Bölüm 567 : Bai Soyadlılardan Nefret Ediyorum

avatar
1470 1

A Will Eternal - Bölüm 567 : Bai Soyadlılardan Nefret Ediyorum


Çevirmen :  Clumsy

 

"Fena bir yetişim basamağı değil, Öz Formasyonda bir ruh yetişimcisi!” Gözleri irileşen ve kalp atışları hızlanan Zhou Yixing, ormanda hızla ilerleyen figüre bakarak dudaklarını yaladı. Meseleleri ölçüp biçtikten sonraysa gözleri kararlılıkla ışıldadı.

 

“Farklı bir yöne dönerse onu görmezden gelirim. Ama kısıtlayıcı büyülerimin menziline girerse onu rahatlıkla tüketirim!

 

“Onu tüketmek yüzü aşkın Kuruluş Kadrosu ruh yetişimcisini tüketmeye bedel olur. Bu sayede hem tamamen iyileşirim hem de yetişim basamağımı zirveye taşırım!” Çabucak mağaranın karanlığına doğru gerilemiş ve tüm ilgisini yaklaşmakta olan figüre odaklamıştı, yani Bai Xiaochun’un ta kendisine.

 

Bai Xiaochun orman haritasını takip ederek açığa çıkmış, yukarıdaki göğü ve önünde uzanan çorak araziyi görmüştü. Dört bir yanı dağlarla çevriliydi ve misafirperverlik göstermeyen halleri içini boğuyordu.

 

Arada bir orada burada uçuşan kinci ruhlardan sis küreleri dolaşıyordu. Tüm alan son derece uğursuz görünümlüydü…

 

“Burası Büyük Setin dışında ziyaret ettiğim yerlerden daha vahşi görünüyor!” diyerek iç çeken Bai Xiaochun ilerlemeyi sürdürüyordu.

 

Bu esnada Zhou Yixing çorak dağdaki mağarasında çömelmiş vaziyetteydi. Ormandan çıkan yetişimcinin kendisine doğru gelmediğini fark ettikten sonraysa önce tereddüt etti, sonra da gözlerine gaddar bir ışıltı yerleşti.  

 

“Fazla düşünüyorum. Onu tüketmem lazım işte, sonra normale dönerim… Ben bir ruh büyücüsüyüm, oysa yalnızca bir ruh yetişimcisi, yani onu rahatlıkla ezip geçebilecek olmalıyım!” Düşüncelerinde bu noktaya varmış olan Zhou Yixing’in ifadesi daha da sertleşmişti. Elini sallayarak dokuz kat güçlendirilmiş siyah yayını çekti ve mağaradan sıçrayarak Bai Xiaochun’a art arda on sekiz ok gönderdi!

 

Bai Xiaochun onu açığa çıkar çıkmaz fark etmişti. Dönüp Zhou Yixing’e doğru baktığında ve onu gördüğündeyse ağzı açık kaldı.

 

On sekiz ok havayı ıslık sesleriyle yarıyordu ve on sekiz ışık huzmesi henüz tepki verme fırsatı bulamadan Bai Xiaochun’un burnunun dibine gelmişti.

 

“Zhou Yixing?” diye düşündü Bai Xiaochun. Aynı saniyede kalbinde bir heyecan yükseldi. Burada böyle tanıdık bir surata rastlayacağını nereden bilecekti ki? O tanıdık suratın şanslı yıldızı oluşuysa daha da şaşırtıcıydı! Zhou Yixing’in öylece belirivermesi Xiaochun’u şimdiden neşeye boğmuştu.

 

Ama hızlıca kararını verdi. “Beni tanımasına müsaade edemem…” 

 

Daha fazla tereddüt edemeden sağ işaret parmağını on sekiz ruh okuna doğru salladı.

 

Ansızın bir anafor belirerek oklarla buluştu ve oklar, yoğun gümbürtüler eşliğinde patladı. Sonucunda doğan şok dalgası dört bir yana tozlar savurmuş, Bai Xiaochun ise hiç zarar görmemiş şekilde ilerlemeye devam etmişti.

