Bölüm 615 : Canlı Yakalanma

avatar
1236 1

A Will Eternal - Bölüm 615 : Canlı Yakalanma


Çevirmen : Clumsy 

 

Bataklık Krallığı Bai Xiaochun’un Ruh Akımı Tarikatında öğrendiği bir ilahi kabiliyetti. Fakat bugüne dek hayat özü ruhunun bütünü açığa çıkamamıştı. Deva ruhlarını elde edişinin ve klonları yaratışının hemen ardındansa kendisini Sahibe Al-Toprağa karşı savunurken yaratığın pençelerini açığa çıkarabilir hale gelmişti.



Fakat şu anda görünen pençeli el, Sahibe Al-Toprak mücadelesinde görünenden çok daha büyüktü. Yaydığı enerji göklerin iradesini gölgeleyecek düzeydeydi! Ayrıca o kıvrımlı pençelerin altında siyah bir kara kütlesini andıran bir şey görünmekteydi!



Tabii o kütle bir kara değildi, Bai Xiaochun’un hayat özü ruhunun eliydi!



O elin tamamen açığa çıktığı takdirde neye benzeyeceğini hayal etmek dahi imkansızdı. Fakat Bataklık Krallığını tamamen kullanabilip yaratığı bir bütün olarak göreceğini günü düşünmek Bai Xiaochun’un gözlerini beklentiyle ışıldatıyordu.



"Pençeler bile iş görür…”
O pençeli el bir gün tamamen açığa çıktığı takdirde göğü karalayabilir, bir devayı bile çaresiz bırakabilirdi.



“Bir gün mutlaka gerçek olacak!”
Kalbi beklenti dolan Bai Xiaochun, pençeli kıvrımların Bai Klanı şefine alçalmasını izlemekteydi.



Pençelerden yayılan inanılmaz enerji bir gün gökleri darmaduman edebilecek güce sahip olduklarının göstergesiydi. Klan şefinin gözünde o dağı andıran pençeler göğü örtüyor, kalbini yoğun bir çaresizlikle dolduruyordu.


“Hayııır!!!” şeklinde meydan okuyucu bir çığlık atan adam, o delilik anında kendisini tutmayarak kozu olan devasa hayalet kafasını nafile bir engelleme girişimiyle pençelere doğru savurdu.



Havayı gümbürtüler doldururken etrafındaki bütün dünya yok olmuş gibi göründü. Tiz bir çığlık işitildi lakin o ses kısa bir sürede kesildi.


Yer ve gök hunharca sarsılmış, pençeler silinmeye başlamıştı. 30,000 metrelik bataklık ortadan kaybolmuş, içerisindeki toprak açığa çıkmıştı ve orada vadileri andıran beş devasa oyuk bulunmaktaydı!



Tam ortasındaysa ağzından kanlar sızan, kemikleri kırılmış, çıplak göğsü zar zor kımıldayabilen biri bulunmaktaydı. O kişiye bakan kişi onun bir ceset olduğunu farz edebilirdi.



Klan şefi Bai Xiaochun’un Bataklık Krallığının beklenmedik gücünden kaçmakta başarısız olmuştu. Ruhun Başlangıcının orta evresinde güçlü bir uzman olsa da henüz Ruhun Başlangıcına dahi geçmeyen Bai Xiaochun, onu savaşta mağlup etmeyi başarmıştı.


Klan şefi ağır yaralıydı ve zar zor soluk almaktaydı. Yine de güçlü yetişim basamağı ve yoğun yaşam gücü sayesinde hala hayattaydı. Fakat nefes alma mücadelesi içerisinde fark ettiği üzere o kadar çok kemiği kırıktı ki hareket dahi edemiyordu.


Tek yapabildiği acı bir şekilde gülümseyen Bai Xiaochun’a tarifsiz bir nefret içeren gözlerle pis bakışlar atmaktı.


