Bölüm 570 : Ateş Yaratma Teknikleri

avatar
1465 1

A Will Eternal - Bölüm 570 : Ateş Yaratma Teknikleri


Çevirmen : Clumsy 

 

Yaban Arazilerin beş büyük gücü beş büyük şehre dağılmıştı!

 

Bu beş şehrin dördü kralların şehirleriydi, biriyse imparatorluk şehri! Bu şehirlerin isimleri Dokuz Dingin Şehri, Dev Hayalet Şehri, Savaş Şampiyonu Şehri, Ruh Doğuşu Şehri ve son olarak Baş İmparator Şehriydi!

 

Yaban Araziler de Cennetkarışı arazileriyle aynı antik yöntemle oluşturulmuştu. Zirvede şu anki Baş İmparator, altındaysa dört kral mevcuttu!

 

Dört kral dört ana şehri kontrol edip ordu yetiştiren derebeyleri gibiydi!

 

İmparatorluk şehrinde krallardan rütbe olarak daha aşağıda lord ve markiler de bulunuyordu. Yani Yaban Araziler özünde bir feodal imparatorluğa çok benziyordu.

 

Bai Xiaochun tüm bu bilgileri Zhou Yixing’e ardı ardına sorduğu sorulardan edinmişti. Öğrendiği birkaç yeni şey karşısında şaşırmış olsa da duydukları önceki bilgileriyle birleşince anlam kazanmıştı. Neticede Yaban Arazilerin esas hükümdarlarının ruh yetişimcileri ve ruh büyücüleri olduğunu çoktan çözmüştü.

 

Fakat Cennetkarışı Adasındaki İlahın yıllar yıllar önce o zamanki imparatoru tahtından ettiğinden haberdar değildi. Sonrasında da o imparatorluğun kalan üyeleri Yaban Arazilere kaçmış ve bugünkü duruma gelinmişti.

 

Bai Xiaochun an itibariyle dört büyük kraldan biri olan Dev Hayalet Kralın topraklarındaydı. Ardında kalan ve Kayıp Ruhlar Ormanı olarak anılan ormansa Dev Hayalet Şehrine nispeten yakındı.

 

Ayrıca Dev Hayalet Şehri Cennetkarışı arazilerinin batı kesiminde kalıyordu, Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatıysa doğudaydı. Yani evinden çok ama çok uzaklaşmıştı.

 

Cennetkarışı Nehrinin doğusuna dönmek istiyorsa Cennetkarışı Denizini aşmalıydı ki Ruhun Başlangıcındakiler bile bunu yapamazdı. Yalnızca bir Deva böyle bir işin altından kalkabilirdi.

 

Tabii ki ışınlanma portalları gibi farklı seyahat metotları da vardı. Bir portalla Cennetkarışının doğu kesimine gitmek pek zor olmazdı. Ama ne yazık ki Zhou Yixing’e sorduğu belli belirsiz sorular çerçevesinde yalnızca Yaban Arazilerde doğanların bu portalları kullanabildiğini öğrenmişti.

 

Bu ışınlanma portallarının temeli ruh gücüydü, bu da onlara pek çok garip özellik katıyordu.

 

Ama Zhou Yixing bile bu özelliklerin hepsine hâkim değildi. Verdiği bilgilerin çoğunu bizzat onaylayamazdı, duyduklarına dayalı bir anlatım yapmıştı. Neticede Bai Xiaochun uzunca bir sessizliğe gömülmüş, mağaranın dışındaki göğe bakakalmıştı.

 

“Ah, neyse ne,” diye düşündü iç çekerek, “bir denerim. Kim bilir, belki şansım yaver gider ve buradan ışınlanıp gidebilirim.” Ardından kafasını sallayarak kafasına vuruldu vurulalı bilinçsizce yatmakta olan Zhou Yixing’e baktı.

 

Zhou Yixing tarafından üç defa öldürülmeye çalışılmış olsa da burada onun hayatını sonlandırmayı doğru bulmuyordu. Büyük Sette olsalar başka bir hikaye olabilirdi ama burada, bu yabancı yerde onu yoldaşı olarak tutmak daha iyi bir tercih gibiydi.

