Kolları bilinçsizce ileri doğru kalktı, boşluğu geçerek hayatındaki en yakın, en aşina ve en önemli kıza dokunmak istiyordu. "Ben döndüm..."

 

"Ah..." Xiao Yun ses çıkarmadan edemedi. Xiao Linxi'ye baktı ve afallamış şekilde konuştu: "O... O..."

 

Yun Che'nin 'küçük hala' demesi bu kızın kimliğini onaylıyordu... Bu kendisinden bile genç gözüken narin bir mizaca sahip olan aşırı güzel kız onun... Onun küçük halasıydı... Öz akrabasıydı... Akrabası...

 

Xiao Lingxi'nin küçük eli dadaklarına ağır şekilde bastırırken göz yaşları yeşim inciler gibi aktı. Kısa bir sürelik donukluğun ardından usulca haykırdı ve kendini göz yaşları ile birlikte Yun Che'ye attı. Ağır şekilde onun göğsüne kendini bıraktı ve kolları ona sıkıca sarılırken göz yaşları da onun göğsünün büyük bölümünü hızlıca ıslattı.

 

"Küçük Che... Küçük Che... Küçük Che..." Sürekli seslenirken göz yaşlarını tutamıyordu.

 

"Üzgünüm, küçük hala... bir ay içinde döneceğime dair söz vermiştim, ancak... Ancak üç sene boyunca acı içinde beklemene neden oldum." Yun Che göğsündeki kızı nazikçe kucakladı. Onun beli üç sene öncekinden çok daha inceydi ve bedeni de kırılgandı... Kaynak gücü bile ilerlemek yerine düşmüştü. Bu üç sene içinde Yun Che yaklaşık otuz santim kadar uzamıştı ve bu da göğsündeki kızın çok daha narin ve zarif gözükmesini sağlıyordu. Yun Che'nin en çok acı çektiği şey onun ağlamasıydı... Tanıdığı küçük halası yüksek sesle güler ve yüksek sesle ağlardı. Özellikle de onun önünde kendini tutmaz ve tamamen bırakırdı.

 

Ama şu an önündeki küçük halası ağlasa da bastırmak için elinden geleni yapıyor ve ağlama sesi çıkarmamaya çalışıyordu ve sadece omuzları sürekli şiddetle kasılmaya devam ediyordu. Öncekinden daha az canlıydı ve bunun yerini Yun Che'nin kalbini neredeyse kıran derin bir melankoliklik almıştı.

 

Bu üç yılda onun 'ölüm' haberi ve Mavi Rüzgar Ülkesinin büyük felaketi onun kalbinde fazlasıyla acımasız yaralar oluşturmuştu.

 

Yun Che'nin elleri sessizce sıkılaştı. Kafasını kaldırırken gözünde acı dalgalandı... Benim hakkımda güzel bir şey olmadığında, kaynak damarlarım hala sakat olduğunda her gün küçük halamın gülümseyen yüzünü görüyordum... Şimdi her gün güçleniyorum, neden Küçük halaya her seferinde acı ve kalp kırıklığı veriyorum...

 

Peşinde olduğum güç... Tam olarak ne için bunu yapıyorum?!!

 

Xiao Lingxi zorla kafasını salladı ve ona daha sıkı sarıldı. Yaslandığı göğüs öncekinden daha genişti ve burası dünyada gerçekten rahat hissettiği yek yerdi. Ağlarken usulca konuştu: "Küçük Che'nin... Bunu bilerek yapmadığını biliyorum... Küçük Che'nin dönmesi güzel... Küçük Che'yi bir daha göremeyeceğimi düşünmüştüm... Benim Küçük Che’m... Sonunda döndü..."

 

Mırıldandı, birisini kaybetmenin acısı ve tüm umudunu kaybettikten sonra onu bir daha kazanmanın sevinci açıkça belirgindi. Yun Che derin bir nefes aldı, inanılmaz sağlam bir ses ile yavaşça konuştu: "Küçük hala, sana söz veriyorum bir daha asla…

 

Yun Che'nin sesi aniden dururken tüm bedeni bir anda kasıldı. Bakışları aniden buz gibi soğuk hala gelirken arkasını süpürdü ve dönerken Xiao Lingxi'yi de beraberinde getirdi.

 

Çünkü o an, aşırı soğuk bir aura birden bire ona kilitlenmişti... Su Ruhu Kötülük Bedeni'ne sahip olduğundan soğuktan korkmuyordu ama bu aura onu kapladığında aniden ürpermişti ve kalp delici bir his hissetmişti. Bedenindeki tüm tüyler diken diken olmuştu. Zihninde de iki abis siyahı, şeytani göz hafifçe oluşmuştu. Aniden korkunç bir zifiri karanlık cehennemde olduğunu hissetmişti.

 

Bu tür yoğun soğuk bir his ve aşırı rahatsız edici aura daha önce hiç hissetmediğim şeyler.. Jasmine'nin bahsettiği iblisvari enerji bu olabilir mi?

 

Bu da kim?

 

Döndüğü anda Yun Che'nin bakışları havada süzülen siyah figüre kilitlendi... Tepeden tırnağa siyah giyinen bu kişi Yun Che'den daha kısa ve inceydi. Uzun saçları gece kadar siyahtı ve belinin ortasına ulaşmıştı. İfadesi kasıntı ve soluktu, gözleri en ufak ışık belirtisinden yoksun şekilde cansızdı. Bedeninin taşıdığı aura birinin kemik iliğine işleyebilecek bir soğukluk taşıyordu ancak Yun Che ondan en ufak bir yaşam belirtisi hissedemiyordu... Sanki havada süzülen yaşayan bir insan değil de ölü bir bedendi.

