Bölüm 547 : Şşşş

avatar
1491 1

A Will Eternal - Bölüm 547 : Şşşş


Çevirmen : Clumsy 

 

“Cidden güzel bir yaydı…” diye düşünen Bai Xiaochun dudaklarını yaladı. Yayın ne kadar harika olduğunu düşündükçe daha da heyecanlanıyor, geçen sefer bayağı iyi davrandığını fark ediyordu. Aksi takdirde şanslı yıldızını bu şekilde korkutamazdı.

 

“Muhtemelen ileride ona Bay Goril demesem daha iyi. Labirentin bu kadar büyük olması ne kötü. Herhalde ona bir daha denk gelmem.” İç çekerek Zhou Yixing’i şimdiden özlemiş olduğunu fark etti.

 

Bir an sonraysa gözlerini on bir kat ruh güçlendirmeli ateş okuna çevirdi. Ok özellikle hem cismani hem de illüzyon oluşuyla onu sarsmaya devam ediyordu. Oka baktıkça ruhunun çekiştirildiğini hissediyordu.

 

“Okun kendisi mi sıra dışı… yoksa onu bu kadar inanılmaz kılan on bir kat ruh güçlendirme mi?!” Derin bir nefes alarak Nehre Meydan Okuyan Tarikattaki on kat ruh güçlendirme geçirmiş Cennetboynuz Kılıcını düşündü. O kılıç on birinci kat ruh güçlendirmeyi de geçirse nasıl olurdu acaba? Daha da inanılmaz olacağı kesindi.

 

“Ne harika bir ok.” diye düşünerek oku hızlıca çantasına yerleştirdi. Sonra da memnuniyetle çantaya vurarak aklından, bu labirente gelerek sağlam bir kar elde ettim diye geçirdi.

 

“Hmmmmphh. Eminim bu labirentteki hiç kimse, o deva bile benim kadar zengin değildir. Çantamda onu bile şok edecek şeyler var!” Kendisiyle bir hayli gurur duyuyor olsa da son günlerde yaşadığı o tuhaflıkları unutamıyordu. Bu da onun kaskatı kesilmesine yol açmış, hissettiği gururu uzaklaştırmıştı. Hatta kendisine tedbiri elden bırakmaması gerektiğini hatırlatmak zorunda kalmıştı.

 

“Hiçbir zenginlik benim zavallı küçük canımdan kıymetli değil!” diyerek kafasını salladı ve temkinli bir şekilde yeniden harekete geçti.

 

Bu esnada ona çok da uzak olmayan bir tünelde bir yıldız ışığı titreşti ve Zhou Yixing bir ağız dolusu kan kusarak açığa çıktı.

 

Artık alnındaki yıldız mührü bariz şekilde hasar görmüştü, her an dağılabilirmiş gibiydi. Zhou Yixing ağlamak istiyor ama gözlerinden yaş gelmiyordu.

 

“Hepsi senin hatan, Bai Xiaochun!!” diye bağırarak titreyen bedeni ve solgun suratıyla dikiliyordu. “Dokuz renkli ateşimi de ateş okumu da aldın. Lanet olsun sana, Bai Xiaochun!! Sen olmasaydın buraya asla gelmezdim. Sana da bu labirente de lanet olsun!!” 

 

Zhou Yixing delirmenin eşiğinde olduğunu hissediyordu. An itibariyle yıldız mühründe tek bir ışınlanma hakkı kalmıştı, ardından tamamen yok olacaktı.

 

Labirente girmeden önce bu kadar tehlikeli olabileceğini ve mührüne bunca sefer bel bağlayacağını hayal dahi edemezdi. Şu anda kararından tamamıyla pişmandı.

 

“O tuhaf varlıklardan mutlaka, kesinlikle kaçmam lazım… Ve o Bai Xiaochun’dan da kaçınmak zorundayım… Ruh okumun onu öldürmediğine inanamıyorum. Onun insan olmadığı kesin!” İç çekerek ve aklında tek bir düşünceyle ilerlemeye başladı: çıkışı bulacak, asla ama asla geri dönmeyecekti. Bai Xiaochun hakkındaysa… kararını vermişti. Eve dönünce tüm ailesinden onun peşine takılıp onu öldürmelerini isteyecekti.

