Bölüm 1511: Xuanyin

avatar
2103 48

Against The God - Bölüm 1511: Xuanyin


Bölüm 1511: Xuanyin

 

Çevirmen: Sefix

Editör: Extacy12

 

"Saray Ustası Bingyun.” Shui Meiyin çıkınca Yun Che, Mu Bingyun'un karşısında dikiliverdi.

 

"Tarikat Ustası bana ses iletimi yolu ile birçok şey anlattı." dedi Mu Bingyun. "Hakikaten de bir İblis İmparatoru'ndan böyle bir sonuç elde etmeyi başardığınızı aklım hayalim almıyor. Şimdiden tüm evrence Mesih Tanrı Çocuğu olarak anılmaya başlayacağını görebiliyorum. Adın sonsuza dek tarihî yazıtlarda anılacak ve Kar Şarkısı Diyarı da bundan lütuf duyacak."

 

"Bu... Dürüst olmak gerekirse, sadece elimden geleni yaptım. En önemli şey Kıdemli İblis İmparatoru'nun fedakârlığı ve destek çıkma isteğiydi."

 

Yun Che her zaman bir şey hakkında son derece açık olmuştu. Bu sonuç her ne kadar onun eseri olmuş olsa da her ne kadar Cennet Cezalandıran İblis İmparatoru ona sürekli bu dünyanın gerçek savunucusu olduğunu söylese de, işin doğrusu... İşlerin böyle sonuçlanmasının en büyük sebebi, Jie Yuan'ın kendi iradesiydi.

 

"Ayrıca, Cennetsel Katliam Yıldız Tanrısı'na kusursuzca ev bulmak adına ışık halesini ve 'Mesih Tanrı Çocuğu'nun otoritesini ödünç aldın. Bence senin, onun ve Tanrı Alemi'nin geri kalanı için bundan daha mükemmel bir sonuç olamazdı. Sizi tebrik ederim.”

 

Yüzünde hafif bir gülümseme vardı ve gerçekten çok sığdı. Mu Bingyun'u gülerken toplasan sadece birkaç kez görmüştü.

 

Yun Che duygu dolu iç çekti. "Eğer Saray Ustası Bingyun beni zamanında Tanrı Alemi'ne getirmeseydi, bugünün sonucu gerçekleşmemiş olurdu ve ben de ömrümde onu bir daha görememiş olurdum. Saray Ustası Bingyun hayatıma en çok katkıda bulunan kişidir. Bunu asla unutmayacağım."

 

Mu Bingyun hafiften kafa salladı. "Çok bir şey yapmadım. Hak ettiğini elde ettin. Bugünden itibaren Cennetsel Katliam Yıldız Tanrısı da varken, Mavi Kutup Yıldızı kimsenin dokunmaya cüret etmeyeceği bir tabu haline gelecek. Ne senin ne de Mavi Kutup Yıldızı'nın güvenliği artık endişelenmemiz gereken bir şey olmayacak."

 

"Saray Ustası Bingyun." dedi Yun Che, "Benim için talimatlarınız var mıdır acaba?"

 

"Ah, çok değil. Sana hatırlatıp hatırlatmamam gerektiğini düşündüğüm bir şey var sadece... Belki de hatırlatmamalıyım." dedi Mu Bingyun sakin bir tonla.

 

Yun Che: “...”

 

Mu Bingyun: "Tarikat Ustası'nın sen ve Sırlanmış Işık Alemi'nin prensesinin arasındaki münasebete neden onay verdiğini, hatta neden her fırsatta bu ilişkiyi ilerletmeye çalıştığını tam olarak biliyor musun?"

 

Mu Bingyun'un böyle bir soru sormuş oluşuna şaşırmıştı, fakat cevaplamadan önce soruyu dikkatlice düşündü. "İlk başlarda, Usta bana Sırlanmış Işık Alemi'nin Doğu İlahi Bölge'de muazzam bir gücü elinde tuttuğunu ve Shui Meiyin'in Sırlanmış Işık Alemi Kralı'nın en sevdiği kızı olduğunu söylemişti. Eğer Sırlanmış Işık Alemi'nin damadı olursam, bu benim şimdiki hâlime ve geleceğime katkıda bulunacaktır."