“Cesaretin varsa, seni hain piç,” dedi öfke dolu bir iç çekişle, “öldür beni gitsin!!” Kederi ve kırgınlığı onu tamamen boğan bir okyanus misaliydi. Hala karşısındaki kişinin Bai Hao olduğuna inanmıyor ama bir taklitçinin klanın büyü formasyonunu nasıl atlatacağına da akıl sır erdiremiyordu.


Hem deva başpapaz bile onun Bai Hao’dan başka biri olduğuna dair bir kanıt bulamamıştı.



“Bana gerçekten Bai Hao olduğunu söylemeyeceksin herhalde...?”
Aslında yanıtın bir önemi kalmamıştı. Karşısındaki her kim olursa olsun klan şefi, elinden gelse onu öldürmekten yana hiç tereddüt etmezdi.



“Ölmek mi istiyorsun?”
diyen Bai Xiaochun üzerindeki tozları silkeleyerek dört klonunu yeniden içine çekti.


Ardından klan şefinin ne kadar ağır yaralandığını görebilmek adına etrafında yavaşça bir daire çizmeye başladı. Sonra da yanında yere çöküp kafasına vurdu ve pis pis bakıp öfkeli bir şekilde, “Uslu dur, tamam mı?!” diye bağırdı.



“Senin!!” diye kükreyen klan şefinin öfkesi yine tavan yapmıştı. Sergilenen bu haince ve isyankar tavır öylesine abartılıydı ki fazlasıyla aşağılanmış hissetmişti. Önceleri kendisi ve Bai Hao arasındaki fark yer ve gök kadardı. Ama şimdi tam tersi söz konusuydu ve bu his onu tam bir deliliğe itmekteydi.



“Hain piç. Hain or*spu çocuğu!!”
diyen klan şefi bir anda bir ağız dolusu kan kustu ve sonra da bilincini yitirdi.



“Ah… tek yaptığım kafana vurmaktı. Hiç güç kullanmamıştım bile.”
Bai Xiaochun kendisini birazcık suçlu hissetmeye başlamıştı. Karşısındaki kişi Bai Hao’nun babası olduğu için onu savaşın rehavetiyle Bataklık Krallığı kullanarak öldürmesi kabul edilebilirdi. Ama bu şartlar altında öldürmesi doğru olmazdı. Ayrıca yaşayan bir klan şefi ölü bir klan şefinden daha çok iş görürdü.



“Ah, neyse ne. Ben dövüşmekten ve öldürmekten hoşlanan biri değilim. Onu şahsi koruyucu tılsımım olarak kullanabilirim.” Düşüncelerinde bu noktaya ulaşan Bai Xiaochun iç çekerek iki elli bir büyü hareketi gerçekleştirdi, sonra da ellerini klan şefinin bedenindeki rastgele noktalara yerleştirerek yüzü aşkın kısıtlayıcı büyü yaptı. Hala tatmin olmayınca da biraz tıbbi hap çıkartarak klan şefinin ağzına tıktı.



Ardından klan şefinin çantasını açarak içerisinde sağlam bir ip buldu. İpe biraz büyü gücü ekledikten sonra da adamı onunla bağladı ve omzuna atarak, “Hahaha! Bakalım Bai Klanı elimde bu koruyucu tılsım varken bana hamle yapmaya cüret edebilecek mi!” dedi.


Bu noktada kendisiyle hiç olmadığı kadar gurur duyuyor, çok zeki olduğunu düşünüyordu. Hem pastası durmuş hem de karnı doymuştu.



“Bu herifin Ruhun Başlangıcının orta evresinde olması çok kötü. Üzerinde ruh arayışı yapmak fayda etmez. Ayrıca beni bu kadar kolay bulabildiğine göre üzerimde bir mühür olmalı. Beni rahatlıkla takip edebilmesinin tek yolu bu.” Deva başpapazın kendisine saldırdığı vakti düşününce de gözleri bir anda ışıldadı.