 

Zhou Yixing Bai Xiaochun’dan ne pahasına olursa olsun kaçınma kararını vermişken Bai Xiaochun da tüm duvarların birbirinin aynı görünüşü karşısında sersemlemiş bir şekilde labirenti arşınlıyordu.

 

“Çıkış nerede…?” diye düşünüyordu tedirgin şekilde. “Delilik bu! Dönüp durdum. Aman, neyse ne. Başlangıç noktam olarak şu kesişim noktasını alacağım!” 

 

Derin bir nefes alarak bir yeşim kâğıt çıkarttı ve sağı takip etme geleneğine geri döndü. Ama bu defa ölçülü adımlar atıyordu. Aynı zamanda yeşim kâğıda da rotasını çiziyordu. Sabır gerektirse de bu işe sadık kalacaktı. Her dört yol ağzında sağ elinin olduğu noktayı takip ediyordu. En sonunda yeşim kağıdında bir rota şekillenmeye başlamıştı.

 

Birkaç gün daha geride kaldı. Artık Bai Xiaochun’un labirentte geçirdiği süre bir aya yaklaşmıştı.

 

Neyse ki yanında yetişim basamağını aktif tutacak ve yeterli savaş gücü sağlayacak bolca ruh alkolü vardı. Yine de ara ara ruhsal enerji kullanması gereken vakitler olduğu için birkaç ayın daha geride kalışıyla ruh alkolü azalmaya başlamıştı.

 

Tedirginliği giderek artıyor, zaman mefhumunu yitiriyordu. Bir gün koridorun ucunda bir hareket hissetti.

 

“Kim var orada?!” diye bağırarak Ebedi Şemsiyesini çekti.

 

Ama karşısındaki kişi onu tamamen hiçe sayarak ilerlemeye devam etti. Kalbi küt küt atan Bai Xiaochun tam gerilemeye başlayacakken karşısındaki kişiyi tanıdı ve ağzı açık kaldı.

 

O kişi Büyük Set yetişimcilerinden biriydi. Fakat şaşırtıcı bir şekilde adamın gözleri tamamen bomboştu, suratıysa ifadesiz…

 

Yetişim basamağı Kuruluş Kadrosuna dek inmişti ve işin tuhafı, adam gerçekten yürüyor değildi! Ayakları yerde sürünüyordu ve havada süzülmüyor olsa da bir şey tarafından arkadan itiliyor gibiydi.

 

Adam, neler olduğunu merak ederek öylece kalakalan Bai Xiaochun’u fark etmiş gibi görünmüyordu. Xiaochun da ona saldırma inisiyatifi alıp almamayı düşünmüş ama sonra onu kışkırtmama kararı almıştı. Bunun yerine kenara çekilerek öylece geçip gidişini izledi.

 

Adam tüm bu süreç boyunca ne durmuş ne de ona bakmış, öylece geçip gitmişti. O noktada Bai Xiaochun’un bakışları adamın arkasına çevrildi ve ansızın bedenindeki tüm tüyler diken diken oldu.

 

“N-n… ne… bu da ne?!” Gerilemiş, suratındaki tüm kan çekilmişti. Çünkü adamın arkasında… kâğıttan bir insan vardı!!

 

Kâğıt insanın kolları, bacakları ve kafası vardı! Yetişimcinin sırtına onun bir parçasıymış gibi yerleşmişti ve Bai Xiaochun, adamın yaşam gücünün ve yetişim basamağının kağıt insana düzenli olarak aktığını görebiliyordu.

 

Kağıt insanın gözleri kapalıydı ama Bai Xiaochun ifadesini ve yüz hatlarının giderek yapıştığı yetişimcininkini andırdığını görebiliyordu.

 

Bu tuhaflık korkudan ürpermesine, hatta elini dehşet içerisinde ağzına götürmesine yol açmıştı. Kâğıt insanın dikkatini çekme endişesiyle yetişimcinin gidişini sessizce izledikten sonraysa rahat bir nefes aldı.