 

Mu Bingyun'un yüzündeki ifadeye bakarken, irdeleyici bir soru sordu: “Bunun dışında başka nedenler olabilir mi?”

 

Mu Bingyun mesafeye bakmak için güzel gözlerini hafifçe çevirdi. "Çünkü Sırlanmış Işık Alemi'nin prensesine canıgönülden bir şey emanet etti..."

 

"Canıgönülden... Emanet etti?" Bu sözler Yun Che'yi hayrete düşürdü. "Bu ne anlama geliyor?"

 

"O zamanlar Ebedi Cennet Alemi'nde, Sırlanmış Işık Alemi'nin küçük prensesi onunla olan düellondan beri sana tutulmuştu. Tüm dünyanın gözünü alan ilahi bir güzelliğe ve kutsal mertebedeki bir statüye sahip olduğu zaten belliydi, fakat yine de senin gibi ona kıyasla daha düşük mertebede biri için çok uğraştı."

 

"Ebedi Cennet İlahi Alemi'nde üç bin yıl geçirmiş olsa bile, sana olan duygusu hiç değişmedi... Ta başından beri bir kere bile olsun ne senin statülerine ne de milletin ne dediğine kulak veriyordu. Sana karşı ne içe dönük davrandı ne de öz güvensizlik gösterdi... Aksine, sana karşı hep düz, cesur ve tutkulu davranıyordu."

 

"Dışarıdan görenler onun senin hakkında beslediği duyguları direkt görebilir ve sen de kesinlikle bu duyguları hissetmelisin. Sen ateş, o buz da olsa, onun senin ateşinde erimeyi tercih edeceğinden adım gibi eminim."

 

Yun Che uzun bir süre Mu Bingyun'a baktı. "Saray Ustası Bingyun, bütün bunları diyorsunuz çünkü..."

 

"Tarikat Ustası bunları söylememiş olsa bile. Biliyorum..." dedi Mu Bingyun, sesi Yun Che'nin ruhuna nazikçe işlerken, "O gerçekten seni seviyor."

 

Yun Che: “...”

 

“Sadece kendisinin böyle bir şey yapamayacağı, kaderdendir. Bu yüzden tek yapabildiği bu küçük arzusunu almak ve başka bir kişiye emanet etmek olabilir, ki ancak bu şekilde böylesine önemsiz ve küçük bir rüyayı yerine getirebilir.” Mu Bingyun'un sesi bunları derken gittikçe yumuşaklaştı.

 

Mu Xuanyin'in kız kardeşiydi ve hem beden hem de ruhta ona en yakın olan kişiydi, bu yüzden onu en çok anlayan kişi de oydu. Mu Xuanyin bu sözleri ve düşünceleri daha önce hiç dile getirmemişti ve başlangıçta o bile yapamamıştı fakat onları nasıl hissedemezdi?

 

[#Extacy12: Ya Mu Xuanyin en sevdiğimdir ama işte..]

 

Yun Che'ye bunları söylemenin bir hata olup olmadığını bilmiyordu. Aslında... O bile neden aniden bunları ona söylemeyi seçtiğini tam olarak anlamadı.

 

“...” Yun Che'nin dudakları ayrıldı, zihni aniden tam bir kaosa dönüştü. “Usta, o…”

 

"Usta..." Mu Bingyun gözleri kapalı bir şekilde arkasını döndü. "Sanırsam sana defalarca senin ustan olmadığını söyledi, değil mi? Ama görünüşe göre bu kelimelerin ardındaki anlamı hakikaten de hiç anlamamışsın, ya da belki de buna inanmaya cesaret edemiyorsun...”

