"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Acemi Ölümsüz - Bölüm: 16 - Hedef Güney Batı


Uyandığımda kendimi kanepede buldum, Daisy mutfaktaki sandalyede uyumuştu, Meg de yanımdaki koltukta uyuya kalmıştı. Etrafa baktığımda stüdyonun bir duvarının yerinde olmadığını gördüm… İnsan şeklinde bir delik vardı…

‘’Augaaaaaagghh Sırtım!!!’’

‘’DAİMON!!! UYANDIN MI!?’’

Meg uyandığında tavşan gibi bana zıpladı, Daisy’de arkada eliyle gözlerini ovuşturuyordu, o da bana doğru yaklaştı.

‘’Ugh iyiyim iyiyim, uzaklaşş agh acıtıyorsun Meg!’’

‘’Hick! Tamam tamam, özür dilerim, valla ki bilmiyordum manayla korumadığını kendini..’’

‘’Kendi evimde beni tekmeleyecek bir varlık olduğunu bilmiyordum Meg özür dilerim..’’

‘’Hmph! Dediğini unuttuğumu sanma.. Eşit sayıldık..’’

‘’HEY! Yüzsüzlük yapıyorsun!’’

‘’T-tamam, yemekler 1 hafta benden!’’

‘’OH! Sen dedin, kabul. Daisy 1 haftalık yemekleri çıkardım! Nasılım ama?’’

‘’ksksksksksk’’

Meg biraz dudak bükse de espri yapabildiğimi görünce iyi olduğumu anladı.

‘’Evi.. Ne yapacaksın..’’

‘’Huuu, değiştirmek lazım..’’

Daisy’nin gözleri parladı.

‘’Sonunda Daimon! Meg’in gelmesini mi bekliyordun! Sana kaç kere söyledim biraz daha tarz sahibi bir yer alalım diye!’’

‘’İlk defa sö…’’

‘’Dediklerimden onu bile çıkaramadıysan yuh sana Bay Daimon!’’

‘’T-tamam hanımefendi, siz gidip evi seçin, ben de parayı ayarlıyım.. Meg eşya satabileceğim bir yer biliyor musun.. 50. Seviyeye uygun..’’

‘’50?’’

‘’50’’

Meg başta bana tip tip baksa da yeteneğimi bildiği için aşırı garipsemedi, Merkezde küçük bir tane dükkan önerdi, dediğine göre babasının iş yeriydi orası ve başka birliklere silah pazarlayan bir yerdi, maceracılardan alıp başkalarına satıyordu.

Neden böyle bir iş yeri olduğunu Meg anlamasa da ben ne olduğunu anlamıştım, düşündüğüm gibi bir çok uyanmış birliklerle uğraşmak istemiyordu.

Evden çıkıp merkeze doğru gitmeye başladım, arkamdan Daisy gelmeye başladı.

‘’Benim bir danışmaya uğramam lazım, çıkacağımızı söyleyeyim onlara..’’

Meg onay verir gibi kafasını salladı, Daisy ile beraber rezidanstan inmeye başladık.

Rezidanstan çıkarken, Daisy’i izlemeye başladım. Danışmaya doğru gidiyordu, tanıştığımızdan beri ilk hareketleri hep o yapıyordu, Arkasından onu kaptım ve sıkıca sarıldım ve kulağına üfledim.

Ne olduğunu anlayamadı, etrafta kimse yoktu ama domatese döndü, yüzü biraz endişeli gibiydi ağzı açıp kapanıyordu ama bir şey çıkmıyordu.

‘’hahaha Ev seçiminde sana güveniyorum.’’

Cevabını beklemeden rezidanstan ayrıldım, çıkarken duyduğum tek ses çılgın gülme sesleriydi. Ben de gülmeye başladım, ne yaptığımı fark edince kendim de biraz kızarmaya başladım

…..

Binaya vardığımda biraz şaşırmıştım, önümde küçük bir dükkan vardı, hırdavatçıya benziyordu. İçeri girince hırdavatçıyla pek alakası olmadığını gördüm, etraf oymalarla doluydu ve dizayn 1980’lerin barlarından çıkma gibi duruyordu.

Harbiden bara benziyordu, etraf boştu. Barmenin önüne gittim.

‘’Eşya satmak istiyorum.’’

‘’Kart.’’

Kartı uzattım.

‘’Daimon? Sen Daimon musun? Benimle gel.’’

Adam beni barın arkasına soktu, sonra birkaç tane oda değiştirdik. Biraz daha modern bir yerde buldum kendimi.

‘’Gir içeri.’’

Önümde 2 kişilik büyük bir kapı vardı, içeri girdiğimde beyaz bir odayla karşılaştım. Tam ortada beyaz bir masa vardı ve arkasında bir tane adam oturuyordu.

‘’Hoş geldin Daimon.’’

Dedi biraz sert bir ses ile.

‘’Barnes amca, nasılsın?’’

