Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Acemi Ölümsüz - Bölüm: 14 - Ateş Orakçısı


Yılanın yanına yavaşça sokuldum, yılan da bana bakıyordu. Sanki konuşacak gibiydi ama, ağzından sular akmaya başlayınca ne olduğunu anladım. Galiba karnının acıktığı zamana denk gelmiştim.

Saate bakınca benim de yemek vaktim gelmişti.. Yani ben de acıkmıştım..

Bu yılanın eti güzel gibi duruyordu…

Gözlerimi kısıp sulu etler hayal etmeye başladım… sulu ve dolgun… Aklım nedense Daisy’nin şeylerine gitse de kendimi hemen düzeltip yemek hayaline devam ettim…

Yani yılan eti geleneklerimde pek olmasa da yüksek seviye canlıların etleri gerçekten çok güzel oluyordu… ehueheuehueheu

Yılan nedeni bilinmez gözleri korkuyla bakmaya başladı, ve tüm vücudu titremeye başladı.

Ben de daha fazla açlığıma dayanamayacağımdan tüm gücümle yılana saldırdım. Şarj edilmiş alev saldırısı yapmak için fazla çevikti yılan, o yüzden adam gibi dövüşmeye başladık.

Yılanın kafasına doğru kendimi fırlattım, havadayken elimde küçük bir alev ışını yaratıp yılanı kör ettim. Fırsattan istifade kılıcımı kafatasına sokmaya çalıştım.

Yılan son anda çenesini havaya doğru kaldırarak saldırıdan kurtuldu, kılıç yılanın çenesini kesse de hayati bir bölgesi değildi.

Kılıç çenesine sıkıştığından hemen çekemedim, yılan kafasını sallayarak beni uzağa doğru fırlattı, kafamdan küçük bir darbe aldım. Hemen alevleri o bölgede toplayarak yaramı kurttum.

Kendimi yay formuna getirdim ve ayaklarımın altında bir patlama yarattım, tozu dumana kattığım için yılan benim havalandığımı göremedi.

Hızlıca tozun içine girip rastgele yerlere kuyruğunu savurmaya başladı, aslında taktiği mantıklıydı. O beni göremiyorsa ben de onu göremiyordum. Ama sıkıntı olan, benim havada olmamdı.

Havadayken yılana doğru inen bir paraşüt pozisyonu alıp kendimi ona doğru ivmeli bir şekilde uçmaya başladım, tam kuyruğunun olduğu bölgeyi hedefledim.

Kuyruğuna indikten sonra onu sıkıca kavradım ve kuyruğuna yüksek seviye bir alev formasyonu bıraktım. Tam beni savuracakken sağ omzumdan alevler saçarak sol tarafa doğru havalandım, uçamasam da bir anlık patlamalar sayesinde hava istediğimi yapabiliyordum. Hava benim bölgemdi.

Yılan tam kuyruğunu çekecekken kuyruğuna doğru bir alev topu yolladım, kendim ise alev topunun bana sağladığı geri ivme ile yılanın ben girişteyken yattığı bölüme indim.

Sonra ne mi oldu? Yılan patladı ve ortadan ikiye ayrıldı.

‘’Cweeeckkkk Tsssststtscheee TSS Aguuuhuhuuuuuuuuu!!!’’

Yılan çok yüksek seslerde cırlamaya başladı, yılandan böyle sesler çıkacağını düşünememiştim. Sonra endişeli biçimde bana bakmaya başladı, daha doğrusu bulunduğum yere. Tam ortada yüzeyi sert olan siyah bir taş vardı, yılanın derisinin siyahlığında.

Yılan sanki o şey her şeyden önemliymiş gibi bana koşmaya başladı, bu önem çocuk sevgisi falan değildi, sanki onsuz bir şeyler olmayacakmış gibi bakıyordu. Ölse de farksızdı.

Objenin önemliliğini fark ettikten sonra hiç düşünmeden Darken’i yere sürerek temizledim ve yılana doğru koşmaya başladım, yılanın kuyruğu kesildiği için zorluk çekiyordu zaten, hemencecik kafasına kılıcı saplayarak işini bitirdim…

Mananın kendisi değil ama manayı kullanmak beni yormuştu, her tarafımdan alev saçmak öyle kolay değildi. Hele o formasyonu çizerken yılanın beni sağa sola vurduğu sırada omzumu incitmiştim. İyileştirme büyüm olmadığından tek yapabileceğim alevlerle bölgeyi  sarıp kanamaları durdurmak olacaktı

Bu siyah cisme olan merakım baya bir fazlaydı, çok zaman kaybetmeden ona doğru yol aldım. Cismi elime aldığımda hiçbir ses veya ekran gelmedi. Büyük ihtimal okuduğum kitaptaki kahramanlar bu andan sonra her şeyin bilgilerini görebileceği bir güçlendirme alırdı. Ben de beklemeye başladım.

Tanrılar beni unutmuştu her halde, güç gelmemişti. Ben de mana gözünü kullanarak taşı inceledim.

