"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Against The God - Bölüm 599


Ölüm Denizi

 

''Oh? Küçük Şeytan İmparatoriçesi, pek iyi görünmüyorsun. Kalp damarların koptu ve iç organlarının hepsi hasar gördü. Şu an oldukça sefil hissediyor olmalısın, değil mi?'' Dük Huai kibirli bir şekilde güldü. ''Dük sana herhangi bir şey yapamıyor ama şimdi asil babam bizzat saldırdı, Küçük Şeytan İmparatoriçesi bile olsan, hala daha savunmasızsın.''

 

''Oh, ikinizin de bakışları tarafından yargılanmak, gerçekten de kaçabileceğinizi mi düşündünüz? Hahahaha...'' Dük Huai çılgınca gülmeye başladı. ''Dük bizim sizi öldürme şansını yakalayamamız için onurlu bir şekilde kendinizi bitireceğini düşünmüştü. Ancak, bu dünyadaki herhangi birinin bu kadar gülünç bir hayal gücü olacağını hayal edememiştim. Madem ki kaçmak istiyorsunuz o zaman istediğiniz gibi koşun. Dük nereye kaçabileceğinizi görsün, hahahahaha!''

 

Dük Ming'in belirdiği hız, Yun Che'nin tahmin ettiğinden çok daha fazlaydı. Bakışları soğuklaştı ve ayrıca nefes alış verişi de ağırlaştı. Dük Huai'nin çılgın kahkahası ve kibirli sözleri yalnızca Dük Ming'e odaklanmışken ruhunun bocalamasına neden oluyordu.

 

''Bana sıkıca sarıl...''

 

Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin zihninde Yun Che'nin sesi çınladı birden. ''Bana sıkıca sarıl ve daha sonra ne olursa olsun gevşeme ya da bırakma...Bilincin açık olduğu sürece bırakmamayı hatırla!''

 

''Bu bizim... Kaçmak için tek umudumuz! İnan bana!''

 

Küçük Şeytan İmparatoriçesi sersemlemişti.

 

Şu an yüzleştikleri şey tehlike kelimesinin gerçek tanımıydı. Dük Ming olmadan bile, Dük Huai yalnız başına bile onları kolayca öldürebilirdi. Şimdi, Yun Qinghong gelse bile,hayatta kalma olasılıkları yoktu.

 

Yun Che'ye gelince, Hayali Şeytan Bölgesi'nden bu korkutucu insanın önünde, kaçma şansları olduğuna kimse inanmazdı... Bir mücadelenin kazanılabileceğine dair ufak bir ihtimal bile yoktu.

 

Ancak, hiç kontrolü yokmuş gibi, Küçük Şeytan İmparatoriçesi kollarını açtı ve Yun Che'nin talimatlarını izleyerek beline sıkıca sarıldı…

 

O, Asil Şeytan İmparatorluğu Seremonisi boyunca, insanların imkansız olduğunu düşündüğü şok edici sonuçlara ve tekrar tekrar kahkahaların şaşkınlığa dönüşmesine neden olmuştu... Kendi başına, Yun Ailesi'nin itibarını onarmıştı ve Dük Huai'nin sağlam planının büyük bir kısmını yok etmişti... Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin hayatında ilk defa derin bir hayranlık duymasına neden olmuştu.

 

Şimdi Küçük Şeytan İmparatoriçesi ona güvenmeden edemiyordu.

 

Güçsüz olduğu halde onu korumak için bütün bu tehlikelere aldırmayan yirmi iki yaşındaki adama sarılmak onun birden, kendine daha çok güvenmesini sağlamıştı. Gizemli, yabancı ve anlaşılmaz bir hisse dalmıştı. Kalbinin derinliklerinde, boğuk bir ses, ''Bu... Birine güvenme hissi...'' diyormuş gibi gözüküyordu.

 

Dük Ming'in iki elini de kaldırarak gökyüzüne baktı. ''Prenses Caiyi, Şeytan İmparatorluğu soyunuz zaten on bin yıl Hayali Şeytan Bölgesi'ne hükmetti. Artık bunun bitmesinin zamanı geldi. Bugünden sonra, Hayali Şeytan Bölgesi'nde Şeytan İmparatoru olmayacak artık ve oğlum da artık Dük Huai olmayacak. Onun yerine, hemen tahta çıkacak ve İmparator Huai olacak! Şeytan İmparatorluğu'nun klanına gelince, Hayali Şeytan Bölgesi tarafından yakında unutulacaksın. Ve sen, Prenses Caiyi, Şeytan İmparatorluğu devrinin yalnızca son hükümdarı olmayacaksın, aynı zamanda Şeytan İmparatorları devrinin utanç verici sonu olacaksın. Bütün bunları görecek kadar yaşayamayacak olman ne acı.''

