"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Against The God - Bölüm 880


Bölüm 880 - Abise iniş 

  

Parçalanan vücutların ürkütücü sesleri arasında, on tane İlahi Saray öğrencisinin bedenleri, deliye dönmüş bir şekilde nefes alan Yun Che tarafından acımasızca parçalara ayrıldı. Kanla ıslanmış olan yumruğunu son İlahi Saray öğrencisinin vücudunda patlatacakken, aniden hareket etmeyi bıraktı ve olduğu yerde durdu. 

Yerde kanlar içerisinde içine çökmüş şekilde duran İlahi Saray öğrencisi vardı. Yun Che durana kadar bütün yaşama umudunu kaybetmişti, yaşamak için tek bir şansı olduğunu gördü. Geriye doğru sürünürken tüm bedeni titriyordu, “Beni öldürme… öldürme beni… Ah!!” 

Çıkardığı acınası sesle birlikte tüm bedeni Yun Che’ye doğru çekilmeye başladı. Yun Che, onun kafasını tuttu, sol kolu kaynak kavrayışı ile ışık gibi parladı ve aniden onun ruhunun içerisine girdi. 

İlahi Saray öğrencisinin geçmiş bir kaç saatlik hafızası, Yun Che’nin beynine aktarıldı… Anılarıyla birlikte, Yun Che tamamen Su Ling’er’in Bulutun Son Uçurumundan atladığını gördü. 

“UWAA… AAAAAAHHHH!!!” Yun Che’nin yüzü öfke dolu çığlıkla birlikte tamamen değişti, dişlerini gıcırdatırken İlahi Saray öğrencisini ileriye doğru fırlattı. İlahi Saray öğrencisi yere düşmeden önce parçalara ayrılmıştı bile. 

Parlak kırmızı kan rengi, dağın kayalarına sıçrıyordu, Yedi Yıldız İlahi Sarayının on iki öğrencisi de bir anda kemikleri kırılmış kanlı cesetlere dönüşmüşlerdi. Bunların hiçbiri Yun Che’nin kalbindeki acı ve öfkeyi azaltmadı. Gözlerini kapattı, öfkeli ve vahşi bir canavar gibi kükredi… 

Bang… 

Şiddetli bir şekilde dizlerinin üzerine düştü, kanla ıslanmış olan yumruğunu şiddetlice yere patlattı. 

BOOOOOOOMMM!!!! 

Devasa patlamayla birlikte, Efsanevi Mesken Dağ Bölgesine, Bulutun Son Zirvesinden sayısız kaya yağmaya başladı. 

Yun Che’nin kolundan kanlar akmaya başladı ama en ufak bir acı bile hissetmiyordu. Yere diz döktü, iki eliyle de yeri tırmalıyordu. Sert ve ağır nefesler, vücudu şiddetle titrerken boğazından kaçmaya çalışıyordu. 

Neden… 

Neden böyle oldu… 

Yun Che, ruhu on bin tane ok yemiş gibi hissediyordu… Ling’er’i kaybetmek, hayatındaki en büyük acı ve pişmanlık oldu. 

Ling’er ile bir kere daha bir araya geldikten sonra, bunun her zaman cennet tarafından ona bahşedilmiş bir lütuf olduğuna inanırdı. Öleceği gün geldiğinde, onun son ve en büyük isteği Ling’er’i son bir kez daha görebilmekti… uzak bir mesafeden bile olsa. 

İlkel Kaynak Arkını kullandı, Masmavi Bulut Kıtasına gitmek için olan tek şansını da kullandı. Altı yıl önce burada olan hiç bir şey rüya değildi, mutluydu. Aslında, Su Ling’er’i görmeye gelmeden önce bu konu hakkında kötü haberler almıştı. Böyle bir son... 

Geçmiş hayatında, intikam duygusunun gözlerini ve ruhunu tüketmesine izin vermişti. Su Ling’er her şeyini ona vermişti, hayatı boyunca ona çok fazla göz yaşı vermişti fakat ona tek bir söz bile vermemişti… 

Şimdiki hayatında, Su Ling’er ile tekrardan “düşler diyarı” denen yerde buluşunca, ona bir sürü söz verdi fakat bu sözleri gerçeğe dönüştürmek için altı sene beklemek zorunda kaldı… sonunda onu bir kere daha kaybetmişti. 