‘’Hahaha iyiyim Daimon.’’

‘’Umm Güzel mekanmış..’’

‘’Hahaha senin mekanın kadar güzel olmasa da… Nedense Meg orayı daha çok beniyor..’’

‘’Ha-ha-ha..’’

Barnes’ın bakışları sıkıntı yaratmaya başladı benim için, Barnes Amcayı tabi ki tanıyordum, babamla bir süsü iş yapmıştı. Normalde bir uyanmıştı, sonradan çok güçlendiği için diğer ırklar tarafından tehdit olarak görüldü. O da kendi markasını yaratıp politikaya atıldı.

Bir çok destekçisi var, birliklerin tutumuna karşı çıkan bir görünüş sergiliyordu, gözlerinde biraz korku, sevgi bir de kararlılık vardı. Ben de nasıl gördüğümü bilmiyorum ama anlayabiliyordum.

‘’Bugün bir şey demeyeceğim Norris’in hatırına, Meg’in de kendi fikirleri var… Ama sizi izliyorum…’’

Barnes amca pek bir şey demedi, satılacakları ona gösterdiğimde gözleri yuvalarından fırlasa da sakinliğini koruyarak bana fiyat verdi.

Birliklerle konuşması yaklaşık 1 saat sürdü, birkaç birlikten fiyat aldı. Ne kadar birliklere karşı çıksa da sadece su üzerinde gibi duruyordu, ya da çok içinde saklıyordu bu duyguları.,

‘’Set başı 6 milyon, en iyi teklif bu. Biraz daha bekletirsen 7’ye yolu var. Silahları isteyen pek yok. Görüş menzilli silahlar yerine delici silahlar isteniyor.’’

180 civarı set vardı ben de, ileriki zindanlarda daha iyilerini elde edebileceğimden bu setler ilgimi çekmiyordu, birliğimi çok güçlü olunca kuracaktım.

166 tanesini sattım 1 bilyona ulaşmak için, banka başta biraz sıkıntı çıkarsa da kolayca hallettik, para gerçekten saçmalamaya başlamıştı, küçük bir set için bile 6 milyon veriyorlardı.

Üzerine bu seti düşürmek kolaydı, sadece girmeye korkuyorlardı. Diğer birliklerden 1 az kişiye sahip olmak bile istemiyordu diğer birlikler.

Barnes amca bana biraz kızgın gözüktüğünden paramı alınca oradan hızlıca ayrıldım.

Ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu, düşünme tarzım garip bir şekilde değişiyordu. Barnes amca ile karşılaşırken bile korku hissetmemiştim Meg ile aramızdakileri buldu mu acaba diye.

Daisy’i aradım

‘’Alo’’

‘’Efendim Daimon?’’

‘’Daisy ben birkaç gün ortalarda yokum.’’

‘’Nereye? Ne oldu? Bir şey mi oldu?’’

Soru yağmuruna tuttu

‘’Bir şey yok, sadece biraz kafa dinlemem lazım.’’

‘’Daimon..’’

‘’Sıkıntı yok merak etme, bankanın içinde biraz para var. Senden evi aldıktan sonra yatırımlar yapmanı istiyorum o parayla. 2 tane işlek bölgeden mağaza satın al, bir de şehrin dışında güvenli bir arsa satın al. Olabildiğince büyük olsun. Arsanın yanına ise küçük bir depo yapıp etraftan ilginç eşyalar al.’’

‘’..Anladım.. İlginç eşyalar? Daha spesifik olabilir misin?’’

‘’mm, gelişim taşları gibi, bir sürü nadir ve gizemli eşya satın al. Ne olduğu belli olmayan şeyler de olur. Meg’den yardım alabilirsin..’’

‘’Meg.. Bize veda etmeyecek misin?’’

‘’İşimi zorlaştırır, şimdilik kaçıyorum ben. Sonra görüşürüz, telefonum kapalı.’’

‘’Görüşürüz..’’

Telefonu kapattığım gibi eskiden ispanyanın olduğu bölgeye doğru gitmeye başladım, şu anda orası insan nüfusundan uzak bir yerdi. Her yerde canavarlar geziyordu.

Bulunduğum bölgedeki zindanlara gitmek istemiyordum, beni sınırlıyorlardı.

Ateş orakçısı olduğumdan beri alevler üzerindeki hakimiyetim gittikçe artıyordu, tam olarak bir uçma yeteneğim olmasa da alevlerin oluşturduğu patlamalarla havada seyahat edebiliyordum, hatta alevlerin patlamaları normal uçma yeteneklerinden daha keskin dönüşler sağlayabiliyordu bana.

Yolda giderken etrafı izliyordum, ormanlarda aşırı fazla yaratık yoktu, tek tük yalnız gezen küçük hayvanlar vardı. Arada da büyülü yaratıklar görünüyordu. Büyük ihtimal birlikler tarafından temizlenmişti bu bölge.