“O zaman yapmış olmalı. Bana bir mühürle falan vurmuş olsa gerek.” Bir an için maskesine dokundu. Maske sıra dışıydı ve insanın görünüşüyle aurasını tamamen değiştirebilirdi ama dış kuvvetler tarafından yerleştirilen mühürlere karşı hiçbir şey yapamazdı.



“Ee, kim takar ki? Ben hamle yaptığımda kendimi bile korkutuyorum!” Cesaretini toplamaya çalışsa da hala endişeliydi. Bir adım öne çıktıktan sonra havalanarak omzundaki klan şefine baktı.



“Bai Hao'nun ruhu buralardaysa bunun onu mutsuz edeceğinden şüpheliyim. Sonuçta ben onun Ustasıyım!” deyip boğazını temizleyerek hızlanmaya başladı.



Kısa bir süre sonra soğuk rüzgarlarla bilinci yerine gelen klan şefi içerisinde bulunduğu durumu fark etmiş ve gözleri zehirli bir öfkeyle örtülmüştü.


“Seni hain or*spu çocuğu! Acı içerisinde öleceksin!!”



Bai Xiaochun onu duymazdan gelerek uçmaya devam etti. Üç gün göz açıp kapayıncaya dek geride kalırken bu süreçte klan şefinin sesi küfür ve yeminlerden iyice boğuklaşmıştı.


Bai Xiaochun ise en sonunda öfkelenmeye başlamıştı.


Omzunun ardından bakarak dedi ki: “Kapa çeneni! Konuşmaktan yorulmadın mı!? Çene çalmaya devam edersen seni--”



“Öldür beni!!” diye boğuk bir sesle araya girdi klan şefi, pis bakışlarla.



“Endişelenme, seni öldürmeyeceğim. Ama tek kelime daha edersen seni çırılçıplak soyacağım!” Bu noktada klan şefinin gözleri irileşti ve öfkeden soluğu kesildi. Hatta suratı kıpkırmızı oldu. Ama ağzını sımsıkı kapatmış ve tek kelime etmeye cesaret edemez hale gelmişti.


Ona kalırsa hain oğlunun sözleri boş bir tehditten ibaret değildi. Ve çırılçıplak bir şekilde onun omzundan sarkıtılmak, düşünmesi bile ürpermesine yol açacak derecede büyük bir aşağılanma olurdu.


Tehdidinin etkili olduğunu gören Bai Xiaochun ışıl ışıl gözlerle gülümsedi. Klan şefiyse öfkeden tir tir titrese de bunu bastırmak için elinden geleni yapıyordu, içten içe alev alev yanıyor olmalıydı.


Yine de şansını zorlamaya cesareti yoktu. Bai Klanı şefi olarak bu şekilde rezil olduğu sürece Bai Klanı yalnızca Dev Hayalet Şehrinde değil, tüm Yaban Arazilerde alay malzemesi olurdu. Bu aşağılanmayı silmekse yıllar alırdı.


Bu yüzden kafatası patlayacak gibi olsa da dişlerini sıkıyor, sessizliğini koruyordu.



“Bu taktiğin işe yarayacağını bilseydim daha önce kullanırdım!”
Bai Xiaochun klan şefinin haline birazcık üzülse de Bai Hao’ya nasıl davrandığını anımsamak gözlerinin yeniden soğuk ışıklarla titreşmesi için yeterli olmuştu.

 

#Klan şefinden daha büyük şeyler bekliyordum ama dört klonun da katıldığı Bataklık Krallığını yenebilmesi pek inandırıcı olmazdı tabii. Deva başpapazdan da bir müdahale yok henüz. Bizimki gerçekten bu kadar kolay mı kurtulacak? Ben de illa bir pislik, bir zorluk arıyorum 
Neyse bakalım beklediğim pislik gelecek mi yoksa bizi yeni maceralar mı bekliyor, hadi okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18184 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37518 Bölüm Sayısı


creator
manga tr