Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Acemi Ölümsüz - Bölüm: 17 - Demircilik ve Benim Orağım


Orağı maksimum menzilde kullanmak vücuduma yük bindiriyordu, saldırı için dengesiz bir alet olduğu için popüler bir silah değildi, o yüzden hasat için icat edilmişti. Sonra bazı çılgınlar öldürme potansiyelini görünce, orakla ilgilenen savaşçılar çıkmaya başlamıştı.

Orak saldırı yaparken çok hızlı bir aletti, mızrak gibi değildi. Mızrak düz bir alet olduğundan denge noktası kendi vücudunun içindeydi. Genelde iyi mızrakların denge noktası kabzıyla başının birleşme noktasının 20-30cm altında olurdu.

Orağın denge noktası vücudunun dışındaydı, orağın orta noktası ile kabzın denge noktası arasında kalan düz bir çizgi üzerindeydi, kullanıcıdan kullanıcıya değişen bir denge noktasıydı.

Kabzı ve orak başı eşit ağırlıktaysa bu çizginin tam ortasında bulunurdu denge noktası ve hasat için mükemmel olurdu, kabza biraz güç uygulayıp sağa kaydırdığınızda iyi bir kesme gücü elde ederdiniz.

Orağı ana silahları olarak kullanan insanlar ise orak başının ağırlığından ve esnekliğinden yanaydı. İnsanları ve canavarları parçalamak normal bir orak için zor olurdu yoksa.. Ağır başı sayesinde az bir güç sayesinde çok hızlı ve delici saldırılar yapabilirlerdi, bu sefer de sorun orak başını kontrol etmek olurdu, çünkü bu kadar ağır bir orak başını kontrol etmek çok zordu, yanlışlıkla savaşçı kendisine bile sokabilirdi orak başını, hatta kontrolü kaybedip, savaş başlamadan kendini yerde bulabilirdi.

Ben normal bir sopa kullanıyordum, ağırlık merkezi nerdeyse limitine ulaşmıştı, yani direkt olarak orak başının orasındaydı, sanki hiç kabzaya sahip değildi orak.

Bu yüzden ekstra dikkatli olmam gerekiyordu, elimde çok tehlikeli bir alet vardı.

Ormana çıktıktan sonra, elimdeki alevle otları kesmeye çalıştım. İmkansız gibi duruyordu, otları kesmek çok zorlayıcı geliyordu. Nedeni basitti, uyguladığım küçük bir güç orağı öyle bir çeviriyordu ki hedef alamadan elimden kaybediyordum.

Yaptığım havalı hareketler nedeyse hiçbir boka yaramıyordu.

İnat edip orağı kullanmaya devam ettim, sonuç ne oldu? Çalışıp mükemmel bir şekilde kavradım mı? Sizce? Hayır, sap kırıldı.

Orak başını elime aldım ve çömelip düşünmeye başladım, buraya gelirken küçük bir demir madeni bulmuştum.

Aklıma orası gelince, neden kendim bir kabza üretmiyorum dedim. Hemen demir madenine gittim, yoldayken bazı küçük canlılarla karşılaştım, peşime küçük bir tane sincap takıldı. Ona birkaç palamut verince beni bırakmayı reddetti.

Arkadan beni izliyordu sadece, büyük ihtimal büyülü bir yaratıktı, normal sincaplar korkar ve vahşi olurdu.

Demir ocaklarını internette duyduğum beyaz demir yiyen böcekler basmıştı, hepsini alevle temizledim.

[100 Deneyim Kazanıldı]

[100 Deneyim Kazanıldı]

[100 Deneyim Kazanıldı]

[100 Deneyim Kazanıldı]

.

.

150000 deneyim kolayla çıkmayacak gibiydi.