 

“Burası nasıl bir cehennem böyle?” diye düşünüyordu. Kırmızı şapkalar olsun, kana bulanmış tavşanlar olsun, bu kâğıt insan olsun, her şey dehşet vericiydi.

 

Ayrıca bu kâğıt insan da yetişim basamağı kullanılarak dövüşülecek bir şey değildi, doğrudan ruhu etkiliyordu.

 

Şu ana dek olan biten her şey Bai Xiaochun’u son derece ürkek bir hale getirmişti. Aynı yönde ilerlemeye cesaret edemeyerek yeni bir rota seçti ve ilerleyişinin kaydını tutmaya devam etti. Ama ne kadar temkinli olursa olsun karşısında beş kişiyi bulması çok sürmedi. Bu kişilerin ikisi Büyük Set yetişimcisi, ikisi ruh yetişimcisi ve biri de vahşi devdi. Ayrıca hepsi de az önce gördüğü yetişimci gibi sürüklenerek ilerliyordu.

 

Ondan uzaklaştıkları için arkalarında yapışık haldeki kağıt insanları görebiliyordu…

 

Sessizce bir nefes alarak gerilemeye başlayan Xiaochun tekrar yeni bir yön seçti. Ama şaşırtıcı bir şekilde her birinin arkasında kağıt insanlar olan on yeni kişiye denk gelmesi de çok sürmedi…

 

“Lanet olsun, neler dönüyor?” Bai Xiaochun tedirgin bir şekilde yeni bir rota seçti ve bir müddet geçmesine rağmen hiçbir kâğıt insana denk gelmediği için rahat bir nefes aldı. Ertesi günse ansızın duraksadı, birinin son hızla kendisine doğru yaklaştığını fark etmişti.

 

Gelen kişi bir ruh yetişimcisiydi ve Xiaochun’u görür görmez ifadesi sertleşmişti. Onun gücünü fark edecek şekilde ölçüp biçtikten sonraysa soğuk bir homurdanmayla tam hızla ilerlemeye devam etti…

 

Aslında Bai Xiaochun adamın ifadesinin son zamanlarda gördüğü kişiler gibi boş olmayışı karşısında sevinmiş ve ona selam vermek istemişti. Ama adamın öylece uçup gidişini izlerken gözleri irileşti.

 

O ruh yetişimcisinin arkasında da bir kâğıt insan vardı! Ve belli ki adamın onun varlığından hiç haberi yoktu! Bir an sonra kâğıt insanın gözleri açıldı ve Bai Xiaochun’a tuhaf bir gülümseme sundu. Sonra da parmağını dudaklarına götürüp dudaklarını büzerek, şşşşş… dedi.

 

Belli ki Bai Xiaochun’a bir saklambaç oyununa dahil olduğu ve hiçbir şey söylememesi gerektiğini ima ediyordu…

 

Bai Xiaochun öyle korkmuştu ki beti benzi atmıştı. Tüm tüyleri diken diken olmuş, terlemeye başlamıştı. Kâğıt insanın onu yanlış anlamasından endişelenerek başıyla onay verdi, hatta konuşmayacağını anlatmak için göğsünü dahi tokatladı…

 

Kâğıt insan da onu anlamış görünerek tatminkâr bir şekilde başını salladıktan sonra yeniden gözlerini kapattı.  

 

Ruh yetişimcisi uzaklaşır uzaklaşmaz alnındaki teri silen Bai Xiaochun, “Bu kağıt insanlar sen farkına dahi varmadan arkana yapışıp kalabiliyormuş…” diyerek gergin bir şekilde omzunun ardından baktı.

 

 #Kağıt insanlar da çok fenaymış be! Diğer tehditleri görüyorsun en azından, bununsa farkına bile varamıyorsun. Bir de utanmadan şşş falan yapıyor deli kağıt. İnsan paranoyak olur yaa 
Öyleyse bakalım bizim biricik kaplumbağamız da paranoyak olacak mı ve sırtına bir kağıt insan yapışacak mı, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18389 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37597 Bölüm Sayısı


creator
manga tr