Bölüm 1269: Kalbinin İçinde

avatar
6432 32

Against The God - Bölüm 1269: Kalbinin İçinde


 

Bölüm 1269: Kalbinin İçinde

 

Yıldız Tanrı Sarayı'nın iç dünyası.

 

Çiçek kokuları havayı doldururken kuşlar akan suların fıkırdamaları üzerinde cıvıldadı. Caizhi derenin yanındaki bir taşın üzerine oturdu, yumuşak ellerini güzel yanakları üzerine bastırmıştı. İki beyaz ve narin bacağı bilinçsizce çay suyunu tekmelerken donuk bir şekilde uzaklara baktı, suları havaya fırlattı.
Şimdi Yun Che'nin yokluktan belirip kendisine doğru rahatça yürüdüğünü fark edince gözleri hafifçe oynadı. 

 

Caizhi'nin parlak gözleri şaşkınlık içinde döndü ve dudakları farkında olmadan somurtmaya başladı, "Yarın buradan gideceksin, o zaman neden kardeşimin yanında olmak yerine buradasın?"

 

Yun Che yürüdü ve abartılmış aşağılayıcı bir sesle konuştu, "Tabii ki de yeni evlendiğim karımı görmeye geldim."

 

Fazlasıyla şüpheli hitap şekli açıkca Caizhi'nin gözlerine panik getirdi, aceleyle karşı çıktı, "Kim... Senin yeni evlendiğin karın da kim!?"

 

Bunu dedikten sonra ufak ve güzel kafasını alçalttı ve yumuşak bir sesle mırıldandı, "Cimri!"

 

"Cimri?" Dedi Yun Che açılmış gözlerle, "Ne cimriliğimi gördün?"

 

"Ah hâlâ bunu söylemeye cüret ediyorsun ha!" Caizhi'nin beyaz ve yumuşak suratı döndü ve kızgın bir şekilde haykırırken parmağıyla Yun Che'nin sol elinde giydiği yüzüğe işaret etti, "O yüzük ağabeyden kalan bir yadigar, benim koruyucu tılsımım ve aynı zamanda bana ait olmuş en önemli şey!"

 

"Sana hayatımdaki en önemli şeyi verdim ama sen karşılığında bana bu iğrenç kılıcı vermeye cesaret ettin ve hâlâ cimri olmadığını mı söylüyorsun!? Hmphh!!”

 

“...” Yun Che'nin anında dili tutuldu. Caizhi'nin düşünceleri... Yun Che'nin takip etmesi çok zordu.

 

"O iğrenç bir kılıç değil, o benim..." Tam konuşmaya başlamışken gördü ki, Caizhi'nin dudakları öylesi asıldı ki üzerine bir bal kavanozu asabilirdiniz. O yüzden Yun Che konuşmayı bırakmak zorunda kaldı ve yatıştırıcı bir şekilde ellerini kaldırdı, "Peki, peki, peki, o zaman ne istiyorsun? Şu an üzerimde varsa kesinlikle sana vereceğim."

 

"Ne söylediğini unutma!" Dedi Caizhi, parlak gözleri ışıldadı ve narin gülümseyen dudaklarının arkasından çıkan iki köpek dişi inci gibi parladı.

 

“...” Yun Che aniden kandırıldığı hissine kapıldı ancak tek yapabildiği cesur bir surat takınıp konuşmaktı, "O zaman tam olarak... Ne istiyorsun?"

 

Caizhi'nin bir an bile düşünmesi gerekmedi ve tatlı bir kız gibi konuştu, "Ablama çok fazla güzel kıyafet verdin. Ben de birkaç tane istiyorum! Dahası, ablama verdiklerin kadar güzel olmalılar!"

 

"...O kadar mı?" Yun Che kazıklanmaya o hazırlanmıştı ki bir kez daha dondu kaldı.

 

"Evet!" Dedi Caizhi ve ciddi bir hava takındı, "Gelecek sefer geldiğinde, kesinlikle getirmelisin! Eğer getirmezsen... Seni kesinlikle kocam olarak kabul etmeyeceğim."