 

“...” Yun Che'nin zihni aniden vızıldamaya başladı.

 

"Kişiliği ve omuzlarında taşıdığı yükler göz önüne alındığında, bu adımı kendi rızasıyla asla ileriye taşıyamayacak. Bu yüzden..."

 

Karlı rüzgarlarda yumuşak bir kederli iç çekiş duyuldu ve Mu Bingyun'un figürü uzakta yok olmuştu.

 

Bu kar beyazı dünyada Yun Che oraya mıhlanmıştı ve daha fark edemeden, vücudu kalın bir kar tabakasıyla kaplanmıştı bile.

 

…………

 

Shui Qianheng ve Shui Meiyin ayrıldı.

 

Shui Qianheng, Mu Xuanyin ile düğünün tarihini kesinleştirmek için konuşmaya gelmişti... Ve hâlâ bu konuda Yun Che'ye danışmamışlardı.

 

Yun Che, Buz Ankası Kutsal Salonu'na girdiğinde, Mu Xuanyin onu çoktan orada bekliyordu. Shui Qianheng'in gelmiş olması, Mu Xuanyin'i Yun Che'nin sözlerinin abartılı ve hatalı olmadığı kanısına vardırmıştı. Şeytani Bebek, İblis İmparatoru, İblis Tanrıları... Hepsi de ardı ardına gelmişti ve her biri de dünyanın gözünde büyük felaketlerdi, fakat ne hikmet ki öylece bitiverdiler.

 

Dahası, tüm bu felaketler Yun Che tarafından dindirilmişti.

 

Pencerenin önünde durdu ve sessizce dışarıdaki dünyaya baktı. Yun Che'nin gelişinden dolayı arkasını dönmedi ve ne düşündüğünü söyleyemedi.

 

Yun Che, onun arkasında, her zaman olduğu gibi saygıyla eğildi.

 

Mu Xuanyin ona İblis İmparatoru veya Şeytani Bebek hakkında hiçbir şey sormadı. Bunun yerine, kayıtsız bir sesle konuştu. “Sen ve Shui Meyin'in arasındaki evlilik önümüzdeki ayın sonunda belirlendi. Sırlanmış Işık Alemi'nde olacak ve Sırlanmış Işık Alemi Kralı tarafından düzenlenecek; Kar Şarkısı Diyarı da gerekirse yardım edecek. Sana düşen şey ise birkaç gününü ayırman."

 

"Anlaşıldı” diye yanıtladı Yun Che. Söylenilenlere bir itirazı yoktu... Feng Xue'er ile olan düğünü de bu tarihten dört gün sonraydı, ama yapacak bir şey yoktu; düğün tarihini ebeveynleri seçmişti.

 

Hahh! Erkeklerin hayatları gerçekten meşguldü!

 

Mu Xuanyin, "O zaman gidebilirsin." dedi. “Bu süre zarfında yapman gereken birçok şey olmalı, bu yüzden Kar Şarkısı Diyarı'nda kalmana gerek yok.”

 

“...” Yun Che ayağa kalktı; cevap vermedi ama gitmedi de.

 

“...?” Mu Xuanyin dönmedi ama buzlu kaşları hafifçe titredi.

 

Yun Che hareket etmeye başladı, ama geriye değil; ileriye. O ve Mu Xuanyin birbirlerine yakın mesafedelerdi, bu yüzden iki kısa adımla, Mu Xuanyin'in hemen arkasındaydı. Bundan sonra, kollarını genişledi ve ona nazik bir şekilde sarıldı.

 

...!!?” Mu Xuanyin'in tüm vücudu hızla sertleşti... Mücadele etmeyi unuttu, nasıl konuşulacağını unuttu; panik ve kafa karışıklığı, anında buzlu gözlerine yansıdı.