 

Zhou Yixing’in gözleri neredeyse yuvalarından çıkacaktı ve kalbi bedenini titretecek kadar şiddetli atmaktaydı. Ansızın içine çok kötü bir his doğmuştu.

 

“Lanet olsun,” dedi içinden, “bu herif benden çok daha güçlü!” Şimdiden fevri davrandığına pişman olmuş ve mağarasındaki kısıtlayıcı büyülerin korumasına sığınmıştı.

 

Fakat Bai Xiaochun bu noktada kıs kıs gülerek harekete geçti. Görüşü bulanıklaştı ve kaşla göz arasında ahşap klonu ondan ayrılarak bir ışık huzmesi şeklinde dağda ilerledi.

 

Bai Xiaochun ilk başta dağdaki kısıtlayıcı büyüleri fark etmemişti ama artık ilgisi çekilmişti ve ne kadar ölümcül olduklarını görebiliyordu. Ama bu onu rahatsız etmedi. Elini sallayarak dağa doğru yeni bir klon gönderdi.

 

Maskesini taktığı için klonları da Bai Hao gibi görünmekteydi.

 

Tüm bu yaşananları gören Zhou Yixing’in suratı fena halde asılmıştı.

 

“Klonlar!!” Zhou Yixing’in anladığı kadarıyla klonu olan bir birey sıra dışı olmalıydı ve şok edici bir şekilde bu kişinin iki klonu vardı. Bir an sonraysa aklına nerede bulunduğu gelmiş ve bu kişinin bir şekilde Dev Hayalet Kralla bağlantılı olması gerektiği sonucuna varmıştı. Muhtemelen onu tüketebilseydi fark etmezdi ama artık onun dengi olmadığını biliyor ve pişmanlığı anbean artıyordu.

 

“Sakin ol, Yoldaş Daoist! Ben doğu Zhou Klanından Zhou Yixing. Yalnızca bir yanlış anlaşılmaydı! Seni eski bir düşmanım sandım!”

 

Bai Xiaochun kıs kıs güldü. Ve sesini kasten birazcık rahatsız edici tutarak, “Yanlış anlaşılma mı? Bai soyadlı herkese böyle mi söylüyorsun? Ben sadece buradan geçiyordum ve senin bu ufak pusunun yalnızca bir yanlış anlaşılma olduğuna inanmam mı gerekiyor?” dedi.

 

Ardından elini salladı, iki klonunu dağın zirvesine ulaştırdı ve ikili kısıtlayıcı büyüleri yok etmeye başladı.

 

Fakat sıradan büyüler değillerdi ve iki klon bu işi bir anda tamamlayamazdı. Hepsini yok etmeleri yarım tütsülük süre almıştı.

 

Bai Xiaochun’a kalırsa işler çok yavaş ilerliyordu ama Zhou Yixing tam tersi fikirdeydi. Kullandığı kısıtlayıcı büyüler klanına hastı ve bilhassa güçlüydüler. Birinin o formasyonları rahatlıkla dağıtabilmesi tamamıyla şok ediciydi.

 

İki klonun katliamına rağmen büyülerini işlevsel tutmaya çalışırken tedirgin bir şekilde seslendi: “Yoldaş Daoist Bai, lütfen, beni bir dinle… ben bir ruh büyücüsüyüm ve ustalığa eriştim! Sana biraz ruh ilacı verebilirim…”

 

Bu kişinin Bai soyadlı olması onu bir an durup düşünmeye itmemişti. Neticede Bai çok yaygın bir soyadıydı.  

 

Bai Xiaochun ise içten içe kocaman sırıtıyordu; Zhou Yixing’le uğraşmak ona tatlı bir aşinalık hissettirmişti. Tabii dışarıdan gururlu bir ifade takınmıştı. Elini sallayarak şok edici ruh dalgalanmaları çıkartıyordu. Dalgalanmaları öylesine baskındı ki bir ruh yetişimcisi değil de bir ruh büyücüsüne ait olduğu anında belli olmuştu.