 

Ayrıca… Bai Xiaochun Zhou Yixing’in sahiden de şanslı yıldızı olduğuna tamamıyla ikna olmuş durumdaydı. Onun önderliğinde Yaban Araziler pek de korkutucu bir yer olmayabilirdi…

 

Bu düşünceyle onu öldürmeye yönelik isteği daha da azaldı. Biraz daha düşündükten sonraysa eliyle bir büyü hareketi gerçekleştirerek Zhou Yixing’e birkaç yüz kısıtlayıcı büyü yaptı. Böylece hayatı onun ellerine geçmişti, artık onu tek bir düşüncesiyle öldürebilirdi.

 

“Yetişim basamağını tamamen kesmem iyi olmaz. Ya başımız derde girerse de öldürülürse? Olmaz öyle şey.” Üzerine biraz daha düşündükten sonra Zhou Yixing’in yetişim basamağı mührünün yüzde onunu açtı. Ama bu da kendisini birazcık tedirgin edince yarıya indirdi.

 

“Yetişiminin yüzde beşiyle bir Kuruluş Kadrosu yetişimcisine bedel. Böylece birazcık özgürlük kazanır ama kaçmayacağını da garantilemiş olurum.” Şanslı yıldızıma ne kadar da iyi davranıyorum diye düşünürken onu bir kenara atarak bağdaş kurdu ve kendisine açıkladığı ateş formüllerinden birini denemeye koyuldu.

 

Beklenmedik bir şey yaşanmayacağından emin olmak için de üç klonunu çağırdı ve birini mağaranın girişine gönderdi, diğer ikisini de iki yanına Dharma Koruyucuları olarak oturttu.

 

Üç gün göz açıp kapayıncaya dek geride kaldı. Zhou Yixing çoktan bilincini geri kazanmıştı ve hareketsiz şekilde yatmaktaydı. Yetişim basamağının yüzde doksan beşinin mühürlendiğini hissedebiliyordu ama buna rağmen oldukça rahatlamıştı. Belli ki onu esir alan kişinin kendisini öldürme niyeti yoktu, bunun yerine yetişim basamağını mühürlemişti. Yani şimdilik güvendeydi.

 

Fakat labirente girdi gireli yaşadığı şanssızlıkları düşündükçe içinde yükselen kederin önüne geçemiyor, orada öylece yatıyor, mağaranın tavanına bakıyordu.

 

Zhou Yixing sersem bir şekilde uzanırken Bai Xiaochun kendisini ateş formüllerine tamamıyla kaptırmıştı. Bu konuda çalıştıkça şaşkınlığı artıyordu, artık kendi kendine mırıldanma noktasına gelmişti.

 

“Demek çok renkli ateş böyle yaratılıyormuş… Farklı tiplerde ateşler malzeme olarak farklı tiplerde ruhlar gerektiriyormuş. Aslında bu bağlamda gereklilikleri bayağı katı.

 

“İki renkli ateş yaratmak için önce tek renkliden başlamak lazım… İki renkliyi yapınca da ona biraz daha ruh ekleyip üç renkliye geçebiliyorsun…” Yeni bilgiler edindikçe gözleri daha bir ilgiyle ışıldamaya başlıyordu. Ateş yaratmakla ilaç yapmak arasında pek çok farklılık bulunsa da süreci temel olarak anlamasını kolay kılacak derecede benzerlik de söz konusuydu.

 

“İlginç…” diye düşünerek dudaklarını yaladı. İlaç üretmenin en iyi olduğu alanlardan biri olduğunu biliyordu, bu yüzden ateş yaratmakta başarılı olma düşüncesi son derece kışkırtıcıydı.

 

O an için iki renkli ateşi unutup tek renkliye odaklanmaya karar verdi. Hatta birkaç test yapıp kendi başıma ateş üretebilecek miyim diye bir denemek istedi.

 

Formül üzerinde dikkatlice çalıştıktan sonra su klonuna çantasını vererek dışarıdan biraz kinci ruh getirmesini söyledi.

 

Zhou Yixing tüm bunları ışıl ışıl gözlerle izlemekteydi. Bilhassa Bai Xiaochun’un klonları konusunda çok şaşkındı ve kısıtlayıcı büyülerini buğday toplarcasına rahatlıkla dağıtıp geçişlerini düşünmeden edemiyordu.

 

“Bu Bai denen herifin ne biçim bir ilahi kabiliyeti var? Daha önce hiç klon görmemiş değilim ama o klonlar çoğu zaman illüzyon oluyor, kişinin gerçek benliğinin yetişiminin de yalnızca yüzde on kadarını alıyorlar. O kadarı bile sıra dışı. Ama bu herifin klonları gerçek benliği kadar güçlü görünüyor. Bu… tamamen imkânsız!”