 

İki eliyle de Mu Xuanyin'in belini kavradı ve göğsünü, onun yeşim sırtına yasladı. Yun Che, onun kokusunu açgözlülükle içine çekerken gözlerini kapadı. Buz ve kar kokusunun o muhteşem kokusunun burnundan, varlığının çekirdeğine doğru aktığını hissettiğinde nazikçe fısıldadı. “Xuanyin, birkaç güne Kıdemli İblis İmparatoru'nu uğurlayacağım, neden bu süre zarfında bana eşlik etmiyorsun?" diye fısıldadı.

 

Ona "Usta" yerine "Xuanyin" dedi.

 

Kişinin efendisine doğrudan adıyla hitap etmek gerçekten çirkin ve utanç verici bir şeydi.

 

“...” Hâlâ mücadele etmiyor veya Yun Che'yi havaya uçurmuyordu. Bunun yerine, Mu Xuanyin sadece orada durdu. Sert ve hareketsiz, göğsü kıyaslanamaz derecede şiddetli bir şekilde hareket ediyordu. Görüşü bulanıklaştı ve sadece onun sıkı sarılışına ve sesine odaklanabilir oldu.

 

"Ne dersin?" Yun Che tekrar sordu. Belini kavrayan kollar gittikçe sıkılaşıyordu... O zaman bile hâlâ onu itmemişti. Yun Che'nin kalbi ve ruhu rüya gibi bir dünyaya düştü, asla uyanmak istemediği bir fanteziydi bu.

 

“Pekala..."

 

Dudaklarından gelen cevap, hayatı boyunca yaptığı en yumuşak ve en narin sesti.

 

Yun Che sırıttı. Buzlu ve perimsi vücudu apaçık auraların en soğuğuna sahipti, fakat şimdi bedeninden sarhoş edici bir sıcaklık yayılıyordu.

 

Yun Che daha da yumuşak bir sesle "Ben ayrıca seni ailemle tanışmaya götürmek istiyorum." dedi. "Orada Tanrı Alemi içinde olmayacağız, bu yüzden orada ne Kar Şarkısı Diyarı Alem Kralı'sın ne de Ustam... Orada sen, sadece sen olacaksın, uygun mudur?"

 

“...” Mu Xuanyin ne kabul etti, ne de ret.

 

Dünya uzun bir sessizliğe daldı ve bu iki kişi uzun bir süre tek kelime etmedi; ama aynı zamanda vücutları da ayrılmadı. Her geçen nefes ile daha da hassas hale gelen bir atmosferde, zaman donmuş gibi hissediliyordu... Çok uzun bir süre de böyle kaldı.

 

Bu, Mu Xuanyin'in bedeninden ani bir soğuk patlak verene kadar devam etti. Yun Che zamanında cevap veremediğinden, kıçının üstüne düştü.

 

Şaşkın bir ifadeyle Yun Che, tam konuşmadan hemen önce Kutsal Salon'un kapısından içeri bir kadın figürü yavaşça girdi.

 

Mu Feixue içeri girdiğinde, Yun Che'nin yere çok beceriksiz bir şekilde yayıldığını ve Mu Xuanyin'in de arkası dönük bir şekilde camdan dışarı baktığını gördü. Yüzünde büyülenmişçesine bir ifade vardı, eğildi. "Öğrenci Mu Feixue, Usta'yı selamlar. Ondan fazla üst yıldız aleminin aynı anda gönderdiği selamları aldım, bu yüzden buraya özel olarak bunu size bildirmek için geldim.”

 

Mu Xuanyin nihayet soğuk bir sesle konuşmadan önce yan tarafa baktı. "Che'er, çekilebilirsin.”

 

"Ah... Evet. Bu öğrenci, gitmekte." Yun Che aceleyle ayağa kalktı ve yürümeye başladı.... Tek problem, adımları dengesizdi.

 

Mu Feixue'nin yanından geçerken, Yun Che'ye bir bakış attı; gözlerinde tuhaf bir ışıltı vardı... Bir sebepten ötürü, burada tuhaf şeylerin döndüğünü düşünüyordu.