Ling… er… Ne tür bir günah işlemiş olabilir…” Ruhundaki acı Yun Che’nin bedenindeki beş duyuyu hissetmesini engelliyordu. Gözlerinden akaç buz soğuğu göz yaşları elleri arasından yere damlıyordu, “Cennet… neden onu bu şekilde cezalandırıyor!!” 

“Hayır… Bu benim hatam… Hepsi benim hatam…” dedei Yun Che bütün bedeni titrerken. Dişleri neredeyse titremekten dolayı çatlayacaktı, “Neden bu kadar zamanı boşa harcadım… Su Haoran ve diğer orospu çocuklarıyla anlaşmak için… Eğer birazcık daha erken gelebilseydim, işler bu şekilde gelişmeyecekti… ve Ling’er iyi olacaktı…” 

“Her şey benim hatam!!” 

“AAAAAAAAAHHHHHHH!!!!!” 

Yun Che’nin göz bebekleri kırmızıya dönerken sol kolunu kaldırdı ve ağır bir şekilde kendi göğsüne vurdu. 

Pfft! 

Ağır darbeden sonra göğsünden ok gibi kanlar fışkırmaya başladı. Fakat bedeninin hissettiği acı, kalbinde hissettiği acıdan on binlerce kat daha azdı. 

Ding… 

Darbeden sonra, kıyafetleri arasında sakladığı küçük ve narin olan kıymetli taş, göğe doğru sarsılıp yükselirken, gözleri önünde bulunan dağın kayalarına çaptı. Sessiz bir mor ışıkla parıldarken, taş Yun Che'ye geri dönmeden önce, berrak ve keskin bir ses çıkardı.  

Zayıf mor ışık Yun Che’nin gözlerine parıldadı ve göğsüne yeniden yumruk atmasını engelledi. Bir sonraki anda, ileriye doğru ışık hızında sıçradı ve taşı avuçlarının arasına aldı. 

Küçük karo şeklindeki kıymetli taş, ılık mor ışıkları yayıyordu. Bu kıymetli taş, sıradan kaynak yeşimleriyle bir değildi, Su Hengshan’ın ona vermiş olduğu ruh kristaliydi! 

Su Ling’er’in ruh kristali!! 

Ruh kristali, sahibinin kendi ruhuyla bağlanmıştı; ruh taşının sahibi eğer yok olursa, ruh kristali de onunla birlikte çatlardı. Biraz büyük tarikatlarda, tarikatın önemli kişileri ayrılmadan önce kendi ruh kristallerini tarikatta bırakırlardı. Eğer ölürlerle, herkesten önce kendi tarikatı öğrenecekti. 

Fakat şu an elinde tuttuğu kristal Su Ling’er’e aitti… çatlamamıştı ve hâlâ Su Ling’er’in ruhuyla parlıyordu!!! 

Ling’er ölmemişti!! 

Soğuk bir rüzgâr Yun Che’nin vücuduna sarpmış gibiydi, alt üst olmuş olan kalbi bir anda kendine gelmişti. Ruh kristalini sıkıtı tuttuktan sonra acilen Bulutun Son Uçurumunun kenarına gitti. 

Sisli uçurum oldukça derindi ve Yun Che oranın dibini göremiyordu. Bulutun Son Uçurumu, Ölüm Tanrısının Mezarlığı olarakta bilinirdi. Masmavi Bulut Kıtasının bütün geçmişine dayanarak, sayısınız insan bu uçuruma atıldı ya da bu uçurumdan aşağıya inmeye çalıştı fakat geriye canlı olarak dönen hiç kimse olmadı — varoluşuyla tanrılara benzeyen kişiler, Hükümdarlar bile! 

Dahası, bu gizli tutulan bir şey değildi, Masmavi Bulut Kıtasında herkes tarafından bilinen bir şeydi! 

İlahi Saraydan gelen on iki kişi ona yalan söyleyebilirdi fakat hafızaları bunu yapamazdı. Su Ling’er kesinlikle Bulutun Son Uçurumundan aşağıya atlamıştı. 

Aslında, ılık ve kırılmamış olan ruh kristali elleri arasındaydı ve ruh kristali asla yalan söylemezdi. 

Yun Che derin bir nefes alarak, Bulutun Son Uçurumunun en ucuna geçti, vahşice atan kalbiyle mücadele ediyordu. Kendi kendine kızışmış bir sesle mırıldanamadan edemedi, Ling’er hâlâ yaşıyor… Ling’er ölmedi… Ling’er ölmedi…” 

Aniden havaya atladı ve Bulutun Son Uçurumunun üzerinde durdu. Altındaki uçsuz bucaksız abise doğru tüm gücüyle bağırdı: 

Ling’er!! Ling’er!! Ben Yun Che… Ling’er, neredesin… Ling’er!!” 