 

O cümlenin sonu fazlasıyla yumuşak biçimde söylenmişti ve söyleyince yumuşak suratı daha önce hiç görülmemiş bir şekilde kızardı. Yun Che'nin bakışından kaçarken ufak ve narin kafası anında alçaldı.

 

O kırmızı ton Yun Che'nin gözlerinin dönmesine sebep oldu... Lanet olsun? Burada ne halt oluyordu? Ağlayacakmış gibi buraya kaçtı. Nasıl oldu da aniden...

 

Bu ufak kız en başından beri benimle ilgileniyor muydu? Ve en başından beri drama yaratıyordu... Yun Che bunu fark edince istemsizce çenesini okşadı.

 

Sonuç olarak Yun Che hâlâ bir erkekti, o yüzden bir kızın kalbini tam olarak anlaması mümkün değildi. Jasmine birliktelerini zorlamıştı, o yüzden Yun Che bu formaliteye sadece Jasmine'in istediği olsun diye katılmıştı. Bu durum en fazla bir çeşit gariplik ile sonlanırdı -- Sonuç olarak bu birkaç kez katıldığı bir törendi ve daha öncekiler bundan çok daha büyük ve görkemliydi.

 

Ama aşkın ilk kızarmasını tecrübe eden genç bir kız bütün dünyasının tersine dönmesine sebep olurdu. Sonuç olarak Yun Che'ye karşı olan hisleri ince bir şekilde değişirdi.

 

"Peki, kesinlikle sana da birkaç tane vereceğim. Ancak gelecek sefere kadar beklememize gerek yok."
Yun Che sol elini vücudunun önünde yatay biçimde salladı. Anında, farklı şekil ve tarzda birkaç kadın kıyafeti Caizhi'nin önüne dizilmişti.

 

"Uwaaaah!” Dudaklarından uzun ve sevimli bir mutluluk çığlığı çıkarken Caizhi'nin ışıltılı gözleri büyüdü.
Jasmine ile birlikte olduğu senelerde en sevdiği hobilerinden biri Jasmine için her çeşit güzel kıyafetler almaktı. Jasmine ayrıldıktan sonra, ne zaman Jasmine'in beğeneceği kıyafetler görse kalbinin telleri oynar ve derhal onları satın alırdı.

 

Farkında olmadan bu kıyafetlerden bir sürü toplamıştı.

 

Sonuçta eşi Cang Yue bir ulusun imparatoriçesiydi ve kendisi de Kara Ay Tüccar Loncası'nın yarısına sahipti. Dahası, Yun Ailesi en büyük Gardiyan Ailelerinden biriydi. Basitçe o kadar çok parası vardı ki hepsini harcayamazdı.

 

"Çok... Fazla... Var!" Bu kelimeleri haykırırken Caizhi'nin gözlerinde milyonlarca yıldız parlıyor gibiydi. Yun Che'nin Jasmine için seçtiği her kıyafet kesinlikle eşsizdi. Ya fazlasıyla güzel ya da fazlasıyla işlenmiş kıyafetlerdi ve Jasmine kırmızı rengini çok sevdiği için bu kıyafetlerden çoğu o renkti.

 

Caizhi açgözlü değildi, aralarından sadece bir gök kuşağı renkli kıyafeti seçti. Zarif ve çevik bir şekilde dönerken o gök kuşağı renkli kıyafeti vücuduna yakın tuttu. Etekler döndü ve ışıldadı sanki bir gök kuşağı havada zarifçe dans ediyordu.

 

Caizhi Jasmine'den altı yaş genç olsa da vücut yapıları neredeyse birebirdi. O yüzden bu gök kuşağı renkli kıyafet de ona tam oturdu.

 

"Hehe, teşekkürler Enişte," dedi, gök kuşağı renkli kıyafeti güzelce bir kenara kaldırırken. Gülen suratı sabah çiyinin öptüğü taze bir çiçeğe benziyordu, tarif edilemeyecek kadar güzel ve sevimliydi.

 

Sonuçta o hâlâ ufak bir kızdı... Yun Che içinden mırıldandı. Sonuç olarak, Caizhi şimdi sadece on dokuz yaşında olsa da en fazla on üç ya da on dört gösteriyordu.