Taş, 2. Seviyede düşenlere benziyordu ama nedendir bilinir yemek gibi bir dokusu vardı, aynı şeftali gibi. Mana gözümden biliyorum bu yenilecek bir şeydi.

Bu tür konularda düşünmeyi pek istemiyordum ve direk yedim. Mana gözüm içinde hiç zehir olmadığını ve besin değerinin yüksek olduğunu gösteriyordu mana değerleriyle içindeki.

[Tebrikler! Ejderha kanı damlasını tükettiniz!]

‘hmm HMMMMMMM?’

Oh şimdi her şey açığa çıkmıştı, yılan ejderhaya dönüşmek için hazırlık yapıyordu, benim mana değerimi yüksek görünce ağzı sulanmıştı. Yılanın derisindeki pulların dışa doğru bükülmesinden belliydi biraz, her yerime batmışlardı. Ama… Ejderha kanı?

İnternette okuduğuma göre kan elde edilebilirdi ama geliştirmesi zordu… Biraz pişman oldum çünkü kanı vücudumdan silemezdim artık. 10 saniye içimde çoktan kalbime yerleşmişti ve vücudumda dolaşıyordu. Tek bir damla olsa bile bir ejderhanın kanı, ejderha kanıydı…

Ben değişikleri bek anlamad…

-BOOOM BOOM BOM BOOOOOM

Vücudum patlamaya başladı, vücudumdaki her bir kas fiberi parçalandı, vücudumdaki mana tek bir noktaya doğru hücum etti. EJDERHA KANI.

‘Hayır olamaz, daha yeni güçlendirme aldım… Eğer bu hikayeyi yazan biri varsa gerçekten kafayı yemiş olmalı.. hmm ölmeyeceğim dimi? Şansım vardır dimi?’

Vücudum durmadan parçalanıp yenilenmiyordu, gerçekten tamamen parçalanıyordu. Hiçbir yenilenme izi göremiyordum. Korkmaya başlamıştım. Aynaya baksaydım, kafamın olmadığını görürdüm, vücudum yavaşça yok olmaya başladı. Tek kalan şey insan şeklinde kalmış olan damarlarım ve iç organlarımdı. Tüm kaslarım yok olmuştu.

Manam Ejderha kanına hala hücum ediyordu, sonsuz bir akın başlamıştı kalbime doğru. Uyandığımdan beri ilk defa dışarıdan mana çekmeye de başlamıştım. Vücudumdaki sonsuz olduğu için gerek duymuyordum ve çok az yeniliyordu gereksizdi

[Ejderha kanı damlası tükettiniz!]
[Ejderha kanı damlası..

 [Ejderha ka..

[Ej..

.

.

Yüzüme doğru bir sürü bildirim geliyordu, ne yazdığını okuyamıyorum çok fazla geldiğinden. Biraz zaman geçtikten sonra damarlarımdan kan çıkmaya başladı. Kan zamanla tüm organlarımı kapladı, şu an tam bir yaratık gibi duruyordum

Kan yavaşça kas şeklini aldı, kaslar oluşumunu bitirdikten sonra derim oluşmaya başladı..

Saçlarım..

Gözlerim..

Gözlerim yeniden oluşmuştu, sıkıtı buydu. Fark ediyordum… Yani nasıl gördüğümü bilmiyorum önceden ama gözlerimin yok olduğunu fark etmiştim…..

1 gün öylece durdum.. Kanım tekrar akmaya başladı.. Her şeyi 1. Elden hissediyordum..

Ağzım açılsa çığlıklara boğucaktım yalnız olduğum kocaman çölü.. ama açılmıyordu

Sonunda vücudumdaki ağrılar geçmeye başladı ve vücudumu elime yeniden geçirdim..

[Tebrikler! Sınıfınızı evrimleştirdiniz, 2. Sınıfınızı seçin:

  1. Kara Büyücü
  2. Büyülü Kılıç Ustası
  3. Alev Büyücüsü
  4. Ölümsüz
  5. Formasyon Ustası
  6. Yüksek Büyücü

        .

        .

        .

  1. Gizemli Savaşçı
  2. Mistik Ateş Orakçısı]

Artık ne olduğu umurumda olmasa da sınıf geçmem sonunda gerçekleşmişti…

Listeye bakmaya başladım.

Kara büyücü bariz bir şekilde ölümsüzlere odaklanıyordu, şimdilik pek istediğim bir şey değildi.

Kılıç ustası? Buna çok şaşırmıştım, son sıralarda kılıçlara yakınlık duysam da büyü daha çekiciydi.

Alev büyücüsü çok bariz…

Ölümsüz.. Tahmin etmek istemesem de herhalde kendimi zombiye çevirmemi gerektirecekti…

Formasyon ustası… hayır ana iş olarak… Hayır.

Yüksek Büyücüyü biliyorum, babam da bunu istiyor… Deneylerle ilgili.. Duyduğuma göre çok yüksek seviye büyüleri bile çok hızlı yapabiliyormuş..