Sesi, kaynak enerjisiyle kaplanmıştı, bu yüzden elli kilometre uzaktan bile duyulabilirdi. Fakat bu ses altındaki karanlık abis tarafından yutuldu. En ufak bir geri dönüş bile alamadı, çok uzun zaman geçmiş olmasına rağmen… ve daha önemlisi, Su Ling’er’in geri dönüşünü bile duymadı. 

Üzerinde gökyüzünün uçsuz bucaksız mavi kubbesi, altındaysa sonsuz abis vardı. Bu sırada, cennet ve cehennemin kesişme noktasında duruyor gibiydi ve dünyada kalan tek ses, onun ciğerlerinden gelen soluk ve kalbinin atma sesiydi. 

Yavaşça elini kaldırdı, Su Ling’er’e bağlı olan ruh kristali ılık bir şekilde parlıyordu. Bu ılık ışığın anlamı, Su Ling’er’in hâlâ bu dünyada yaşadığına dair bir işaretti. Sabit bir şekilde ruh kristaline bakmaya başladı ve Su Ling’er’in figürü yavaşça gözlerinin önünde belirmeye başladı… 

İlk olan Su Ling’er, geçmiş hayatındaki olandı, melankolik görünen bir melek, gözlerinden akan sonsuz yaşlar… 

Diğer olan Su Ling’er ise altı yıl önceki olandı, bir melek gibi gülümseyen ve ona geri döneceği için mutluluk göz yaşları döken kız… 

Yun Che, elindeki kristali yavaşça kavradı ve bağırmayı kesti. Gözlerindeki kaos yavaşça kaybolmaya başladı, yavaşça yer yüzüne doğru alçalırken vücudu inanılmaz derecede berraktı. Çk çabuk bir şekilde hızını aldığı gibi ucu bucağı görünmeyen abise bir meteor gibi atladı. 

【Yun Che, bana bir söz vermeni istiyorum… Masmavi Bulut Kıtasına gittiğinde, şimdi ya da sonra ne olursa olsun, Bulutun Son Uçurumuna bir daha asla gitmeyeceksin! Eğer gücün şu an ki gücünden yüz kat daha da artmış olsa ve büyüyen kuvvetin bütün kıtayı ve Xuanyuan Wentianı çok kolay bir şekilde alt etmeni sağlayacak güçte bile olsa, Bulutun Son Uçurumunun dibini asla araştırmaya teşebbüs etmeyeceksin… Sana Bulutun Son Uçurumunun dibinde nelerin gizli olduğunu söyleyemem. Bu, hayal edebileceğinden daha da dehşet verici bir şey!】 

【Anladım! Şu andan itibaren asla ve asla Bulutun Son Uçurumunun yanına bile gitmeyeceğim. Eğer Bulutun Son Uçurumda halletmem gereken özel işlerim bile olsa, kesinlikle oranın dibini araştırmaya gitmeyeceğim… Bu benim sana sözüm Jasmine, bu yüzden sana vermiş olduğum sözü asla çiğnemeyeceğim.】 

  

 Jasmine'nin ona yaptığı uyarı kulağına en ciddi tonda gelmişti. Jasmine'nin önünde yaptığı yemin de açıkça zihninde yankılanıyordu. 

 

Jasmine, üzgünüm, o zaman sana verdiğim yemini bozacağım... 

 

Masmavi Bulut Kıtasındaki hayatımda hayatımdaki en önemli şeyin intikam olduğunu düşünmüştüm. 

 

Ama Ling'er kollarında öldüğünde tüm hayatı bomboş hale gelmişti ve hayatı boyunca onu takip eden bir acıya maruz kalmıştı... Uyanık olduğum her an acı çekiyordum. Rüyalarımda sayısız kez bir yalanın içinde yaşadım ve Ling'er de yanımdaydı. Her şeyi onun için bir kenara atıp tüm varlığımı ona vermek istediğim rüyalar gördüm... 

 

Üstelik bu rüyalar ve umutlar mucizevi bir şekilde gerçek oldu... Nasıl olur da onu kaybedebilirim?! 

 

"Ling'er..." Yun Che usulca fısıldarken abise indi. "Seninle birlikte sonsuza kadar Ölüm Tanrısının Mezarlığında gömülmem gerekse bile seni bir daha kesinlikle bırakmayacağım!" 