 

Basit bir kıyafetin onu öylesine mutlu ettiğini görünce Yun Che içinden sessizce derin bir nefes aldı... Belki de Caizhi'nin durumu Jasmine'in endişelendiği kadar kötü değildi.

 

Caizhi'nin güzel ve tatlı gülümsemesine bakarken, Yun Che'nin dudakları bilinçsizce kavislendi ve konuştu, "Çok garip, az önce çok açıkca isteksizdin ve sanki cennet sana yanlış yapmış gibiydi. Peki neden aniden fikrin böyle değişti?"

 

Yun Che'nin sözlerini duyunca Caizhi'nin gülümsemesi kayboldu ve tekrar konuşmaya başladı,

 

"İsteksizsem ne olmuş? Her halükarda ablamın sinirlenmesine izin veremem."

 

Zaptedilmiş bir kin ile şikayet etti, "Ben çok küçük bir çocuğum ve ama yine de evlenmem gerek... Hepsi senin suçun!"

 

"Sen on dokuz yaşındasın, neren hâlâ küçük bir çocuk?"

 

"Yani on dokuz yaşına gelince küçük bir çocuk olamazsın, ha!?" Caizhi kuyruğuna basılmış bir kedi gibi tepki verdi ve huysuzca bağırdı, "Öyleyim işte!!"

 

"Peki, peki, peki, sen küçük bir çocuksun." Yun Che sonunda Caizhi'nin yaşı konusunda çok hassas olduğunu fark etmişti. Onunla iki sene önce tanıştığında, sadece on üç yaşında olduğunu iddia etmiş, on yedi yaşında olduğunu şiddetle inkar etmişti... Ve bunu neden yaptığına dair hiçbir fikri yoktu.
Vücut yapısından dolayı olabilir miydi?

 

"Bu meseleyi kabul etmeye başlıyorum çünkü ablamın neden böyle bir şey yaptığını anlamaya başlıyorum." Caizhi genç bir kızın dudaklarından kesinlikle çıkamayacak şekilde iç çektiği sırada sesi aniden değişti. Ondan sonra, Yun Che'ye baktı ve konuştu, "Ablam sana bazı garip şeyler söyledi mi? Mesela kalbimde derin bir boşluk olduğu gibi bir şeyler."

 

"Eh..." Bu sözler Yun Che'yi hayrete düşürdü.

 

"Biliyordum." Caizhi Yun Che'nin tepkisine bakıp yeşim burnundan hafifçe homurdandı ve kasvetli bir sesle konuştu, "Yeterince iyi performans göstermiş olmama rağmen ablam hâlâ benim için fazlasıyla endişeli. Ancak ben ablamın inandığı kadar zayıf ya da narin değilim, ablamın bir sıkıntısı olmadığı sürece dünyanın en mutlu kızı olacağım."

 

"Ablan gerçekten de senin için endişeleniyor. Tıpkı senin onun için endişelendiğin gibi," dedi Yun Che.
"Hmph, bu gayet normal!" Caizhi ufak ve narin kafası yana yatarken haykırdı, "Çünkü ablam bu kocaman dünyada sahip olduğum tek aile."

 

"Şey, dün öyleydi," diye yanıtladı Yun Che, belirsiz biçimde gülümsüyordu. "Bugünden itibaren, ben senin kocanım, bu demektir ki ben de senin diğer aile üyenim. Ve sağduyu ve mantığa göre ben sana ablandan bile daha yakın olmalıyım."

 

“...” Bu sözleri duyunca Caizhi'nin nefesi açıkca düzensizleşti. 

 

"Süreç biraz garip olmuş olsa da olan oldu ve şimdi sen benim eşimsin (ya da eşlerimden birisin, her neyse). Sana Jasmine'e davrandığım kadar iyi davranmaya ve aynı zamanda sadece bana güvenebileceğin kadar güçlü olmaya çalışacağım."

 


Yun Che çok samimi bir sesle konuştu ve gözlerinde de kararlı ve kesin bir ışık parıldadı.

 

Caizhi'nin ışıltılı gözleri hafifçe titredi. Ondan sonra onu sinirlice azarlamadan önce yüzü kızardı, "Ne eş mi, neden beni o kadar yaşlıymışım gibi hissettirdin!? Lanet olsun!!"