Daimon Frost

Seviye: 30

Sınıf: Gizemli Ateş Orakçısı

Deneyim:[34000/150000]

Güç: 174, Mana: ∞, Çeviklik: 153, Dayanıklılık: 130

Ruh: 125, Zeka:41

Dağıtılmamış Statlar: 71

Ustalıklar: Uzun Tip Silahlar lv.12[0/50000]

Kişisel Yetenek: Mana Gözü, Alev Orakçısı, *****

Beceriler: Basit Mühürler lv.17 [75/25000], Ölümsüz Yaratma lv.Max(Evrim şartlarına ulaşılamadı), Ateş Gezegeni lv.7[180/18000],Alev Hasadı lv.1[0/5000], Büyü Hasadı lv.1[0/5000], Ruh Hasadı lv.5[0/17000], Yanan Kızıl Mızrak lv.3[0/5000]

Ruh Hasadım doğal olarak seviye atlamıştı, o kadar çok kişinin duygularını izlemiştim, doğaldı. Ölümsüz yaratma tekniği dün yatmadan önce bu hale gelmişti, şu ana kadar evrimin her noktada gerçekleşebileceğini düşünüyordum ama öyle değilmiş, asıl evrim eldeki yeteneğin son seviyesine ulaşınca gerçekleşiyormuş.

Erken evrimler sadece başka yeteneklere geçiş içinmiş, eldeki yeteneği evrimleştirmek daha zormuş. Tabi ben öyle düşünüyordum, daha kimse bir beceriyi maxlayamadığı için yorum yapamazdım.

Statlarım orak kullanırken yavaşça artıyordu, sınıfımın özelliğidir diyerek geçip attım.

Yaklaşık 1 ton kömürü karta koydum, kart bir anda hepsini dışarı attı, kartın hammadde taşırken zorlandığını gördüm.

100 kilo demiri karta koydum, kendim  de elimde birkaç yüz kiloluk bir cevheri evime doğru götürdüm. Sincap peşimi hala bırakmadı.

Tam aşağı atladığım sırada, sincap endişeli gözlerle bana baktı, peşimden geldi ve aşağı doğru sulu gözlerle bana baktı.

‘’Cwekk Squell squekkk’’

Dayanamayıp çıktım ve yanıma aldım, ona küçük bir odacık yaptım evimde.

Demirleri aldım ama orda kaldılar, ne yapacağımı bilemedim. Aklımda demir dökümü nasıl yapılır düşündüm. Önce bana bir çekiç lazımdı, bükmek için bir alet lazımdı, adını bilmiyordum. Makas lazımdı bir çok şey lazımdı.

Yukarıdan birkaç keskin dal getirdim ve yeri kazmaya aşladım.

Dikdörtgen şeklinde bir alan kazdım, mana ile süper düzgün hale getirdim toprağı, 25x10x12 bir tane dikdörtgen yaptım.

Yanıma aynı hacimde olan bir demir kütlesi aldım, demiri elimde eritip toprağın içine koydum, sonra da üzerini kapadım. İçerideki ısıyı vücudumla çektim ve hızlıca soğuttum.

Bu gücü yeni keşfetmiştim, ısıyı yayabildiğim gibi çekebiliyordum da, sonra hayal kırıklığına uğradım, içerideki metal fazla hızlı kuruduğundan parçalanmıştı. Öyle kolay olmadığını anlamıştım.

Sonra bir daha denedim, tekrar üzerini kapattım. Bu sefer biraz sıcak kalmasına izin verdim. Sonra yavaşça soğumaya bıraktım, bu seferde metal çok garip bir yapı almıştı, sert duruyordu ama bir yere vurduğunda şekli değişiyordu. Soğuk suya bastırdıklarını hatırladım sonra.

Denizden su çekip alevlerimle suyu temizledim ve soğuttum. Aynı yöntemle demirleri ısıttım ve çekiş başı şeklini aldırdım, sonra onu daha da ısıttım, bir anda çıkarıp suyun içine attım ve suyu buza çevirdim.

Sonunda istediğim şeyi elde etmiştim, elimde güzel bir çekiç vardı. Sonra mala bağladım, sopasını nasıl takacaktım..