 

Yun Che'nin düşüşü korkusuz ve tereddütsüzdü. Giderek hızlanırken sıkıca ellerinde Ling'er'in ruh kristalini kavradı. Onun parçalanmaması için dua ediyordu. 

 

Göz açıp kapayıncaya kadar üç bin metre indi ve çevresi zifiri karanlık denizi haline geldi. Kafasını kaldırdı ve artık yukarısındaki alanda ışık olmadığını fark etti. 

 

Ling'er, neredesin... Tam olarak neredesin! 

 

Senin iyi olduğunu biliyorum... Yakında seni bulacağım!! 

 

İnsan varlıkları içgüdüsel olarak karanlıktan korkardı ve bu derin abisteki mutlak karanlıktan bahsetmeye bile gerek yoktu. Yun Che'nin iniş hızı biraz bile yavaşlamadı ve aksine gittikçe daha hızlı şekilde inmeye devam etti. 

 

Elindeki ruh kristali ona Ling'er'in kesinlikle aşağıdaki abis dünyasında onu beklediğini söylüyordu. 

 

Daha önceki yavaşlığı Ling'er'in buraya atlaması sonucunu doğurmuştu. Bu nedenle nasıl olur da artık en ufak tereddüt veya oyalanmaya sahip olabilirdi? 

 

Whoosh! 

 

Yun Che'nin ellerinde koyu kırmızı anka alevleri tutuştu, zifiri karanlık dünyayı aydınlattı. Ama Anka alevlerinden yayılan ışık ile karanlığın sargısını görebiliyordu ve aşağısına doğru uzanan abisin sonunu göremiyordu. 

 

Yun Che yaktığı alevleri söndürdü ve tüm hızı ile alçalmaya devam etti... Masmavi Bulut Kıtasının tarihinde sayısız kişi buraya inmeye çalışmıştı ve bunu hep aşırı yavaş ve dikkatli şekilde yapmışlardı. Jasmine bile aylar önce buraya inerken dikkatliydi. 

 

Yani Yun Che kesinlikle buraya çılgınca inen ilk kişiydi. 

 

Rüzgar kulaklarında uğuldarken hava yavaşça kararıp soğudu. Yun Che'nin vahşice atan kalbi başından sonuna kadar kendini ayarlayamadı. Aşağısındaki abis dünyası su dolu bir yer olduğunu hayal etti... veya belki de orası zifiri karanlık bir ormandı... Düşenlerin kaçmasını zorlaştırırken hayatta kalmalarını sağlayacak yerleri hayal ediyordu. 

 

Ling'er kesinlikle iyiydi! Aşağısındaki dünyaya düştüğü sürece kesinlikle onu bulabilecekti! 

 

Jasmine Bulutun Sonu Uçurumunun altındaki dünyanın kıyaslanamayacak kadar dehşet verici olduğunu ve bunu hayal bile edemeyeceğini açıkça söylemişti... Ama şu anda bu düşünceleri aklından çıkarmak için elinden geleni yaparken tüm gücü ile kendi düşündüklerine inanmayı sürdürüyordu. 

 

Karanlık ve uğuldayan rüzgarın ortasında birkaç bin metre daha aşağı indi. O anda sonunda Jasmine'nin de o zaman hissettiği garip aurayı hissetti. 

 

Bu aura... 

 

Karanlık iblis enerjisi?! 

 

Useless notu: Ay sonu gelmeden toplu gelecek inşallah. Bu aralar atg hep gecikiyor farkındayım ama bunların hep bir nedeni var. Nedeni merak edenler sitenin muhtemelen bu vakitlerde üst kısmına eklenen geri sayımın bitmesini bekleyebilir ???? O süre bitince bence şaşıracaksınız^^  

 

Useless notu 2: ED'ye pre. Kibirli karakterlerden hoşlananlara tavsiye ettiğim bir seri. Tavsiyemdir, birkaç aya sitedeki en sevilen seri olmasını bekliyorum ???? okuyanlar ve beğenenler varsa seriyi beğen butonuna tıklayabilirsiniz. Böylece beğeni listesinde üstlere gelir ve yeni okuyucular da bu gizli cevheri görmüş olur. Öpüldünüz. <3  




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1317

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1117

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 930

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 851

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 737

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 690

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 667

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 540

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 436

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 146

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 83

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 71

Site İstatistikleri

  • 17102 Üye Sayısı
  • 473 Seri Sayısı
  • 22970 Bölüm Sayısı


creator
manga tr