 

Onu azarlamayı bitirince, çok yumuşak bir şekilde devam etti, "En fazla... Senin ufak karınım."

 

"Eh? Ne dedin?" Yun Che o sözleri açıkca duyamamıştı.

 

Tekrar etmek yerine, Caizhi ona sırtını döndü ve uzağı işaret etti, "Beni sinirden öldüreceksin. Hadi git de ablama eşlik et! Beni daha fazla rahatsız etmene izin yok!"

 

Bu ufak kız az önce mutlu bir şekilde kıkırdıyordu ama bir anda düşman olmuştu... Yun Che çaresiz bir tonda cevap verdi, "Peki, peki. Ancak, az önce dediğim şeyleri asla unutmamalısın. Çünkü sana kafayı taktım, Cennetsel Kurt Yıldız Tanrısı olsan bile kaçmayı unutabilirsin."

 

Belki Jasmine'in istekleri yüzünden, belki Jasmine'e ettiği yemin yüzünden, belki daha önce Caizhi'ye karşı hoş hissetmesi yüzünden ya da belki de tamamen farklı bir sebepten dolayı, sebebi ne olursa olsun Yun Che'nin az önce söylediği her şey kalbinin en derinlerinden gelmişti.

 

Caizhi "...”

 

Yun Che gittikten sonra, Caizhi orada şaşkınlık içinde durdu, kalbi tamamen kargaşa içindeydi.

 

Yun Che'nin söylediklerine karşı hoşnutsuz bir şekilde homurdanmalıydı. Bir çocuğu kandırmak için söylenmiş kaprisli ve tatlı sözler olarak onları aşağılamalıydı... Ancak bir sebepten dolayı, kalbinin telleri o anda şiddetli bir şekilde yolunmuştu ve ağzını açsa çıkacak sözler kalbini açtığı bir kişiye karşı söyleyeceği çekici ama önemsiz bir sinir krizi gibi olurdu.

 

"Huuu...”

 

Kendine gelmeye çalışmadan önce rahatlamış bir şekilde iç çekti. Yanındaki su akıntısına mırıldandı, "O ne kadar da tehlikeli birisi. Ablamın ona aşık olması çok doğal. Kesinlikle bir sürü başka kızı kandırmak için benzer sözler söylemiştir. Sanki beni öyle kolay kandırabilir."

 

"Ona güvenebileceğimi bile söyledi... Öylesine saçma bir şekilde kendini övmeye cesaret etmesi..."

 

"Ablam bile onun fazlasıyla sapık bir çapkın olduğunu söylemişti, o yüzden kesinlikle istediğinin olmasına izin vermeyeceğim!"

 

Kendi kendine bu sözleri mırıldandı, ancak kalbinin ve ruhunun derinliklerinde titreyen bir düşünceyi silip atamıyordu.

 

Söylediği o sözler... Gerçekten de doğru muydu...

 

Kıymetli yeşim taşını andıran ayaklar serin ve ferahlatıcı akıntıyı karıştırdı. Gözlerini ufka kaldırdı ve kalbi kendine geldiğinde, zihninde beliren şey Yun Che ile yaşadıklarıydı...

 

Burnunu onun işine sokmuş ve Göksel Kurt Cehennem Tanrısı'nın Cildi'ni onu kurtarmak için kullanmıştı...
Onun tekrarlayan sözlü saldırılarından dolayı panikleyip ondan kaçışı...

 

Onu ikinci kez kurtardıktan sonra, bu sefer Caizhi onun tehlikeye düşmesine sebep olmuştu. Ve onu baya azarladıktan sonra bile, yine de üçüncü kez kurtarmak için kendi canını tehlikeye atmıştı.

 

Caizhi için döktüğü kanlar suratına damlarken onu kollarında sıkıca sarmıştı... Ama onu bırakmayı hiç düşünmemişti bile.

 

        .......

 

Farkında olmadan Caizhi'nin ışıltılı gözleri bulanık hale geldi ve dudaklarının köşeleri bilinçsizce yukarı doğru kıvrılıp inanılmaz güzel bir hilal oluşturdu.

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 33245 Üye Sayısı
  • 352 Seri Sayısı
  • 43562 Bölüm Sayısı


creator
manga tr