 

Zhou Yixing bu konuda birkaç saat düşünmüş, dışarıya karanlık çökmüştü. O sırada bir figürün mağaraya dalışıyla irkildi. Fakat gelen kişinin daha önce ayrılan klon olduğunu fark etti.

 

Klon Bai Xiaochun’un gerçek benliğine doğru yürüyerek ona bir çanta uzattı, sonra da bağdaş kurup yanına oturarak meditasyona döndü.

 

Bu sırada gözleri açılan Bai Xiaochun elini salladı, çantadan sekiz kinci ruh çıkarttı. Arada bir vahşi veya yaratık şekli alan bulanık sis topları Bai Xiaochun’a bağırıp duruyordu.

 

Ruhlar üzerinde kısa bir süre çalışan Xiaochun’un suratında son derece ciddi bir ifade mevcuttu, ilaç yaparken sık sık olduğu gibiydi. Uzanarak sekiz ruhu kavradı ve hepsini avcunda ezdi.

 

O anda adeta bir doğa kanunu işledi. Şaşırtıcı bir şekilde parmaklarının arasındaki çatlaklardan şiddetli ışık huzmeleri çıktı ve çabucak dağıldı. Elini tekrar açtığındaysa geride hiçbir şey kalmamıştı.

 

Yan taraftaki Zhou Yixing’in dudakları alaylı bir şekilde kıvrıldı.

 

“Zhou Klanının ateş yaratma tekniklerini kullanıyor… Hmph! Bizim klan tekniklerimiz bize Dokuz Dingin Kralı tarafından bahşedildi. En iyi teknik bizde olmasa da yine de harika olduğu kesin. Çoğu kişi bu tekniği başarıyla kullanabilmek için on yıl kadar pratik yapma gereği duyar, bazense altmış yıllık bir döngü gerekir. İnsanların tek renkli ateşte uzmanlaşması bile genelde bir yıl alır. Klan şefi sadece üç ay ve bin denemede başarılı olduğum için benim fevkalade yetenekli olduğumu söylemişti. Bu herifin daha önce diğer teknikleri kullandığı kesin ama yine de Zhou metotlarında uzmanlaşmaya çalışıyor. Limitlerini bilmiyor!”

 

Bu esnada Bai Xiaochun kaşlarını çatarak düşünceli bir şekilde avcuna bakmaktaydı. Meseleyi bir müddet analiz ettikten sonraysa sekiz yeni ruh çıkartıp ellerinde sıkarak bir kez daha denedi.

 

Yine aynı şeyler yaşandı, ışıklar ellerinden kaçtı. Ancak bu defa ışıklar silinmemiş, daha da ışıldamış ve tek renkli bir ateş şeklinde avcunda yanmaya başlamıştı!!

 

Zhou Yixing’in gözleri şaşkınlıkla irileşti, ağzı açık kaldı. Ateş yaratma tekniklerinin birbirinden ne kadar farklı olduğunun son derece bilincindeydi. Bir sisteme aşina olan bir ruh büyücüsünün bir başkasında uzmanlaşması çok zordu ve genellikle çokça ince ayar gerektirirdi.

 

Ama bu Ruh Büyücüsü Bai… tek tütsülük süreçte, yalnızca ikinci denemesinde bunu başarmıştı!

 

Zhou Yixing’in şaşkınlıktan soluğu kesilmişti.

 

“Acemi şansı, hepsi bu. Sadece şansı yaver gitti!” Kendisini bu şekilde rahatlatmaya çalışsa da kuvvetle yutkunmuş ve Bai Xiaochun’un ürettiği tek renkli ateşe bakakalmıştı.

 

#Bizimkinin kaplumbağa tavası varken ateş yapımında da uzmanlaşması harika olur. Zaten başlangıcı yapmışken kesin devamını getirir, şanslı yıldızını şok eder. 
Ama sonrasında memlekete nasıl döneceği biraz merak konusu. Acaba portaldan geçebilecek mi? Yoksa başka bir seyahat yöntemi bulana dek buralarda mı kalacak? Bu konuyu çok merak ederek devam ediyorum, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18356 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37574 Bölüm Sayısı


creator
manga tr