Sopasını kaynak yapıyım dedim, benim kaynak makinem kendim olduğu için mükemmel şekilde halledebilirdim…. Hem elim ısında da bir şey olmazdı.. Kısacası tekrar çekiç yapasım gelmedi.

Aynı şekilde bir sap yapıp çekice bağladım.

Şansıma uçurumun kenarlarında büyülü bileme taşları da vardı.

Önce orakta kullandığım dalı ölçtüm, tam 1.86 santimetreymiş, 1.85 boyunda güzel şekilli bir çukur kazdım, yuvarlak nasıl yapacak diye düşünürken yukarıdan manayla bastırmak aklıma geldi.

Yere 2cm yarıçaplı yarı silindir bir yer kazdım, 1.86cm uzunluğunda, hemen metali koydum bu sefer şeklini mana ile korudum yukarıdan, yine aynı işlemle orağın kabzasını hallettim. Sert ve sağlam duruyordu. Kabzayı orağa taktım, ve yine pişman oldum. Salladığımı hissedemiyordum.

Gücüm 172’ydi ve silah bunu ancak 180’e kadar arttırabiliyordu, ve vuruş alanım fazlalaşıyordu, zaten büyülerim vardı niye buna ihtiyaç duyaydım ki ama, bana gerçekten tehlikeli bir silah lazımdı.

Hiçbir yerden orak düşmediğini bildiğim için kendim yapmalıydım.

-cwekkk

‘’Squek Squek’’

Sincap uzaktan beni izliyordu, bir anda tornado gibi kendi etrafında dönmeye başladı, kuyruğunu da kendine uygun bir yöne eğimlemişti ve hızını arttırmasına yarıyordu.

Bir anda aklımda şimşekler koptu, elimdekini kuyruk gibi düşünüp kendi etrafımda ayak oyunlarıyla dönmeye başladım, orak düz duruyordu ve bana göre hiç eğim alamıyordu, bir parçam olamıyordu, Esnekliği unutmuştum.

Benim teknik işlerle alakam yoktu, ben de mana gözümü kullanmaya karar verdim, maddeleri incelemeye başladım.

Ormandan yapraklar, bitiler ve birkaç ölü canavar toplayıp getirdim, elimde 1 panter 1 tane küçük tavşan bir tane de boğa vardı, Hepsinin etlerini çıkarmaya başladım, hiç iyi bir kasap olmadığımı anladım.

Hayvanlarla işim bittiğinde kemiklerini topladığım eşyaların yanına koydum.

Bitkiler esnekti, hareket ettirdiğimde lifleri onları beraber tutuyordu, incelediğim bitkileri bilmiyordum ama birkaç tanesi direkt kopuyordu, sebebi çok sıkı olmasıydı. İncelerdi ama çok sıkılardı

Demirin sıkıntısı da buydu, kabza sadece demirden olduğundan kırılmaya meyilliydi, esneyemezdi.

Hayvanların kemiklerini ve tendonlarını inceledim, nedense tam bir silah için oluşmuş gibi duruyorladı..

Tendonları ve kemikleri eritebilir miyim acaba diye geçirdim içimden.

Ama maddeleri yavaşça anlamaya başlıyordum, yavaşça demirin olduğu bölgeye gittim. Elimde düzgün bir demirci yoktu, kalıp yapma şeklim çok ilkeldi. Ama iyi bir başlangıçtı bu, demirciler çok azdı şu anda dünyada, zindandakiler yetiyordu savaşçılara.

Bu sefer demiri direkt olarak dökmedim, içeride manamı kullanmaya başladım, demirin çok sert olabileceği yerleri hissetmeye başladım. Demiri yavaşça oluşturduğum kalıba döktüm. Üzerlerine.. Toz haline getirdiğim kemikleri attım, kemikleri mana ile korudum ve demirlerin arasına soktum. Demir ile karışmasını izledim.

Tendonlar yavaşça ısınıp demire bağlanmaya başlamıştı, kemikler de kaynıyordu. Mana çok garip bir şeydi. Aklıma unuttuğum formasyon ustalığım geldi.