 

''Asil baba, bırak onlara sonlarını ben getireyim. Bu iki acınası solucan asil babamın şahsen saldırması için çok düşük seviyedeler. Özellikle Yun Che... bırak onu kalbimdeki nefreti bastırmak için bizzat öldüreyim.''

 

Dük Ming baktı ve hafifçe şöyle dedi. ''Orta seviye bir hükümdar ve Hayali Şeytan Bölgesi'nin tahtına çıkmak üzere olan kişisin. Yine de, inisiyatif kullanarak yaşı ve gücü senden çok daha düşük olan bu kişiyi öldürmek için umutsuz bir istek duyuyorsun. Önünde, sefil bir şekilde başarısız oldun.''

 

Dük Ming'in donuk kelimeleri, Dük Huai'nin bedeninin kafası utançla asılmış gibi katılaşmasına neden olmuştu. ''Ben işe yaramazım...''

 

''Hayır, dük yanıldığını söylemedi.'' Dük Ming yavaşca devam etti. ''Hayatında ilk defa planların berbat oldu; duygularının kontrolünü yitirdin, utandın ve bütün bunlar yalnızca senden yirmi yaş küçük bir genç yüzünden oldu. Bu idare edebileceğin bir şey değil ve belki de fark etmedin ama kalbine çoktan bir iblis ekti... Kalbindeki iblisi yok etmenin tek yolu bizzat Yun Che'yi öldürmen.''

 

''Öldür onları!''

 

Dük Huai birden yukarı baktı ve cevapladı. ''Evet!''

 

''Ayrıca! Öldürmen gereken biriyle yüzleşirken,o kişi ne kadar güçsüz olursa olsun, bıçağının altındaki et gibi bile olsa, onlarla oynamamalısın! Mümkün olan en kısa sürede onu kökünden söküp atmalısın!''

 

''Asil babamın öğretilerini hatırlayacağım!''

 

Dük Huai anında Yun Che'nin önünde belirdi ve onu güçlü bir aura ile kilitledi. Dük Huai her zamanki rahatlığıyla gülümsedi ve sanki iki acınası solucana bakıyormuş gibi kibirliydi bakışları. ''Yun Che, dük birkaç saattir nefretimi bastırmak için cesedini nasıl parçalara ayıracağını düşünüyor. Ancak, artık önemli değil. Dük yakında Hayali Şeytan Bölgesi'nin hükümdarı olacak ve dükün senden nefret etmesi için yeterli niteliklere sahip değilsin. Dükün gözlerine bile bakmayı hak etmiyorsun. Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin ölürken sana eşlik etmesi şanslı bir durum.''

 

''O zaman, Küçük Şeytan İmparatoriçesi'ni cehennemde de korumaya devam edebilirsin!''

 

Dük Huai iki elini de kaldırırken ve çılgınca gülerken yüzünde gaddarlık ortaya çıkmıştı. Kırmızı-siyah kafatası şeklindeki alev kafasının üzerinde belirdi ve hemen otuz metreden fazla büyüdü. Gökyüzü artık daha da kararmıştı ve ateş ruhları, yıldırım ruhları sanki bir şeyden korkmuşlar gibi çılgınca kaçışıyorlardı…

 

Dük Huai her zaman Dük Ming'in dediklerini aklında tutardı ve bu darbe neredeyse bütün gücünün yüzde doksan beşiydi. Gökyüzü Kaynak Bölgesi kaynak uygulayıcısına karşı kullanılan bu düşmüş alevler, artık sadece basit bir aşırı silah değildi... Bu şu anki durumuyla Küçük Şeytan İmparatoriçesi'ni tek bir hamleyle mahvedebilecek kadar güçlüydü.

 

Kocaman Düşmüş Alev Şeytanı dosdoğru Yun Che'ye karşı şeytani ulumalarıyla ateşlerken karanlık bir an vardı... Bugün Altın Karga Yıldırım Alev Vadisi'ne gelirken ki başlıca sebepleri Küçük Şeytan İmparatoriçesi'ni öldürmek olmasına rağmen Dük Ming ve Dük Huai'nin hedefi Yun Che'ydi, Küçük Şeytan İmparatoriçesi değildi.

