Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Acemi Ölümsüz - Bölüm: 27 - Sabırsızlık


Daisy’i beklerken büyüyle oynamaya başladım, büyü hayatıma girdiğinden beri tüm düzenim mahvolmuştu ve önceden en önemli yeteneğim olan çalışkan öğrenci sıfatımı unutmuştum. Unutmuştum çünkü ben hiç değişmemiştim, sadece önüme sunulan bunca fırsatı nasıl değerlendireceğim hakkında yeterince tecrübem yoktu.

Ellerimde olan büyüleri denemeye başladım.

Ölümsüz Yaratma diğer yeteneklerimden ayrı bir düzeydeydi ve şu anki ben için kontrol edilemezdi. Tek yapabildiğim ondan öğrendiğim yollar ile ölümsüzler yaratabilmekti. Bundan tabi ki memnundum, kim memnun olmazdı ki. Şimdilik onu bir kenara bıraktım.

Ateş Gezegeni özel bir yetenekti, başlarda sadece ateşlerin çekim kuvvetini kullanarak saldırılar yapmaya yönelik kullanıyordum ama onun ortaya çıkış noktasını ateşleri kontrol edebilmek için de kullanabileceğimi de anlamıştım. Alev Hasadından elde ettiğim alev güçlerini Alev Gezegeni ile birleştirince çok daha ilginç saldırılar yapabildiğimi gördüm.

Önceden, ateş gezegenini manam ile vahşileştirip etrafa salıyordum, bir yandan etrafı yok ederken ise içine daha çok mana koyuyordum. Şimdi yeni olasılıklarım vardı.

Alevler benden uzaklaştıkça mana kaynağımla olan bağları düşüyordu. Benim mana kuyum sonsuz olsa da büyünün benden çekebildiği kova küçük olursa onun bir önemi kalmıyordu. Ama bu alev gezegeninin çekim kuvveti olayı bunu kapatıyordu.

Birkaç tane alev topu oluşturup çimenlere yattım, hepsini gökyüzüne doğru yere dik şekilde yolladım. Birincisini benden 20 metre uzağa, ikincisini 50 metre, üçüncüsünü 100 metre uzağa fırlattım.

Manamı elimden alev olarak yavaşça saldım ve alev topuna gönderdim. Alev topları benden çıktıktan sonra hala manamı emseler de üzerlerinden istediğim enerjiyi geçirirken hiç kayıp vermediğimi görünce benden emdikleri manaya değdiklerini düşündüm.

İleride bu yetenekte daha da ustalaştığımda hiçbir malzeme kullanmadan alevler ile bir tılsım oluşturabileceğimi umuyordum.  Xue’den çok enerji emdiğim için şu an uyuyordu o yüzden ona hiçbir sora soramıyordum, uyandığımda ilk iş alevler ile tılsım oluşturmak olacaktı.

Elimden saldığım mana eğer onu desteklemezsem sadece 5 metre ileriye gidebiliyordu. Önceden mana üzerinde olan kontrolüm yüksek olmadığından şimdi ne olduğunu biliyordum, en küçük yaptığım uzaktan saldırı büyüsü bile durmadan manamı emiyordu. Bu yüzden diğerlerinden hızlı yükseliyordum çünkü buna katlanabiliyordum.

Ama bir gün mana kullanamayacağım bir yere gidersem veya bu yeteneğim belli bir süreliğine kaybolursa bu ağır mana harcama politikası beni yok edebilirdi. O yüzden mana kontrolümü daha da üst düzeye çıkarmam gerektiğine karar kıldım.

Alevlerimi bir kenara bırakım, Büyü hasadını denemeye koyuldum. Biraz hayal kırıklığına uğramadım değil, çünkü büyü hasadını açtığımda tek yapabildiğim etraftaki bitkilerden enerji çekebilmekti. Bu da Daisy’i üzeceğinden hemen bıraktım. Büyü hasadı kendini tanıtmamıştı bile, sadece kenarda duruyordu, etraftan mana çekebiliyordum ama neye yarıyordu? Alev hasadı en azından bilgilendirme vermişti.

Ruh hasadı da aynı, diğer insanların duygularını ve ruhlarını görebiliyordum. Onları elime geçirip eşyalara veya başka canlılara verebiliyordum, daha denememiştim ama öyle bir şey vardı. Ama o da açıklamaya sahip değildi.

Sistem hiç de düzgün çalışmıyordu, önümdeki ara yüz ekranı bile mükemmel değildi. Şu sistemin her şeyi serbest bırakmasını ve gerçeğin ne olduğunu öğrenebileceğim bir alana gidebilmeyi gerçekten istiyordum.

Diğer dünyadan gelen ırklarla iletişim kuruyor olsak da bize bu konuda hiç bilgi vermemişlerdi, aslında vermiş olsalar bile ben duyamazdım. Daha yeni yeni güç kazanıyordum, tüm insanlar şu an Ölümsüzün Mezarlığı’nı bilse de kimse sahibini bilmiyordu. Bunu da bir kenara bıraktım. Daisy hala gelmemişti, saate baktığımda daha saatin 2 olduğunu gördüm. O kadar büyü denemiştim.

Zaman hiç akmıyordu… Daisy’nin okuldan gelmesine 3 saat vardı.

Yanan Kızıl Mızrak en sevdiğim özellikti, çünkü çok düzdü. Gerçekten bir mızrak oluşturuyordum ve kızıl parlıyordu. Etrafında da alevler vardı.

Boyutunu mana ile değiştirebiliyordum ama çok büyütürsem kendi kendini yok ediyordu. Büyüm sınırsız olsa da onu kontrol edemediğimi böyle görünce gerçekten gıcık olmaya başlamıştım. Baştaki şansım gitmiş gibiydi, rastgele bir büyüye aşırı mana uyguladığımda evrimleşiyordu ama şimdi? Yok öyle, baya baya beceriyi dikkatlice çalıştırmalıydım.