Havada yavaşça mühürler oluşturup kabzaya vurmaya başladım, kabzanın üstünde yavaşça mühürler oluşmaya başladı. Yazdığım mühürler Eğim mührü ve kontrol mührüydü. İlk yaptığım kabzayla biraz uğraşsaydım belki de onu istediğim hale getirebilirdim ama yeni yaptığım kazma gibi iyi olamazdı. Doğuştan ve sonradan arasında her zaman fark vardı.

Kabza yavaşça kaynamaya ve daha da kızıllaşmaya başladı, sonra aklımda şimşekler çaktı.. Ruh Hasadı.. İçini ruhlarla doldurursam ‘’Grim Reaper’’ yani Azrail’e dönüşebilir miydim?

Hiç ruhları elime geçirmek aklıma gelmemişti.

Çok zamanım yoktu, ormana koştum ve etraftaki tüm büyülü canavarları öldürmeye başladım, ruh Hasadını kullanmayı denedim. Ruhlarını gerçekten elime geçirmiştim, hepsi sanki vücudumun içindeki bir mezarlıkta gibiydi. Garip hissettiriyordu..

‘’Auuuu KRRRR’’

‘’KAEUUUUUU NAEN KRUAAAAA’’

Hepsi beynimin içine bağırıyordu, ama artık ölüydüler.

‘’Susun.’’

Hepsini basitçe susturdum. Birkaç ruh daha topladım, hemen geri döndüm uçuruma.

Kabza iyice kızıllaşmaya başlamıştı, ona yaklaştım. Sanki orağın başını koymazsam sıkıntı çıkaracak gibi bir his vardı içimde, elimde olan orak başı da tatminkar gibi değildi, Sonra ruhları kullanacaksam neden orağın başını ruhlardan oluşturmayayım diye düşündüm… Hem, eğer daha çok ruh hapsedersem ben de güçlenirdim, ileride daha çılgın şeyler yapardım..

Aklım biraz fazla çalışmıştı o anda..

Kabzanın başına geçip ince işlikle birkaç şey kazıdım, Şekil verme, keskin, tutma, ölüm, mana gibi bir çok mührü kazıdım kabzanın başına, manamla oraya sanki bir orak başı çıkacakmış görüntüsü verdim, verdiğim yerin ortasını kesitim, zaten sıcak olduğu için daha hiçbir şey bağlanmamıştı.

İçine ise salınım mührünü koydum. Teknik olarak çalışmayacaktı bu büyüler ama içimden bir ses demirciliğin formasyonlardan farklı olduğunu söylüyordu, bu yaptığım mühürler formasyonlar için değildi. Ben genel olarak mühürleri biliyordum, formasyon ustası hiç olmamıştım aslında.

Kabzayı ortasından tuttum, eğer alevlerim olmasa ellerim yok olabilirdi. Serçe sıkmaya başladım, sanki onun benim olduğunu belli etmek istiyordum.

Yavaşça içimde birikmiş olan ruhları ona aktarmaya ve onu manamla birleştirmeye başladım.

Önümdeki kabza yavaşça siyah bir renk aldı, üzerindeki mühürler tüm vücudunu kaplamaya başladı, etrafında mühürlerden bir ışık halkası oluşmaya başladı ve kendilerini dövmeler biçiminde kabzaya yazmaya başladılar.

Ruhlar yavaşça kabzanın etrafında gezmeye başladılar.

Kabzanın başından ışık saçılmaya başladı, kabzanın başından saydam bir orak başı çıkmaya başladı yavaşça, önce yavaş yavaş oradan geçen ışıklar yön değiştirmeye başladı. Yarım saat sonra her şeyi yansıtmaya başladı orak, sonra bir anda parlaklık söndü ve etraf kararmaya başladı..

[Tebrikler…




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1218

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 689

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 546

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14782 Üye Sayısı
  • 450 Seri Sayısı
  • 19445 Bölüm Sayısı


creator
manga tr