 

Belki de bilinçlerinde Yun Che, Küçük Şeytan İmparatoriçesi'ne kıyasla daha büyük bir tehditti.

 

Gökyüzü Kaynak Kıtası'ndan birinden bahsetmeyi geç, bir Derebeyi’ni bile öldürebilecek kadar korkunç bir saldırı!

 

Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin kaynak enerjisi, Yun Che'nin, ''Hareket etme!!!'' bağırışını duyunca, kalp damarlarındaki tehlikeyi göz ardı ederek savunma yapmak istercesine dalgalandı.

 

Sağ eli Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin belini sıkıca desteklerken Yun Che tam gücüyle geri çekildi. Ancak, Düşmüş Alev Şeytanı'nın yaklaştığını gördüğünde Dük Huai tarafından yayılan baskının altında hareket etmesi oldukça zordu... Düşmüş Alev Şeytanı ona tam vuracağı anda, ansızın dönerek Düşmüş Alev Şeytanı'nın arkasına vurmasına izin verdi…

 

''Mühürlenen Bulutun Kilitleyen Güneşi!!!''

 

BOOM!!!

 

Sağır edici büyük patlamayı takiben, Dük Huai'den gelen Düşmüş Alev Şeytanı patladı ve on kilometrenin üzerindeki havayı doldurarak etrafın kıyamet günü alevlerinin ulaştığı bir dünya gibi görünmesini sağladı. Yun Che sanki bir kasırga tarafından esen rüzgarmış gibi birkaç kilometre uzağa uçtu…

 

Uzak mesafedeki bedeni görünce Dük Ming'in ifadesi kararırken Dük Huai'nin yüzü sertleşti. ''Ne?!''

 

Orta seviye Hükümdar’dan gelen neredeyse tam güçlü bir darbe. Yüz ya da on bin Gökyüzü Kaynak Uygulayıcısı’nı bile hiçbir iz bırakmadan anında mahvedebilirdi.

 

Ancak, Yun Che sadece birkaç kilometre öteye gönderilmişti ve bedeni hala sağlamdı. Aurası oldukça zayıf da olsa, yine de hayattaydı! Bilinci pek dağılmış gibi gözükmese de... Hala Küçük Şeytan İmparatoriçesi'ni taşıyordu ve kaynak enerjisi için mümkün olmayan bir hızla kuzeye hızla yöneliyordu.

 

''O gerçekten de... Ölmedi mi ?!'' Dük Huai'nin gözleri genişleyerek baktı ve gördüğü ya da hissettiği şeye inanamadığı için bir süre eski haline dönemedi.

 

Ancak, Yun Che'nin Kötülük Tanrısı'nın bedenine sahip olduğunu, Buda'nın Büyük Yolu’nun korumasının altında olduğunu ve hiçbir kaynak enerjisi kullanmadan uzaysal fırtınanın içinde yeniden düzeltilerek on sekiz ay geçirdiğini nereden bilebilirdi. Normal bir Tiran ona zarar veremezdi.

 

Dahası, Mühürlenen Bulutun Kilitleyen Güneşi'nin koruması ve alev kaynağı yöntemine karşı yüksek dayanıklılığı vardı... Bütün gücüyle darbe vursa bile, Dük Huai, Yun Che'nin hayatını alamazdı!

 

''Hmph! Ölmemesine rağmen, ciddi bir şekilde yaralandı. Bütün organları zarar gördü ve meridyenlerinin yarısı koptu.'' Dük Ming sakince konuştu ama gözlerindeki şaşkınlık hala dağılmamıştı. Gökyüzü Kaynak Bölgesi'nin bir uygulayıcısı orta seviye Hükümdarın darbesiyle ölmeyip zorla dayanabiliyor ve hatta hala kaçmaya yetecek kadar güce sahip olabiliyordu... Dük Ming kadar güçlü birinin bile,yüreğinin derinliklerini sarsmıştı.

 

Eğer bu kişi ölmediyse... Olgunlaştığında, gücü korkutucu olurdu!

 

Şansa bakın ki, bugün kesinlikle ölecekti!

 

''Çabuk takip et... Ve öldür onları!'' Dük Ming derin bir şekilde konuştu.