 

Bu siyahlı figürün yüzünü gördüğünde Yun Che'nin kaşları şiddetle hareketlenirken yüzünde derin bir şaşkınlık oluştu.

 

"Fen Jue...Chen?!"  Yun Che belirgin bir tereddüt içeren sesi ile konuştu.

 

Dış görünüşü ve ifadesi hatıralarındaki Fen Juechen ile tıpa tıp aynıydı. Ancak bildiği Fen Juechen asla bu tür bir auraya sahip değildi. Sadece bu da değil... Bu siyahlı kişiden açıkça belirgin, buz gibi soğuk bir tehlike hissediyordu! Yun Che'nin şu an olduğu alemde ona tehlike hissettirebilecek kişiler en azından düşük seviyeli Hükümdar gücüne sahiplerdi ve üç buçuk sene önce bıraktığı Fen Juechen ise sadece Ruhsal Kaynak Alemindeydi. Kısacası, dört sene bile olmadan onun kendisini tehdit edebilecek kadar güçlü bir seviyeye ulaşmasının yolu yoktu.

 

"Hm? Aslında bu çocuk muymuş?” Jasmine'nin sesi de aynı şaşkınlığa sahipti.

 

"Yun... Che!!" Yüzü hala kasıntıydı ve konuşurken ifadesi ve karanlık gözlerinde ne ufak dalgalanma yoktu ancak sesi buz gibi soğuk ve kemik delici bir içerleme taşıyordu: "Sen hala hayattasın... Sen gerçekten hala hayattasın!!"

 

"" Yun Che'yi saran aura bir anda katlarca soğudu. Siyahlı kişi ağzını açtığı an Yun Che emin oldu... Bu kişi gerçekten Fen Jeuchen idi! Çünkü bu tür bir ses, bu tür bir ton ve bu tür bir nefret tamamen onu serbest bıraktığı zamankiyle aynıydı!



"Öldüğünü duyduğumda ne kadar nefret edip acı çekiğimi biliyor musun?! Bu yıllarda bizzat seni parçalayabilmem için hayallerimde bile tekrar yaşama dönmeni diledim!!"

 

Fne Juechen'in eli titrerken giderek büyüyen iki siyah enerji topu avucunda süzüldü. Yun Che bu iki siyah enerji topuna göz attı... Sadece bakmış olmasına rağmen tüm bedeni aşırı rahatsız hissetti. Bakışını geri çevirdi ve doğrudan Fen Juechen'e baktı: "Görünüşe göre rüyaların gerçeğe dönüşmüş. Ancak... Gerçekten şu anda beni öldürebileceğine inanıyor musun?"

 

Fen Juechen daha cevaplamadan Jasmine Yun Che'nin zihninde soğukça güldü: "Şu anki kaynak gücü Beşinci Seviye Egemen Kaynak Aleminde. Buna iblis kaynak enerjisinin özel öz niteliği de eklendiğinde eğer kafa kafaya onunla savaşırsan kesinlikle seni öldürür!"

 

~!#¥%…” Yun Che'nin gözlerinin kenarı fazlasıyla seğirdi: "Sen... Şaka yapıyorsun, değil mi?!"

 

Yanan Cennet Klanını yok ettiği sene sadece Fen Juechen'i bırakmasının nedeni Xiao Lingxi'yi kurtarması ve Xiao Lingxi'nin onu bağışlamasını istemesiydi. İkinci neden ise Fen Juechen’in hayatta olsa bile kendisine bir tehdit olamayacağını düşünmesiydi. O zaman bin Fen Juechen bile kendine zarar veremiyordu. Ayrıca onun emsalsiz gelişim hızı ile Fen Juechen’in doğuştan gelen yeteneği on kat daha yüksek olsa bile aralarındaki mesafe giderek artacaktı ve en sonunda karınca benzeri bir varlık haline gelecekti.

 

Sahip olduğu soylar ve ilahi güç sıradan kişilerin yüzlerce nesil boyunca bile umut edemeyeceği kadar abartıydı! Ustası Jasmine de bu gezegeni tamamen aşan bir varlıktı. Kaynak Gökyüzü Kıtasında gelişim hızı olarak onu geçen biri olmamalıydı.

 

Yaunba'nın şaşırtıcı gelişim hızının nedeni Zalim İmparatorun İlahi Damarlarına sahip olmasıydı. Bu da bir numaralı kutsal bölge olan Mutlak Hükümdar İbadethanesinin onu değerli bir hazine olarak görmesine yol açmıştı.

 

Fen Jeuchen o zaman sadece Ruhsal Kaynak Alemindeydi... Nasıl olur da dört kısa yılda orta seviyeli bir Hükümdar olabilirdi?!

 

"Şaka yaptığımı mı sanıyorsun?" Jasmine soğukça cevapladı: "Ancak şaşırmana gerek yok. Gücü aslında gelişim yoluyla elde edilmemiş. İblisvari enerjisi bile kendi arzusundan doğmamış. Aslında ruhuna girmiş bir iblis kökeni var!"




-----------ÇEVİRMEN NOTU--------

 

İblis kökeni de ne? Jasmine neler söyleyecek? Fen Juechen neler yapacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman... Bekleyin, okuyun ve öğrenin :d

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1244

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1068

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 885

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 818

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 695

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 650

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 628

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 549

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 520

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 357

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 185

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15195 Üye Sayısı
  • 476 Seri Sayısı
  • 20123 Bölüm Sayısı


creator
manga tr