 

Kutsal Salon'dan çıktığında Yun Che, derin bir iç çekti. Bedeninin her karışının rahatladığını hissedebiliyordu.

 

"Usta." dedi He Ling'in sesi Yun Che'nin aklında, "Sen ve ustan... O... O..."

 

Devam etmek için çok çekingen olduğundan sadece bunu söylemeyi başardı.

 

Yun Che'yi Tanrı Alemi'ne kadar takip ettikten sonra, o ve Mu Xuanyin arasındaki ilişkinin epey kompleks olduğunu, fakat daha önce hiç ayıp düşünceleri aklına getirmediğini fark etti. Ama bugün...

 

"Ahem.” Yun Che, yüzünde ciddi ve dürüst bir ifade ile onu düzeltti. "He Ling, Kar Şarkısı Diyarı'ndan döndüğüm hemen ilk günde beni tarikattan atmışlardı, yani o benim ustam olmaktan çıkalı çok bile oluyor. Yani... Bir şey olursa sorun olmaz.”

 

“...Usta haklı." dedi He Ling çok küçük bir sesle.

 

Eğer Jasmine olsaydı, şimdiye kadar ona binlerce kez hayvan demişti bile. Bunlara rağmen...

 

"Usta, Shen Xi'yi ne zaman ziyarete gidecek? Uzun zaman oldu ve bu huzursuzluk hissi peşimi bırakmıyor." dedi He Ling.

 

Yun Che'nin yüzü ciddileşti. Shen Xi ile ilgili aldığı tüm haberler onun inzivaya çekildiğiyle alakalıydı. Ama tıpkı Xia Qingyue'ye söylediği gibi, onun Shen Xi hakkındaki “derin” anlayışı göz önüne alındığında, sadece inzivaya girme meselesi zaten oldukça anormaldi.

 

Shen Xi, bu evrende endişelenmesi gereken son insandı, fakat o da He Ling gibi bir tuhaflık sezmişti. Yoğun bir duygu olmasa da bir türlü gitmemişti... Ejderha Hükümdar'ın ona Ebedi Cennet Tanrılar Alemi'nde attığı bakışı da unutamamıştı zaten...

 

"İblis İmparatoru'nu şutladıktan ve Jasmine'i Mavi Kutup Yıldızı'na geri götürdükten sonra, Ejderha Tanrı Alemi'ne bir uğrayalım." dedi Yun Che, Qianye Ying'er'e bakarak.

 

Havaya uçtu ve kuzeye doğru gitti. Bariyeri geçti ve Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nün içine indi.

 

"Kıdemli İblis İmparatoru'nu meşgul eden konu, Buz Ankası gibi bir ilahi varlığın ilgileneceği son şey olur. Sonucun ne olduğunu öğrendiğinde, kesinlikle çok mutlu olacak.”

 

Bu sözleri kendi kendine mırıldanırken, Yun Che göle atladı ve vücudu, Cennetsel Göl'ün sularını dibe ulaşana kadar deldi. En derine ulaştıktan sonra, mavi ışık hüznesini takip etti ve bir kez daha Buz Ankası Kızı'nın karşısında dikildi... Bu sefer, büyük ihtimalle gerçekten de son kez dikiliyor olabilirdi. 

 

 [#Extacy12: Bölümü tekrar bu şarkı eşliğinde okumanızı nacizene olarak tavsiye ediyorum. https://open.spotify.com/track/1uiWjuQz8QF4QBlVmeFHMJ?si=9jsc46BhQBWNeP3PcwdrwAhttps://open.spotify.com/track/1uiWjuQz8QF4QBlVmeFHMJ?si=9jsc46BhQBWNeP3PcwdrwAhttps://open.spotify.com/track/1uiWjuQz8QF4QBlVmeFHMJ?si=9jsc46BhQBWNeP3PcwdrwA ]






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 33237 Üye Sayısı
  • 351 Seri Sayısı
  • 43552 Bölüm Sayısı


creator
manga tr