Listenin geri kalanı, Alevli savaşçı , Yol bekçisi gibi gidiyordu… garip sınıflar vardı

İlk 20’de en çok dikkatimi çeken Yıldırımateşi savaşçısı oldu. Yıldırım manadan geliyordu büyük ihtimal, mananın hızlandırılmış halini yıldırıma dönüştürmek kolaydı sadece kendime zarar verebilirdim.

23’e geldiğimde bir durdum.. Gizemli Savaşçı hmmm, gizemli tehlikenin başlangıcıydı. Mana gözümde gizemli olarak nitelendirilmişti.

Son sıraya baktığımdaysa.. Mistik Ateş Orakçısı … Nedense beni kendine doğru çekiyordu..

Gizemli savaşçı güzeldi ama.. Ateş orakçısı nedense içimde garip bir his uyandırmıştı.

Kararımı verip Ateş Orakçısıını seçtim..

[Tebrikler! Sınıfınız Gizemli Ateş Orakçısı olarak değiştirildi!]
[Alev hasatı yeteneği oluşturuldu]
[Ruh hasatı yeteneği oluşturuldu.]
[Büyü hasatı yeteneği oluşturuldu]
[Uzun Tip Silah ustalığı getirildi]
[Yanan Kızıl Mızrak yeteneği oluşturuldu]
[Alevin Çocuğu => Ateş Orakçısı]

…Güzel…

Daimon Frost
Seviye: 30
Sınıf: Gizemli Ateş Orakçısı
Deneyim:[0/150000
Güç: 170, Mana: ∞, Çeviklik: 150, Dayanıklılık: 123
Ruh: 120, Zeka:40
Dağıtılmamış Statlar: 70
Ustalıklar: Uzun Tip Silahlar lv.10[0/30000]
Kişisel Yetenek: Mana Gözü, Alev Orakçısı, *****
Beceriler: Basit Mühürler lv.17 [75/25000], Ölümsüz Yaratma lv.100 [0/?], Ateş Gezegeni lv.7[180/18000],Alev Hasatı lv.1[0/5000], Büyü Hasatı lv.1[0/5000], Ruh Hasatı lv.1[0/5000], Yanan Kızıl Mızrak lv.1[0/800]

Tüm eşyalarım yanmıştı.. Şansıma karta bir şey olmamıştı..

Ateş Orakçısı beklentilerimi biraz açmıştı, kılıçlar hakkında hayal kurarken bir anda kendimi mızrak veya orak kullanacakken bulmuştum.

Hasat yeteneklerinin açıklaması hem basit, hem de gizemliydi. Bana hasat yapabileceğimi söylüyordu sadece..

Kendimi bir an siyah giysilerin içinde elimde orakla milletin canını aldığımı düşündüm..

Yanan kızıl mızrak ise daha direkt bir beceriydi.

[Yanan Kızıl Mızrak lv.1[0/800]: Etrafındaki ölülerden aldığın ruh ve kanları bir mızrağa dönüştürme becerisidir. Mızrak alevlerle uyumludur ve kolayca ateşlenebilir. Uzaktan kontrol mümkündür. Oluşturulabilecek mızrak sayısı (0/1)]

Tam bir katliam becerisine sahiptim, buz bıçaklarının içinde mana barınmadığından fiziksel saldırı olarak geçiyordu sadece keskinlik katabiliyordum mana ile, alev ışını yeteneği evrimleştiği için ve alevleri kolayca kontrol edemediğim için keskin aletler de oluşturamıyorum tek alev ile.

Bu beceri mükemmeldi, etraftan durmada kan çekerek elimdeki mızrağı güçlendirebilirdim, ne kadar çok kan, o kadar çok güç demekti bu yetenek için. Hem fırlattıktan sonra kontrolde edebiliyordum.

Alevin çocuğunun evrimi de gözümden kaçmadı değil, ama beklediğim bir şeydi.

[Alev Orakçısı (1/3): Vücutta persona sahibi ateş oluşturabilen varlık, alevleri besleyerek büyütebilir, alev hasatı yapabilir
Sönmeyen Mavi Alevler: Uzun süredir ortalıkta olmayan yüksek sıcaklıklı alevler. Şeytan’ın alevleri olarak da bilinir.]

Alev haşatının ne olduğunu şimdi anlamıştım, bildiğin bir çiftçi gibi alevleri hasat yapıp başka alevleri besleyebiliyordum, sonra tekrar büyütüp tekrar hasat edebiliyordum.

Sadece kendi vücudumda değil, dışarıdaki her alevin haşatını yapabilirdim ve sönmeyen mavi alevi besleyebilirdim…

Ya da alevleri yiyerek kendimi güçlendirebilirdim..

Büyük ihtimal Ruh ve Büyü hasatı da aynı işlevdeydi…

Bir dakika.. İSKELETLERİMİ KARTA KOYMAMIŞTIM!!!




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 858

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 741

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17355 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23479 Bölüm Sayısı


creator
manga tr