Daha da güney batıya yaklaştıkça büyülü hayvan sıklığı artmaya başladı, yollarda birbiriyle kavga eden hayvanları görebiliyordum havadayken.

İstediğim konuma ulaştığımda çoktan 1-2 küçük çatışmanın içine girmiştim. Denizi sonunda görebilmiştim, 9 yıldır ilk defa denizi görüyordum.

Büyük sular canavarlar için cennet haline gelmişti, suları balık adamlar yönetiyordu, önceden bahsettiğim herkese doğal davranan tür. Tabi ki doğal davranmak değildi ki hiç saldırmıyorlardı. Onlar yüzünden tüm gemi yolları tıkanmıştı. Depolama büyüleri bulunmasaydı her halde büyük bir kavga çıkardı insanlık ile aralarında. Kıyıya yaklaştığımda ortamın zindandan farkı yoktu, her yer yaratık kaynıyordu. Tek fark düşüncesizce saldırmıyorlardı.

Zindanlar ise, vardılar. Etrafta 1-2 tane görmüştüm. Bir tanesinin kapısının kalınlığı 7 metreyi geçmişti, 70-90 seviye için uygun bir yer gibi duruyordu. İlk temizlik yapılmamışa benziyordu ve şehrin yakındakilerden daha koyuydu kapısının rengi.

Bulduğum diğeri ise 6 metre civarındaydı, ama mavi renkteydi, o yüzden nasıl bir zindan olduğunu anlamadım, hemen su kenarında olduğundan elementle bir ilgisi olabilir dedim ama, zindanın portalına yaklaştığımda serinlikten çok sıcaklık geliyordu. Şimdilik yaklaşmamam iyi olacak gibiydi.

Etrafımı biraz daha araştırdıktan sonra, deniz kenarında uçurumun altında büyük ve düz bir alan buldum. Arkasında uçurum olan bu alan küçük bir villayı, bahçesiyle içine alacak kadar büyüktü. Uzaktan klozet gibi duruyordu, klozetin kapağı villanın durduğu yerdi.

Canavarların buraya ulaşması zor olduğundan kalacağım yeri buraya kurmaya karar verdim.

Birkaç ağaç kesip uçurum oraya getirdim, çok ilkel şekilde dalları birbirine bağladıktan sonra kutu şeklinde bir yer yaptım, çatısını da dallarla sardıktan sonra üzerine yaprakları çektim. Yaprakları da manayla güçlendirdim.

Bu birkaç haftamı sadece kendime harcayacağımdan kalacağım yer rahat olmalıydı, yapraklardan bir tane yatak yaptıktan sonra kafayı vurup uykuya daldım.

Uyandıktan sonra kalın ve sert bir ağaç dalı boldum, 1.8m boyunda bir sopa yaptım kendime. Sonra yanımda gitmeden aldığım orak başını sopayla kaynaştırdım.

Orağın uzunluğu normal oraklardan fazlaydı, 1.8m boyda bir sap için 80cm uzunluğunda bir eğimli orak kullandım.

Orağın başı normal oraklardan daha eğimliydi, normal hasat yapmak için kullanılmadığı belliydi.

Başta tökezleyip bir yerlerimi kessem de yavaşça alışmaya başladım. Başlarda orağı elimde çevirmekte bile zorlanırken yavaşça vücudum ona alıştı. Orağı havaya atıp yakalamayı öğrendim, orağı karın bölgemde 360 derece çevirmeyi öğrendim.

Ustalığa sahip olduğum için daha kolay öğreniyordum. 1-2 günümü orağa ayırdım, başlarda orağı yatay bir şekilde sallarken zorlanan ben, etrafımı 3 boyutlu bir şekilde görerek küre içerisindeki her noktaya saldırı yapabilmeye başladım.

Orağı maksimum uzunlukta kullanmak için en altına bir tane, en optimum kullanım için başından 100 cm sapından 80cm uzaklıktaki yere bir tane, ve en uçtan tuttuğumda orağı beni kesmemesi için en uca bir tane tutmalık yer yaptım.

Orağın maksimum uzaklıkta yapabileceği saldırıyı hesapladım. En uçtan sapı 25 dereceyle tutarsam tuttuğum tarafa doğru yaklaşık olarak 196 santimetreye kadar saldırı yapabiliyordum.

Boyum değişimden sonra 1.89’a kadar yükselmişti. Kolumu en uzak 95cm’e kadar uzatabiliyordum. Kolumla, orağın birleşimiyle yaklaşık olarak 3m uzağa saldırı yapabilirdim.

Orağın basit kullanımlarını çözdükten sonra, orağın en basit işi olan hasat yapmanın nasıl işlediğini öğrenmem gerekiyordu. Teknik olarak ben bir orakçıydım, ne kadar ekinlerimin hasatını yapmasam da, hasat yapabileceğim bir çok şey vardı…




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 858

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 741

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17356 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23479 Bölüm Sayısı


creator
manga tr