 

Yun Che Aşırı Serap Yıldırımı’nı limitlerine kadar zorladı. Ciddi bir şekilde yaralanmış olmasına karşın, görüşü bazen net bazen de bulanıktı. Ancak, hızı birazcık bile düşmüyordu.

 

Esasen çoktan Altın Karga Yıldırım Alev Ovası’nın sınırındaydılar ve şimdi, hemen altlarında, kan kırmızısı bir manzara vardı -- Bu on bin yıldır kaynayan lav deniziydi.

 

Bin beş yüz kilometrelik Ölüm Denizi!

 

Sıcak bir sıvı yavaş yavaş Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin eline aktı. O zaman dönüp avuç içlerine baktı... İki ince ve kar beyazı kolları şimdi tamamen kana bulanmıştı. Sanki kan denizinde ıslanmış gibiydi.

 

Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin bedeni hafifçe titredi.

 

Yukarı baktı ve gözleri anında Yun Che'ninkilerle buluştu. Yun Che'nin yüzünde hiçbir acı izi göremiyordu; onun yerine yavaş  bir gülümseme gördü. ''Merak etme, ben iyiyim.''

 

Sıcak sesi ve nazik gülümsemesi Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin ruhunun derinliklerine güçlüce dokunan, odağını kaybettiren ve nasıl konuşacağını unutturan kendine ait tanımlanamayan sihirli güçlere sahipmiş gibi görünüyordu.

 

''Bunu hissediyor musun... Oldukça olağanüstüyüm, hehehe!'' Yun Che güldü. Ölüm Denizi'ne gittikçe yaklaşırken, çevrelerindeki hava normal bir insanın katlanabileceğinden on kat daha sıcaklaştı.

 

''...''

 

Arkalarında, Dük Ming ve Dük Huai hızlıca yaklaşıyorlardı ve birkaç nefeslik zamanda, çoktan yarım mesafe yaklaşmışlardı. Ancak, sonunda Ölüm Denizi'nin üzerine geldiklerinde,hızları açıkça yavaşladı. Belki de Yun Che'nin ne yapacağını tahmin ettiler ya da belki de Ölüm Denizi o kadar korkutucuydu ki, yaklaşmaya cesaret edemediler.

 

''Gerçekten de Ölüm Denizi'ne girmişler!'' Dük Huai dişlerini sıktı. Daha önce Yun Che'yi tek bir hareketle öldürememişti ve hala durumu anlayamamış gibi gözüküyordu.

 

''Görünüşe göre onurlu ölmeyi tercih etmişsin!'' Dük Ming hafifçe yanıtladı. ''Hmph! Pekala, bu bizi beladan kurtarır. Elimizden öldürülmenin sonucu da Ölüm Denizi'ne atılmak olucaktı.''

 

Yun Che'nin hızı da aynı şekilde sonunda durana kadar yavaşladı. Dük Ming ve Dük Huai'nin ne kadar yakında olduklarını görmek için arkasını dönmedi ama onun yerine sınırsız gibi gözüken kana benzer denizin ilerisine bakarak dedi ki: ''Bunu yapmam sonucunda, hayatta kalma şansımızın ne olacağını bilmiyorum... Ancak, bu herhangi bir şansımız olduğunu düşündüğüm tek yol...''

 

''Bana sıkıca sarıl... Gözlerini kapa...''

 

Yun Che kaynak enerjisini ve Anka Kuşu Alevi'ni açığa çıkardı. Kırmızı alev onun ve Küçük Şeytan İmparatoriçesi'nin etrafını sardı ve yine de bu Küçük Şeytan İmparatoriçesi'ne herhangi bir ısı hissi hissettirmedi... Sadece etrafında esen sıcak bir meltem rüzgarı hissi!

 

Yun Che gözlerini kapadı ve ağır bir şekilde nefes verdi. Onların süzülmesini sağlayan kaynak enerjisini ortadan kaldırıp birlikte aşağıya çökerken elleri Küçük Şeytan İmparatoriçesi'ne sıkıca sarılmıştı... Dosdoğru altlarındaki Ölüm Denizi'nin içine düştüler ve sessizce sınırsız gözüken kanlı denizin içine battılar.







Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1179

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1032

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 855

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 799

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 593

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 537

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 514

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 323

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 187

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 172

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 93

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14060 Üye Sayısı
  • 418 Seri Sayısı
  • 18790 Bölüm Sayısı


creator
manga tr