 

Soğukkanlı bir şekilde, “Ben de bir ruh büyücüsüyüm!” derken sesi asalet doluydu. Bunu işiten Zhou Yixing ürperdi ve gözleri daha da kanlandı.

 

“Senden korktuğumu falan mı sanıyorsun!?” diye kükredi. İki elli bir büyü hareketiyle yayından siyah bir sis çıkarttı ve o sis, üzerinde korkunç bir hayalet suratı taşıyan siyah bir oka dönüştü. Ardından yayını çekti.

 

“Biraz kendini beğenmişsin, ha?” dedi Bai Xiaochun, üstün bir havayla. Ardından su klonunu da harekete geçirdi ve üçüncü bir ışık huzmesi dağa atıldı.

 

“Bir klonun daha mı var!?!?” diye geveledi Zhou Yixing. Üç klon tarafından dövülen kısıtlayıcı büyülerin uzun süre dayanmayacağı kesindi. Zhou Yixing en sonunda bağırarak Bai Xiaochun’a doğru siyah okunu saldı.

 

Ok yaklaştıkça hayalet suratı bağırıyordu. Bu esnada Bai Xiaochun kibirli bir şekilde çenesini kaldırmıştı, Zhou Yixing’in ne yaparsa yapsın kendisine denk olamayacağına tamamıyla emindi. Gencin şu anda yaralı oluşu onu daha da zayıf kılıyordu. Bai Xiaochun ise artık labirentteki halinden bile güçlüydü.

 

Bu yüzden yaklaşan oka dikkat dahi etmedi ve öylece uzanarak oku yakaladı.

 

Ok duraksadı, hayalet suratı acınası bir çığlık attı. Fakat hiçbir mücadelesi fayda etmedi. Zhou Yixing’in başı dönmeye başlamıştı.

 

“İmkânsız!!”

 

Onun nefesi şaşkınlıktan kesilirken art arda patlamalarla birlikte üç klon son koruyucu büyüyü de aşmayı başarıp Zhou Yixing’i kuşattı.

 

Zhou Yixing bir müddet mücadele etse de kısa bir süre içerisinde bastırılmış, yetişim basamağı mühürlenmişti. Ardından Bai Xiaochun’un gerçek benliği de mağaraya adımını attı, boğazını temizleyerek onu baştan ayağa süzdü.

 

Zhou Yixing’in kalbi deli gibi çarpmaya başlamıştı. Bai Xiaochun’a bakıp dişlerini sıkarak şöyle dedi: “Zhou Klanım yıllardır doğuyu korumak adına Dokuz Dingin Kralına hizmet ediyor. Ayrıca ben klanın doğrudan soyundanım! Beni öldürürsen Zhou Klanı mutlaka ölümümün intikamını alır!!”

 

Bai Xiaochun belli belirsiz bir gülümseme eşliğinde Zhou Yixing’in tehditlerini hiçe sayarak çantasına uzandı. Mührünü sildikten sonraysa içini açarak inceledi.

 

Ne yazık ki çanta, birkaç ilgi çekici nesne hariç boştu. Bai Xiaochun dört adet yedi renkli ateş bulmuş, bunları da yayla birlikte mutlu mesut toplamıştı.

 

Zhou Yixing ise çantasını kurcalayan Bai Xiaochun’a öfkeyle bakıyor, kalbinde bir keder yükseliyordu. Labirentte Bai Xiaochun’dan zorbalık görmekten zar zor kurtulup şimdi de Bai soyadlı bir başkası tarafından nasıl olup da zorbalığa uğradığını anlayamıyordu.

 

“Bai soyadlılardan nefret ediyorum!!” diye içten içe sızlanırken yanaklarından yaşlar dökülüyordu.

 

#Bailerden nefret etmekte çok haklısın canım, başına gelmeyen kalmadı valla. Ama hiç değilse hala ölmedin, onu da bizim kaplumbağamızın 'şanslı yıldızı' oluşuna borçlusun herhalde 
Öyleyse bakalım bizimki yıldızıyla birlikte ne yapmayı planlıyormuş, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18143 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37406 Bölüm Sayısı


creator
manga tr