Mana Gözü’nü geçiyordum. Şu anda bilebileceğim en fazla şeyi bildiğim özelliklerden biriydi, bildiğin dipsiz kuyu gibi bir mana kaynağı ve dışarıdaki büyüyü görebilmeyi sağlayan bir gözdü.

Ruh hasadıyla kullanılınca ruhları daha net görmemi de sağlıyordu.

Bitki Büyüsü’nü yolda denemiştim.

Tamamen dünya ile alakalıydı, yeryüzüne manamı ulaştırabilecek kadar yakınsam veya istediğim yerden bitki saldırısı yapabiliyordum. Etraftaki yaşam enerjisini kullanıyordu, benim manam sadece yönlendirme için kullanılıyordu, hiç bitmeyecek bir büyüydü.

Çünkü bitki oluştuktan sonra yaşam enerjisi oluşturmaya başlıyordu bildiğin bitki yaratıyordum, eğer ölürse de toprağa gübre olarak dönüyordu. Doğa öyle bir sistem kurmuştu ki ne yaparsan yap yaşam büyüsü hiç azalmıyordu.

Bendeki yaşam büyüsü ise daha garipti, onu kullanmaya başlayınca grileşmeye başlayan saçlarımın uçlarında sarılar oluşuyor, mavi gözlerimin etrafına sarı bir çember çiziliyordu.

Toprağa ve dışarıdaki yaşam büyüsüne ihtiyaç kalmadan tüm vücudumdan bitkiler çıkarabiliyordum. Daisy’nin kıyafetlerini nasıl bu kadar güzel yapabildiğini de öğrenmiştim.

Bitkileri istediğim gibi kıyafetlere dönüştürebiliyordum, bunu bulduğum iyi olmuştu.

Büyülü yeteneklerimi denemeye devam ettim, statlarım artık çok hızlı artmıyordu. Birkaç gün önce sadece hareket etsem de bir iki tane statım artıyordu.

Ben de arkama yaslanıp manzaranın keyfini çıkarmaya karar verdim, çok fazla büyüm var sanıyordum ama düzgün düşününce çok azına sahiptim.

Ve bir şeyi daha fark ettim, romanlardaki gibi ilahi sölyerek veya büyü çemberleri oluşturarak aktif büyü yapamıyordum, teknik olarak yapamıyordum. Bir beceriye ihtiyacım vardı…

Bu sorunu çözmeliydim.

***
“Daimon! Ben geldim…”

Hemen gözlerimi açtım ve ayağa kalktım. Daisy’nin bana doğru koştuğunu görünce yüzümde bir gülümseme açtı. Onu şaşırtmak için çok hızlı bir şekilde ona doğru fırlayıp kocaman bir kucak hediye ettim.

Ve bir şey diyemeden dudağına yapıştım. Nefes nefese kaldığını görünce prenses şeklinde onu kaldırıp oturduğum banka getirdim. Kucağıma oturtup başını okşamaya başladım, ben de tam olarak ne yaptığımı bilmiyordum. Bu cesaret nerden geliyorsa.

“Dhaa Dhhh Dhaa Dhaiimoyn?”

Daisy’nin gözleri bulutlanmıştı ve bana garip garip bakıyordu…

“Hahaha sadece kendime hakim olamadım, ilerisi için pratik yapalım dedim.”

“Bhu Bhu Bu, Adh~il de~ğilll!”

“Alışman lazım!”

Ona sarılıp gününün nasıl geçtiğini sordum, yarışmada neler yaptığını falan anlatmaya başladı. Son anda yarışmaya katılmaktan vaz geçtiğini ve çoğu yarışmada jüri olarak kalmaya karar verdiğini söyledi.

Bana silah ve zırh almak için girdiğini ve astından benim markete getirdiğim eşyaları duyunca katılmaktan vaz geçtiğini söyledi. Astının ona daha bugün söylemiş olması biraz garipti, her halde onu biraz fazla korkutmuştum.

“Seninki nasıldı?”

“Ohh! Bugün bir zindanı fethettim, bu şirin periyi elde ettim.”

“Woahh çok tatlı.”

“Tatlılığına bakma, çok tehlikeli. Yeteneğim sistemde olmadığı için seviyesini ve özelliklerini göremiyorum.”

“Sistemde bulunmaya bir yetenek?”

Kafamı salladım,” Şimdilik bunu düşünmene gerek yok, güçlendiğinde veya sistemde olmamasına rağmen garip bir gücün olduğunu fark ettiğinde sana anlatırım.”

Daisy daha fazla kurcalamadı ve benimle günü hakkında konuşmaya devam etti, ben iş konuşmayı bekliyordum ama kızlardan hala anlamadığımı fark ettim. Daisy’e bundan sonra daha az iş yıkmam gerektiğini anlamıştım.

Ona malikane al, iş yeri al diye görev vermiştim ve dediğimi eksiksiz yere getirmişti ve bunu sadece benimle konuşmak için yapmıştı. Yapacak çok şeyim vardı…

Sabırsızım.

(@Yazar: Bundan sonra çok büyük aralar vermeyeceğim, üniversitede hala sınavlarım ve quizlerim olsa da yazmaya zamanım var.  Umarım okumaya devam edersiniz, bu arada kendimi biraz geliştirim. Birkaç değişik kısa romanlar denedim, bir tane acemi ölümsüz gibi güzel bir tane daha buldum. Adı İblis Alvin, ona da arada bir bölüm atacağım.)




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1218

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 689

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 546

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14782 Üye Sayısı
  • 450 Seri Sayısı
  • 19445 Bölüm Sayısı


creator
manga tr